+ Konuyu Cevapla
Toplam 20 sonuçtan 1 ile 20 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: KANSER nedir?

  1. #1
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil Kanserden Korunabiliriz

    KANSERDEN KORUNABİLİRİZ
    Dr. Ruze S.Genç

    Günümüzde kanser, tüm dünyanın en önemli sağlık sorunlarından biri. Ölüme yol açan nedenler içinde kalp hastalıklarından sonra ikinci sırayı alıyor. Gelişen teknolojiyle birlikte kimyasal maddelerin yaşantımıza yoğun şekilde girmesi sonucunda, kanser sık rastlanılan bir hastalık haline geldi ve çaresi henüz bulunamadığı için de insanların korkulu rüyası olmaya devam ediyor.
    Kanser, hücrelerin kontrolsüz biçimde çoğalması sonucunda ortaya çıkan bir hastalık. kişi eğer bu çoğalmaya sebep olan genleri taşıyorsa ve bunu tetikleyecek etkilere maruz kaldıysa kansere yakalanma ihtimali yüksektir.
    Günümüzde cerrahi, radyoterapi, kemoterapi gibi yöntemlerle hastaların tedavisine çalışılıyor, ancak erken teşhis, kansere yol açan çevresel etkenleri bilmek ve bunlara karşı tedbirli olmak riski azaltan önemli unsurlar.
    Sık rastlanan kanser türleri ve en önemli sebepleri ise şöyle sıralanabilir:
    Akciğer kanseri: En sık görülen kanser türüdür. İçinde 200’e yakın kanser yapıcı madde bulunan sigara, akciğer kanserinin % 80 sorumlusu. Araştırmalar, günde iki paket sigara içen her 10 kişiden birinin akciğer kanserinden öldüğünü gösteriyor. Bu korkunç tabloya rağmen, sigaranın bırakılmasıyla risk zamanla azalır, on yıl sonra da risk sıfıra iner.
    Pasif içicilerde, yani sigara içen kişinin yanında bulunanlarda da akciğer kanseri riski, sigara dumanına maruz kalmayanlara göre 1,5 kat daha fazla. Sigara, akciğer kanserinden başka ağız, dil, yemek borusu, idrar torbası, pankreas ve böbrek kanserlerine de yol açıyor.
    Meme Kanseri: Kadınlarda akciğer kanserinden sonra en sık görülen kanser türüdür. Önlenebilir sebepleri arasında margarin, tereyağ gibi doymuş yağların tüketiminin fazla olması, sakatat ve kırmızı et gibi hayvansal gıdaların yoğun tüketilmesi ve şişmanlık bulunur. Özellikle menopozdan sonraki şişmanlık tehlikelidir.
    İlk doğumu 35 yaşın üzerinde yapmak veya hiç doğum yapmamak; annede, kız kardeşte meme kanseri bulunması diğer risk faktörlerinden bazılarıdır.
    Kadınlarda kansere bağlı ölümlerin en sık sebebi olmasına karşın, erken tanı hayat kurtarıcıdır. O yüzden her kadın 20 yaşında bir başlangıç mamografisi çektirmeli, 40 yaşından sonra da en geç 1 yıl arayla doktor kontrolünden geçmeli, 4 yılda 1 mamografi çektirmelidir.
    Ayrıca, meme kanserinde zeytinyağı tüketiminin koruyucu etkisi olduğu da biliniyor.
    Mide kanseri: Yeterli protein alınmaması, taze meyve-sebze tüketiminin az olması, içinde koruyucu maddeler bulunan hazır gıdalar, sağlıksız ortamlarda hazırlanmış ve saklanmış besinler, tuzlu besinlerin aşırı tüketimi, kirli su içilmesi mide kanseri riskini artırır. Sigara burada da risk faktörüdür. Ayrıca mide ülserine yolaçan Helicobacter isimli mikrobun tedavi edilmemesi kansere zemin hazırlar; ama mide ülserinin kendisi kansere dönüşen bir hastalık değildir.
    Temiz su içip, yeterli protein ve taze sebze meyve yiyenlerde kesinlikle risk daha az. Aşırı tuz tüketiminden kaçınılması gerektiği gibi, kızartmadan da uzak durmak faydalı olur. Çünkü yüksek ısı yağın yapısını bozar ve kanser yapıcı maddelerin oluşmasına yol açar.
    Kalın barsak kanseri: Genellikle ekonomik düzeyi yüksek toplumlarındaki yaşlı insanlarda görülür. Önemli sebeplerinden bazıları, doymuş yağ ve kolestrol bakımından zengin gıdalarla beslenmek, vitamin ve sütten fakir kuru gıdalar almaktır.
    Korunmak için kabızlıktan kaçınmalı, bunun için de çay kola gibi içecekleri fazla tüketmemelidir. Ayrıca bol su içmeli, düzenli bir tuvalet alışkanlığı edinmeli, bol miktarda taze meyve-sebze yemeli, özellikle meyveleri iyice yıkadıktan sonra kabuğuyla tüketmelidir. Sabah kahvaltıdan önce içilecek bir bardak ılık limonlu su da faydalı olabilir.


  2. #2
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil

    Karaciğer kanseri: Sigara, alkol, hepatit B ve hepatit C hastalıkları sebepler arasındadır. Daha önce hepatit B hastalığı geçirenler dışındaki herkes; özellikle de yakın çevresinde hepatit B taşıyıcısı bulunanlar aşılanmalıdır. Hepatit C’nin ise henüz aşısı yok.
    Rahim Kanseri: İlk doğumunu geç yaşta yapmak veya hiç doğum yapmamak hazırlayıcı faktörlerden sayılır. Menapozdaki kadında yeniden adet görülmeye başlaması uyarıcı olmalıdır. Korunmak için, özellikle menapozdan sonra kadınlar, şikayeti olmasa da en az yılda bir kez muayene olmalıdırlar.
    Prostat kanseri: Yaşlanmayla birlikte görülme oranı da artar. Ayrıca doymuş yağlardan zengin beslenme de riski artırır. Özellikle 50 yaşının üzerindeki erkeklerin yılda bir kez ürolojik kontrolden geçmesi faydalı olur. Sık sık ve gece idrara çıkma, idrar yaparken ağrı ve yanma hissi gibi belirtilere dikkat etmek gerekir.
    Cilt kanseri: Güneş ışığına uzun süre doğrudan maruz kalmak tetikleyici bir faktördür. Özellikle açık tenli kişilerde bu risk daha fazladır. Güneşte kalınması gereken durumlarda koruyucu kremler kullanılmalı; ayrıca vücuttaki benlerin büyümesi, renk değiştirmesi, kaşınması, sızlaması, kızarması, pullanması, düzensiz şekiller alması, kanaması, akıntılı olması gibi durumlarda hemen bir doktora başvurulmalıdır.
    Kan kanseri (lösemi): Yoğun olarak egzos dumanı ve benzin kokusuna maruz kalmak, sigara, böcek ilaçları, saç boyası gibi faktörler sebepler arasında sayılıyor.
    Görüyoruz ki, değindiğimiz kanser türlerinin oluşumunda, büyük oranda çevresel etkenler ve hayat tarzı gibi kontrol edilebilen sebepler ön sırayı almakta. Kansere yol açtığı düşünülen bu etkenlerden sakınarak kansersiz bir hayat geçirme ihtimalini artırmak kendi elimizde.

    Sigaraya başlamayı düşünüyorsanız vazgeçin. İçiyorsanız bırakın, çevrenizdekileri de uygun yollarla uyarın.
    Şişmansanız zayıflamaya çalışın. Ama önemli olan, kısa sürede çok kilo vermek değil, uzunca bir zaman dilimi içinde sağlıklı zayıflamaktır.
    Her fırsatta yürüyüş yapın.
    Her gün bol taze meyve sebze yiyin.
    İçinde koruyucu maddeler ve boya bulunan hazır gıdalardan uzak durun. Doğal besinleri tercih edin.
    Sofranızda kırmızı et, katı yağ ve tuz oranını mümkün olduğunca azaltın.
    Zeytinyağını, balık ve tavuk etini tercih edin. Kızartmadan kaçının.
    İçme sularınızın temiz olmasına dikkat edin.
    Güneş ışınlarından kontrollü şekilde yararlanın.
    Kirli havadan ve yoğun araç trafiği olan yerlerden uzak durun.
    Stresten mümkün olduğunca uzak kalmaya çalışın.
    Sağlık sorununuz olmasa bile, genel bir kontrol için belli aralıklarla doktora gitmekten korkmayın.

    Sermayem Rahmetin...İlacım Cemâlin...

  3. #3
    Ebediyyen Team
    Misafir

    Standart KANSER nedir?

    Kanserden değil, geç kalmaktan kork.


    Kanser, çoğalan bir orduya benzer.


    Kanser, küçük şikayetlerle başlar.



    KANSER NEDİR ?

    Kanser önemi giderek artan bir sağlık ve yaşam sorunu durumundadır. Kanser yayılma gösteren ve ölümcül olabilen bir hastalıktır. Kanserin yüzden fazla tipi vardır ve vücudun her bölümünü etkileyebilir. Ölüm nedeni olarak,kalp ve damar hastalıklarının hemen ardından gelmektedir. Batı toplumlarında her yıl 250-300 kişiden biri kansere yakalanmaktadır. 60 yaşın üzerindeki grupta ise kanser sıklığı çok artmakta 300 kişide 4-5 civarına yükselmektedir. Ülkemizde kesin istatistikler bulunmamakla birlikte insidansının bunun yarısı kadar olduğu tahmin edilmektedir.

    Ülkemizde en sık görülen kanserler erkeklerde akciğer, prostat, kalın bağırsak. rektum, mide ve pankreas; kadınlarda meme, akciğer, kalın bağırsak, rektum, serviks, over, mide ve pankreas kanserleri olarak sıralanabilir. Deri kanseri sıklığı her iki cinste de yüksek olmakla birlikte, habis melanom dışındaki deri kanserleri tedaviye iyi cevap verdiklerinden ölüm oranı düşüktür.

    Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de 1990–1995 yılları arasında en sık ikinci ölüm sebebi kanser olmuştur. Çünkü iltihap hastalıkları daha iyi kontrol altına alınmış tanısal imkânlar ve toplumsal bilinç artmıştır. Bu yılların kayıtlarında akciğer kanseri oranı erkek ve kadında sürekli olarak artmaktadır. Mide kanseri oranı ise her iki cinsiyette azalmakta olup, erkeklerde ikinci en sık kanserden ölüm sebebini oluşturmaktadır. Kadınlarda meme kanserinden ölüm giderek artmış ve akciğer kanserinden sonra ikinci sıraya yükselmiştir. Her iki cinsiyette de akciğer kanserinden ölüm sebebinin çok ciddi bir biçimde artmış olması, kişi başına tüketilen sigara miktarının artışı ile ilgilidir.

  4. #4
    Ebediyyen Team
    Misafir

    Standart

    Kanserin Biyolojisi:

    Kanser, bazı etkilerle değişime uğramış hücrelerin, gerek yerel ve gerek uzak noktalarda kontrolsüz olarak çoğalıp büyümeleri sonucu oluşan habis hastalıklar grubudur. Normalde hücreler belli bir kontrol altında, ihtiyaca göre bölünerek çoğalırlar. Hücreler bir taraftan programlı ölüm(apoptoz) ile yok olurken, diğer taraftan da büyüme faktörlerinin etkisi ile çoğalırlar. Büyüme faktörleri normalde DNA'daki çeşitli genlerin etkisiyle oluşan proteinlerdir. Bu genler mutasyona (değişime)uğrayarak hücrelerin aşırı büyümesine sebep olurlarsa, o zaman kanser oluşur ve bu genlere de "onkogen" denir.

    DNA hayatın merkezi olarak kabul edilir. DNA’larda genler bulunmaktadır. Genler, anne veya babadan çocuğa siyah ya da sarı saç veya mavi göz gibi özeliklerin ya da talasemi (akdeniz anemisi)gibi hastalıkların geçmesine sebep olan kalıtım birimleridir. DNA uzun bir teyp şeridi gibidir. Vücudumuza nasıl büyüyeceğini bildiren, hatta davranışlarımızı belirleyen biyolojik bir programlar dizinidir. Bilgisayardaki programlayıcı şeritlere benzetilebilir.

    İnsan vücudunda milyarlarca hücre vardır ve hücredeki DNA o hücrenin kontrol merkezidir. Ynsanda 23 çift kromozom vardır. Bunlar çiftler halinde bulunurlar. Yalnız son çifttekiler cinsiyet kromozomu olarak farklıdır; kadında XX ve erkekte XY olarak bulunur.

    Kanser genleri ve onkogenler 70' li yılların sonlarına doğru bulunmaya başlanmış ve günümüze kadar çok aktif araştırmaların konusunu oluşturarak, kanserin daha iyi anlaşılmasına, tanı ve tedavinin geliştirilmesine hizmet etmişlerdir.
    Onkogenleri oluşturan mutasyonlar, karsinojen maddelerin, virüslerin ve X ışınlarının etkisiyle meydana gelir. Kanser bir organda oluşduktan sonra ,uzak doku ve organlara da metastaz dediğimiz yerleşmeler yapar ve genel olarak hastalar metastazlar nedeniyle kaybedilir. Hızlı ilerleyen kanserlerde metastaz erken, daha iyi gidişli kanserlerde ise geç oluşur. Metastaz oluşumu tesadüften çok, kanser hücrelerinin bazı organlara kolay yerleşmelerini sağlayan özelliklerine bağlıdır. Örneğin, kolon kanserleri karaciğere, prostat kanserleri kemiğe metastaz yapmayı tercih etmektedir. Burada,kanserli dokuda kan akımı, damar hücrelerinin aktivasyonu gibi faktörler rol oynamaktadır.

    Anti-onkogen denen genlerde kanseri önleyen genlerdir. Bunlar doğal hallerinde iken ,yani mutasyona uğramamış hallerinde iken hücre bölünmesini ve çoğalmasını frenleyen ,durduran genlerdir.

  5. #5
    Ebediyyen Team
    Misafir

    Standart

    Kanser Tanısı:

    Kişide kanser olabilecek belirtilerin görülmesi halinde , dotor bazı testlerin yapılmasını önerecekdir.Bu test sonuçları, kişide kanser olup olmadığını ve genellikle kanserin vücutta nerede olduğunu gösterebilir.

    Kişinin vücudunun herhangi bir yerinde normal olmayan bir şişlik olduğunda doktor bu şişliği inceler ve elle muayane eder. Bazı kanser türleri(prostat-yumurtalık kanseri gibi) kan ve idrara geçen bazı maddeler üretmektedir. Bu maddeler vücutta kanser olduğunu gösterir. Tümör markerı denen bazı kan testleri ile tanı koyulabilir.

    Röntgen filmi ya da tarama testleri; Bu testlerde vücudu görüntüleyen cihazlar kullanılmaktadır.Bu cihazlar, vücudun içinde neler olduğunu gösteren görüntüler sağlamaktadır. Sözgelimi organlar,tümörler gibi. Bunlar görüntü almak için ,çok güvenli dozda radyasyon,manyetik alanlar, radyo ya da
    ses dalgalarının kullanıldığı cihazlardır. Tarama testinden önce kişiye, ağız ya da damardan özel bir sıvı verilebilir. Bu sıvı vücudun içindeki bölümlerin net görülmesinde yardımcı olur. Kişiden, testten birkaç saat önce herhangi bir şey yiyip içmemesi istenebilir. Tarama testleri hastalara acı veren testler değildir.

    Optik tanı testleri;


    (sistoskopi,sigmoidoskopi,kolonoskopi,endoskopi,br onkoskopi) Bu testlerde bir kameraya bağlı ışıklı küçük bir tüp vücudun içine yerleştirilir. Doktor tüpü vücudun içinde hareket ettirebilir. Vücudun iç kısımlarının görüntüleri,kamera aracılığıyla televizyon benzeri bir ekrandan gösterilmektedir. Doktor ayrıca mikroskopta incelemek amacıyla doku örneği de alabilir. Bu işlem biyopsi olarak adlandırılır.

    Biyopsi, hücrelerin, mikroskop altında incelebilmesi amacıyla doku ve sıvı örneği alınmasıişlemidir. Kanserli hücrelerin görünümleri normal hücrelerden farklıdır. Bu nedenle, patolog hücrelerin kanserli olup olmadığını söyleyebilir.

  6. #6
    Ebediyyen Team
    Misafir

    Standart

    Kanser Tedavisi:

    1- AMELİYAT: Bazı kanser tiplerinde en iyi iyileşme toludur. Tümör yayılmış olabileceğinden ameliyattan sonra radyasyon tedavisi ve kansere karşı ilaçlar uygulanabilir.

    2- KEMOTERAPİ: Kemoterapi tümörün ilaçla tedavi edilmesi demektir.Kemoterapi ile tümör hücreleri öldürülür ve tümörün büyümesi durdurlmaya çalışılır.Tümörün cinsine ve hastanın özelliklerine göre kemoterapi uygulanabilir.Tümörü yok edip hastayı iyileştirmek için, tümörün büyümesini durdurmak için, yayılmasını engellemek için,tümörün sebep olduğu belirtileri yok etmek gibi amaçlar ile kemoterapi uygulanabilir.Kemoterapide değişik ilaçlar kullanılır.Tümöre doğrudan etkili kemoterapötik ilaçlar ve hormonlar,bağışıklık sistemini kuvvetlendirici ajanlar.Bazı ilaçlar ise tümöre doğrudan etkili kimyasal ilaçların yan etkilerini azaltmak için kullanılır. Kemoterapi ilaçları damar yoluyla, ağızdan ve bazı vücut boşluklarına uygulanabilir.

    Aile ve yakınlarınız kanser tedavisi olduğunuzu öğrendiklerinde size, hastalığınıza iyi geldiği söylenen çeşitli yiyecek, vitamin ve ilaçlar almanızı önerebilirler. Bu tür öneriler sıklıkla televizyon,gazete ve dergilerde abartılarak bahsedilen tedavilerdir. Maalesef bunlar genellikle kesin veya tam olmayan bilgileri içerir.Bildirilen yüksek iyileşme oranları bilimsel çalışmalarda tekrar edilemez.Tümör tedavisinde gerçek ilerlemeler temel tıp buluşlarının(yeni ilaç ve yöntemlerin) klinikte uzun süre denenmesi ve geliştirilmesi ile sağlanır.Etkisi ispat edildiğinde dünyanın dört bir yanındaki hastaların kullanımına sunulur.Bu tedavileri kullanmayı düşünüyorsanız doktorunuza haber veriniz.

    Kemoterapi tedavisi süresince çeşitli yan etkiler oluşabilir. Yorgunluk ve kansızlık,mikrop bulaşması(enfeksiyon),kanama problemleri,bulantı ve kusma , saç dökülmesi,yutma güçlüğü, ishal, kabızlık, iştahsızlık.

    3- RADYASYON TEDAVİSİ: Radyoterapi, radyoaktif ışınlarla tedavi demektir. Radyoaktif ışınlar ,tedavi edilen bölgedeki kanser hücrelerini yok ederek etkilerini gösterirler.Bu arada tedavi alanı içindeki sağlıklı hücreler de bu ışınlardan kötü etkilenseler de , onların kendilerini onarma yetenekleri vardır.Yan etkilerden kaçınmak için radyoterapide verilen doz seanslara bölünerek verilir. Radyasyon tedavisi Co-60 ya da lineer akseleratör gibi cihazlar ile vücut dışından veya vücut boşlukları ve doku içine radyoaktif maddelerin yerleştirilmesi yoluyla gerçekleştirilir. Tedavi süresince diğer insanlar ile birlikte olmanızda sakınca yoktur.

    Radyoterapi sırasında uygulanan bölgeye bağlı olarak çeşitli yan etkiler görülebilir.Kan yapıcı sistemin ürettiği hücreleri etkileyebilir. Özellikle kemiklere uygulanıyorsa daha yoğun görülür. Düzenli kan tetkikleri yapılarak kan tablosu kontrol edilir. Cildi etkileyebilir noktasal ya da yaygın koyu lekeler görülebilir.İştah azalması, yutma güçlüğü,nefes darlığı, öksürük,ishal, bulantı, kusma gibi şikayetler görülebilir.

    4-HORMON TADAVİSİ: Kanser hücrelerini öldürmek yada büyümelerini yavaşlatmak için hormon üreten bezler ameliyatla alınır.Hormon üretimini engelleyen ilaçlarla da tedavi yapılabilir.

    5-İMMUNOTERAPİ(Bağışıklık tedavisi): Vücudun kansere karşı bağışıklık sistemi yanıtını güçlendiren ya da destekleyen tedavilerdir.

  7. #7
    Ebediyyen Team
    Misafir

    Standart

    Kanserden Korunma:

    Bazı kişiler kanser olurken diğerleri olmuyor. Bunun sebeplerini doktorlar genellikle açıklayamıyor.Bilim adamları kanser tanısı konan hastaların genel özellikleri toparlanarak kanser olma ihtimalini arttıran sebeplerin neler olduğunu araştırmışlardır.Herhangi bir hastalığa yakalanma ihtimalini arttıran faktörlere risk faktörleri , bu olasılığı azaltan faktörlere de koruyucu faktörler denilmektedir. Bazı risk faktörlerinden uzak durulabilirken(sigarayı bırakmak, düzenli beslenmek gibi),bazı risk faktörlerini değiştiremeyiz (doğuştan genlerimizle ailemizden gelen özellikler, vb..). Kanserden korunma bazı risk faktörlerinden kaçınma ve kanser olma ihtimalini azaltan koruyucu faktörleri arttırma ile yapılabilir. Kanserle ilişkisi olduğu bilinen madde ve alışkanlığın kanser tanısı konmadan doğrudan önlenmesine birincil koruma, kanser öncesi görülen(premalin) özellikleri içeren hastalarda bunların kansere dönüşmesini önlemek için yapılanlara ikincil koruma denir. Kanser tanısı konan ve hastalığın tedavisi yapıldıktan sonra hastalığın geri gelmemesi için kansere neden olduğu bilinen durumun ortadan kaldırılması veya bazı önleyici ilaçlar alınması ise üçüncül korunmayı oluşturur.

    En basit örneğiyle sağlıklı bir insanın sigaraya başlamasının engellenmesi veya kullanıyorsa bırakması birincil koruma,
    ağız içinde çok erken dönemde kansere dönebilecek bulgular olan hastaların sigarayı bırakması ikincil korumadır.

    Akciğer kanserine yakalanıp tedavi edilen hastanın ağız içinden başlayarak tüm solunum yollarında, akciğerlerinde ve diğer bölgelerde oluşabilecek yeni bir kanser odağını önlemek amacıyla sigarayı bırakması ise üçüncül korumadır.

    İlaç ve vitamin gibi maddeler kullanılarak bu maddelerin çevresel risk faktörlerinin hücrelerde meydana getirdikleri değişiklikleri ve dolayısıyla kanseri önlemelerine de kemoprevensiyon denir. Kemoprevensiyonun amacı doğal ya da sentetik maddeler kullanarak kanseri oluşturan biyolojik süreçleri geri çevirmektir. Riski büyük olduğu toplumlarda bir halk sağlığı girişimi olarak da kabul edilebilir. Bir maddenin bir kanser türünü engellediğini söyleyebilmek için çok sayıda kişi tarafından yıllar boyunca düzenli olarak kullanılması gerekir.

    -Görünürde bir neden olmaksızın hızlı kilo kaybı,
    -Üç haftada iyileşmeyen yara,ağrı ya da ülser,
    -Büyüyen, kanayan ya da kaşınan leke ya da ben,
    -Hazımsızlık yada yutma güçlüğü,
    -Rahatsız edecek derecede öksürük ya da boğuk ses,
    -Öksürükle kanlı balgam çıkması,
    -Memede ya da vücudun başka bir bölümünde kalınlaşma ya da şişlik,
    -Ağrı olmadan idrardan kan gelmesi,
    -Barsak ve mesane ile ilgili alışkanlıklarda değişiklik,

    Yukarıdaki belirtilerin tümü,kanserin erken evre belirtisi olabilir, ancak bu durumlar çoğu kez daha az önem taşıyan nedenlerden kaynaklanabilir.Bu konuda kararı doktorunuz vermelidir.



    KAYNAKLAR:
    1- JAMA hasta sayfası orijinal sayıdan çeviri(Vol. 280 No:17)
    2- www.gata.edu.tr Kanser epidemiyolojisi
    3- www.cancervic.org.au
    4- Türk onkoloji derneği web sayfası
    5- www.kansertedavileri.com

  8. #8
    Tecrübeli Üye yasin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    07.02.2008
    Bulunduğu Yer
    AllahuAlim
    Mesajlar
    1,458
    Teşekkür
    3,452
    Teşekkür almış: 1,954 / 899 Konu

    Standart

    23/2/2008 - Prof.Dr. Erkan TOPUZ Arena programında önemli açıklamalar yaptı


    Star TV’de, araştırmacı gazeteci Uğur Dündar yönetimindeki Arena programına konuk olan İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz, yine çok çarpıcı açıklamalar yaptı.

    2020 yılında dünyada 20 milyon insanın kanser olacağını vurgulayan Prof. Dr. Erkan Topuz, yiyecek-içecek maddelerinden, giyim kuşama ve temizlik malzemelerine kadar bir çok üründeki kanser tehlikesine dikkat çekti ve son derece önemli uyarılarda bulundu.

    İşte Prof. Dr. Erkan Topuz’un açıklamaları:

    -Yeni arabalarda çok güzel kokular vardır. İşte kanserojen! Çünkü arabaların içindeki tüm o plastikleri yapıştırmak için kullanılan yapıştırıcıların hepsi kanserojendir.

    Tabiatta o kadar güzel yapıştırıcılar vardır ki... Mesela ipek böceklerinin salgısından elde edilen zamkın gücü başka hiç birşeyde yok. Midyeler, denizdeki demirle birleşerek taşa yapışıyor ve onu kopartamıyorsunuz. Korkunç bir yapıştırıcı gücü var. işte dünya yavaş yavaş bunlara dönmeli...

    -Kuru temizleme işleminden geçen giysilerin üzerinde kanserojen madde kalıntıları vardır.

    -İşyerlerinde bilgisayarlar açık, belki oda da televizyon var ve o da açık, cep telefonları da tabii yanımızda... Radyasyonlu ortamları havalandırmak gerekir. Cep telefonlarıyla 30 saniyeden fazla konuşmak, 10 yıl sonra beyin tümörlerinin 2 katına çıkmasına neden olmakta. Cep telefonlarını kulaklıkla kullanalım. Nispeten daha koruyucu bir etkisi var. Bilgisayarlarımızı gerekmedikçe açık bırakmayalım. Televizyonları 6-7 metre uzaktan izleyelim.

    -Baz istasyonlarına aşağı yukarı 1 kilometre uzaklıkta oturmamız gerekir. Bir de ayriyeten Amerika’da yeni çıkan yasa ile cep telefonlarını kuvvetlendirici yerler var. Onların da okullara 500 metreden yakın olmaması gerekiyor. Yeni yapılan bir çalışmada (2005 yılı Amerika’da) otobana yakın oturanlarda özellikle çocuklarda kanser ve lösemi riskinin 5 kart arttığı görülmüş. Arabalardan yayılan mazot ve kurşun atıklarından dolayı.

    -Çalışan insanların çoğunluğu öğle tatillerinde fastfood yiyorlar. Yanında bir gazlı içecek var. Tabi bunların içinde şeker var. Şeker kanserin en önemli dostudur. Fastfooddaki et kırmızı et ve yanmış. Bunun içinde bir yığın katkı maddesi var. Yanında ise hiç hiç sebze yok.

    -Sodayı da aşırı tüketmeyelim. Radyasyon var çünkü içinde. 1-2 tanenin zararı yok ama aşırı miktarda tüketmeyelim.

    -Sert içkilere karşıyız. Votka, rakı gibi. Çünkü miğde, ağız, diş ve mesane kanseri yapıyor. Günde 2 bardak şarap içen kadınlarda meme kanseri riskinin 3-4 kat arttığı görülmüştür. Ama bu çok yanlış anlaşılmasın, şarapçılar iflas eder. Şarapların içinde de pestisit var. Çünkü bunlara organik gübre atabiliyorlar. Organik şarap içebilirler. Kaliteli yetiştirene karşı değilim, ama üzümler aşırı büyük olsun diye çok aşırı gübreleniyor.

    -Zeytinciler de bunu yapıyorlarmış. Zeytinler iyi olsun diye 5 kat fazla gübre atıyorlarmış.

    -Yapraklı olan yiyecekleri lahana, kıvırcık, marul gibi sebzelerin ilk 4 yaprağını atalım. Çünkü istediğiniz kadar yıkayın, organik bile olsa pestisiti uzaklaştırmanız mümkün değildir.

    -Lahana veya haplarını tüketin. Kırmızı turp, lahana, karnıbahar ve brokoliyi haftada 2 kez tüketirseniz hipotriodi yapabilir. O yüzden genellikle buharda pişirin ve öyle tüketin.

    Organik nedir?

    -Doğrudan doğruya pestisit atılmamış yani tabi toprakta yetişen, zirai mücadele ilacı kullanılmamış, organik gübre genellikle kullanılmış yiyecekler. Organik gübre de çok önemli. Amerika’da organik gübreye bile bakıyorlar. Çünkü o gübrenin alındığı hayvan da pestisit almış olabiliyor. Bu çok ince bir çizgi.

    -Dünyanın en iyi organiklerinde bile yine 3-5 tane pestisit bulunmuş.

    -Hakiki organik, Tarım Bakanlığı’nın tasdiki olanlarını almak zorundayız, yani artık buna inanmak zorundayız. Ama onun dışındakilere de çok dikkat etmemiz gerekiyor.

    Organik ürünün ne faydası var?

    Organiklerde salvastrol denen bir madde var. Mesela kırmızı turp kendisini haşarelerden, böceklerden ve etrafında kendisini rahatsız edebilecek zararlı mahsullerden koruyor ve bunun için de salvastrol denilen maddeyi salgılıyor. Doğal bir savunma. Ama maalesef inorganik yetiştirilen ürünlerin salvastrol üretmesine gerek kalmıyor. İşte biz organik olanı aldığımız zaman salvastrol ümmün (bağışıklık) sistemimizi güçlendiriyor, kanserden koruyor, kolestrol seviyesini düzenliyor vs...

    -Çocuklar patates kızartmasını çok seviyorlar. Onların keyfini kaçırmayalım. İlk yağda, temiz bir yağda biraz kızartılabilir.

    -Çocuklara balık terbiyesi verelim.

    Neden kuzu eti?

    -Ben kırmızı et için sadece kuzu etini önerdiğimde bir öğretim üyesi çıktı "Ankara’da kuzu kalmadı" dedi. Kuzuyu önermemin nedeni şu: Gariban doğduktan sonra hiç bir zaman tarlaya salınmıyor. Çünkü tarlaya salındığı zaman pestisitleri otluyor hayvan. Onun dışında biz ineklere 80 kilo süt versin diye büyüme faktörü veriyoruz. Bu gidip adalesinde birikiyor. Büyüme faktörü vücudunda kanına giriyor, kanıyla adaleye ve sütüne geçiyor. Hormon bu, ve kanserojendir. Vücuda girdiği zaman insülin oranını yükseltiyor ve insülinin inip çıkması da glikozu tetikliyor. Yani üç yönden kanserojen oranı tetikleniyor.

    İnsanları aydınlatmak zorundayım

    Bunlara rağmen, maalesef bana bir öğretim üyesi de bunu söylüyor. Ben de dedim ki: "Eğer siz istiyorsanız diğerlerini de yiyebilirsiniz ama ben insanların yüzde 90’ı benim ağzımın içine bakıyor. Onları aydınlatmak zorundayım. Sağolsun, Uğur Dündar ile biz bu işe soyunduk. Siz ne derseniz deyin biz bu işin peşindeyiz".

    Genellikle bütün Amerika’daki büyük şirketler -Türkiye’de tabi buna bir yerde yakın-biz böyle bir şeyler söylediğimiz zaman hemen bir bilimsel kurul kuruyorlar. ’Bunlar satın alındı’ demiyorum, iftira etmiyorum hocalarımıza ama bunlar hemen bir çalışma başlattırıyorlar, belli büyüklükte bir fon alarak. "Bu fonun sonucunu bekliyoruz efendim, bu nasıl olur?" diyorlar. Bu sürüyor 3-4 sene. O süre içinde de köşenin köşesini dönüyorlar. Bu arada da bir sonuç çıkmıyor bundan zaten.

    Gerçekleri açıklayanları tehdit ediyorlar

    -Bizim gibi yeşilci olanları, dernekleri mahkemeye veriyorlar, tehdit ediyorlar. Ben de alıyorum bu tehditleri. Tehdit ediyorlar ve bunun dışında milyonlarca dolarlık tazminatlarla gözünüzü korkutmaya çalışıyorlar ve karşı lobiler kuruyorlar. Çünkü işte ’Dünya aç kalacak, dünya yok olacak, eğer biz bu tarım mahsullerini üretmezsek, bu kimyasalları yok ediyorlar ama biz bunları dolaylı olarak ortaya çıkartıyoruz, besin değerlerinin içine söylediğiniz bitkilere enjekte ediyoruz vs..’ diyorlar.

    -Domatesin çekirdeği yok. Tohum vermiyor. Büyük tröstler Türkiye’ye satıyor belli miktarda. Onu çoğaltamıyorsunuz çünkü içinde tohum yok. Bunu en çok satan İsrail’dir. Onlar bize tohum yollamasa biz açız. Biz bunu kendimiz üretebiliriz. Biz bunu niye yapmıyoruz? Ama onlar genetiğiyle oynayarak en aza indiriyorlar.

    -Çekirdeksiz karpuz yiyoruz. Olacak şey mi?! Sanki çok makbulmuş gibi. Halbuki çekirdeğini ayıklasak ne olur?!! Üstelik iki katı fiyatına satıyorlar. Halbuki karpuz betakrotan bakımından kırmızılar içinde kanserden koruyan en iyi varlıklardan bir tanesidir.

    Bulaşık detarjanlarındaki tehlike

    -Bulaşık makinasındaki deterjanı hiç bir şekilde arıtamayız. Çok az miktarda da olsa kalıcı olur. Deterjanın içine elma sirkesi koysunlar. Makinadan çıktıktan sonra da büyük bir cam kabın içine 9-10 çorba kaşığı elma sirkesi koyalım. Tabağımızı sofraya koymadan önce bunun içine sokup çıkaralım. Çünkü deterjana sirke de koysanız ne kadar yıkarsanız yıkayın, çok az miktarda da olsa pestisit kalır.

    -Dip balıklarında kanserojen madde var. Kefal, barbun, mezgit kanalizasyon diplerinde yetişiyor. İstanbul’da yenilen karides, midye ve istiridyeye ağzınızı sürmeyin. Zehirleniyorsunuz. Midyeden çok zehirlenen insan oldu. Çünkü doğrudan doğruya kanserojen, içinde kurşun ve civa var. Beyin dokusunda tahribat yapıyor, atılmıyor. En büyük kanserojen civa. Bunlar da çinko da çok.

    -Bitkisel baklagiller, bunlar protein ihtiva eden tabi proteinler.

    -Yumurtanın beyazı dünyanın en faydalı en zararsız proteini.

    Herkesi ekrana çıkarıyorlar, medya çok hatalı!

    Türkiye’de sazı eline alan, olur olmaz herkes artık ekrana çıkıyor, reyting getirsin diye. Medya maalesef çok suçlu. Her programda görüyorum lise mezunu bile olmayan adamlar herbalist diye çıkıyorlar. Doktorlar belki nam yapsın, şöhret yapsın diye bilir bilmez bunların belki kapağını açmamış çıkıp konuşuyorlar. Dikkat edin diyorum ve buradan uyarıyorum; prostat olan hastalar çinko almasın ve yüksek doz kalsiyum tüketmesinler. Prostat kanserinde tetikleyicidir ve kanser olduktan sonra da süreyi kısaltır.

    -Çocuklarımıza gazlı içecekler değil meyva suyu verelim. Muhakkak posalı tüketmelerine dikkat edelim.

    -Türkiye’de bazı derneklerden gelen bazı yazılarda, yüzde 70 saf meyva suyu olduğu söyleniyor. Bunlara inanmak durumundayız. Çünkü çok büyük şirketler bunlar. Ama meyva suyu olmayan, esans olanlardan kaçalım. Üzerinde yazıyor zaten. Ama tarihlerine mutlaka bakalım. Meyva suyu sıkıldığı andan itibaren 8 saatte değerini kaybeder O nedenle tarihlerini yakın alsınlar lütfen ve onları 1 ay içinde bitirelim.

    -Türkiye’de hakikaten muazzam bir meyva potansiyeli var. Bütün çiftçiler, köylülerimiz bunlardan para kazanıyor ben buna niye mani olayım. Ama çabuk tüketsinler. Bir elmayı bile kesseniz üstü iki saat sonra siyah olur, oksite olur ve işe yaramayabilir. Ama bunlar kendisini pastörize ettikleri için bunları 1-2 ay içinde tüketmemizi sağlasınlar.

    Beni düşman bellemesinler

    Bizim bu tatlı uyarılarımız hem çocuklarına hem torunlarına ve gelecek nesillere faydası olacak. Biz tatlı uyarılar yapıyoruz. Bizi düşman bellemesinler lütfen, dost bellesinler. Biz onları tatlı tatlı uyaralım, onlar da bu zararlı şeylerden ufak ufak çekilsinler. Tabi ki bir anda çekilemeyecekler.

    Fast Food’çuları desteklerim AMA...

    -Bizim fast food’çular biraz kendilerine gelsinler lütfen! Fast Food’ların yanında bir tabak da yeşil ikram etsinler. İyi yıkanmış, sirkeli sudan geçirilmiş...O zaman biz bunları destekleriz. Şu an buradan uyarıyorum. Eğer Fast Food’un yanında bir tabak da bedava yeşil salata -veya salatalık, kıvırcık salata, domates de olur- verirlerse söz veriyorum burada, o zaman bütün bu Fast Food’çulara sevgiyle yaklaşacağım.

    Hayvanlarda bile kanser artıyor

    -İngiltere’de köpeklerin yiyeceklerine yeşil salatalar eklendi ve köpeklerdeki kanser oranında yüzde 90 oranında azalma olduğunu görüldü. Köpeklerde bile bir yeşil kanser oranını düşürmüş. Yani zehirin panzehiri yine yeşil. Bu da 2006 yılının bir çalışması.

    Gece çalışan kadınlarda meme kanseri riski yüksek

    Her insan haftada bir kez gece hayatı yaşayabilir, çılgınlıklar yapabilir. Ona karşı değilim. Bu günlük hayatını renklendirebilir. Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre, gece çalışan kadınlarda 5 kat fazla meme kanseri görülmüş. Karanlıkta uyumak, aşağı yukarı 30-40 yaşından sonra... Beynimizde melatonin denen bir hormon vardır. Bu melatonin karanlıkta ortaya çıkar. Ümmün sistemi korur, vücudu gençleştirir, dengelendirir, mutluluğu sağlar, uyku düzenini sağlar, kansere karşı ümmün sistemini uyarır, çok güçlüdür. Gece hayatı olan insanlar bu hayatı değiştirsinler.

    Yağlara dikkat!

    Biz katı yağlara karşıyız. Yanlış anlamasınlar ama onlar zeytinyağdan üretmişler falan, ona karşı değiliz. Bu kadar ilanlar vererek, beş kişiye kutuyu tutturarak, televizyonlara çıkarak insanları aydınlatmaları yönünden güzel bir şey bu. Biz katı yağlara karşıyız. Tereyağa da karşıyız. Ama zeytinyağdan yaptıklarını söylüyorlar. Ama bunu yaparken akla bir soru geliyor ’Acaba ben katı yağ alacağıma niye zeytinyağ yemiyorum ki?’ diye bir soru geliyor akla. Soya yağından yapıyoruz falan filan diyorlar ama iz çok hijyenik olduğu ve kaliteli insanlara kutuyu tutturarak gösterdikleri için onlar da çok kaliteli öğretim üyeleri var aralarında, diğer kişiler var işte medyada isim yapmış kişiler. Tabi ki onlara saygı gösteriyoruz. Bu kampanyanın diğer firmalara da örnek olmasını ve sağlıklı şeyleri insanlara duyurmalarını tavsiye ediyoruz.

    PEKİ KENDİSİ NELER YAPIYOR?

    Prof. Dr. Erkan Topuz, halkı aydınlatıcı bilgiler verdikten sonra, kendi günlük yaşamı içerisinde neler yaptığını, nasıl beslendiğini de kısaca özetledi. Topuz şunları anlattı:

    "Ben normal olarak 22:30 ya da 23:00’te yatarım. Karanlık bir yerde yatarım, sabah da 05:30 veya 06:00’da kalkarım. Aşağı yukarı 40 senedir, üniversitedeki hayatım ve çocukluğumdan beri böyledir.

    Televizyonu çok uzak mesafeden izlerim. Bilgisayarımı açık bırakmam. Çocuklarıma da açık bırakırlarsa kızarım.

    Cep telefonuyla 30 saniyeden fazla konuşmam. Hemen kapatırım. Ama bu benim alışkanlığım çok çabuk konuşmak. En az 80-90 kişi bana mesaj bırakıyor. Cep telefonlarımı belli saatlerde açarım. Öğlen bire kadar telefonumu açmam. Akşam da 22:30 kadar da açıktır. Sonra kapatırım.

    Haftanın 5 günü balık çorbası içiyorum. Dip balığı dışındaki balıklarla yapılan çorba. Bu çorbanın içine zerdeçal mutlaka koyarım. Zerdeçal, bizim sarı safran dediğimiz ve köri olarak da piyasada bulunur. Kansere çok etkilidir. Gerek korumasında gerekse kanser esnasında damarı bağlayan bir maddedir. Aşaığı yukarı her 200 gram için bir çorba kaşığı attırıyorum. Bu zaten çok lezzetli bir şey. Bütün Uzakdoğu’nun ve Avrupa’nın tükettiği bir olay. Ama bizde bu terbiye yok.

    Haftada mutlaka 1-2 kez balık yerim.

    Genellikle esmer pirinç yemeye çalışırım. Beyaz un, beyaz şeker ağzıma sürmem. Hastalar teşekkür için baklava falan getiriler, içinden bir tane alırım bazen hatırları için.

    Evimize beyaz ekmek girmez.

    Yemeklerde kaya tuzu kullanırız.

    Sabah kahvaltısında 1 veya 2 bardak su içmeyi tavsiye ederim. Vücuttaki toksinleri atar. Bir de kahvaltıda yeşil çay tavsiye ediyorum. Ayrıca, yeşil çay, böğürtlen, ısırgan ve limon kabuğundan yapılan çay çok önemlidir. Isırfan yaprağı ve kökü, prostat, mide, meme kanserinden korur. Ben bunu sabah tüketirim.

    Eğer organikse mutlaka 2-3 domates yerim.

    Keçi peyniri tercihimdir. Çocukluğumdan beri çok zeytin tüketirim. Zeytin eğer organikse dünyanın en faydalı yiyeceklerinden.

    Sabah kahvaltısından her türlü yeşili tüketebiliriz.

    Biz diyoruz ki bire beş veya yedi sebze tüketin. Minerallerinizi, betakrotenlerinizi, selenyumunuzu vs. bütün minerallerinizi bunlardan almaya çalışın. Ama bazı oranlar var ki bir oda kadar selenyum tüketirseniz o zaman kanserden korunursunuz. Ama 200 ünite E vitaminiyle beraber tüketirseniz prostat kanserinden yüzde 20 korur. Ben E vitamini alıyorum.

    Omega3’ü balıktan alıyorum ama yeteri dozda alıyor muyuz? Omega 3’ü bir ay içelim, bir hafta dinlenelim. Çünkü omega 3 bizim için çok faydalı.

    Devedikeni sütü alırım. Bunun karaciğeri kanserinden koruduğu 3 bin senedir malum. Prostat ve mesane kanserinde tümörü durdurucu etkisi gözlenmiş.

    Bromalein kullanıyorum. Ananasın köküdür, özüdür, çok şifalıdır. Ama bunları periyodik olarak kullanıyorum.

    Bunun dışında bazı tip mantarlar kullanıyorum.

    Hiç bir şekilde zayıflatıcı gıdalara gitmeyiniz. İnanmayınız diyetçilerin 8-10 kilo verdirdiğine. Çünkü sizi kansere hazırlıyor. Manken olma sevdasına girmeyin, sağlıklı yaşayın. Tabi ki biz boy kilo oranına dikkat ediyoruz ama ayda 1-1,5 kilonun üzerinde kilo vermek kansere hazırlıktır. Çünkü yüksek oranda kilo verdiğimiz zaman, vücuttaki yıkıcı mahsuller ve tüm zehirli atıklar kansere dönmektedir. Normal boy-kilo indeksine giriiniz ama ayda 1-1,5 kilo verin.

    Mesela yeşil çay, hem kanserden korur hem de kilo almalarına mani olur. Bromalein (ananas özü), kilo aldırmaz, vücuttaki ödemi atar, kanserden de korur. Veya ananası günde 2 bardak tüketin ya da bunları alamıyorsanız günde 2 bardak yeşil çay tüketin.

    Kırmızı et ben yemem. Ancak ayda ayda ya da bir iki ayda yerim. O da dışarıda yerim. Bizim eve kırmızı et artık girmiyor. Balık, tavuk ve hindi yerim sadece."

    KAYNAK: TELEVİZYONGAZETESİ

    21/2/2008 - Göz göre göre kanser oluyoruz


    "Gerçekleri açıklarsam Türkiye sarsılır" diyen Prof. Erkan Topuz'un verdiği bilgiler tüyler ürpertici! İşte kansere yol açan nedenler...

    Esra Ceyhan'ın Kanal D'deki programına konuk olan İ.Ü. Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz, yine herkesi ekran başına kilitleyen açıklamalarda bulundu.

    Topuz, kanserle mücadelenin anne karnında başladığına dikkat çekerek hamile kadınların ve bebek sahibi insanların evde dikkat etmeleri gereken noktaları anlattı.

    Bulaşık deterjanlarından, halıların temizliğine kadar çok önemli ayrıntılar...

    "Benim mücadelem bu yaştan sonra halkımızı kanserden korumaktır. Kanser tedavisi sonra geliyor. Bir korunma bin tedaviden evladır. Bunları ilk defa duyuyorsunuz ama gerçek bunlar. Ben bunları kendimi bu işe adadığım için anlatıyorum. Bu anlattıklarımı Türkiye ilk defa duyuyor. Belki dünyada da çok az duyan vardır" diyen Prof. Dr. Erkan Topuz, herkesi şaşırtan açıklamalar yaptı.

    İŞTE SARISICI AÇIKLAMALAR

    -Evde, sokakta giydiğimiz ayakkabılarla dolaşılmamalı
    Eğer evde ayakkabı ile geziyorsak dışarıdan geldiğimiz ayakkabıları çıkartıp başka bir ayakkabı giymeliler.
    Çünkü dışarıdan giydiğimiz ayakkabı ile eve soktuğumuz pestisitler kanserin en önemli sebeplerinden bir tanesidir. (Pestisit: Tarım ürünleri, kimyasallar, egzozdan çıkan gazlar vs)

    -En tehlikeli yer: Halı
    Halı bütün pestisitleri tutar. Bu nedenle alıların temizliğine dikkat ediniz. Kesinlikle deterjanla temizlemeyin. Sirkeli su ile silin.

    -Deterjan kullanınca muhakkak eldiven giyilmeli
    Plastik eldiven kullanmayın, içine izci eldiveni giyin. Çünkü deterjanlar alerjiktir ve ufak dozlarda alındığı takdirde kronik olarak kanserojendir. (İzci eldiveni: Pamuk eldiven)

    -Bulaşık makinasında kullandığınız deterjan da petrol ürünü, yani kanserojen!
    Ne kadar yıkarsa yıkansın kalıntılar kalabilir. Eğer sağlığınızı düşünüyorsanız çıkardığınız bulaşıkları sirkeli suyla ya da limonlu suyla silin.

    -Her türlü deterjandan kaçının!
    Devamlı olarak zeytinyağı ve defne sabununu seçiniz. Ellerinizi, vücudunuzu hakiki zeytinyağ, defne veya fıstık yağından yapılan hakiki sabunlar da seçilebilir. Bunları örnek olarak söylüyorum. Deterjandan kaçıyoruz ve çok aşırı miktarda suyla duruluyoruz.

    -Beyaz olan her türlü iç çamaşırı, yeni aldığında en az 2 kere kaynatılmalı!
    Çünkü bunlar beyazlatılmak için kanserojen maddelerle yıkanıyor.

    -Kanserle mücadele anne karnında başlar
    Anne adayları aşırı miktarda vitamin almaktan kaçınsınlar. Çünkü bilinçsizce alınınca vitaminin içindeki kobalt, bazı aşırı miktarda minareller... Doktor bir tane yut diyordur ama çocuk gelişsin diye bir kaç tane yutuyorlar. Bu çocukta birikime sebep olabilir ve kansere neden olabilir.

    -Gökkuşağının 7 rengini, ne buluyorlarsa, günde en azından 3-5 tane yenmeli!
    Her bir renkte bir şeyler var.

    -Gebeler, haftada 2 kez kırmızı et yemeli!
    Özellikle balıkla beslensinler. Sağlıklı bir insanın kansere yakalanmaması için, bebeğin daha anne rahmindeyken
    vücudunun direncinin artması ve zehirleri alarak bağışıklık sisteminin bozulmaması lazım.

    -Oda spreyleri doğrudan doğruya petrol menşeli
    Zehiri soluyorsunuz. Akciğerinize geçiyor ve dolaylı olarak bağışıklık sisteminizi bozuyor.

    -Sebzeler, mevsiminde dondurulup saklanmalı!
    Yalnız bir kez çözülünce onu muhakkak pişirin. Mikro dalgada bir kere ısıtın. Ateşte ısıttıklarımızda ise bir kere ısıtınız. Çünkü bir dahaki sefere değeri ölür. DNA'yı bozar. DNA kırılması da kanserojene yol açar.

    -Radyasyon; kronik olarak kansere en çok yaklaştıran faktörlerden biri!
    Televizyondan çok uzak duralım.

    -Çocuklara haftada 2 kez balık çorbası
    Ama içine zerdeçal koymak suretiyle...
    Soğan, sarımsak ve o mevsimin sebzesiyle yapmalısız. Çocuk anne karnındayken bu terbiyeyi almaya başlamalı.

    -Gebeler haftada 1 kilo balık tüketmeli
    Bu miktarın üzerinde balık tüketilmesine karşıyız. Çünkü en steril balıkta bile az civarda civa vardır. Bu balıklar dip balıkları olmamalı. Somon veya yüzey balığı, Akdeniz, Ege balığı olmalı. Marmara'nın dip balıklarını lütfen tüketmeyiniz.

    -Kızartma için en uygun yağ; kanola yağı
    Onun dışında birinci seçeneğimiz zeytinyağdır. Memleketimizin iftihar edebileceği yağdır. Fındıkyağı da tercih edilebilir.

    -Çocuklar, fast food türü yiyecekleri 15 günde bir yemeli
    Ama haftada 3 kez yedikleri takdirde beyin tümörlerinde, lenfomalarda ve lösemilerde 3 kat artış gözükecektir. Çocuklarımıza arada bir verebiliriz. Ama dışarıdaki yiyeceklerin nasıl kızartıldığını bilmiyorsunuz. Ona göre hareket edin.

    -Çocuklar meyve ve yoğurdu bol tüketmeli
    Ancak yoğurdu prebiyotik ve ev yoğurdu olarak kullanalım. Yoğurdunuzu evde yapın. Peynir ve çökelek fazla miktarda yiyin. Keçi peyniri çok faydalıdır.

    -Çocukları, üç beyazdan; un, şeker ve tuzdan uzak tutmalı
    -Belki tuzcular üzülecekler ama Konya'ya akan kanalizasyonlar ve kirletici sularla, Türkiye'nin en büyük tuzunu karşılayan Tuz Gölü'müz maalesef torbaların içinde çok iyi steril edilmedikleri takdirde bize kanseri ufak ufak taşıyorlar. Bu nedenle kaya tuzunu tercih edin. Yani turşu kurduğunuz tuzu çekin ve çok az miktarda kullanın.
    Çünkü tuz da kanserojendir.

    -Amerika'daki çocukların tombul olmasının sebebi her şeye şeker katmalarıdır
    Ucuz beslenmedir.

    -En faydalı gıdalardan birisi ceviz
    Daha sonra fındık ve bademdir. Ayçiçeği açık alın. İşlemden geçmemiş olacak, kavurup yiyebilirsiniz. Ama fındık, ceviz gibi yiyecekleri kabuklu alın. Çünkü içine böceklenmesin diye ilaç sıkılmaktadır. Sonsuz faydaları olan yiyeceklerdir. Günde bir avuç muhakkak tüketiniz.

    -Elma mutlaka yenilmeli!

    -Plastik, bakır, alüminyum kap kullanılmamalı
    Porselen, cam ve çelik kullanın. Meyveleri de bu tür kaplarda yıkayın. Bunların içine litresine göre 9-10 çorba kaşığı elma sirkesi atın. Aşağı yukarı yarım saat bekletin. Sonra tekrar yıkamayın. Tekrar mikrop alır.

    -Dikkat; meyvelerin üzerine parlak görünmesi için mum sürülüyor!
    Bunları hakiki zeytinyağlı sabundan geçirdikten sonra elma sirkeli sudan geçirin. Ya da elma sirkesi ile ovun. Meyveyi kabuğuyla tüketin eğer sterilse.

    -Lahana, marul gibi yiyeceklerin ilk dört kabuğu çöpe atılmalı
    İstediğiniz kadar yıkayın bunların üzerindeki pestisitleri temizleyemezsiniz. Çaresi yok.

    -3 ayda bir su değiştirilmeli
    Çok muhteşem sularımız var ama ne olursa olsun tabiatı rezil ediyoruz. Satın aldığımız sularda az miktarda da olsa kanserojen dozlar karışabilir. Bunlar kontrollü sular ama 3 ayda bir değiştirmek gerekiyor.

    -Plastik her yerde zehir. Plastik bardaklar, kaplar, plastik herhangi bir şey...
    Ben ona girmiyorum bu lafı söylersem yer yerinden oynar. Bu plastikler ev yapımına girdiler. Doğrudan doğruya inşaat malzemesi olarak kullanıyorlar. Çok bilinçli olun, çok iyi markalar kullanın. Bunları söylemem demek
    Türk ekonomisiyle oynamam demek. Ben insanlara kendimi adadım, onun için kimseden korkmuyorum açık açık söylüyorum.

    -Meyve suyu, posasıyla tüketilmeli
    Biz kanserli hastalara suyunu veriyoruz. Meyve suyuna geçmeyen çok madde posada kalıyor. Bu şekilde kolon ve miğde kanserinden korunmuş oluyorsunuz.

    -Bakır, özellikle beyin tümörlerinde ön plana çıkıyor
    Çok iyi kalaylı olursa bu etki azalıyor. Ama kulağınıza bakır küpe bile takmayın.

    -Çocuklar, yeşil plastik sahalarda oynamamalı
    Plastik çimenler sentetiktir ve kanserojen madde alabilirler.

    -Havuzlar iyi temizlenmeli
    Ozonla temizlemek en fazladır. Aşırı klorluysa yine spor yerine kansere hazırlık yapıyorsunuz...

    -Bütün beyazlatıcılardan kaçınılmalı
    Çocuklarımızın kullandığı o pırıl pırıl bembeyaz defterler klorla temizleniyorlar. Bunlarla temizlenmemiş defter kullansınlar. Kullandıkları boyalarda da kanserojen etkisi vardır.


    KANSER DALGA DALGA GELİYOR

    Prof. Dr. Erkan Topuz'un verdiği şu çarpıcı bilgi, kanserin boyutlarını açıkça ortaya koydu:

    "Kanser dalga dalga geliyor. 2020 yılında 20 milyon insan kansere yakalanacak. Ama eğer bunları yaparsak belki bunu 15 milyona indirebiliriz. O yüzden gözümüzü açalım. Bu iş çocukluktan başlıyor. Çocuklarımıza bu terbiyeyi vermek zorundayız. Ailedeki çocuk annesini taklit eder. Anne ne yiyorsa çocuk da onu yer."

    Topuz, yaptığı açıklamalar nedeniyle bir takım sektörleri zor duruma soktuğu eleştirileri için ise, "Benim için insan sağlığı birinci plandadır. Ekonomi ikinci plandadır. Bir insanın kanser olması durumunda devlete ve millete verdiği zarar milyarlarca dolardır. O yüzden dikkatli olduğunuz takdirde ekonomiye de katkınız olur. Aslında ben bunları anlatarak Türkiye'nin ekonomisini de kurtarıyorum farkında değiller" diye konuştu.


    Kaynak: Vatan Gazetesi

    2/9/2007 - Prof. Erkan Topuz’dan hayat kurtaran öneriler


    Kanal D’de Müge Anlı’nın sunduğu “Dobra Dobra” adlı programa katılan İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz, kansere karşı nasıl beslenilmesi gerektiği yolunda çarpıcı açıklamalarda bulundu. İşte Prof. Dr. Topuz’dan kanserden korunma reçeteleri...

    Kolon kanserine deve dikeni sütü
    “Kolon kanserlerine gelince, kolon kanseri yapan nedir? Bir kere kabızlık en önemli faktör. Onun için bağırsaklarımızı muhakka yumuşak tutalım. Kırmızı etten kaçalım. Mesela dandelion denilen bir bir madde vardır. Türkiye’de henüz yok . Sonra taysıl dediğimiz deve dikeninin sütünden elde edilen bir madde vardır ki aşağı yukarı 30-40 yıldır Alman tıbbında 3-4 bin senedir dünya tıbbında vardır karaciğer kanserini korur. Kolon kanseri riski olanların günde bir gram calsium 100 mg aspirin alması lazım. Hasta olanların ise yoğurt yemesi lazım sürekli olarak. ”

    Sucuk, salam ve sosisten sakının
    “Beyaz un, beyaz şeker, konserve, sucuk, salam, sosis, hazır meyve suları, margarin; bunlar genellikle kanserojen maddelerdir. Soya yağı ve keten tohumu meme kanseri olan ve sektörleri pozitif olan hastalara vermeyin. Ancak soya yağı, soya sütü, keten tohumu çocuğumuz küçük ve kansere meyili varsa o zaman korur. Bakın ne kadar çelişkili.”

    Kanser olan süt içmesin
    “Büyüme hormonu sütle de vücuda geçiyor. Bu sütü çocuklar için söylemiyorum kanserli hastalara verdiğimiz zaman kanserde insülin seviyesini yani kanserojen maddeyi de yükseltiyor. Kanser hastaları neler yapmalı? Bir kere kilo almamalılar. Spor yapmalılar. Yağlı gıdalardan kaçmalılar.”

    Doğum kontrol hapına dikkat!
    “Kadınlar eğer memesinde fibrokist, ailesinde kanser varsa menopoza girdiği zaman kesinlikle hormon almamalı ve muhakkak çok sık meme kontrolleri yaptırmalı. Doğum kontrol hapını bir seneden fazla kullanmayın. Bir sene dinlenin. Çünkü over (yumurtalık) kanserini korur meme kanserini artırır.”

    Yoğurdu evinizde yapın, keçi peyniri yiyin. Cevizi de unutmayın!
    “Yoğurdun üzerindeki yeşil su mideye zararlıdır. Brokoli, karnabahar, lahana, kırmızı lahana, kıvırcık salata, semiz otu, kırmızı turp salatası, kereviz, yeşil kabak ama bunlar mevsiminde yiyeceksiniz, turfanda değil... Ayrıca bunlar kemoterapi esnasında yenmeli. En makbul gıda, en ucuz gıdadır. Şimdi soğan ve sarımsağa gelelim. Ceviz çok faydalı, günde 4-5 acıbadem yenmeli. Kavrulmamış kayısı çekirdeğini 5 taneden fazla yemeyin, içinde bir madde vardır 15 tane yerseniz diger tarafa gidersiniz. 3 kara üzüm, kara erik, kara kayısı ama tazesini yiyeceksiniz. Kışın ise güneşte kurumuş gül kurusu makbuldur. Yoğurdu evde yapacaksınız. Katkısız olacak. Probiyotikten yapın ve soğuk sütün içine atın. Keçi peyniri ve çökelek de çok faydalıdır, özellikle karaciğer kanserine...

    Süte bir bardak limon dökün, kesilsin ve içinde kalan peynirimsi kısmı dökün, suyunudan bardak bardak için... Şile Ağva ve Kilyos’ta kendiniz toplayın böğürtlenleri. Kendisini yerseniz elledit asit var böğürtlenin hem yaprağında hem meyvesinde, hem kökünde. Ama meyvesi bir ay sürdüğü için yaprağını veriyoruz. Böğürtleni bu mevsimde yani simdi alın toplayın, bunun şurubunu yapın. Çorba kaşığıyla, kolon kanserine büyük şifadır.

    Kırmızı et olarak kuzu yiyin
    “Genelilkle beyaz eti tavsiye ediyoruz. Balık tavuk hindi ve arkasından haftada bir kez kırmızı et veriyoruz. Ama lütfen kırmızı ette kuzu etini tercih ediniz. Çünkü genellikle zavallı kuzular hiçbir şekilde zehirlenmemiştir. Niye kırmızı et zararlı diyoruz. bakın hayvanlar genellikle otluyorlar. Etraftan inteksit (zehirlenmiş) dediğimiz otları yiyorlar o da doğrudan doğruya adalesine gidiyor Ayrıca biz bunlara growth factors yani büyüme hormonu veriyoruz. Bir de kırmızı etin öz yapısında kansorejen madde var. Zavallı kuzunun daha otlamadan gırtlağını kesiyoruz. Ne hormon veriyoruz ne bir şey”

    Kız çocuklarınıza asla turfanda yedirmeyin
    “20 yaşına kadar bu diyet yapılırsa yüzde 60 kurtulur. 20 yaşından sonra ise yüzde 20 korur. En çok kadınlarda görülen meme kanseri; kız çocuklarını hormonal beslenmelerden uzak tutmak lazım. Tüm gıdalarımızda hormon var. 15 Eylül’den 1 Ekim’e kadar domatesinizi salçanızı yapın. Sakın turfanda yemeyin. Karnabahar varken brokoli yemeyin. Brüksel lahanası değil, oturun 400 liralık lahana yiyin. Lahana brokoli semizotu karnabahar meme kanserinin en büyük düşmanları. 12 yaşında erken bluğ, meme kanseri için çok önemli bir potansiyeldir, meme kanserini arttırır. Haftada 3 kez yada daha fazla fast-food yiyen gençlerde beyin kanseri enf kanseri ve kan kanseri 3 kat fazladır. Haftada 1 kere yesinler.

    En faydalısı kanola yağı
    “Fındık yağı, kanola yağı, zeytin yağını tavsiye ediyorum. Kanola yağı dünyada çok yaygın Türkiye’ye de yeni girdi ve en ucuz en kaliteli bitki yağıdır. Kanola ve zeytin yağı, keten tohumu ve soya yağı vermeliyiz çocuklara. Kadınlara kansere yakalanmadan önce vermeliyiz ama kadın kansere yakalandıysa bunları vermeyiniz çünkü kanseri azdırır. İlk başta korur sonra azdırır. Kemoterapide trombosit düşürdüğü iddia edilir. Isırgan yaprağı ısırgan kökünün çayı prostat kanserine faydalıdır Yeşil çay prostat, meme, kolon ve mide kanserlerine karşı korur ancak iki kupa içeceksiniz. Şöyle birleştiriyorum hastalarıma; bir yeşil çay iki böğürtlen yaprağı üç limon kabuğu dört ısırgan yaprağını karıştırın.


    Kaynak: http://www.objektifhaber.com/yeni/objhab/default.aspx?id=2O28O107911

    2/9/2007 - Kanserden kurtulmak için inanmak gerek


    Kanser tedavisinde kullanılan alternatif ve tamamlayıcı yöntemlerle ilgili çalışmaları olan doktorlardan Prof. Dr. Erkan Topuz, tüm bitkilerin kanser türleriyle mücadelede faydası olduğunu söyledi. Erkan Topuz’un kanser tedavisi gören hastalar için üzerinde durduğu konulardan bir diğeri ise inanç ve dua.

    İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü kanser hastalarının alternatif ve tamamlayıcı tıp yöntemlerine başvurma sıklığı ile ilgili araştırma yaptı. Enstitü Müdürü Prof. Dr. Erkan Topuz başkanlığında yapılan araştırmaya göre hastaların yüzde 65’i alternatif ve tamamlayıcı tıp yöntemlerine başvuruyor. Kanser tedavisinde kullanılan tamamlayıcı yöntemlerle ilgili çalışmalarını "Kanserde Alternatif ve Tamamlayıcı Tıp" adıyla bir kitapta toplayan Erkan Topuz’la, bitkilerin ve diğer tamamlayıcı yöntemlerin kanser tedavisindeki rolü üzerine konuştuk. İlaçların büyük çoğunluğunun bitkilerden elde edildiğini ve bitiklerin kanseri önlemede ve tedavisinde etkili olduğunu belirten Erkan Topuz, Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Tamamlayıcı Tıp Danışma Kurulu’nun çalışmaları hakkında da bilgi verdi.

    Alternatif ve tamamlayıcı tıp yöntemlerini destekliyor musunuz?
    Alternatif tıp ispat edilmemiş bir tıptır. Bizim tamamlayıcı tıptan bahsetmemiz lazım. Tamamlayıcı tıbbı tabii ki destekliyoruz. Tamamlayıcı tıpta yararlı olan şeyler var. Zararlı olan şeyler var. Doktorun bunu bilinçli olarak hastaya anlatması gerek. Birçok ilaç bitkiden elde edilir. Tüm bitkilerin kanser türlerine faydası vardır. Biz bunu reddetmiyoruz ki.
    Kanser hastalarına uygulanan tamamlayıcı tıp yöntemleri hakkında bilgi verir misiniz?
    Tamamlayıcı tıbbı kanser hastaları için üç grupta incelemek lazım. Birincisi kanserden korunmak için. İkincisi kanser tedavisi esnasında. Üçüncüsü de kanser tedavisi bittikten sonra. Tamamlayıcı tıbbın asıl önemi kansere yakalanmadan önce önleyici olarak kullanılandır. Bunu sadece diyet olarak algılamayın. İki grupta incelenmesi lazım; ruhsal ve bedensel yaklaşımlar ve bitkiler. Meditasyon, akupunktur, hipnoz, ayurveda. Bununla beraber, mizah tedavileri, resim tedavileri, sanatsal yaklaşımlar, dans terapileri, kristaller. Bitkilerin çeşitli faktörleri, kökleri, yaprakları, tohumları. Minareler ve vitaminler.
    Tamamlayıcı tıbbın kanseri önleyici etkileri nelerdir?
    Genetik olan kanserlerde çok önemli. Genetik olarak en sık rastlanan kanserler meme kanseri ve kolon kanseri. Eğer ailede bu kanser türleri varsa ve bu da genetiğinde çeşitli yollardan tespit edildiyse, bu kişilerin kansere yakalanma oranı yüzde 100’e yakın olur. Meme ve kolon kanserinde 20 yaşına kadar belli bir diyete başlanırsa kurtulma şansı yüzde 60. Ama 20 yaşından sonra başlayan bir diyet yüzde 20’lerde kalır. Onun için çok erken yaşta bu diyete girilmesi lazım.
    Peki ailesinde meme kanseri veya kolon kanseri olan bir kişi önleyici olarak ne yapmalı?
    Kilo almamak, spor yapmak, yağlı gıdalar tüketmemek, alkol ve sigaradan kaçmak, kırmızı etten kaçmak. Koruyucu bazı gıdalar var. Bunları ön planda tutmak önemli. Hormonlu gıdalardan kaçınmak şart. Kolon kanserlerinde yoğurt, yağsız beyaz peynir ve çökelek tercih edilmeli. Kalsiyumlu gıdaları almak, günde bir adet 100 mg. asprin kullanmak koruyucu olacaktır. Kadınlarda böyle bir risk varsa, hormon yaklaşımlarından uzak durmak, doğum kontrol hapları kullanmamak önemlidir.

    Hangi gıdaların kanseri önleyici etkisi var?
    Genellikle yeşille beslenmek gerekir. Brokoli, karnabahar, beyaz lahana, kırmızı lahana, kıvırcık salata, semizotu, kırmızı turp salatası ve yeşil kabak gibi besinler. Bunlar genelde ön planda tutulacak gıdalar olmalı. Mesela nar suyunun kanseri küçülttüğünü gösteren hayvan deneyleri var. Havuç çok önemli bir besin. Bunun yanı sıra çekirdeğiyle beraber bol miktarda kara üzüm, çilek ve çilek grupları tüketilmeli. Yeşil çay hem kanserden koruyor hem de kanser tedavisi esnasında tümörü küçültüyor. Genellikle yeşile dönen, kırmızı etten kaçan, yağdan kaçan bir diyet uygulamak gerek. Beyaz un ve şekerden kaçmak gerek. Margarinden korunmak gerek. Hazır gıdalardan konservelerden, sucuk, salam, sosis gibi gıdalardan, hazır meyve sularından kaçmak gerek.
    Peki sigara ve alkol…
    Kesin olarak en önemli faktör sigara ve alkol. Eskiden kırmızı şarabın bir miktar içilmesini tavsiye ederdik. Ancak son çıkan yayınlar, günde iki bardak kırmızı şarap içenlerde meme kanseri riskinin arttığını gösterdi. Ve özellikle sert rakı, votka, viski, tekila gibi içkilerden kesinlikle uzak durulması gerek. Bunlar sigara ile birleştiklerinde kanser riskini yüksek oranda artırıyor.

    Kanser tedavisi sırasında tamamlayıcı tıbbın rolü nedir?
    Kanser meydana geldiyse işte bizim için asıl tehlike buradadır. Hastalarımızın bilinçsizce kullanacağı herhangi bir bitki kanser olayını tetikleyebilir. Yani kanser için verdiğimiz ilaçları ya nötralize eder ya da potansiyelize eder. Onun için hastaların kesinlikle tamamlayıcı ya da alternatif ilaçları doktora danışmadan kullanmaması gerekir.

    Örnek verebilir misiniz?
    En basitini söyleyeyim: Kadınların yüzde 40’ının kullandığı bir antidepresan ilaç var. Diğer bütün ilaçları bloke ediyor. Mesela greyfurt suyu. Bağırsakta P450 denen bir enzim var. İlacın emilmesine mani olduğu gibi, ilacı dört kat potansiyalize edebiliyor. Yani hastayı zehirliyor. Onun için doktorun çok bilinçli olarak hastasına bunu izah edip yasaklaması gerekiyor.

    Kematerapi esnasında alternatif tedavi kullanmak…
    Kemoterapi esnasında alternatif veya tamamlayıcı tedaviyi bilinçsizce kullanmak hastanın ölümüne sebep olabilir. Bu esnada bazı destek tedavileri yok mu? Var tabii. Gıda olarak herşeyi verebilirsiniz. Ama dışarıdan tamamlayıcı hiçbir ilaç vermemeniz gerekir. Ancak örneğin prostat kanserinde selenyum ispat edilmiş. Domatesin içindeki laykopen maddesi ispat edilmiş. Bunları verebilirsiniz.

    Sarımsak ve soğan…
    Kuarsetin maddesi soğan ve sarımsakta bol miktarda vardır. Kanser öncesinde, tedavisi esnasında ve sonrasında çok etkilidir. Sarımsak çok faydalıdır. Hem enfeksiyonlara karşı korur, hem de yapılan çalışmalar sarımsağın mide kanserinden, bağırsak kanserinden, yemek borusu kanserinden ve akciğer kanserinden koruduğunu göstermiştir.

    Acı biberin bazı türleri kansere sebep olabildiği söyleniyor?
    Acı biberin, immün (bağışıklık) sistemini güçlendirdiği ve hayvan deneylerinde tümörlü farelerin tümörlerini küçülttüğü görülmüştür. Ama bu taze acı biber, arnavut biberi. Güneydoğu’da sıklıkla kullanılan kuru acı biber aflatoksin içerir ve bu madde karaciğer kanserine sebep olur.

    Kemoterapi ya da kanser tedavisi bittikten sonra…
    Kemoterapi vücuttaki normal hücreleri de tahrip edebilir. Vücudun genel durumunu bozabilir. Kuvvetsizlik, kan tablosunda düşüklük meydana gelebilir. İşte bunu düzeltmek için de tamamlayıcı tıbbın ayrı bir yeri vardır. Bu konuda da yine Omega-3 çok faydalı. Ama Omega-3’ü çok iyi balık yağından almak lazım. Okyanuslardaki sardalyalardan ve somon balıklarından elde edilen faydalıdır. Bunun dışında, selenyum, laykopen, bunlar bağışıklık sistemini güçlendirir. Ekinezya da öyle. Dışarıdan alacağımız gıdalar arasında folikasit faydalıdır. Folikasit, hem kanserden korur, hem de kanserden sonra kemoterapinin yarattığını tahribatın önlenmesinde etkilidir. Ginseng, ananas, kara üzüm faydalıdır. Zerdeçal çok önemli bir maddedir. Hem tümör hücresini yok eder hem de immün sistemini güçlendirir. Çörekotu, zencefil, çok önemlidir. Bazı meme kanseri türlerinde keten tohumunu tavsiye ederiz. Ama bu her meme kanseri hastası için geçerli değil.

    Sağlık Bakanlığı bünyesinde tamamlayıcı yöntemlerle ilgili çalışmalar yapan bir komisyon var. Bununla ilgili bilgi verir misiniz?
    Bu, altı sene önce İstanbul Üniversitesi’nde Tamamlayıcı Tıp Birimi olarak kuruldu. Ondan sonra Ankara’da Kanser Danışma Kurulu kuruldu. Kanser Danışma Kurulu’nun bir tanesi de tamamlayıcı tıp danışma kuruludur. Yaklaşık 3.5 sene önce çalışmaya başladı. Başkanlığını da kurulduğundan beri ben yapıyorum. Sahtekarların ilaçları bize gelir. Biz bunların kontrolünü yaptırırız. RTÜK’ün basında çıkan bu yalan yanlış haberleri ve yazıları birazcık frenlemesini istedik. Böyle bir kanun teklifi getirdik. İnşallah çıkar. En büyük zarar bu sahtekarlar. Çünkü bir sahtekar çıkıyor ve bütün zavallı millet zehirleniyor.

    Duanın kanser hastaları üzerindeki etkisiyle ilgili bir çalışmanız vardı. Bundan bahsedebilir misiniz?
    Kanser tedavisi konusunda inanç da çok önemli. İnancın, hastaların immün sistemini güçlendirdiği iddia ediliyor. İtalya’daki Katolik kiliselerinde bununla ilgili araştırmalar yapıldı. Araştırmanın sonuçları gösterdi ki dua ve inanç hastaların immün sistemini güçlendiriyor. Biz onun için hastaya her zaman inançlı olmasını öneriyoruz. Her zaman için, hangi dinden olursa olsun... Hastalığı inançla beraber yeneceğimizi her zaman söyleriz. Bu gayet normal. Çünkü inanmazsan zaten kaybedersin.

    Sahtekarlara karşı ne yapılmalı?
    Ulusal Tamamlayıcı Tıp Enstitüsü kurulmalı. Burada bütün bu çalışmalar yürütülmeli ve sahtekarlarla mücadele edilmeli. Yeni ilaçlar ve bitkiler denemeli. Onun dışında medyanın bilim adamlarıyla işbirliği yapması gerekir. Medya, bu sahtekarlara yer verdiği kadar bilim adamlarına da yer vermiş olsa bu kadar rahat cirit atamazlar.

    ŞARLATANLARI AYIRMAK GEREK
    Türkiye Kanserle Savaş Vakfı Onkoloji ve Erken Tanı Merkezi Tıbbi Direktörü Doç. Dr. Metin Aran, alternatif ve tamamlayıcı tıp uygulamalarını doğru tanımlamak gerektiğini belirtiyor. Hastaların bağışıklık sistemini güçlendirdiği tıbbi araştırmalarla ortaya konan bazı maddelerin tüketilmesinin yararlı olduğunu ifade eden Aran, alternatif tıp adı altında gerçekleştirilen bilim dışı uygulamaları desteklemediklerini vurguluyor. Bilim dışı uygulamalar gerçekleştirenleri ’şarlatan’ olarak nitelendiren Metin Aran, ikisi arasındaki ayrımın doğru yapılması gerektiğini belirtiyor.

    ’KAPLUMBAĞA KANI KANSERDEN KORUMAZ’
    İnsanların bağışıklık sistemini güçlendiren maddelerin kanser rahatsızlıklarından korunmak için kullanılmasını onayladıklarını ifade eden Doç. Dr. Metin Aran, örnek olaraksa antioksidan, fitokimyasal ve omega 3 yağ asitleri içeren besinleri gösteriyor.
    Hayvansal maddelerinde kanser rahatsızlıkları için koruyucu ve önleyici olarak tüketildiğini sözlerine ekleyen Aran, buna örnek olarak ise kaplumbağa kanını veriyor. "Bu zavallı kaplumbağaların öldürülmesinden başka hiçbir şey ifade etmez. Kanserden korunmaya faydalı değildir, hastaların bağışıklık sistemlerinin güçlenmesine de hiçbir faydası olmaz. Ama onun dışında kansere yararlı olduğu bilinen domates, kivi, enginar gibi yiyeceklerin kullanılmasını onaylıyoruz" diye konuşuyor.

    NELER TÜKETİLMELİ?

    Antioksidanlar: Antioksidanlar, oksitlenme olaylarını baskılayan maddelerdir. İnsanda normal biyokimyasal olaylardan sonra ortaya çıkan, kanda serbest dolaşarak sağlıklı hücrelere adeta saldıran ve onların DNA yapılarını değiştirerek tümör gelişmesine zorlayan maddelere karşı vücudu korudukları belirtiliyor. Ancak, kanser riskini düşürmekteki rolleri henüz kesinleşmediği için araştırmalar devam ediyor. Bu grubun önde gelenleri vitamin-C, beta-karoten ve vitamin-E’dir. Vitamin-C ağız boşluğu, yemek borusu ve mide kanserlerine karşı koruyucu olabilir. Ayrıca rektum, pankreas, rahim kanserlerinin gelişme riskini azaltabileceği, meme ve akciğer kanserine karşı koruma sağlayabileceği öngörülüyor. Vitamin-C kaynağı olaraksa, portakal, portakal suyu, taze yeşil biber, çilek, kırmızı biber, pişirilmiş brokoli gösteriliyor. Beta-karoten için kaynaklar koyu yeşil yapraklar, sarı-oranj meyve ve sebzeler olarak ifade ediliyor. Yüksek miktarda beta-karoten ise havuç, kabak, taze patates ve ıspanakta bulunuyor. Mide, akciğer, prostat, meme ve baş-boyun kanserlerinin gelişme riskini düşürebileceği olasılığından beta karoten zengini besinler öneriliyor. Bununla beraber, beta-karoten kullanımında kesin öneri öncesi daha çok araştırma gereksinimi vardır Aşırı dozda alınması riskli kişilerde, aynı sigarada olduğu gibi, akciğer kanserine neden olabileceği düşünülüyor.

    Fitokimyasallar: Bitkilerin yapısında bulunan bazı kimyasal bileşiklerdir ve bitkileri bakteriler, virüslar ve mantarlara karşı korurlar. Ayrıca antioksidan, besin koruyucu ve kanser yapıcı ajanlara karşı engelleyici etkileri olabileceği bildiriliyor. Yüksek fitokimyasal maddeli yiyecekler brokoli, dutlar, soya kabukları, armutlar, şalgamlar, kereviz, havuç, ıspanak, zeytinler, domates, mercimek, kavun, sarımsak, kayısı, soğanlar, soya fasulyesi, yeşil çay, şeftali, kabaklar, kıvırcık ve Brüksel lahana ve kırmızı şaraptır.

    Omega-3 yağ asitleri: Vücutta yapılmayan bu asitler yiyecekler veya ek katkılardan alınan yağ asitleridir. Deniz ürünleri, özellikle sıcak su ürünleri, keten tohumu yağı ve fasulyede bulunan bu asitlerin meme ve prostat kanserleri risk ve gelişmesini önlemede rolleri olabileceği bildiriliyor.

    FAZLASI ZARAR GETİRİR
    Ankara Numune Hastanesi Tıbbi Onkoloji Klinik Şefi Doç. Dr. Nurullah Zengin, Modern tıbbın kanserin tanımlanmasında ve tedavisinde belli bir aşamaya geldiğini belirterek şöyle devam etti:
    "Tabii bunun yanında modern tıbbın başarısız olduğu kanser türlerinde değişik uygulama arayışları halen devam ediyor. Modern tıp içinde de bu arayışlar sürüyor. Aynı zamanda alternatif uygulama diye tabir ettiğimiz değişik bitkisel maddeleri ve bunun dışında da daha değişik yöntemleri bu alanda denemek mümkün. Bunları özellikle modern tıbbın başarı elde ettiği alanlarda tavsiye etmek çok doğru değil. Tamamlayıcı tıp, kontrollü bir şekilde vücut direncini artırmaya yönelik bir araç olarak görülüyor. Anti-tümör etkinliği şu ana kadar gösterilmiş değil. Doğal ve bitkisel olan ilaçların kullanımın ötesinde uç kullanımların zarar potansiyeli daha yüksek"

    Kaynak: http://www.forumgazetesi.com/haber_detay.asp?haber_id=17985
    Konu Tur@b tarafından (26.12.2008 Saat 22:23 ) değiştirilmiştir.

  9. Bu yararlı Mesaj için teşekkür eden kullanıcılar:


  10. #9
    Tecrübeli Üye yasin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    07.02.2008
    Bulunduğu Yer
    AllahuAlim
    Mesajlar
    1,458
    Teşekkür
    3,452
    Teşekkür almış: 1,954 / 899 Konu

    Standart

    3/8/2007 - Mehmet Ali Önel ile Erkan Topuz Röpörtajı
    MEHMET ALİ ÖNEL SORDU, İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ONKOLOJİ ENSTİTÜSÜ MÜDÜRÜ PROFESÖR DOKTOR ERKAN TOPUZ YANITLADI

    HANGİ BİTKİLER HANGİ KANSERE İYİ GELİYOR?


    DÜNYA'DA VE TÜRKİYE'DE KANSER TEDAVİSİNDE GELİNEN SON NOKTA NE?

    TÜRK BİLİM ÇEVRELERİ FİTOTERAPİYE (BİTKİSEL TEDAVİ YÖNTEMİ) NEDEN MESAFELİ DURUYOR?

    SAĞLIKLI BİR YAŞAM İÇİN HANGİ BESİNLER KULLANILMALI?

    ALTERNATİF TIBBI, ŞARLATANLAR NASIL İSTİSMAR EDİYOR?

    MEHMET ALİ ÖNEL SORDU, İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ONKOLOJİ ENSTİTÜSÜ MÜDÜRÜ PROFESÖR DOKTOR ERKAN TOPUZ YANITLADI...

    Mehmet Ali ÖNEL: Değerli hocam kanserle ilgili söyleyecek çok şey var herkes birçok şey söylüyor ama herkesin dedikleri bir tarafa biz sizi dinlemek istiyoruz. Bu güne kadar alternatif tıp konusunda da bilimsel tıp konusunda da çok çeşitli tartışmalara tanık olduk ama her zaman son noktayı koyacak birileri olmalı ve bize göre bu sizsiniz. Bugün kanserle ilgili bilimsel tedavinin geldiği nokta nedir önce bundan bahsedelim, sonra alternatif tıp ya da destekleyici tıp olarak nasıl adlandıracaksınız siz onu. O konulara değinelim ayrıca.
    Prof. Erkan Topuz: Çok teşekkür ederim bir kere bilimsel tıpla bu işe başlamamız çok güzel bir olay. Bu vereceğimiz anonslar bütün Türkiye için ve Türkiye dışında bir çok vatandaşımız bunu takip ediyor, onlar için de çok faydalı olacağını inanıyorum. Bizim bilimsel tıbbı 3 evrede incelemeniz gerekir. Ben 3 evreyi de yaşadım 30- 35 senelik kanser üzerinde bir geçmişim var. İlk zamanlar yani 1980'lere kadar 3 taneyi geçmeyen 4 taneyi geçemeyen kanserle savaş yapabilen ilaçlarımız vardı. 1980'lerden sonra ikinci aşama dediğim kanser ilaçları çıkmaya başladı ki bunlar hakikaten mucizeler yarattı başladı. Her ne kadar sağlam dokuya da zarar veriyorlardı ise de eskiden 3 aylık, 6 aylık ömrü kalmış hastalarda şifa imkanı sağladılar. Tabi ki kemoterapiyle beraber radyasyon onkolojisindeki ilerlemeler yani radyoterapideki ilerlemeler gene cerrahi tekniklerin ilerlemesi ve umino terapideki ilerlemeler birleşerek multisiner bir tarzda yapılan bir yaklaşımla kanserde çok büyük başarılar elde edildi. Gene kolon kanserlerinde inanın her sene yeni bir ilaç çıkmakta eskiden %30-40 olan hastalar bugün %80 90ara çıkmakta hatta karaciğer metaztazı yapmış olan hastaları bile temelli kurtarabiliyoruz. Kemoterapi arkasından cerrahi ve gene kemoterapiyle bu onların sıfır olan şanslarını 5 senelik yani temelli kurtulma şanslarını %65 75’lere çıkarma şansımız var. Bunun dışında pek çok kanser sayabilirim. Çarpıcı sonuçlar yönünden bunları sayıyorum ama biz her kanseri kurtarıyor muyuz; hayır, çok geçmiş zamanı geçmiş hasta artık ileri devreye gelmiş hastaya artık dokunamayacağımız devreye gelen hastalara fazla bir şey yapamıyoruz ama bunlar da destek tedavilerle gene ufak çapta kemoterapilerle çok da ufak da olsa bunlarda bile kurtulma şansını deneyebiliyoruz. Mesela son zamanlarda çıkan kan tablosunu tamamen düzelten, büyüme faktörü dediğimiz bazı maddelerle kan tablolarını düzeltebiliyoruz hastalara kilo aldırabiliyoruz genel durumunu toparlayabiliyoruz. Eskiden lakositle düşümüyle kaybettiğimiz binlerce hastayı şimdi 3 tane aşıyla toparlayabiliyoruz. Yani tıp bu kadar da ilerledi. Mehmet Ali Önel : Hastanın tamamen çözümü yok ama en azından yaşam kalitesini yükseltiyorsunuz. Prof. Dr. Erkan Topuz: Evet yine bu hasta 3 ay yaşayacağına veya 30 gün yaşayacağına bu hastayı 1 sene 2 senenin üzerinde yaşatma şansımız oluyor. Her hastayı kurtarıyoruz demiyoruz ama büyük oranda hakikaten başarılar elde ettik. Ama son zamanlarda başarılarımız çok daha güzel ve çok daha ufku geniş. Bu son ilaçlarımız ise son 4-5 senedir çıkan hedefe yönelik tedavi. Mehmet Ali Önel : Yani nokta atışı mı diyelim? Prof. Dr. Erkan Topuz: Nokta atışı da diyelim hedefi bulan aynı kilit anahtar meselsi gibi. Anahtar nasıl gidip kilide uyu sağlayıp tak çevirip onu açıyorsa. Mehmet Ali ÖNEL: Yani sağlıklı hücrelere zarar vermeden...





    Erkan Topuz: Çok güzel söylediniz, sağlıklı hücrelere zarar vermeden gerekli tümörü buluyor ve yok ediyor. Bu özellikle memede, kolon kanserlerinde, akciğer kanserlerinde, lenf bezi kanserlerinde hakikaten mucize ilaçlar bulundu. Bunlarla eskiden %65-75 olan sınırları %95’lere çıkartabildik bazı tip kanserle vardı ki memelerde biz bunlara hiç çare bulamazdık. Ki bunlar %30’u teşkil ederdi bu tip kanserlerde. Bu yeni çıkan hedefe yönelik ilaçlarla bunları artık kür elde edebilir temelli kurtarır hale geldik. Ki bunlara biz çare bulamıyorduk. Bir grup var diyorduk ve bu grup ne hiçbir etkisi yok. İşte bu tedavilerle bunları yok edebiliyoruz. Gene böbrek tümörlerinde sayabileceğim pek çok tümörlerde bunlar için pek çok çalışmalar var.ama bu ilk dördünde büyük adımlar attık ve çok başarılıyız. Mehmet Ali ÖNEL: Peki hocam Dünya ile kıyasla Türkiye nerde? Yani örneğin Amerika’da onkoloji servisinde uygulanan bütün tedaviler Türkiye’de uygulanabiliyor mu? O ölçüde yeterli miyiz?

    Erkan Topuz: Bakın şöyle söyleyebilirim Türkiye’de inanın bu ilaçların %70-80'i Amerika’da çıktıkta ya da Avrupa’da kabul edildikten sonra, Onayı aldıktan sonra Amerika’da türkiye’ye girmesi 1 - 1,5 seneyi geçmiyor, bu hakikaten türkiye için iftihar edilecek bir durum. Bu çalışmalar çeşitli hayvan deneylerinden geçiyor dozaj ayarlanıyor insan çalışmaları yapılıyor. Bizim türkiye’deki sahtekarlar gibi ben şunu buldum sana olur diye bir şey yok. Bu bir ilacın bir ilaç olarak insanda kullanılması en az 5 sene alır. İşte bu devreleri geçirmiş ve FTA tarafından kabul görmüş ilaçlar bizim hocalar tarafından gerekli görülüp arkasına bu dünyadaki faz 3 çalışmasını gösterdiği örneklendirdiği takdirde devlet tarafından getiriliyor ve parası karşılanıyor. Hakikaten bu yönden Türkiye çok ileride ve belki bazı avrupa ülkelerinden çok ileride Mehmet Ali ÖNEL: Hocam bilimsel tıpla ilgili bu toparlayıcı bilgilerden sonra alternatif tıp olarak bilinen ama sizin daha çok destekleyici tedavi yöntemleri olarak sanıyorum tanımladığınız alana girmek istiyorum izninizle çünkü bu alanda insanlar çok kişi merak ediyor çok hastamız var ne yazık ki. Ve onların kafası bulanık çünkü herkes bir şey söylüyor doğru ve yanlış birbirine girmiş durumda. Öncelikle siz saygın bir bilim adamı olarak alternatif tedavi yöntemleriyle ilgili daha çok bitkisel tedavi yöntemleri için neler söyleyeceksi

    Prof. Dr. Erkan Topuz: Bir kere şunu söyleyeyim bu lafı şu ara pek çok kullanmaya başladım. 30 -35 senelik hayatımda benim için en öneli öğretmenim hastalarım olmuştur. Tabi ki teorik bilgilerimiz her yerden almışızdır ama beni hakiten eğiten hastalarımdır. Şimdi hastaların soruları hastalarla bire bir münasebetler benim hakikaten şu yere gelmemde ve tecrübelerim artmasında en büyük rolü hastalarım üstlenmiştir. Yani benim öğretmenlerim hastalarımdır. Ben 30 senden beri hastalarımdan daima şunları almışımdır. “Hocam ben ne yiyeyim ben ne içeyim, şurada şöyle bir madde varmış kansere çareymiş ben bunu nasıl kullanayım?” Hastanın doktora açılması lazım. Doktorun da ketum olmaması lazım. Yani doktorla şunu hemen bir anti parantez söyleyeyim alternatif tıp yoktur alternatif tıp ispat edilmemiş tıptır. Ama biz tamamlayıcı tıbbı kabul ediyoruz. Tamamlayıcı tıbbın içinde bütün diyetler vardır, müzik tedavisi vardır, akupunktur, meditasyon, aurora bunların hepsini kabul ediyoruz ama bunları bir ölçüde bir kabul ediyoruz. Hasta tedavi edici değil tamamlayıcı destek olarak kabul ediyoruz. Normal bilimsel tıbba bunlar destek olurlar yardımcı olurlar. Destek tedavilerin içinde tamamlayıcı tıbbın içinde bazı maddeler vardır ki tabi bunları da reddetmiyoruz. Bunlar bizim birçok kanser ilacımız bitkilerden elde edilmiştir zaten. Ama bunu biraz evvel yine söyledim pek çok aşamalardan geçerek ilaç haline gelemesi gerekir. Bunun içinde türkiye’de ve dünyadaki şarlatanlık yalnız türkiye’de değil almış başını giderken. Bunu hukuk kuralları içinde oturtup cezalandırarak bunu köşelemek gerekir. Çünkü tamamlayıcı tıbbı hakikaten doktor tam olarak hastasına anlatamıyorsa. Anlatsa da hasta bu yoldan çıkıyorsa, burada hastanın en büyük şanssızlığı burada az evvel şöyle bir laf ettim. Bazı hastaları %95 kurtarabiliyoruz genel anlamda bazı tümörleri %90 temeli kurtarabiliyoruz. Yani bilimsel tıbbı terk edip doğrudan doğruya bu şarlatanların kucağına düştüğü takdirde, temelli kurtarabileceği bu hastalıktan maalesef gider. Mehmet Ali ÖNEL: Hocam şöyle bir duyum alıyorum ben bunu hastalardan duyuyorum çoğu zaman bilimsel tıp bu tanımlayıcı tedavi yöntemlerini yada bu halkın alternatif tıp olarak bildiği o alana çok mesafeli duruyor. Doktorlar “şurada işte bir ot var hastalığa iyi geliyor” lafını duyduklarında hemen “aman onlar şarlatan gitmeyin” diye kestirip atıyorlar. Buradan da şarlatanlara gün doğuyor belki de gerçekten çok yararlı olan bitkilerin tedavi şansını onlara ihale etmiş oluyoruz. Bizde onkoloji enstitüsünde bu tamamlayıcı tıp birimi aşağı yukarı 5 sene evvel kuruldu bunun dışında sağlık bakanlığı da tamamlayıcı tıp dalını tanıma kurumu kurdu. Aynı zamanda bunun görevi nedir, yine İstanbul Üni. Onkoloji Enstitüsü’ne verdi. Prof. Dr. Erkan Topuz: Halkımızı uyarıyorum internetten satarken diyor ki mesela kantaron şu ara çok meşhur bütün hastalarımız kantaron yağı içiyor ve çiçeği alıyor kimse tabi internette benim kantaronumu alacaksınız diyor. Çünkü benim kantaron çiçeğimin ayrı bir özelliği vardır diğerlerine benzemez diyor. Internet kanalıyla satıyor adam bunu 50 dolar 5 milyon kaça satıyorsa internetten satarken benim kantaronumu alın diyor sahtekarlık burada başlıyor eğer internetten satıyorsa %99 şarlatandır. Eğer bir kişi diyorsa ki benim ilacım her derde devadır diyorsa, en büyük şarlatan bunlardır. Zaten biz ona noktayı koyarız ama diyorsa ki benim ilacım tek diyabetli hastalarda şeker oranını hafif düşürebilir e bende bunu diyorum ginseng düşürür acı badem düşürür sayabileceğim pek çok maddeler zerdeçal az miktarda düşürür. Efendim ama meyan kökü yükseltir, biz bunları zaten biliyoruz bunlarla takviye ediyoruz hastaları tek bir şeye söylüyorsa haklı olabilir ama benim çayım bin derde deva yada 10 hastalığa deva diyorsa işte o zaman bizim şarlatan listemizin birincisi odur her derde deva der. İşte o zaman kaybeder Mehmet Ali ÖNEL: Başında siz varsınız herhalde ? Prof. Dr. Erkan Topuz: Tabi başında enstitü müdür olduğum için ben varım. Ama diğer arkadaşlarım da hepsi bu hususta bilinçlidir. Bunlar zaten bize soruluyor ve bunlar - Ankara’ya gelen bu otlar ve diğer şeyler bizim tarafımızdan eczacılık fakültesine veya gerekli olan farmakolojilere yollanarak bundan hakikaten bir ümit var mı diye arıyoruz. Fakat bazı şeyler geliyor ki inanamazsınız bunların ben de mektupları var hatta bunları kitap halinde çıkarmak lazım. Adam yazmış bu kişilerin bazıları bunu yapanların şizofrenik yani şizofreni hastaları. Buna inanmışlar bu otun her derde deva olacağına inanmışlar. Aslında Türkiye’de kanun boşlukların yararlanarak ve dünyada kanun boşluklarından yararlanarak, vatandaş işini bilir gibi bunlarda işini bilip köşeyi dönen gruplar. Çünkü bunlar herhangi bir maddeyi ınternet kanalıyla veya bazı kanallara çıkarak söyledikleri zaman zavallı halkımızın %90’ınını kandıramazsın %5 - 10 unun kafasını çeliyor. Bu kadar geniş bir konu, ki biz mesela bazı şeyleri benimle konuşuyor ve bir diyet veriyorum diyorum ki siz şunları almalısınız kanser tedavisi esnasında şunları yemelisiniz kanser tedavisi bittikten sonra şu gıdaları almaksızın ama esas tamamlayıcı tıbbı tenkit etmek istiyorum kansere yakalanmadan evvel kullanmak gerekir . Önleyici tedavi olarak kullanmak gerekir. Her zaman vurgulamışımdır bazı tip kanserler vardır ki bunlar herdital’dir yani ailevidir. Rengin meme kanseri, kolon kanseri. Bunların çocuklarında bunun çıkma ihtimali tabi ki çok daha fazla. Akrabaların eğer bunlar 20 yaşından evvel bizim anlattığımız diyetlere girerlerse o zaman şansları %60 kanserden kurtulma şansı olabiliyor. Tamamlayıcı tıbbı 3 bölümde incelemek lazım; 1- kansere yakalanmadan evvel 2- kanser esnasında 3- kanserden kurtulduktan sonra. Bizim esas en büyük problemimiz kanser tedavisi esnasında tamamlayıcı tıbbın dediğimiz -tamamlayıcı tıbbı diyorum alternatif tıbbı demiyorum şarlatanları demiyorum- çünkü bu bazı bitkiler vardır ki bizim yaptığımız kemoterapiyi tamamen bozar. Çok basit her zaman bu örneği vermişimdir. Greyfurt suyu çok büyük şifadır. Ümmi sistemi güçlendirir enfeksiyonlardan korur hatta diyetçiler zayıflatmak için şunu da verirler yağ yakıcı özelliği vardır çok faydalı bir gıdadır ama kemoterapi esnasında verirseniz bağırsaktaki p450 dediğimiz ve karaciğerde bulunan bir madde tarafından nötrelize edilir ve potansiyel kemoterapiyi 4 katına çıkartır. Aldığı kanser ilacını 4 katına çıkartır ve hastanın ölümüne sebep olur. Bir yolu de emilmeye mani olabilir ve ilacın etkisini yok edebilir. Mehmet Ali ÖNEL: Tamamlayıcı tıp aslında tıpla ilgisi olmayan insanların bu alana girmemesi lazım. Çünkü dışarıda otlarla insanları tedavi ettiğini söyleyen ama tıp dünyasıyla uzaktan yakından ilgisi olmayan birçok insan var. Aktar görünümünde şifacı görünümünde vs vs. Ama bunların bir çoğu hastaların hayatını tehlikeye atıyor bunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz herhalde. Prof. Dr. Erkan Topuz: Tabi, yani bakın ne kadar derin bir konu bu her bitkinin bizde bitki listeleri vardır. Biz ilk başta hastaya deriz ki, bu bitkiler kullanmayın yahut kemoterapi esnasında kullanmayın zehirlenmelere veya kanamalara sebep olur. Trombosütünün düşürür kanamayı arttırır hastayı kanamadan kaybederiz. Pek çok konuda ilgili pek çok bitki var. Tabi ki bunlar doktorların hastalara aktarabileceği bitkiler. Bir de şu var bizim şarlatanlar pek çok bitki üzerinde konuşuyorlar. Her bir bitkinin de yararlı olması pek çok faktörlere bağlı. Ben basit bir örnek vereyim bunu her zaman söylüyoruz ki halkımız da bunu biliyor domates yiyoruz domatesin yetiştiği mevsim içinde likopen dediğimiz bir madde var. Eğer bu Haziranla Eylül sonuna kadar alırsanız içindeki bu madde maksimumda. Ama siz bunu Kasım ayından Mayıs ayına kadar alırsanız her ne kadar seralarda yetişiyor ama bunun kızarması dibine atılan kızarması için kullanılan kimyasallar var. Hızlı büyümesi için hormonlar var, yani bir temmuz ayındaki domatesin büyümesi için domates bugün kesinlikle ispat edilmiştir. Prostat kanserinden korur, meme kanserinde başarılıdır, kolon kanserinde etkili olduğu gösterilmiştir. Bunun akabinde her mevsimine aldığı toprağa gördüğü güneşe göre içindeki madde miktarı değişir. Bunu standardize etmek çok zor. Şunu söylüyorum benim hastalarım bunu bilirler, derim ki “eylül 5 de kendi domatesinizi kendiniz yapın ister dipfriz atın ister salçasını yapın.” Yine şunu vurgulamak istiyorum. Ben tabi ki hiçbir firmaya çamur atmak veya böyle bir şey söylemek durumunda değilim. Bu ticari bir hayattır. Hasta ilk geldiği zaman şunu söylemişimdir sigara yasak alkol yasak beyaz un yasak beyaz şeker yasak çünkü kanser şekeri çok sever. Konserve yasak derim. Niye konserve yasak derim çünkü konservenin içinde koruyucu maddeler vardır sucuk, sosis, salam, hazır meyve suları eğer bunlar çok iyi firmaların değilse ben burada hiçbir firmaya yan gözle bakmak veya çamur atmak anlamında söylemiyorum muhakkak ki çok iyi firmalarımız var. Avrupa’ya ihracat yapan amerika’ya ihracat yapan ama bilinmedik olanlarda bunları kullanmayın diyorum. Hatta şunu söylüyorum, ev yoğurdunuzu kendiniz yapınız. Çünkü yoğurdun içinde olan 2 bakteri ki biri çok özeldir kanserden koruyan bakteriyi biz dışarında aldığımız yoğurtta zaten öldürüyoruz pastörize ediyoruz. Dikkat ederseniz aldığımız yoğurdu 25 gün 1 ay dolaba koyuyoruz bozulmuyor çünkü içinde koruyucu maddeler var. Siz evinizdeki yoğurdu yapın da 5 gün muhafaza edin dolapta hemen ekşir. Onun için çok bilinçli bir yerden gıdanızı alın. Basit bir örnek vereyim bir konuşmamada örnek vermiştim belki düşmanlarım çoğalıyor ama olsun, “Marmara Denizindeki balıklar zehirlidir” demiştim özelikle dip balıklara sakın yanaşmayın. Demişimdir açık açık. Biz omegayı çok veririz hastamıza omega 3 hakikaten kanserden korur kilo aldırır faydalıdır hatta sarımsak hapı ile verildiğinde kolesterol trigiriset üstünde ikisini birlikte kontrol edici bir etkisi vardır. Fakat şunu tekrar söylüyorum omega 3 alırken muhakkak çok iyi bir marka alınız. Çünkü omega 3 sardalyadan elde edilir, okyanustaki sardalyalardan eğer siz Marmara Denizin omega 3 ünü alırsanız otomatik olarak zaten zehirlenmiş olursunuz. Mehmet Ali ÖNEL: Hocam bu enstitü aslında şunu mu sağlayacak aslında şarlatanların doldurmuş olduğu bu alanı alacak bilimsel zemine çekecek. Ve de Türkiye’de o kadar çok bitki var ki bunları deneme imkanı bulacak yeni yaratıcı ilaçlar ortaya çıkarırken aynı zamanda bu şarlatanları da kontrol altına almış olacak ? Prof. Dr Erkan Topuz: Bakın burası onkoloji enstitüsü türkiye’nin tek birimi olan ve danışması olan merkez tabi ki esasında bunun ulusal tamamlayıcı tıp enstitüsü haline gelemesi lazım yani buranın bir enstitünün ayrı olarak buradan koparak buraya bağlı ama başka bir geniş yerin içerisinde farmakologuyla eczacısıyla kimyageriyle hayvan laboratuarlarıyla bambaşka bir kuruluş haline gelmesi lazım Mehmet Ali ÖNELl: Hocam bilimsel tıbba destek olarak tamamlayıcı tedavi bitkiler anlamında söylüyorum, dünyada sanki son zamanlarda daha bir artmış durumda. İsrail’de mesela sürekli haber geliyor, Çin’den, Amerika’dan Türkiye’de bu tür çalışmalar var mı kürsüler bilim daları var mı?










    Prof. Dr Erkan TOPUZ: Şunu anlatayım, 30 seneden beri bu bana sorulur. Amerika’da son 10 sene zarfında 25 üniversite’de kurulmuştur. Bunun içine her şey giriyor akupunktur meditasyon bunun dışında ayurga da bunlar bizde yüksek lisans onlarda master dediğimiz programlara alınmış vaziyette yani bir tıp doktoru bunları yapabildiği gibi sıradan kişilerde burada master yapabiliyor. Ama bunların çalışma izni olmuyor, sıradan kişilerin doktor olmadıklarından. Doktor olanların ise bu sertifikayı aldıktan sonra muayenehane açabiliyorlar. Ama Amerika’da bunlar kanunla belirtilmiş. Mehmet Ali ÖNEL: Ama hocam orada boşluklar doldurulmuş yasayla kanunla doldurulmuş. Prof. Dr Erkan TOPUZ: Ben de onu söylüyorum tabi ki son zamanda sağlık bakanlığının girişimi güzel bir olay. Mehmet Ali ÖNEL: Bir danışman kurumu oluşturuldu değil mi hocam? Prof. Dr Erkan TOPUZ: Güzel bir başlangıç bizim onkolojide bunu 5 sene önce kurmamız güzel bir başlangıç. Şimdi İstanbul Üniversitesi Senatosuna Bilimdalı olarak kurulması için ben bir teklif götürdüm. Tahmin ediyorum ki senato bunu geçirecek ve Türkiye’de ilk bilim dalı istanbul Üniversitesi’nde kurulmuş olacak. Mehmet Ali ÖNEL: Hocam biraz bitkisel ağırlıklı bir merkez mi oluşacak ?





    Prof. Dr Erkan TOPUZ: Tabi tabi, her şey burada oluşmuş olacak bunlar burada gerek çalışmalarını yapacaklar gerekse etik kurulun daha kolay geçmesini ve çalışmaların hızlandırılmasını ve bu şarlatanlardan gelen maddelerin daha kolay kontrol altına alınmasını sağlayacaklar. Bilimsel olarak buna daha iyi yaklaşacaklar. Ama biraz evvel söyledim önemli olan ulusal olarak tamamlayıcı tıp enstitüsünün kurulması. Tamamlayıcı bilim dalı olarak değil de enstitü kurulması. O zaman enstitü olarak muhteşem bir binada ki bu çok büyük bir para gerektiren bir şey değil. Bütün değerli hocaların bir araya gelerek denemek isteyen diğer doktorların da buranın etik kuruluna baş vurarak çalışma imkanı bulabileceğiz bir yer yaratmak. Bu da mümkün olmayacak bir şey değil. Mehmet Ali ÖNEL: Ama hocam birçok hocadan biz şunu duyuyoruz "aman otlar bitkiler sakın ilgilenmeyin" diye, bu doğru bir yaklaşım mı?

    Prof. Dr Erkan TOPUZ: Burada bizim çalışma yapmışız hastalarımızın %65i tamamlayıcı tıp kullanıyor buradaki hastalarımızın bence %95 kullanıyor bize yalan söylediler yanlış bir istatistik ve bunların %65i ısırgan kullanıyor.Şimdi bakın ısırgan apayrı bir olay ısırgan çok faydalı gene prostat kanserinin şifası mide kanserinde çok faydalı ondan sonra özefargus yemek borusu kanserinde faydalı beyin tümöründe faydalı akciğer kanserinde faydalı hem önlüyor hem alınabiliyor ama bakın ısırganın yaprağı ve kökü amerika’da kesin olarak ilaç haline getirilmiş. Satılıyor resmen satılıyor dozajı bile belli. Ama Türkiye’de çıkıyor bir adam diyor ki benim “Kütahya’nın ısırganı başkadır” sen başka ısırgan yeme ve hatta bunun tohumunu veriyorlar ama tohum kodekste tohum konbüsü düşürüyor. Anlatabiliyor muyum. Mehmet Ali ÖNEL: Hocam tamamlayıcı tedavide kanserde siz neleri kullanıyorsunuz, hangi bitkileri - gıdaları kullanıyorsunuz?

    Prof. Dr Erkan Topuz: İstiyorsanız beyin tümörlerinden başlayayım. Bakın beyin tümörlerinde bir kere doktorlarımızın en çok korktuğu ve en çok çekindiği bulaşmak istemediği tiplerdir. Cerrahi olarak yapılır, arkasından radyasyon yapılır ve de şimdi çok güzel ilaçlar var beyin tümörlerinde etkili . Fakat bunlarda hangi bitkiler faydalı olabilir biraz evvel söyledim ispat edilmiş bütün bunlar. Hayvan ve insan deneyleri yapılmış çalışmalardır. Mesela ısırgan yaprağı faydalıdır bromalein faydalıdır. hatta bu hastalar uzun süre konsüme alırlar almak zorundadırlar beyindeki ödemi azaltmak için ve hastalar şişer bütün vücutları ödem meydana gelir kafaları şişer enseleri kalınlaşır mesela bromalein dediğimiz ananasın özünden elde edilen bir madde dekortun ödemini azaltır ve beyin ödemini azalttığı gibi tümörün hatta küçülmesini gösteren bazı çalışmalar da vardır. Mesela bosfelien diye bir bitki türkiye’de kimse duymamıştır zaten şimdi benden duyup ithal edip köşeyi dönebilirler. Türkiye’de yok bu bir hindistan’ın bir bitkisi. Yine beyin tümörleri için etkili ve gene ödemi çözüyor ve tümörleri küçültebiliyor gene selenyum, selenyum e vitaminiyle beraber pek çok kanserde faydalıdır. Yine E vitamini ile selenyum; mide kanseri, akciğer kanseri özellikle prostat kanserinde %20 fayda temin edersiniz. Beyin tümöründe de selenyum ve e vitamini birbirini tamamlar birbirlerinin co-enzimleridir ve ondan dolayı beyin tümöründe de faydalıdır omega 3 faydalıdır gibi örneğin beyin tümörlerinden gidiyoruz. Mesela bazı yasaklamalar germek lazım bunu türkiye’de pek yazılıp çizilmemiştir beyin primer olanlarda bakırı yasaklarız bakır bilezik takmayın deriz. Efendim bakırlı kaptan su içmeyin deriz. Çünkü bakırda bulunan bir madde beyin hücrelerindeki bazı aktif küme ghücrelerini harekete geçirebiliyor. Mesela bundan hiçbri zavallı . Akciğer kanserlrinde ne yapalım mesela akciğer kanserlerinde betakaroten genelikle pek çok kanserde koruyucu etkisi vardır kadınlarn servis kanserinde mesane kanserinde prostat kanserinde kadınlardaki meme kanserinde gene beyin tümörlerinde sayabilirim Mehmet Ali ÖNEL: Mesela şu mevsimde neler yemeli?

    Prof. Dr Erkan TOPUZ: Havuç, lahana beyaz lahana brokoli kırmızı lahana kara lahanadan kaçlarını tasiye ediyorum. Brokoli karnabahar lahana kıvırcık salata semiz otu korkunç omega3 ihtiva eder kırmızı turp akciğer kanserlerinde tereyle beraber akciğer kanserlerinden koruduğu gösterilmiştir. Tere ve kırmızı turp ispat edilmiş izotiesart dediğimiz bir madde var içinde kanserden koruyor gene yeşil kabak lahana her derde deva meme kanserine akciğer kanserinde mesane kanserlerinde sayabileceğim kanserlerde en ucuz ve en faydalı gıdalardan biri. İster salatasını yapın ister haşlayın haşlarsanız %50 değer kaybeder ister sarmasını yapın ister kapuskasını yapın ama haftada iki kere lahana yiyin. Çok büyük şifa. Karnabahar gene pahalı olan bir gıda değil her halkımızın yiyebileceği ve kanserden koruyan bir gıda. Brokoli zaten aşşağı yukarı türevleri gibi aynı maddeleri görüyor.brokoli bambaşka yanı olan fevkalade bir gıda yani bunlar saymakla bitmez ama bu saydığım bu 8 gıda öncelikli olan ve bütün kanserlerde koruyucu olduğu gösterilmiş. İspat edilmiş gıdalar şimdi kereviz ve yer elması. Mevsimi yemelerini tavsiye ederim özellikle bağırsak kanserlerinde koruyucu etkisi vardır. Mevsimi çünkü. Yeşil çay diyoruz. Yeşil çayı günde ve bizim çaykur’un çaykur devletin olduğu için reklama gerek yok en basiti çaykur’un yeşil çayı. Günde 2-3 kupa tüketmek ki ben bunu içine bazı şeyler katabilir ısırgan yaprağı katabilir faydalı böğürtlen yaprağı katabilir güne 2-3 kupa tükettiği takdirde meme kanserinden koruyor akciğer kanserinden koruyor mesane kanserinden koruyor yumurtalık kanserinden koruyor. Yani bu kadar mucizevi bir önemi var .beyin tümörlerinde etki yeşil çay ısırgan yaprağı böğürtlen yaprağı. Mehmet Ali ÖNEL: Hocam pardon yeşil çay siyah çayın farklı bir türevi mi yoksa fırınlanmamış halimi?

    Prof. Dr Erkan TOPUZ: Aynı bitkidir bir tanesi üst üste konarak siyahlaştırılır birbirini fermente eder. Öteki fermente edilmeden doğrudan doğruya kurutulmuş şeklidir. Esasında izafiravunlar bütün bu bitkilerin içinde de mevcut. Normal çayda da var. Mehmet Ali ÖNEL: Zayıflama çayı olarak bildiğimi yeşil çay eğil o zaman bu yeşil çay?

    Biraz evvel söylediğim söyleyeceklerimin belki binde biriydi gıdalar bu özellikle bu gıdaları hiç bırakmadan kilo vermeye çalışsınlar yani bunlar ana gıdalar bu ana gıdalar hem uzun ömrün sırı sağlıklı yaşamanın sırrı ve kanserden korunmanın sırrı Prof. Dr. Erkan TOPUZ: Bakın yeşil ay bildiğimiz allah’ın yeşil çayı yani ötekinin şimdi türkiye’de de var oturup çin çayı diye pahalı pahalı almayalım. Yeşil çay bildiğimiz yeşil ay yani türkiye’de üretilen öteki gibi fermente edilmeyen aynı mekanizmadan olan bir çay şekli aynı zamanda bizim bu devamlı işte kilo vermeye çalışan hanımlarımı içinde çok iyi bir diyet. Yani günde bir iki bardak yeşil çay içmek ve lahana yemek hastalarımız için hastalarımız dışında devamlı diyetçileri dolaşan diyetçileri dolaşsınlar diyetçilerde bunları veriyor. Bu ikisi sağlıklı zayıflamak için bire bir bir hadise. Gene şuna dokunmak istiyorum lütfen insanlarımız hızlı kilo vermesinler çünkü gene medyamız reklamını yapıyor işte şu manken veya şu kişi bir ayda 8 kilo verdi. Halkımıza lütfen şunu söylemek istiyorum, ayda bir buçuk kilodan fazla kilo vermesinler 2 kilonun 3 kilonun üstünde kilo vermek vücutta katabolizma dediğimiz bir olayı meydana getirir. Yıkım meydana gelir vücut kendi kendini yer ver kanserojen dediğimiz serbest radikaller daha çk ortaya çıkar ve bu kişilerin ayda 8-9 kilo vernelerin kansere yakalanma ve umul sistemin yıkılmasından dolayı şansı çok daha fazladır. Onun için ben şişko olun demiyorum biraz evvel de dedim meme kanserinde en önemli şey kilolu olmayın spor yapınız boy kilo hesabını muntazam tutunuz tabi ki kiloya karşıyım ama lütfen hızlı kil vermeyiniz bu da belki son vereceğim insanlara 10 tane maddelerden bir tanesi olur. Mesajlardan bir tanesi olsun istiyorum. Hızlı kilo vermesinler gıdalardan kesmesinler
    Mehmet Ali ÖNEL: Ama bunlar kanserin tedavisi değil korunmanın yoları sadece.
    Prof. Dr Erkan TOPUZ: Korunmanın yolları tabi. Umul sistemini zaten güçlendirirseniz kanserden korunuş oluyorsunuz bir de biraz evvel söylemiştim kanserden evvel bir yönümüz var yani kanser yakalanmadan evvel kanser tedavisi esnasında bir de kanser tedavisi bitikten sonra bir diyet türü var işte burada da çok önemli faktörler var. Pek çok gıdaları bu devrede almalı insanlarımız. Kırmızı etten kaçmalı ama beyaz eti almalı balığını bol miktarda yemeli gibi. Tabi sayabileceğimiz yüzlerce madde var. O da ayrı bir bakım gerektiriyor. Yani kanser tedavisi bitti kanser esnasında alamayacağı bazı maddeler biraz evvel söylediğim mesela greyfurt suyu kemoterapi bittikten sonra greyfurt suyunu doya doya almalı çünkü umul sistemi güçlendirir. Bazı maddeleri zerdeçal çok faydalı zerdeçalı günde bir kaşık muhakkak almalı. Umul sistemi güçlendirir kanserden korur kemoterapinin meydana getirdiği hasarı ortadan kaldırır gibi. Zencefilin kemoterapi esnasında çok büyük faydası vardır. Bulantıyı ortadan kaldırır günde 3 defa 1 tatlı kaşığı almak zencefil kanser hastalarındaki bulantı eşiğini düşürür. Gebelerde de aynı şekilde faydalıdır. Aynı zamanda zencefilin zayıflatıcı etkisi olduğu gibi suyunu içtiğiniz zaman aynı zamanda umul sistemi de güçlendirici etkisi vardır. Çörek otunun da aynı şekilde güçlendirici etkisi vardır. Mehmet Ali ÖNEL: Çörek otunun şeker hastalığına iyi geldiği doğru
    Prof. Dr Erkan TOPUZ: Çörek otunun umul sistemi güçlendirdiği gibi vücuttaki bazı metabolikleri de harekete geçirerek çeşitli metabolik hastalıkları da önlediği gözlenmiştir. Vücudun gücünü arttıran bir maddeleri yani günde bir çorba kaşığı çörekotu alınması insanlarımız için hem umul sistemi güçlendirmek hem de pek çok hastalıktan korunmak için faydalı bir bitkidir. Ama şunu da söyleyeyim çörek otunun da mısır çörekotu diyorum antalyanın çörek otu diyorum pek çok bölgelerde çörek otu yetişir bu çörek otunun yetiştiği yerlerde de gene toprağın güneşin mevsimin pek çok rolü var. Yan,i her bir çörekotu da aynı dizaynda değil onu söylemek istiyorum yani bunlardaki araştırmalarda da aynı kodeksi tutturmak bu bitkilerde çok zor bir olay. Mesela bir toprakta yetişmiş brokoli ile serada yetişmiş brokoli arasında fark var.m: evet u: mesela bir balığın bir açık deniz balığınınla bir kültür balığı arasında fark var aman yanlış anlaşılmasın ben kültür balığı yemeyin demiyorum dip balığı yemeyin diyorum evet gıda olarak biraz düşüktür ama nispeten zararsızdır kültür balığı alabalığı mesela yetişriryorlar tabi ki yiyin. Tabi ki soğuk sularda yetişmiş doğada yetişmiş onlardaki besin değeri çok daha yüksek. Ama onu bulamazsan bunu yiyelim ama dip balığını yemeyelim. Mehmet Ali ÖNEL: Hocam çok teşekkürler bu gerçekten bir derya bu alana girince çıkmak mümkün değil saatlerce konuşmak mümkün. Çok değerli bilgiler verdiniz çok teşekkür ederim.



    Prof. Dr. Erkan Topuz: Ben teşekkür ederim

    Kaynak:DEŞİFREHABER

  11. Bu yararlı Mesaj için teşekkür eden kullanıcılar:


  12. #10
    Özel Üye Seyyah_Verda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    08.06.2008
    Bulunduğu Yer
    ~Şehr-i Hüzün~
    Mesajlar
    4,896
    Blog Başlıkları
    7
    Teşekkür
    6,879
    Teşekkür almış: 4,043 / 2,224 Konu

    Standart

    Allah Razı Olsun
    Yüzümde secdelerimin izini bırak ey Rabbim.

    Alnıma rahmetinin nefesini bırak ey Rabbim.

    Kalbime En Sevgilinin aşkını bırak ey Rabbim.

    Secdemden dirilt beni.

    Secdemde öldür beni.

    Secdemde durut beni.

    Secdemde doğrult beni...



  13. Bu yararlı Mesaj için teşekkür eden kullanıcılar:


  14. #11
    Tecrübeli Üye yasin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    07.02.2008
    Bulunduğu Yer
    AllahuAlim
    Mesajlar
    1,458
    Teşekkür
    3,452
    Teşekkür almış: 1,954 / 899 Konu

    Standart

    cümle ümmet-i Resulullahdan razi olsun .. amîn

  15. Bu yararlı Mesaj için teşekkür eden kullanıcılar:


  16. #12
    Edip leyla_mecnun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    06.04.2008
    Bulunduğu Yer
    Yarabbim, senin katında değeri olmayanları kalbimde yüceltmeme fırsat verme
    Mesajlar
    21,568
    Blog Başlıkları
    182
    Teşekkür
    7,746
    Teşekkür almış: 9,166 / 5,435 Konu

    Standart

    Eline sağlık Allah cc razı olsun çok faydalabileceğimiz bir paylaşım.Bu yazıya göre yaşam ve beslenme alışkanlıklarımızı kökten revizyondan geçirmemiz lazım, sağlıklı yaşamak istiyorsak.




    Şefkat yüklü bir dokunuştu ruhumu uyandıran. ” İKRA ” dedi, ” ELİF ” dedim.

  17. Bu yararlı Mesaj için teşekkür eden kullanıcılar:


  18. #13
    Tecrübeli Üye yasin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    07.02.2008
    Bulunduğu Yer
    AllahuAlim
    Mesajlar
    1,458
    Teşekkür
    3,452
    Teşekkür almış: 1,954 / 899 Konu

    Standart

    organik mamuller pahalaniyor, oysa eskiden hep organik besinlerle beslenirdik... Rabbim sonumuzu hayirli etsin..

  19. #14
    إلهيعشق Hizmet Nimettir İlâhi âşk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Bulunduğu Yer
    Dünyanın incisi İstanbul'da...
    Mesajlar
    19,020
    Blog Başlıkları
    31
    Teşekkür
    14,463
    Teşekkür almış: 13,193 / 7,102 Konu

    Standart

    Konular birleştirilmiştir,saygılarımla.



    Haydi! Ümmet-i Muhammedin birliğine Aşk ile Bismillah…



  20. #15
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil Kanserden korunabiliriz

    KANSERDEN KORUNABİLİRİZ

    Dr. Ruze S.Genç

    Günümüzde kanser, tüm dünyanın en önemli sağlık sorunlarından biri. Ölüme yol açan nedenler içinde kalp hastalıklarından sonra ikinci sırayı alıyor. Gelişen teknolojiyle birlikte kimyasal maddelerin yaşantımıza yoğun şekilde girmesi sonucunda, kanser sık rastlanılan bir hastalık haline geldi ve çaresi henüz bulunamadığı için de insanların korkulu rüyası olmaya devam ediyor.

    Kanser, hücrelerin kontrolsüz biçimde çoğalması sonucunda ortaya çıkan bir hastalık. kişi eğer bu çoğalmaya sebep olan genleri taşıyorsa ve bunu tetikleyecek etkilere maruz kaldıysa kansere yakalanma ihtimali yüksektir.
    Günümüzde cerrahi, radyoterapi, kemoterapi gibi yöntemlerle hastaların tedavisine çalışılıyor, ancak erken teşhis, kansere yol açan çevresel etkenleri bilmek ve bunlara karşı tedbirli olmak riski azaltan önemli unsurlar.
    Sık rastlanan kanser türleri ve en önemli sebepleri ise şöyle sıralanabilir:
    Akciğer kanseri: En sık görülen kanser türüdür. İçinde 200’e yakın kanser yapıcı madde bulunan sigara, akciğer kanserinin 80 sorumlusu. Araştırmalar, günde iki paket sigara içen her 10 kişiden birinin akciğer kanserinden öldüğünü gösteriyor. Bu korkunç tabloya rağmen, sigaranın bırakılmasıyla risk zamanla azalır, on yıl sonra da risk sıfıra iner.
    Pasif içicilerde, yani sigara içen kişinin yanında bulunanlarda da akciğer kanseri riski, sigara dumanına maruz kalmayanlara göre 1,5 kat daha fazla. Sigara, akciğer kanserinden başka ağız, dil, yemek borusu, idrar torbası, pankreas ve böbrek kanserlerine de yol açıyor.
    Meme Kanseri: Kadınlarda akciğer kanserinden sonra en sık görülen kanser türüdür. Önlenebilir sebepleri arasında margarin, tereyağ gibi doymuş yağların tüketiminin fazla olması, sakatat ve kırmızı et gibi hayvansal gıdaların yoğun tüketilmesi ve şişmanlık bulunur. Özellikle menopozdan sonraki şişmanlık tehlikelidir.
    İlk doğumu 35 yaşın üzerinde yapmak veya hiç doğum yapmamak; annede, kız kardeşte meme kanseri bulunması diğer risk faktörlerinden bazılarıdır.
    Kadınlarda kansere bağlı ölümlerin en sık sebebi olmasına karşın, erken tanı hayat kurtarıcıdır. O yüzden her kadın 20 yaşında bir başlangıç mamografisi çektirmeli, 40 yaşından sonra da en geç 1 yıl arayla doktor kontrolünden geçmeli, 4 yılda 1 mamografi çektirmelidir.
    Ayrıca, meme kanserinde zeytinyağı tüketiminin koruyucu etkisi olduğu da biliniyor.
    Mide kanseri: Yeterli protein alınmaması, taze meyve-sebze tüketiminin az olması, içinde koruyucu maddeler bulunan hazır gıdalar, sağlıksız ortamlarda hazırlanmış ve saklanmış besinler, tuzlu besinlerin aşırı tüketimi, kirli su içilmesi mide kanseri riskini artırır. Sigara burada da risk faktörüdür. Ayrıca mide ülserine yolaçan Helicobacter isimli mikrobun tedavi edilmemesi kansere zemin hazırlar; ama mide ülserinin kendisi kansere dönüşen bir hastalık değildir.
    Temiz su içip, yeterli protein ve taze sebze meyve yiyenlerde kesinlikle risk daha az. Aşırı tuz tüketiminden kaçınılması gerektiği gibi, kızartmadan da uzak durmak faydalı olur. Çünkü yüksek ısı yağın yapısını bozar ve kanser yapıcı maddelerin oluşmasına yol açar.
    Kalın barsak kanseri: Genellikle ekonomik düzeyi yüksek toplumlarındaki yaşlı insanlarda görülür. Önemli sebeplerinden bazıları, doymuş yağ ve kolestrol bakımından zengin gıdalarla beslenmek, vitamin ve sütten fakir kuru gıdalar almaktır.
    Korunmak için kabızlıktan kaçınmalı, bunun için de çay kola gibi içecekleri fazla tüketmemelidir. Ayrıca bol su içmeli, düzenli bir tuvalet alışkanlığı edinmeli, bol miktarda taze meyve-sebze yemeli, özellikle meyveleri iyice yıkadıktan sonra kabuğuyla tüketmelidir. Sabah kahvaltıdan önce içilecek bir bardak ılık limonlu su da faydalı olabilir.
    Karaciğer kanseri: Sigara, alkol, hepatit B ve hepatit C hastalıkları sebepler arasındadır. Daha önce hepatit B hastalığı geçirenler dışındaki herkes; özellikle de yakın çevresinde hepatit B taşıyıcısı bulunanlar aşılanmalıdır. Hepatit C’nin ise henüz aşısı yok.
    Rahim kanseri: İlk doğumunu geç yaşta yapmak veya hiç doğum yapmamak hazırlayıcı faktörlerden sayılır. Menapozdaki kadında yeniden adet görülmeye başlaması uyarıcı olmalıdır. Korunmak için, özellikle menapozdan sonra kadınlar, şikayeti olmasa da en az yılda bir kez muayene olmalıdırlar.
    Prostat kanseri: Yaşlanmayla birlikte görülme oranı da artar. Ayrıca doymuş yağlardan zengin beslenme de riski artırır. Özellikle 50 yaşının üzerindeki erkeklerin yılda bir kez ürolojik kontrolden geçmesi faydalı olur. Sık sık ve gece idrara çıkma, idrar yaparken ağrı ve yanma hissi gibi belirtilere dikkat etmek gerekir.
    Cilt kanseri: Güneş ışığına uzun süre doğrudan maruz kalmak tetikleyici bir faktördür. Özellikle açık tenli kişilerde bu risk daha fazladır. Güneşte kalınması gereken durumlarda koruyucu kremler kullanılmalı; ayrıca vücuttaki benlerin büyümesi, renk değiştirmesi, kaşınması, sızlaması, kızarması, pullanması, düzensiz şekiller alması, kanaması, akıntılı olması gibi durumlarda hemen bir doktora başvurulmalıdır.
    Kan kanseri (lösemi): Yoğun olarak egzos dumanı ve benzin kokusuna maruz kalmak, sigara, böcek ilaçları, saç boyası gibi faktörler sebepler arasında sayılıyor.
    Görüyoruz ki, değindiğimiz kanser türlerinin oluşumunda, büyük oranda çevresel etkenler ve hayat tarzı gibi kontrol edilebilen sebepler ön sırayı almakta. Kansere yol açtığı düşünülen bu etkenlerden sakınarak kansersiz bir hayat geçirme ihtimalini artırmak kendi elimizde.

    Sermayem Rahmetin...İlacım Cemâlin...

  21. #16
    Edibe guller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    06.10.2008
    Bulunduğu Yer
    Kendini başıboş zannetme. Sözler
    Mesajlar
    1,943
    Teşekkür
    2,330
    Teşekkür almış: 2,254 / 1,079 Konu

    Standart

    Kanserin zayıf noktası saptandı


    “Bibere acı tadı veren madde, kanserli hücreleri yok edebiliyor”. İngiliz
    bilimadamları, bu tespitlerini “kanserin zayıf noktasını saptadık” sözleriyle değerlendiriyor ve keşfin yeni kanser ilaçlarının üretiminde alternatif olabileceğine inanıyor.



    .


    .LONDRA - Kansere karşı mücadelede alınan yol ümit vadediyor. İngiltere’deki Nottingham Üniversitesi’nde yürütülen bir araştırmada, acı biberin içindeki “Capsaicin” adlı maddenin kanserli hücreleri yok etmede başarılı olduğu ortaya çıktı.
    “Capsaicin”, kırmızı, yeşil ya da Meksika cinsi biberlerde bulunan ve bu sebzelere acı tadı veren madde.

    Bilimadamları, her çeşit kanserle mücadelede sağlıklı ve özellikle sebze ağırlıklı beslenmeninCapsaicin”, kırmızı, yeşil ya da Meksika cinsi biberlerde bulunan ve bu sebzelere acı tadı veren madde.

    Uzmanlar, tıp dünyasının daha önce eklem romatizmasına bağlı ağrıları kesmekte kullandığı bu maddenin kanseri yenmede de önemli bir rol oynayacağı görüşünde.

    Araştırmada, “Capsaicin” maddesinin kanserli hücrelere ulaştığında, bu hücrelerin enerji merkezlerini hedef aldığı tespit edildi.

    “Capsaicin”, ardından bu bölgeyi çalışmaz hale getirerek kanserli hücreleri öldürüyor. Üstelik, bunu yaparken sağlıklı hücrelere de zarar vermiyor.

    Maddenin, özellikle cilt, akciğer ve pankreas kanserlerine yönelik yeni ilaçların üretilmesinde kullanılabileceği belirtiliyor.

    Bilimadamları, her çeşit kanserle mücadelede sağlıklı ve özellikle sebze ağırlıklı beslenmenin önemini de bir kez daha vurguluyor.
    önemini de bir kez daha vurguluyor.
    BAKİ MUHABBETİMİZLE
    Mesleğimiz tefekkürdür, şefkattir, aczimizi kusurumuzu bilmektir.
    Aynı zamanda aklın idrak etmediği çok hakikatleri kalbin gördüğünü bilmektir. Kalbi işletmektir

    YA BAKİ ENTEL BAKİ.
    “İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi”

  22. #17
    Edibe guller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    06.10.2008
    Bulunduğu Yer
    Kendini başıboş zannetme. Sözler
    Mesajlar
    1,943
    Teşekkür
    2,330
    Teşekkür almış: 2,254 / 1,079 Konu

    Standart

    Kanser tedavisinde Türk damgası
    Prof. Dr. Sirac Dilber, hastaların doku uyumu olan yakınlarından aldığı kansere karşı mücadelede etkili naturel killer hücrelerini laboratuvar ortamında çoğaltmayı başardı.


    AA


    ANTALYA - İsveç’de gen ve hücre araştırmaları yapan 14 gruba başkanlık eden hematoloji uzmanı, Nobel tıp ödüllerini belirleyen İsveç Karolinska Enstitüsü Hücre ve Gen Tedavileri Merkezi Koordinatörü 41 yaşındaki Türk bilim adamı Prof. Dr. Sirac Dilber,Prof. Dr. Dilber, özellikle kan kanserinin tedavisine yönelik hücre ve gen araştırmalarıyla dikkati çekiyor.


    Vücutta mikrop veya tümöre karşı ilk mücadeleyi veren Naturel Killer (NK) hücrelerine yönelik araştırmasının klinik aşamada diğer kanser türlerinde de iyileştirici etki sağlaması üzerine araştırmaları bu yönde genişleten Dilber, embriyodan elde edilen kök hücreyi NK hücresine dönüştürdü.

    “Araştırmalarımızın faydasını mutlaka hasta üzerinde araştırırız” diyen Prof. Dr. Dilber ve arkadaşları, mikrop veya tümörle mücadelede etkili Naturel Killer (NK) hücrelerinin sayılarının kanserli hastalarda yeterli olmadığını, olsa bile gereken mücadeleyi gösteremediğini saptadı.

    Bu hücrelerin niye çalışmadıklarını araştıran grup, hastaların doku uyumu olan yakınlardan kansere karşı mücadelede etkili NK hücrelerini alarak laboratuvar ortamında iki hafta içerisinde 200 kat çoğaltmayı başardı.
    Hayvanlarda yapılan incelemeler sonrası yöntemin kansere karşı etkili olduğu tespit edilerek, dört senelik çalışmanın ardından klinik aşamaya geçildi. NK hücreleri hiç kimseyi riske atmamak için, hiçbir tedaviye cevap vermeyen ve ölümü bekleyen kalın bağırsak, böbrek ve karaciğer kanseri olan 5 hastaya enjekte edildi.

    TÜMÖRÜN BÜYÜK BÖLÜMÜ YOK OLDU

    Çalışmada, altı aydır takip edilen hastalardan karaciğer kanseri olan ve ölümü bekleyen bir hastada tümörün büyük bölümünün yok olduğu saptandı. Bunun kanser tedavisinde umut verici olduğunu belirten Prof. Dr. Dilber, çalışmada öncelikle NK hücrelerinin hastaya enjekte edilmesinin bir yan etkisi olup olmadığını incelediklerini vurguladı.

    Klinik çalışmalarda tedavinin yararından daha çok zararını tespit etmeye öncelik verdiklerini ifade eden Prof. Dr. Dilber, şu ana kadar en ufak bir yan etkiye rastlanmadığını kaydetti. Laboratuvar çalışmalarında tedavinin özellikle AML tipi kan kanserlerinde çok etkili olduğunun saptandığını bildiren Dilber, uygulama için tedavilerin cevap vermediği hastaları tercih ettiklerini söyledi.

    Prof. Dr. Dilber, tedavinin büyük ihtimalle her tür kanserin tedavisinde kullanılabileceğini, ancak bazı türlerinde daha çok etkili olacağını ifade etti. Yöntemin, tümörü gerilettiğini, bir hastayı tamamen iyileştirdiğini ifade eden Prof. Dr. Dilber, tedavi sonrası hastalığın tekrarlayıp tekrarlamayacağını görmek için klinik deneyin devam ettiğini, yakın zamanda 10 kişiye daha uygulanacağını kaydetti.
    BAKİ MUHABBETİMİZLE
    Mesleğimiz tefekkürdür, şefkattir, aczimizi kusurumuzu bilmektir.
    Aynı zamanda aklın idrak etmediği çok hakikatleri kalbin gördüğünü bilmektir. Kalbi işletmektir

    YA BAKİ ENTEL BAKİ.
    “İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi”

  23. #18
    Edibe guller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    06.10.2008
    Bulunduğu Yer
    Kendini başıboş zannetme. Sözler
    Mesajlar
    1,943
    Teşekkür
    2,330
    Teşekkür almış: 2,254 / 1,079 Konu

    Standart

    Kanser Tedavisinde Dünyadaki Son Teknoloji Acıbadem Kozyatağı Onkoloji Merkezi'nde




    Acıbadem Sağlık Grubu, Bursa’da yeni hizmete açtığı onkoloji merkezinin ardından, Kozyatağı Hastanesi Onkoloji Merkezi’ndeki üst düzey teknolojisini de dünyadaki son gelişmeler ışığında yeniledi.

    2004 yılından bu yana kanser tedavi uygulamalarında ülkemizde ve dünyada referans merkezi olan Acıbadem Kozyatağı Onkoloji Merkezi, kanser tedavisinde ülkemizde ilk defa uygulanan ve dünyada en gelişmiş radyoterapi tedavisi olarak kabul edilen IGRT (Görüntü Kılavuzluğunda Radyoterapi) teknolojisiyle daha da güçlenmiştir.

    Merkezde bugüne kadar 9.000’e yakın kanser hastasına tedavi hizmeti sunuldu. Bu süre içinde beyin tümörlerine ameliyatsız ışın tedavisi olanağı sağlayan Gamma Knife’dan 650, radyasyon onkolojisinin üst düzey uygulamalarından IMRT (Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi) teknolojisinden ise yüzlerce hasta yararlandı.

    Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Doç. Dr. Meriç Şengöz, “Kanser tedavisinde dünyada en gelişmiş teknolojiyi kullanıyoruz. Bu ileri teknoloji ürünü cihazlar sayesinde, tümöre nişan alıp hedefe yönelik ışın veriyor ve normal dokuların hasarlanmasını önlüyoruz. Ayrıca kanserin görüldüğü her organla ilgili olarak çok çeşitli uzmanlık dallarından hekimlerin bir araya geldiği tıbbi konseylerde, hasta için en doğru kararı vermeye çalışıyoruz” dedi.

    Tedavi Kararına Multidisipliner Yaklaşım: Konseyler
    Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Aziz Yazar, kanserde multidisipliner tedavinin önemi ve hastalara faydalarını anlattı.

    Kanser hastalarının tedavisinde birden fazla dalda hekime ihtiyaç vardır. Tümör konseyi adı verilen toplantılarda kanser hastalarının tedavisi ile ilgilenen tüm dallardaki uzmanlar; branş cerrahları, radyasyon ve medikal onkologlar, çocuk onkologları, göğüs hastalıkları uzmanları, patologlar, radyologlar ve nükleer tıp uzmanları; bir araya gelerek hastanın gelecek tedavisi hakkında karara varırlar.

    Hastalığın tümör konseylerinde tartışılması hasta için en ideal yaklaşımın belirlenmesinde önemli rol oynar. Doktorlar hastalar için en ideal yöntemin nasıl olması gerektiğini tartışır ve hastalara planlanan tedavilerin en uygun şekilde yapılması sağlanır. Hastanın ortak konseyde tartışılması, hastalığın tüm detaylarla ele alınmasının yanı sıra tedavi ekibinin güncel bilgilere ulaşmasında, birbirleri ile iletişimlerinde ve eğitimlerinde de önemli bir rol oynar.

    Hassas Organlara Özel Teknoloji
    IMRT teknolojisi (Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi) tümör vücutta radyasyona hassas ve korunması çok önemli olan bir organı sarıyorsa ya da yakınına kadar geliyorsa kullanılır. Örneğin, bazı baş boyun kanserlerinde omurilik çevresinde tümör varsa veya tükürük bezlerinin korunması gerekliyse bu yöntem ön plana çıkıyor. Başlangıçta sadece prostat kanserlerinde çevredeki normal dokuları korumak için kullanılan ve/veya kanserli bölgeye ikinci kez ışın verilmesinin gerekli olduğu durumlarda tercih edilen IMRT, diğer tekniklere göre normal dokuları daha iyi koruması nedeniyle artık vücudun farklı bölgelerinde de kullanılıyor. Yoğunluk ayarlı radyoterapinin klasik radyoterapiden farkını, yangın hortumu ile çiçek sulamak yerine özel sulama cihazları ile sulama yapmaya benzetebiliriz.

    Tümöre Özel İşaretler Koyuyoruz…
    IGRT teknolojisinde, klasik radyoterapi alanlarını, tedavinin başında hastanın üzerine çiziyorduk. Aynı çizgilere bakarak hastaları bir-bir buçuk ay boyunca tedavi ediyorduk. Zaman zaman hastanın kontrol filmlerini çekerek, kemikleri de dikkate alarak alanları kontrol ediyorduk. Bu yöntemde daha çok normal doku ışınlanırken, tümörün de hareketli olabilmesi nedeni ile aldığı dozda hata olma olasılığı yüksekti. IGRT ile her gün hastanın tedavi bölgesinin kesitsel olarak görüntüsü alınarak çevre organlardan ve tümörün hareketinden kaynaklanan yanlışlıklar düzeltilebilmekte ve her gün tümörün hassas bir şekilde ışınlanması sağlanabilmektedir. Daha önceleri tümörün içine yerleştirilen altın işaretler 2 boyutlu olarak takip edilirken, yeni sistemde 3 boyutlu olarak tedavi sırasında bilgisayarlı tomografidekine benzer kesitsel görüntü alınarak güvenli olarak tedaviler yapılabilecektir. IGRT ile tümörün içine konan bazı işaretler ya da yine kemik yapıları dikkate alınarak her gün tümörün planlanan dozda ışınlanması sağlanmaktadır.

    Kalem İnceliğinde Noktasal Işınlar Veriyoruz...
    STRT (Stereotaktik Radyoterapi) teknolojisinde, noktasal ışınlama yapılıyor. Burada kullanılan ışın demetleri kalem inceliğinde olup, çok küçük tümörleri hedef alır. Çok küçük bir alana uygulanması, daha az normal dokunun ışınlanmasına neden olur. Bu durumda 5–7 hafta süren tedaviler yerine bazı tümörlerde kullanılmak üzere yüksek dozlu, tek seanslı ya da kısa tedavi süreli STRT uygulamaları yapılabilmektedir. Yeni cihazlarla hassas ışınlama yapılabiliyor. RPM (Solunuma Hassas Senkron Işınlama) özelliğindeki tüm tedavileri aynı makinede yapılabilme olanağımız var. Bu teknikte hasta tedaviye hazırlanırken, hastanın göğüs bölgesine konulan özel bir cihazla soluk alıp veriş şekli kaydediliyor. Bu solunum şeklini dikkate alarak solunumla yer değiştiren tümörler, solunum hareketlerine göre belli durumlarda (nefes alırken ya da verirken) ışınlanmaktadır. Burada hastanın uyumlu olması son derece önemlidir.

    Kanserde yurtdışına gitmeye gerek kalmadı
    Acıbadem Sağlık Grubu kurduğu onkoloji merkezleriyle, hastalarına teknolojinin son ürünü cihazlar, kendi alanlarında son yenilikleri takip eden ve uygulayan deneyimli ekipleriyle hizmet vermeye devam ediyor.


    Daha fazla bilgi için: ALO ACIBADEM 444 55 44
    BAKİ MUHABBETİMİZLE
    Mesleğimiz tefekkürdür, şefkattir, aczimizi kusurumuzu bilmektir.
    Aynı zamanda aklın idrak etmediği çok hakikatleri kalbin gördüğünü bilmektir. Kalbi işletmektir

    YA BAKİ ENTEL BAKİ.
    “İlahi Ente Maksudi ve Rızake Matlubi”

  24. #19
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil

    HANIMLARIN KORKULU RÜYASI: MEME KANSERİ

    Dr. Ruze S. Genç

    Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Araştırmalara göre kadınların 10-15'i hayatlarının bir döneminde meme kanseri ile karşılaşıyor. Meme kanseri 35-55 yaşları arasında kadınlardaki ölüm nedenleri arasında birinci sırada yer alıyor. Hanımların korkulu rüyası olan meme kanseri erken teşhis edilir ve gerekli tedavi yöntemleri uygulanırsa, hayatî risk faktörü olmaktan çıkarılabilir.

    Meme 12-22 adet süt bezi ile bunları çevreleyen yağ ve bağ dokusundan oluşur. Süt bezlerinin her biri meme başına süt kanallarıyla açılır. Meme, anne karnındaki bebekte altıncı haftada gelişmeye başlar ve hayatın sonuna kadar çeşitli değişimler geçirir. Değişimlerin meydana gelmesinde hormonlar baş roldedir.
    Ergenlik döneminde hormonların aktivite kazanmasıyla gelişimi hızlanır, hamilelikte bebeği besleyebilecek boyutlara ulaşır, menapozu takiben giderek küçülür.
    Memede oluşan tümörler, klinik tabloya ve tümörün gelişmesine göre iyi huylu ve kötü huylu olarak ayrılabilir. İyi huylu tümörlerin zamanla kötü huylu tümörlere dönüşme riski bulunduğundan, gözardı edilmemesi gerekir.

    Risk Altındaki Hanımlar
    Kadınlardaki kanserlerin dörtte birini oluşturan meme kanserinin gelişme ihtimali, bazı özellikleri taşıyan kadınlarda daha yüksektir. Bunlar şöyle sıralanabilir:
    İlk adetin 12 yaşından önce görülmesi, 55 yaşından sonra menapoza girilmesi.
    Hiç doğum yapmamış kadınlarda doğum yapanlara göre meme kanseri riski fazladır.
    İlk doğumu 30 yaşından sonra yapmak riski artırırken,
    Yaş ile birlikte kanserin görülme oranı artar.
    Yüksek kalorili, yağ bakımından zengin bir beslenme alışkanlığı ve şişmanlık, özellikle menapoz sonrası meme kanseri riskini artırır
    Alkol kullanımının meme kanseri riskini artırdığı savunuluyor.
    Ailesinde meme kanseri olanlar risk altındadır. Anne, kız kardeş gibi birinci derece akrabalarda bulunması, kanserin menapoz öncesi dönemde ve iki memede de olması durumunda, risk 1,5-9 kat artar.
    Bir memesinde kanser olanların diğer memesinde de kanser gelişme riski 5 kat artar.
    Daha önceden iyi huylu meme hastalığı olanlar risk altındadır.
    Meme bölgesinin daha önce radyasyona maruz kalması. Radyasyondan 15-20 yıl sonra kanser gelişebilmektedir. Ancak 40 yaşından sonra radyasyona maruz kalanlar da risk düşüktür.

    Belirtileri Nelerdir?
    Meme kanseri yavaş gelişen bir tümördür. Hastadan hastaya farklı biçimlerde gelişir.
    On hastanın dokuzu, memede elle hissedilebilen bir kitle ile doktora başvurur. Meme başında akıntı (özellikle 50 yaşından sonra kesinlikle göz ardı edilmemelidir) kanlı su veya süt gibi gelebilir. Meme kanserinde kitle genellikle ağrısızdır, ancak on hastanın birinde kitle ile birlikte ağrı vardır. Deri değişiklikleri görülebilir. Meme derisi portakal kabuğu gibi görünebilir ve kızarıklık, yara, deride çekilmeler olabilir. Meme başında da kızarıklık, pullanma, yara ve kaşıntı olabilir.

    Hastalığın Gelişimi
    Meme kanseri, meme dokusu içinde ilerleyerek arkadaki göğüs kasını veya deriyi tutabilir.
    Tümör hücreleri lenf damarlarını kullanarak koltukaltı lenf bezlerine, daha sonra köprücük kemiği üstündeki lenf bezlerine ulaşabilir. Tümör buralardan uzak organlara yayılabilir. Koltuk altında ele kitle gelebilir. Lenf yollarının tıkanmasıyla meme derisinde, kolda şişlik oluşabilir.
    Tümör hücreleri kan yoluyla da uzak organlara dağılabilir. Meme kanserinde tümör hücreleri çoğunlukla kemiklere (omurgalar, leğen kemikleri, kaburgalar, kafatası kemikleri), akciğer, karaciğer, akciğer zarı ve beyine dağılır. Tutulan organlara göre belirtiler oluşturur. Kemik ağrıları, sarılık, solunum yetmezliği, baş ağrısı gibi.

    Kendi kendine Muayene ve Teşhis
    Meme kanserinde erken tanı büyük önem taşır. Erken evrelerde meme kanserinin anlaşılabilmesi için hanımların bu konuda bilinçli olmaları, doktorlarıyla işbirliği yapmaları ve düzenli olarak kendilerini muayene etmeleri gerekir.
    20 yaşın üstündeki kadınlar her ay kendi kendilerine muayene yapmalıdır. Muayenenin adet kanamasının bittiği günlerde yapılması uygundur. Menapozdaki kadınlar ise her ayın belli bir gününde kendini muayene etmelidir.
    Muayeneye gözlemle başlanır. Bunun için ortam iyi aydınlatılmış olmalıdır. Gözlem şu şekilde yapılır:
    Belden yukarısı çıplak olarak ayna karşısında memeler izlenmeli. Memelerde şekil değişiklikleri, büyüklük farkları, meme derisindeki kızarıklıklar, çekintiler, meme başındaki değişiklikler gözlenir
    İkinci aşama olarak kollar yukarı kaldırılarak gözlenir
    Sonra eller bele konarak göğüs kaslarının kasılması sağlanır. Değişiklik olup olmadığı izlenir.
    Gözlemden sonda elle muayeneye geçilir. Bu muayene yatarak yapılmalıdır.
    Muayene edilen taraftaki memenin hizasına gelecek şekilde sırtın altına yastık yerleştirilir. Muayene edilen meme tarafındaki kol başın altına konur. Koltuk altı sınırından meme başı istikametine geçtiği varsayılan uzunlamasına çizgiye doğru ve bu çizgiden göğüs kemiğine doğru enine şeritler halinde hiç boşluk bırakmaksızın muayene edilir. Bu muayenede hissedilen herhangi bir şüpheli durumda doktora başvurulmalıdır.

    Mamografi İle Teşhis
    Erken tanı için günümüzde 50-69 yaş arasındaki kadınlara yılda bir kez, 40-50 yaşlarındaki kadınlara ise 1-2 yılda bir mamografi öneriliyor.
    Mamografi, memenin doğrudan radyolojik (röntgen filmi çekilerek) incelenmesidir. Bunun için düşük doz X ışını kullanılır. Meme kitlelerinin E'i muayene ile anlaşılamaz, ancak memografi ile tespit edilebilir.
    Düzenli doktor muayeneleri sırasında kuşkulu kitle tespit edildiğinde, mamografi, ultrasonografi ve gerekirse biyopsi ile tanı konur. Meme kanserinin evresine göre cerrahi ve yardımcı tedaviler planlanır. Erken tanı iyileşme şansını artırır. Bu nedenle, artık klasikleşmiş şu söz unutulmamalıdır: “Kanserden değil, geç kalmaktan kork...”

    Sermayem Rahmetin...İlacım Cemâlin...

  25. #20
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil Kanser ve çevre

    KANSER VE ÇEVRE

    Dr. Ruze S. Genç

    20. yüzyılın başlarına kadar dünyada bulaşıcı hastalıklar ve bunlara bağlı ölümler oldukça yaygındı. 1900’lü yılların ilk yarısında antibiyotiğin keşfedilmesiyle, bu hastalıklar tedavi edilebilir hale geldi. Fakat teknolojinin hızla ilerlemesi ve teknoloji ürünü yapay maddelerin insan hayatına girmesiyle, ölümcül olan bulaşıcı hastalıklar yerini kansere bıraktı.

    Kanser, insan vücudundaki hücrelerin tetikleyici bir faktörle anormal bir şekil alması ve hızla bölünmeye başlamasıdır. Kimi kişilerin genetik şifresi, kanser oluşmasına müsait bir alt yapı sağlar. Kimyasal, fiziksel ve mikrobik bir takım etkilerle de kanser oluşmaya başlar.
    Günümüzde, kanseri tetikleyen bu kimyasal ve fiziksel maddeler, yazık ki yaygın olarak kullanılmaktadır.

    Beslenme ve Kanser İlişkisi
    En sık görülen kanserler beslenme tarzına bağlı olarak ortaya çıkanlarıdır. Daha çok sindirim sisteminde görülürler. Özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerimizde bu kanser türleri yaygındır.
    Aşırı sıcak yiyecek ve içecek tüketme alışkanlığı sindirim yollarında tahribata yol açabilir. Bu da yemek borusu kanserlerine sebep olabilir.
    Nitrat ve nitrozamin gibi kanseri tetikleyici kimyasal maddeler, salam, sosis, konserve et ve balık gibi besinlerde koruyucu katkı maddesi olarak kullanılır. Ayrıca tarımda kullanılan gübrelerdeki yüksek nitrat nedeniyle bitkisel besinler kirlenebilir. Bu yüzden sebze ve meyveler iyice yıkanarak yenmelidir.
    İçme sularında da nitrat bulunabilir. Temizliğinden emin olunmayan sular kullanılmamalıdır, kullanma mecburiyetinde olunursa kaynatılmalıdır.
    Çiğ ya da pişmiş besinler, uzun süre oda sıcaklığında bekletildiğinde nitrat içeriği artar. Besinlerin buzdolabında saklanmasıyla bu önlenebilir.
    Aşırı tuz tüketimi mide kanserine yol açabilir.
    Mangal vs. gibi kömür ateşinde tütsülemek suretiyle pişirilen yemekler de mide kanserine sebep olabilir. Özellikle etteki yağın ateşe damlamasıyla duman ve alev miktarı artar. Bu durum kanser yapıcı madde oluşumuna yol açar. Ayrıca kızartarak pişirme şekillerinde, yüksek ısı nedeniyle yağda yapı değişikliği olur. Yapısı değişmiş yağın da kızartmalarda tekrar tekrar kullanımı son derece sağlıksızdır.
    Aflatoksin denen bir çeşit mantarın ürettiği bir zehir türü, karaciğer kanserine yol açmaktadır. Bu zehir, yer fıstığı, kuru baklagiller, yağlı tohumlar ve tahıllara bulaşarak yerleşir. Korunmanın en iyi yolu, bu tür besinlerin nem oranı düşük, kuru ve hava alan depolarda saklanmasıdır.
    Aşırı yağ tüketiminin, özellikle doymuş yağlar denilen margarin ve benzerlerinin kanser yapıcı etkisi bilinmektedir. Günümüzde fast-food denen, yağ ve rafine şeker gibi besin oranının yüksek, posa oranının düşük olduğu beslenme tarzına sahip toplumlarda, mide, bağırsak, meme kanseri daha sık görülmektedir. Yeterince posalı gıda tüketmeme, kalınbağırsak kanserinin oluşumunda etkilidir.
    İçinde katkı maddeleri ve besin boyaları bulunan gıdalar da kanser için risk faktörüdür.
    A, B, C, E vitaminlerinden ve çinko-selenyum gibi minerallerden eksik beslenme de kanser riskini arttırabilir. Çinko-selenyum gibi maddeler, antioksidan denen özellikleri sayesinde kandan bir takım kanser yapıcı nitelikteki maddeleri yok ederler.
    Besinlerin aşırı şekilde saflaştırılması (örneğin buğdayın kepeğinin alınarak un yapılması) da sağlıklı değildir.
    Sonuç olarak doymamış yağ (zeytinyağı, soya yağı, ayçiçek yağı vs.) içerikli besin kullanılması, rafine (işlem görmüş) şekerden kaçınılması, aşırı tuz kullanılmaması, içinde katkı maddesi bulunan her tür besinden uzak kalınması, kızarmış-tütsülenmiş yiyecekler yerine haşlama ve hafif ateşte pişmiş yiyeceklerin tercih edilmesi, taze meyve ve sebze tüketiminin arttırılması, yiyecek ve içeceklerin temizliğine özen gösterilmesi, kolalı içecekler, salamura-turşu gibi besinlerden uzak durulması durumunda, özellikle sindirim sistemi kanserlerine yakalanma riski en aza indirilmiş olur. Kısacası, temizliğine özen gösterilmiş ve doğal maddelerden hazırlanmış besinleri kullanmak, kanserden korunmanın hem en kolay, hem de en ucuz yoludur.

    Çevremizdeki Kimyasal Kanserojenler
    Kanserden ölümlerin 30’u sigarayla ilişkilidir. Sigarayla ilişkisi kanıtlanmış kanserler, akciğer ve solunum yolları, baş-boyun, yemek borusu, idrar torbası, böbrek, pankreas kanserleridir. Sigara dumanında 250’yi aşkın kanser yapıcı madde vardır. Tütünün çiğnenmesi, pipo, puro kullanımında da risk aynıdır. Kanser görülme oranı, içilen sigaranın miktarı ve süresiyle doğru orantılıdır. Ayrıca pasif içicilik denen sigara dumanına maruz kalma durumunda da sigara içenler kadar risk söz konusudur.
    Trafiğin yoğun olduğu ortamlardaki egzos dumanı kanser için risk faktörüdür.
    Asbest denen madde yanmaz olması ve dayanıklılığı nedeniyle sanayide çok kullanılır (özellikle çimento ve tekstil sanayiinde). İç Anadolu’nun bazı yerlerinde beyaz toprak adıyla da bilinir ve badana amacıyla kullanılır. Asbest kullanımı akciğer ve akciğer zarı kanserini tetikleyebilir.
    Deri ve kumaş boyayanlarda, yapma çiçek ve boyama kağıt üzerine uğraşanlarda, kullanılan arsenik sonucu cilt ve akciğer kanseri gelişebilir.
    Benzen maddesi, boya, cila ve yapıştırıcı maddelerin içeriğinde yer alır. Bunların uzun süre solunması durumunda kan kanseri gelişebilir.
    Kadmiyum maddesi de kanser yapıcıdır. Maden ocakları, rafineriler, sanayi artıkları, suni gübreler, bazı böcek ilaçları, motor yağları, metal kaplamalar kadmiyumun başlıca kaynaklarıdır. Prostat ve akciğer kanserine yol açabilir.
    Krom maddesi de solunum yolları kanseri sebeplerinden biridir. Krom kaplama bir çok ev eşyasında, mimari süsleme parçalarında, otomobil ve bisiklet parçalarını korumada ve parlak görünmesi istenen her eşyada kullanılmaktadır.
    Nikel, pillerde ve metal kaplamalarda kullanılır. Akciğer ve burun boşluğu kanserine yol açabilir.
    Katran, deri ve akciğer kanseri sebebidir. Asfalt yapımı ve çatı kaplama işleri katranın kullanıldığı yerlerdir.
    Vinil klorür, PVC plastiklerde kullanılır. Karaciğer kanserine yol açar.
    Evlerde kullanılan birtakım temizlik maddelerinin içerdiği bazı kimyasallar da kansere yol açabilir. Bu nedenle, temizlikten sonra su ile durulamaya çok özen gösterilmelidir.
    Günlük hayatımızda sürekli yüzyüze bulunduğumuz kanserojen kimyasal maddelerin listesi, burada yazılanlardan çok daha uzun. Arzu eden okuyucularımız, herhangi bir tıp kuruluşundan tam bir liste elde edebilirler.

    Fiziksel Kanser Yapıcı Maddeler
    Radyasyon: Röntgen ışınlarına yoğun olarak maruz kalmaya bağlı olarak kanser ortaya çıkabilir. 2. Dünya savaşı’nda Japonya’ya atılan atom bombası sonucunda sağ kalanlarda çeşitli kanser türlerinde artış olması, radyasyon-kanser arasındaki ilişkiye iyi bir örnektir.
    Ultraviyole ışınları: Güneş ışınlarının altında çok uzun süreli kalma sonucu cilt kanserleri gelişebilir.
    Elektrik ve manyetik alanlar: Özellikle yüksek gerilim hatları çevresinde yaşayanlarda kan kanseri geliştiği tespit edilmiştir.
    Ayrıca Hepatit B ve hepatit C mikroplarının karaciğer kanserine yol açtığı biliniyor. Başka bazı mikrop türleri de kan kanseri, lenf kanseri ve rahim ağzı gibi kanserlere sebep olabilir.
    Kanser, ciddi bir hastalık. Oluşumunda yukarıda ancak bir kısmını sayabildiğimiz çevresel faktörler, doğrudan etken olmasa bile önemli bir rol oynamakta. Teknolojiden faydalanırken yan etkilerinden korunmak için hayatın her alanında doğal ürünleri kullanmak ve temizliğe dikkat etmek kanseri engellemede en önemli adımlardır.

    Sermayem Rahmetin...İlacım Cemâlin...

+ Konuyu Cevapla

Konu Bilgisi

Aktive Benutzer

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

     

Benzer Konular

  1. Aşk Nedir?
    Konuyu Açan: İlâhi âşk, Forum: Umman-ı Aşk.
    Cevap: 92
    Son Mesaj : 05.11.2008, 09:52
  2. Sinsi bir kanser türü LENFOMA
    Konuyu Açan: Ebediyyen Team, Forum: Hastalıklar.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 21.02.2008, 08:48
  3. Kanser patladı
    Konuyu Açan: İlâhi âşk, Forum: Haberler.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 22.12.2007, 20:18
  4. Cep telefonlarında kanser riski
    Konuyu Açan: Tur@b, Forum: Haberler.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 17.10.2007, 17:44

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.