+ Konuyu Cevapla
Toplam 5 Sayfadan 2. Sayfa BirinciBirinci 1 2 3 4 ... SonuncuSonuncu
Toplam 94 sonuçtan 21 ile 40 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Türkiye ören yerleri

  1. #21
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil Türkiye ören yerleri (B)

    BALIKESİR: Kyzikos - Erdek

    Bandırma’nın 5 km. kuzeybatısında, Kapıdağ yarımadasını ana karaya bağlayan, dar ve alçak kıstağın kuzey doğusundadır.Burası İlk Çağ’da karaya yakın bir ada konumunda idi. Arktonnesas denilen ada Hellence “Ayı Adası” anlamındadır.
    Kyzkos isminin Hellen dilinde anlamı olmadığı gibi kökeni de bilinmemektedir. Kyzikos ile ilgili araştırmalara XV.yüzyılda başlanmıştır.Nitekim İtalyan tüccar ve araştırmacı Ankonalı Cyriacos, burada gördüğü, ancak günümüze çok azı gelebilmiş kalıntılardan söz etmiştir.Onu izleyen yıllarda ise diğer gezginler kentle ilgili hiçbir bilgi vermemişlerdir.XVIII-XIX.yüzyıllarda Avrupalı gezginler Kyzikos’a gelmişlerse de yalnızca Hadrianus mabedi ile ilgilenmişlerdir.C.Texier de tiyatronun ayakta kalmış kemer ayaklarının çizimlerini yapmıştır. Perrot,1862’de yayınlanan Galatia ve Bithynia seyahatnamesinde Kyzikos’un günümüze ışık tutan plânı ve bazı kalıntılarını çizmiştir.Onları Rustafsaell ve Hasluck’un çalışmaları izlemiştir.
    Arkaik dönemde (M.Ö.479 öncesi) burada Dolionez denilen bir topluluk yaşıyordu.Bununla beraber kentin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu da açıklık kazanamamıştır.
    Kyzikos’un ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesinlik kazanamamakla beraber M.Ö.756’da Miletos’dan gelenlerin kenti ele geçirdiği bilinmektedir.Miletoslu göçmenlerin yönetiminde, çevrenin önemli bir balıkçılık ve ticaret merkezi olmuş, Karadeniz kentleriyle yapılan ticarette üs konumunu yüklenmiştir. Ord.Prof.Dr.Ekrem Akurgal’ın burada yaptığı
    kazılarda Geç Geometrik dönem keramiklerinin bulunduğu kentin M.Ö.VII.yüzyılın ilk yarısında kurulmuş olduğunu ortaya koymuştur.Ancak kent konumuna Miletoslular zamanında erişmiştir.


    Perslere karşı başlatılan ayaklanmada Miletosluların yanında olmamışlardır.İsyanı bastırmak için yola çıkan Pers donanmasını, onlar gelmeden önce Daskleion kentindeki satrap Olbares ile anlaşarak onlara bağımlılığını bildirmişlerdir. Bu nedenle de Kyzikos, diğer kentler gibi yakılıp yıkılmaktan kurtulmuştur.M.Ö.498’de Atina’nın egemenliğine girdiğini Xenophon’dan öğreniyoruz. M.Ö.281 de Kunupedion savaşının ardından Seleukos Krallığının eline geçmiştir. Kyzikos’un Pergamon Krallığı ile olan ilişkileri de bu dönemde başlamıştır. Pergamon Krallığının vasiyet yoluyla Roma’ya katılmasından sonra da Bergama’ya bağlı bir Roma eyaleti konumuna girmiştir.Kısa bir süre sonra bağımsızlık hakkını elde etmiştir.Ancak M.Ö.I.yüzyılın ikinci yarısında Roma’nın doğu ülkeleri komutanı Antonius’un donanmasını hazırlaması isteğini kabul etmemiş, bunun sonucu olarak da bağımsızlığını kaybetmiştir.


    İmparator Hadrianus döneminde (M.S.117-138) önemli bir kültür merkezi olmuştur.İmparator M.Ö.124’de Kyzikos’a gelmiş, kısa süre sonra da İmparatorluğun kültürünü benimseyen kentler arasına girmiştir.Bu nedenle Roma’nın ekonomik desteğini kazanmış, kentte yeni eserler yapılmaya başlanmıştır.


    Doğu Roma İmparatoru Constantinus’un, Byzantionu başkent yapmasıyla birlikte Kyzikos’lu bilginler oraya göçmüşlerdir.Ne var ki,Byzantion’un deniz ticaret merkezi oluşu Kyzikos’u ekonomik yönden çöküntüye uğratmıştır.Arap akınları, 943 depremi kente zarar vermiştir. Nikaia piskoposluğunun güçlenmesinden ötürü Kyzikos’da oraya bağlanmıştır.Bunun ardından 23 Eylül 1063 depremi kenti tümüyle yıkmış, halk da Artaka’ya (Erdek) göçmüş ve bir daha da eski günlerine dönememiştir. Kyzikos’dan günümüze ulaşan kalıntıların başında Hadrianus Mabedi gelmektedir.Mabedin yapımına Hadrianus döneminde başlanmış,Marcus Aurellius döneminde (M.S.161-180) tamamlanmıştır. Kyzikos’un güneybatısındaki mabet kentin geçirdiği depremlerden etkilenmiş,taşları çeşitli yapılarda kullanılmak üzere yerlerinden sökülmüştür.Günümüze mabetten yalnızca çevresindeki terasları destekleyen bir kemer ve tonozlu temelleri gelebilmiştir.


    Anconalı Cyriacus da mabedin 33 sütununu ve üst yapısının ayakta olduğunu gördüğünü belirtmiştir.Kyzikos tiyatrosu, kent surlarından bazı kalıntılar dikkati çekerse de bunların pek fazla bir önemi bulunmamaktadır.Roma döneminde içerisinde gladyatör gösterileri ile vahşi hayvan mücadelelerinin yapıldığı amfitiyatro Hamamlı ve Çeltikçi köyleri arasındaki bir dere yatağındadır.M.S.124 depremi kentteki birçok yapı gibi burasını da yıkmıştır.Kentin nekropolü Edincik yolu üzerindedir. Kyzikos kalıntıları İstanbul Arkeoloji Müzeleri ile Erdek Açık Hava Müzesindedir. İstanbul Arkeoloji Müzesi Arkaik dönem eserlerinin sergilendiği salonda bir erkek torsosu ile dans eden figürler, Erdek’te ise asma dalı ve üzüm salkımları kabartmaları ile bezenmiş sütun parçası dikkati çekmektedir.
    Kyzikos’un nümizmatik alanında da ayrı bir önemi vardır.Kyzikos,Perslerin M.Ö.V-IV yüzyıllarda elektron stater basma izni verdiği birkaç kentten birisi olmuştur.

    Fotoğraflar...

    Kyikos antik şehrine giderken.





    Miletuslu denizciler tarafından kurduğu tahmin edilen antik şehir mevkii olarak eskiden ada olan Kağıdağ yarımadasını karaya bağlayan dar bir kıstak içerisinde kurulmuştur.

    Denizciler burada kurdukları kolonilerle ticaret hayatına egemen olmuşlardır.Ancak eskiden ada olan Kapıdağ yarımadasının ada olmaktan çıktığı ve yarımada haline geldiği zamanlarda önemini kaybetmiştir.

    İlk kazılar 1908 yılında yapılmış.Kazılarda çıkarılan tarihi eserler Erdek müzesinde sergilenmektedir.Erdek'e gidip de burayı görmesseniz ayıp olur.Erdek'e gittiğiniz zaman buraları gezmenizi öneririm.

    Bir anfitiyatrosu bulunan antik şehirde anfitiyatro maalesef günümüze kadar muhafaza edilemedi.

    Antik şehirden görünümler...






    Kalıntılardan bir fotoğraf


    Kalıntılar


    Kyzikos anfitiyatro


    Milet sikkeleri.


    Ancak gerçek şu ki gerek anfitiyatro gerekse de diğer kalıntılar zamanla çok yıpranmış durumda. Kyzikos'ta kazılar halen devam ediyor ama anfitiyotrodan geriye pek birşey kalmadı maalesef.

    KYZİKOS antik kenti çok tahrip edilmesine karşın gezmeye ve araştırmaya değer.
    Mysia bölgesinin bu ünlü kenti defineci terörü ile didik,didik edilen yerleşimlerden.





















    Erdek Belediye Başkanı Hüseyin Sarı, M.Ö. 7. yüzyılda Miletoslular tarafından kurulan, Balıkesir’in Erdek ilçesindeki Kyzikos antik kentindeki kazıların ikincisinin yaz aylarında başlatılacağını, bölgedeki arkeolojik kazılarda kullanılmak üzere 100 bin YTL ödenek çıkarıldığını kaydetti.





    Çalışmalara başlanmış.



















    Hadrian'ın Lahiti.




    Hadrian'ın Lahiti.





    Saraylar - Marmara













    Nekropol Lahitleri;...


    Korint sütun

    Marmara Adası antik çağda Prokonnessos adıyla biliniyordu. Bütün adanın atrafına dağılmış olan mermer ocakları antik çağ boyunca ve günümüzde işletilmektedir. Prokonnessos mermeri o kadar meşhurdu ki, buradaki ocaklardan elde edilen örnekler bloklar halinde veya yarı işlenmiş olarak bütün Akdeniz civarına satılmıştır. Antik çağın bazı başyapıtlarının buranın mermerinden üretildiği görülebilir. İstanbul'da da Bizans ve Osmanlı anıtlarının çoğunda bu mermer cinsinin kullanıldığı göze çarpar.

    McRoses'ın son iki fotoğrafı modern eserler.... İkincisi ise 17-18.yy.dan bir Rum kaptanın mezar taşı.


    Deasklaion - Bandırma/Ergili



    Antandros - Edremit/Altınoluk











    Mysia'da İda Dağı eteğinde çok eski bir şehirdir. Adramytteion'un denize bakan çıkıntısının kuzey kenarında, Alkaios'a göre bir leleg yerleşimi, Skepsis'li Demetrios'a göre bir Kilikya kuruluş; Herodot'a göre bir Pelasg yerleşimi; Thukydides'e göre bir Aiol yerleşimi. Edonis ve Kimmeris gibi yan adları da vardır. Bu adların, Aristoteles'e göre Antandros'u işgal eden kavimlerden kaynaklanması gerekmektedir. Diğer bir söylentiye göre de; buradan sonradan kovulan Andria'lılar tarafından kurulmuş olmasıdır. Antandros bölgesinde, sikkelere göre Astria'nın doğusundaki Asponeus'da , İda dağlarından elde edilen ve özellikle gemi yapımında kullanılan ağaç (Odun-Kereste) ticareti ileri düzeydeydi. Pers yönetimi sırasında Dareios tarafından ele geçirilmiştir. Pelopponnes savaşları sırasında birçok kez olayın içine çekilmiştir. Atinalılara tribut(vergi) ödemek zorunda idi. Sicilyalıların hareketi yüzünden tekrar Perslerin eline düşmüştür. Sonra Persler tarafından kovulmuşlardır. 4.yy'ın ikinci yarısınra özgür bir şehir olarak sikke basmıştır. Geç dönemlerde Titus'dan Elagabal 'a kadar sikke basmıştır. Hristiyanlık döneminde bir psikoposluk merkezi idi. H.Kiepert tarafından bugünkü Avcılar yakınında, sahile doğru, iki yüz on beş metre yükseklikteki bir dağ üzerinde lokalize edilmektedir. Burada bulunmuş bir yazıt yayınlanmıştır.


    BARTIN:

    Amasra: Dünyada tek olan Kuşkayası Anıtı,








    Kale ve üzerindeki armalar, Kilise (Fatih Camii), Chapel (Kültür Evi), Yeraltı Galerileri, Oyma Mağaralar ve Bedesten kalıntıları




    antik kentin görünen yüzleridir.
    5000 kişilik Tiyatro, Forum, Şeref yolu, Yeraltı Çarşısı, akropol ve nekropol gibi bölümler toprak altındadır.


    ANTİK TİYATRO:



    Roma Dönemine ait olup, Aya Yorgi Tepesi'nin güney yamacındadır. Tiyatro boşluğu (Cavea) ve Sahne (Skone) bölümleri yıkılmıştır. Yeri mezarlık olarak kullanılan tiyatronun sadece bir giriş kapısına ait kalıntılar görülebilmektedir.

    AKROPOL: Bedesten'in güneybatısındadır. Surlarından çok az bir kısmı ayaktadır. Burada bulunan bazı sütunlar Amasra Müzesi'nde sergilenmektedir.

    NECROPOL: Aya Yorgi Tepesi eteklerindeki bu antik mezarlık önemli ölçüde tahrip olmuş, Anıt mezarlar ve Lahit taşları inşaatlarda kullanılmıştır. Günümüzde sadece yeri bilinmektedir.

    YERALTI ÇARŞISI: Roma Dönemine ait olduğu sanılan Çarşının, en önemli bölümü Tomaşkuyusu mevkisindedir. Bedesten'deki yapı tekniklerinin aynen uygulandığı 17 m.lik bir ana galeri ile buraya açılan yaklaşık 50 odadan oluşmaktadır. Güneye ve batıya doğru antik şehir alanlarında yer yer geniş kanalizasyonlara ve rogarlara rastlanır.

    RIHTIMLAR VE DALGAKIRANLAR:







    İlkçağda yapılan ve sonraki dönemlerde de onarılan harçsız-kenetli örgü (Opus Revincium) tarzındaki muntazam dock sistemlerinin 1-2 ton ağırlığında blok kesme taşlarla yapıldığı görülmektedir. Tarihi izlerin çoğu günümüze ulaşamamış, ancak 1803 yılında Jouannin ve 1886 yılında da Von Diest'in çizdikleri Amasra krokilerinde limanın ve dalgakıranların konumu ayrıntılarıyla gösterilmektedir.

    YIKIK KİLİSE: Tavşan Adası'nda da Bizans Dönemine ait kilise kalıntılarına rastlanmaktadır

    Kurucaşile:


    HİSAR KALESİ VE MAHZENİ: Tarihi Kromna Kenti'nin merkezi olan Tekkeönü (Hisar) Köyündedir. Tekkeönü Kalesine ait kalıntılarla bütünleşen ve kale içinden denize kadar uzanan bir dehliz ile 7 adet Kayakuyusundan oluşmaktadır. Dönemi bilinmemekle birlikte, kuyuların, Kromna halkınca savaşta erzaklarını saklamak için kullanıldığı, dehlizin gerektiğinde kaleden denize kaçış dehlizi olduğu ve denize açılan kapısının liman yapımı sırasında doldurulduğu söylenmektedir.
    Konu Tur@b tarafından (23.04.2008 Saat 23:54 ) değiştirilmiştir.

    Sermayem Rahmetin...İlacım Cemâlin...

  2. Bu yararlı Mesaj için teşekkür eden kullanıcılar:


  3. #22
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil

    BATMAN:

    Hasankeyf

    Dicle Nehri‘nin kıyısında, zamanında medreseler, rasathane, darüşşifa ve diğer eğitim kurumlarıyla bölgenin ilim ve kültür merkezi olan Hasankeyf, ulaşım yolları ve ticaret merkezlerinin yer değiştirmesiyle günümüzde önemini yitirmiştir.
    İlçe, sahip olduğu zengin tarihsel yapılar nedeniyle 1981 yılında bütünüyle sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. GAP projesi kapsamında bulunan Ilısu Barajı nedeniyle bu tarihsel yapılar bütünüyle sular altında kalacaktır. Bu konuda çalışmalar Kültür Bakanlığı ve DSİ Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir.
    Hasankeyf Tarihi

    Hasankeyf‘in ne zaman kurulduğu tam olarak bilinememektedir. Şehrin jeopolitik yapısı çok eski bir yerleşim merkezi olduğu ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Bugün bile zaman zaman bazıları mesken olarak kullanılan çok sayıdaki mağaralar, insanların çok eski çağlarda burada yerleştiklerini göstermektedir.

    Mevcut bilgilere göre, Hasankeyf Kalesi‘nin kurulması, M.S. 4′üncü yüzyıla rastlamaktadır. Bu yüzyıl ortalarında, Diyarbakır çevresini ele geçiren Bizans İmparatoru Konstantinos, bölgeyi korumak amacıyla iki sınır kalesi inşa ettirmiştir. Bu iki kaleden birisi Hasankeyf Kalesi‘dir.
    Kale, Sasanilere karşı siyasi bir önem kazanınca, daha sağlam bir şekilde yeniden tahkim edilmiştir. Hasankeyf, M.S. 639 yılında Emeviler tarafından fethedilmiştir. Bu tarihten sonra; Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklular, Eyyubiler ye Osmanlılar hakimiyet kurmuşlardır. Hasankeyf en parlak dönemini Artuklular döneminde yaşamıştır. Merkezde bu dönemden kalan pek çok tarihi eser mevcuttur.
    Hasankeyf’in İklimi
    Bölgeye hayat veren Dicle Nehri, yörenin iklimini de etkilemektedir.Nehir kış aylarının ılıman geçmesini sağlamaktadır. Ortalama sıcaklık 25° C olup en yüksek ortalama ısı 40-43° C, en düşük ortalama ısı 6-8° C arasında değişmektedir.
    Hasankeyf’te Arkeolojik Kazılar
    Hasankeyf’in, Ilısu Barajı suları altında kalması ihtimali ortaya çıkınca burada arkeolojik kazılar yapılması gerektiği anlaşıldı ve 1986 yılında bu kazılara başlandı. Birkaç yıl devam eden kazılara, bölgedeki olumsuz şartlar nedeniyle bir süre ara verildi. 1998 yılında yeniden başlayan kazılara halen devam edilmektedir. Kimi tarihi eserlerin mimari yapısını ortaya çıkaran kazıların uzun süre devam etmesi ve bütün yönleri ile Hasankeyf’teki yer altı medeniyetleri ortaya çıkarması bekleniyor.
    Kazılarda bir çok arkeolojik bulgulara ulaşıldı. Bu bulgular halen GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı tarafından inşa edilen Hasankeyf Kazıevi’nde koruma altına alınmıştır. Kazılar, büyük oranda GAP İdaresi tarafından finanse edilmektedir. Kültür Bakanlığı da parasal destekte bulunmaktadır.
    Hasankeyf’in Tarihi Eserleri
    Hasankeyf Kalesi

    Kalenin iskan yeri olarak kullanılması, milattan önceki binlerce yıla dayandığı söylenebilir. Bu konuda kesin bir tarih tespit edecek hiçbir bilgi ve bulguya sahip değiliz. Kale haline dönüştürülmesi M.S. 363 yılında olmuştur. Bu tarihte Bizanslılar; Sasanilere karşı Hasankeyf’e bir kale yapmış ve sınırlarını koruma altına almıştır.
    Hasankeyf Kalesi, bütünü ile tabii kayalardan oluşmuştur. Biri doğuda biri batıda olmak üzere iki merdivenli yol ile buraya ulaşılmaktadır. Doğudaki yol hayli geniş, moloz taşlarla döşenmiş ve aralıklarla yapılan kapılarla tutulmuştur. Hatta Artuklular döneminde bu yolun üzerinde yedi tane kapının yer aldığı tarihler de geçmektedir.
    Hasankeyf Kalesi‘nin kuzeyinde kayalara oyulmuş, tamamen gizli ama şimdi tabii yıkılmalar sonucu kısmen ortaya çıkmış iki merdivenli yol bulunmaktadır. Normal yollarla kaleye su çıkarılamadığı dönemlerde kale sakinleri bu merdivenli yollarla Dicle’den su ihtiyaçlarını karşılamışlardır.
    Kaleden daha yüksek mevkilerde yer alan membalardan zaman zaman yerlere toprak künkler yerleştirilerek; zaman zaman da kayalar oyularak su, kaleye ulaştırılmıştır. Kalenin dikkat çeken bir özelliği de; buraya gerek Eyyubiler, gerekse Artuklular döneminde kaynak suyu çıkarılmış olmasıdır.
    Uzundere Köyü‘ne gidilirken kalenin 1 km. ilerisinde yolun sağındaki kayalarda oyulan su yollarının izleri açık bir şekilde görülmektedir. Yıkılmayan yerler incelendiğinde; kayalardaki bu su yollarının tamamen gizli olduğu anlaşılmaktadır. Sular cazibe ile kalenin kuzeyinde yer alan büyük havuza (depoya) oradan da açılan kanallarla kalenin her tarafına ulaştırılmıştır.
    Artuklular döneminde hangi hükümdarın kaleye su çıkardığını bilemiyoruz. Buna karşılık Eyyubiler’den Küçük Sarayı yapan Muciruddin Muhammed‘in 1328 yılında kaleye su çıkardığını kaynaklardan öğreniyoruz. Hatta kalede bu tarihten sonra ağaçların ve ekinlerin ekildiğinden bahsedilmektedir. Kaledeki Ulu Cami güneyinde, 100 metre ilerde hamama benzeyen yapılar mevcuttur. Bu da kaleye bol miktarda suyun çıktığını göstermektedir. Hamamın bu günkü halinden daha sonraları kumaş dokuma atölyelerine dönüştürüldüğü anlaşılmaktadır.
    Ulu Cami güneyinde geniş bir meydan vardır. Meydanın doğusu Büyük Saray kalıntılarına kadar mezarlığa dönüştürülmüştür. Kaynaklardan bu mezarlıkların yerinde, kale kapısına bakan noktada Eyyubiler döneminde bir büyükçe Eyvan yapıldığı anlaşılıyor. Gerçekte bu mevkide büyük taşlarla yapılmış duvar kalıntılarına rastlanmaktadır. Kale, tabii kayalardan oluşmasına rağmen, her tarafında burç izine rastlanmaktadır. Şüphesiz bunların amacı, kaleyi düşman saldırılarından korumak değildir. Herhalde kale sakinlerini düşme tehlikesinden korumak için bu burçlar yapılmıştır.
    Moğollar döneminde şehir gibi, kale de harap edilmiştir. Kuzeyi Dicle ile çevrili kalenin, diğer taraflarında derin yarıklar vardır. Kuzeyden geniş olan kale, güneye gittikçe daralmaktadır. Kaledeki evlerin çoğu, oyulmuş mağaralardan oluşuyor. Genellikle bir-iki odadan ibarettir. Bir kaç odadan ibaret geniş olanları da vardır. Büyük Saraya doğru giderken sağda bulunan Cami’u-l Harap‘ta, sonradan oraya konduğu anlaşılan bir kitabe parçası vardır. Kısmen aşındığı için okunmuyor.
    Kale Kapısı
    Doğudan kaleye çıkan merdivenli yolun başlarında yer alır. Üzerindeki kitabeden 820/1416 Eyyubi Sultan Süleyman tarafından yaptırıldığı anlaşılıyor. 580 yıldır ayakta kalabilen kapıda, dayandığı kayaların çökmesi nedeni ile tehlikeli çatlaklar oluşmuştur. Yıkılmaması için acilen tedbir alınması gerekir. Kapının ön cephesi kesme taşlardandır. Buna karşılık arka cephesi eklentilerle beraber molozlardan yapılmıştır. Muhtemelen arka cephede muhafızlar için yerler vardı. İkinci kapı olarak bilinen bu kapının hemen altında 8-10 yıl öncesine kadar bir kapı daha vardı. Bu kapının iki kenarında iki aslan kabartması oyulmuş süslü taşlar mevcuttu. Yıkılan bu kapının bazı taşları Hasankeyf Kazıevi’nde koruma altındadır.

    Doğudan kaleye çıkılan yolun üst taraflarında da üçüncü bir kapı daha yer almaktadır. Kapı üstten harap olmuştur. Gerek ön cephesinde gerekse yan cephesinde dikdörtgen levhalar içinde yazılar yer almaktadır. Alınlığın üstünde bir kitabe olduğu anlaşılıyorsa da; tahrip olmuştur. Bazı özelliklerinden dolayı Eyyubilere ait olduğu tahmin ediliyor.

    Köprü
    Köprünün üzerinde herhangi bir kitabe olmadığından kesin yapılış tarihi bilinemiyor. Sadece Ortaçağ tarihçilerinden İbn Havkal köprünün 1116 yılında Artuklu tarihi çelişkiyi bir yana bırakan araştırmacılar, köprünün üzerindeki taşçı işaretleri ve figürlerden hareket ederek, eserin Artuklular‘a ait olabileceğini söylüyorlar. Hasankeyf‘in Müslümanların eline geçmesini anlatan kaynakta burada açılıp kapanan bir köprüden bahsedilmektedir. Bu yüzden köprünün antik dönemlere ait olabileceği veya antik temeller üzerine Artuklular tarafından yapılmış olabileceği ihtimali akla geliyor. Hasankeyf köprüsünün, BatmanMalabadi) köprüsüyle benzer olması, Artuklular tarafından yapıldığı ihtimalini güçlendiriyor .
    Kemer açıklığı itibarıyla Ortaçağ’da yapılan köprülerinin en büyüğüdür. Ortadaki büyük kemeri taşıyan iki orta ayağın arasındaki açıklık 40 metredir.
    Ayaklar, akıntı tarafında üçgen, diğer tarafta da dairevi şekilde yapılmıştır. Ayakların dış cephesi kesme taştan yapılmış, bu kesme taşlar tek tek birbirine madeni kramplarla kenetlenmiştir. Muhtemelen köprünün kemerleri de kesme taşlardandı. Şu anda yıkılmamış olan doğudaki kemer, hayret verici büyüklükteki kesme taşlardan örülmüştür. Batıdaki yıkılmayan kemer ise; kırılma noktasına kadar kesme taştan, ondan sonrası da yassı geniş tuğladan örülmüştür. Araştırmalara göre köprünün en büyük kemerinin orta kısmı ahşaptandı.
    Düşman şehre saldırdığı zaman bu ahşap kısım yerinden kaldırılır, düşmanın şehre girişi engellenirdi. Bu özellik şehrin savunması açısından bir avantaj ise de köprünün dayanaklığı açısından dezavantaj olmuştur. Köprünün bir diğer ilginç özelliği de orta ayakları üzerindeki figürlerdir. Tahrip oldukları için bu figürlerin ne anlam ifade ettikleri tam bilinemiyor .
    Eyyubiler döneminde 1349 tarihinde köprü Melik Adil tarafından tamir edilmiştir. Ayrıca 15. asrın sonlarında Akkoyunlular zamanında da tamir gördüğü tarihi kayıtlarda anlaşılmaktadır. Ne zaman yıkıldığı ise bilinmiyor.

    Büyük Saray
    Kalenin kuzeyinde Ulu Camii‘nin altında yer almaktadır. Büyük ölçüde yıkılmış ve göçükler altında kalmıştır. Kuzeye, nehre bakan cephesi yuvarlak payandalarla desteklenmiştir. Sarayın girişi bu cephenin ortasında yer alıyordu. Kuvvetli ihtimalle alt katı dükkan ve depolardan, üst katı ise meskenlerden oluşuyordu.
    Yapının en önemli özelliği binadan bağımsız, giriş kapısının karşısında dikdörtgen bir kulenin yükseliyor olmasıdır. Burası kesme taşlardan örülmüş, köprü ayaklarında olduğu gibi taşlar madeni kramplarla kenetlenmiştir. Bu özelliğinden dolayı dibindeki kasıtlı tahribata rağmen kule yıkılmamıştır. Burası ya bir gözetleme kulesi; ya da yıldırımlık görevi yapıyordu. Sarayın üzerinde hiç kitabe olmamakla beraber, yapıdaki taşçı işaretleri köprüdeki işaretlerle benzerlik arz ettiğinden Artuklular tarafından yapıldığı söylenebilir.
    Küçük Saray
    Kalenin Kuzey-Doğu ucunda bulunmaktadır. Kayalar aşağıdan itibaren saraya uygun bir şekilde yontulduğu için dev bir kule görünümünü arz etmektedir. Tarihi kaynaklardan 1328 yılında Eyyubi Muciruddin Muhammed tarafından yapıldığı anlaşılıyor.
    Hasankeyf’teki birçok kubbe ve tonoz yapılarda olduğu gibi, bu sarayın tonozu da; bol harcın içine gömülmüş çanak-çömleklerden yapılmıştır.
    Kuzeye bakan cephedeki pencerenin üstünde iki aslan kabartması, bu kabartmaların ortasında da kufî levhalar yer almaktadır. Tarihi kayıtlardan sarayın duvarlarının göz alıcı bir şekilde süslendiği, altın harflerle yazılar yazıldığı anlaşılıyor. Ancak; bu yazılar tamamen silinmiş veya sökülmüştür .
    Küçük Kale
    Halk arasında Küçük Kale olarak bilinen ve kalenin doğusunda yer alan kaya kütleri bir zamanlar darphane olarak kullanılıyordu. Artukulular ve EyyubilerMardin müzesinde mevcuttur. Moğol harabiyetinden sonra Eyyubiler bir müddet burayı mesken olarak da kullanmışlardır. Buraya kale kapısı karşısındaki bir merdivenle çıkılıyordu. Merdiveni taşıyan kaya kütlesinin kısmen çökmesi ile bugün merdivenle darphaneye çıkmak mümkün değildir. Darphanenin güneyi, sekiz metre genişliğinde, 10-12 metre derinliğinde oyulduğu için darphaneye çıkmak mümkün olmamaktadır .

    Kaledeki Ulu Cami
    döneminde burada paralar basılmıştır.

    Eser, 1325 yılında Eyyubi Muciruddin MuhammedTarihikilise kalıntısı üzerinde inşa edildiği anlaşılıyor. Giriş kapısının üzerindeki kitabeden, birbirine eklenerek yapılan mekanlardan eserin birçok değişikliğe uğradığı anlaşılıyor. Halen Hasankeyf Kazıevi’nde koruma altında olan minberin yan ahşap parçalarının üzerinde ”798 (1396) senesinde yaptı” ibaresi yer almaktadır. 500 yıl önce yapılan bu ahşap süslemelere ve güzel kitabeye hayran olmamak mümkün değildir .
    Minaresi ise cami gibi kısmen harap durumdadır. Moloz taşlar ile yapılan minarenin kuzey cephesinde alçı süsleme ve alçıdan yazılmış kitabe mevcuttur. Bu kitabeden minarenin 927/1520 tarihinde yapıldığı anlaşılıyor .

    İmam Abdullah Zaviyesi
    Betonarme köprünün batı yakasındaki tepecikte yer almaktadır. Bazı rivayetlerden; buranın Hz. Peygamberin amcası Cafer-i Tayyar’ın torunlarından İmam Abdullah‘a ait olduğu anlaşılıyor. Sultanı Takyeddin Abdullah (1249-1294) zamanında bir hizmetçi, rüyasında İmam Abdullah’ın bu civarda şehit düştüğünü görüyor. Sultanın izin vermesi ile yapılan araştırmada merhumun naaşı tespit edilerek defnediliyor. Eserin ayakta kalan tek bölümü kubbeli mezar kısmıdır. Kubbenin etrafındaki külliye bölümleri tamamen harabe olmuş, kubbenin bitişiğindeki kule biçimindeki minare de kısmen harap olmuştur. Kubbenin girişinde yer alan kitabede yapının 878/14 78 tarihinde Akkoyunlular tarafından tamir edildiği ifade ediliyor. Halen Diyarbakır Müzesi’nde koruma altında bulunan göz kamaştıran oyma ahşap kapı, orijinal hali ile günümüze ulaşan birkaç ahşap parçadan biridir.
    Hasankeyf’e Ulaşım ve Konaklama
    Hasankeyf, Batman-Midyat karayolu üzerinde yer aldığından önemli bir geçiş noktasında yer almaktadır. 35 km uzaklıktaki Batman’dan ulaşmak mümkün olduğu gibi, bir başka tarih hazinesi olan Mardin’den Midyat’a, oradan da Hasankeyf’e ulaşılabilmektedir. Hasankeyf’in Mardin’e uzaklığı 120, Midyat’a uzaklığı ise 50 km.dir.
    Hasankeyf’e en yakın havaalanı Batman’da bulunmaktadır. Bölgenin önemli bir ulaşım noktası olan Diyarbakır Havaalanı da Hasankeyf’e 135 km. mesafededir. Ayrıca Mardin’de de havaalanı bulunmaktadır. Bunun yanı sıra Batman’a demiryolları ile Türkiye’nin her yerinden de ulaşmak mümkündür.
    Hasankeyf ilçe merkezinde şimdilik 10 yataklı Öğretmenevi ve 20 yataklı bir pansiyon dışında pek konaklama imkanı yoktur. Hasankeyf’e ve bölgeye turistik amaçlı gelenler toplam 1200 yatak kapasiteye sahip Batman il merkezinde konaklayabilmektedirler. Her kesimin ihtiyaçlarına cevap veren oteller gelen misafirlere hizmet vermektedir.
    Konu Tur@b tarafından (25.04.2008 Saat 12:45 ) değiştirilmiştir.

    Sermayem Rahmetin...İlacım Cemâlin...

  4. Bu yararlı Mesaj için teşekkür eden kullanıcılar:


  5. #23
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil

    BAYBURT:

    Aydıntepe Yeraltı Şehri








    Bayburt Aydıntepe İlçesi’nde yer alan kent , tüf içerisinde , yüzeyden 2-2,5 m. derinde başka yapı malzemesi kullanmadan ana kayaya oyulmuş galeriler , tonozlu odalar ve bu odaların açıldığı daha geniş mekanlardan oluşmaktadır . Yaklaşık bir metre genişliğinde ve 2 ile 2,5 metre yüksekliğinde tonoz örtülü galeriler yer yer her iki yana genişlemektedir . Kareye yakın planlı odalar bu mekana açılmaktadır. Ayrıca gözetleme mekanlarının oluşturduğu havalandırma amaçlı konik biçimdeki deliklerin , galeri odalarını aydınlatmak için duvarlara açıldığı gözlenmektedir .
    Halen kazı çalışmaları devam edilen kent hakkında şu an ileri sürülen iki görüş bulunmaktadır. Bu görüşlerden biri ; bu kentin , bölgede daha önce sözü edilen Halde şehrine ait olduğudur. Bu arada Halde’nin “Khalde” olduğu eski ismi Hart (Aydıntepe) olan ilçenin isminin de “Halt” dan geldiği de iddia edilmektedir . Diğer görüşe göre ise, Hart’ta bu yer altı kentinden başka, Geç Roma, Erken Bizans devirleri arasında yer alan bir mezarın ortaya çıkarılması , Hıristiyanlığın henüz yerleşmediği bir dönemde bu bölgenin bir sığınak niteliği taşıdığı anlaşılmıştır. Romalılar tarafından kovulan ilk Hıristiyanlar bu bölgeye geldiklerinde bu yer altı kentine sığınmışlardır. Dolayısı ile yeraltı şehrinin Erken Hıristiyanlık dönemine ait olabileceği sanılmaktadır .

    (Yanbaksi) Günesli Kümbeti


    Halk arasında Yanbaksi Kümbeti olarak anılan bu yapı il merkezi ile Demirözü ilçesi arasında bulunuyor. Kümbetin Danişmentliler dönemine ait olduğu sanılıyor.

    Sermayem Rahmetin...İlacım Cemâlin...

  6. Bu yararlı Mesaj için teşekkür eden kullanıcılar:


  7. #24
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil

    BOLU:

    Bolu (Bithynıum - Claudiopolis):


    Arkeolojik verilere göre Bolu ovasındaki ilk yerleşim M.Ö. 3. bine kadar uzanmaktadır. Şehir merkezindeki tepelerde kurulmuş olan Bithynium -Claudiopolis şehrinin tarihi ise 1978 yılında Hisartepe kazısında ortaya çıkan bulgulara göre, M.Ö. 7. yüzyıla kadar gitmektedir. Çeşitli yıllarda yapılan kazılarda Antinous Tapınağı ve tiyatroya ait olduğu sanılan parçalarla, çeşitli dönemlere ait sikkeler, kaplar, şişeler, heykeller ve mezar stelleri bulunmuştur. Bu eserler halen Bolu Müzesi'nde bulunmaktadır.

    Seben Kaya Evleri:









    ( Eski Yerleşim Bölgesi ) Seben İlçesine bağlı ve birbirlerine çok yakın olan Çeltik Deresi, Hoçaş, Kaşbıyıklar ve Yuva köylerinde derin vadiler boyunca yükselen kaya kitlelerinin yüzeyinde bir kaç katlı kaya evlerine rastlanmaktadır.

    Gerede Asar Kalesi:

    Gerede'nin Örencik Köyü'nün güneydoğusundadır. Çevrede arazi üzerinde bol miktarda Bizans seramiği görülmekte, bu da kalenin Bizans dönemine ait olduğunu göstermektedir. Ayrıca kale üzerinde kuzeye bakan bir mağara da mevcuttur.

    Sermayem Rahmetin...İlacım Cemâlin...

  8. Bu yararlı Mesaj için teşekkür eden kullanıcılar:


  9. #25
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil

    BURDUR:

    Sagalossos Örenyeri - Aglasun Ilçesi



    Burdur İlinin Ağlasun İlçesi’ne 7 km. uzaklıkta, bir dağın tepesinde bulunan,
    Sagalassos antik kentini ilk kez 1706’da bir Fransız bir gezgini bulmuştur.Sagalassos’da kazılara 1985 yılında başlanmış ve günümüzde de çalışmalar devam etmektedir.

    Sagalassos, coğrafi konumundan ötürü, Tekne Tepe’nin batısında bulunan geçidin kontrolünü elinde tutabilmek için yapıldığı sanılmaktadır. Kazılar sonucunda ortaya çıkan bulgu ve kalıntılar bölgede M.Ö. 6000’de yerleşimin başladığını göstermektedir. Bununla beraber gerçek anlamda kent olarak yerleşim M.Ö. 3000’lerde başlamış ve ismini Antik Çağda duyurmuştur. Pisidialı’lar M.Ö.1000’de buraya ulaşmış ve ormanlık olan bu alandaki ağaçlardan kereste yapımında yararlanmışlardır. Sonraki yıllarda tarım ön plana geçmiş, Hitit İmparatorluğunun çöküşüyle başlayan dönemde ekonomisi diğer kentlere göre daha ileriye gitmiştir. M.Ö. 546-334 yılları arsında bölge Pers egemenliğine girmiş, ancak bu durum kenti olumsuz yönde etkilememiştir. M.Ö 334-333’te Büyük İskender Psidia’nın Telmessos ve Selge gibi büyük şehirlerini ele geçirmiştir.Sagalassos’un bu dönemde İskender’e bağımlı olmakla beraber kısmen de özgürlüğünü koruduğu bilinmektedir. Büyük İskender’in M.Ö 323’te ölümünden sonra kent selefleri arasında M.Ö 281’e kadar el değiştirmiş ve sonra da Suriye Seleukos topraklarının bir parçası olmuştur. Seleukos kralları Psidia’nın bu kentini Büyük Antiokhos’a kadar (M.Ö 223-187) yalnızca temsilcilerle yönetmişlerdir. Bu dönemde Sagalassos Helenleşmiş, Suriye ve Mısır’la iyi bir ticari ilişkisi sağlamıştır.Bu ticaretin oluşmasında Seleukoslar dönemi boyunca Seleukoslara ve Ptolemaioslara paralı askerlik yapan Pisidialı’ların etkili olduğu sanılmaktadır. Seleukoslar döneminde kent oldukça zengin bir konumda idi. M.Ö 189-133 yılları arasında Pergamon Krallığı’na katılmış, Pergamon Krallığı’nın vasiyet yoluyla Roma egemenliğine geçmesinden sonra da, Roma’nın Asia Eyaleti’nin bir parçası olmuştur. Böylece M.Ö. 39’a kadar sürecek olan özgürlüğünü kısmen de olsa korumuştur. M.Ö 39’da Galat Kralı Amyntos’un egemenliğini tanımak zorunda kalmıştır. M.Ö. 25’te yeniden Roma’nın eyaleti Galatia’ya dahil olmuştur. Roma İmparatorluğu döneminden itibaren (M.Ö 25) yazıtlarda ve sikkelerde görüldüğü gibi “Pisidia’nın önde gelen şehri, Romalı’ların dostu ve müttefiki” sözünden yola çıkılarak Romalı’ların koruduğu bir kent olmuş ve egemenlik alanı genişletilmiştir. Bu dönemde bölgeye savaşmak için gelen askerlere yapılan tahıl satışlarından ötürü kent daha da zenginleşmiştir. Bizans döneminde Hıristiyanlığın devlet tarafından kabul edilmesiyle Psidia Eyaletinin önemli piskoposluk merkezi olmuştur. Sagalassos, M.S. 518 ve 528’de depremlerden, 541-543 yıllarında da veba salgınından zarar görmüş, M.S. 644-696’ da Arap akınlarına uğramıştır. M.S.XII.yüzyıla kadar burada yaşandığı, XIII.yüzyıldan sonra da ismine yazılı kaynaklarda rastlanmadığı görülmektedir.



    Sagalassos’dan Günümüze Ulaşan Antik Yapılar:

    Dor Mabedi
    Kentin bulunduğu alanın üst noktasındaki Dor üslubundaki mabedin kazılarına 1990 yılında başlanmış olup, kazılar günümüzde de devam etmektedir. İlk kazılarda büyük olasılıkla MS.I.yüzyıla tarihlenen bu yapının arazi konumundan ötürü zaman zaman değişikliğe uğradığı ortaya çıkmıştır. Özellikle orijinal merdivenlerin yerini üç ayrı teras almıştır. Mabet üzerindeki son değişiklik M.S.V.yüzyılda kentteki diğer yapılardan toplanan malzemelerden yararlanılarak yapılmıştır. Bu arada ön duvar daha yüksek olarak yeniden inşa edilmiştir. Bu değişiklikle o dönemde dini amaçlar için kullanılmayan yapı, geç sur duvarı ile birleştirilerek bir kuleye çevrilmiştir.Bu değişikliğin kenti Isauria kabilesine (M.S 404-406) karşı korumak için yapıldığı sanılmaktadır. Geç döneme tarihlenen surun, güneyine dıştan 1.10-1.60 m., içeride de 1.80-2 m. genişliğinde bir çeşit rampa, duvarı sağlamlaştırmak için düzenlenmiştir.
    Sagalassos 1992 yılı kazılarında bölge kültü ile ilgili yerli binici tanrı Kakasbos kültüne dair adak eşyaları dışında herhangi bir buluntu ile karşılaşılamamıştır. Yalnızca 10-30 cm. kalınlığındaki üst katmanın içinden yapı malzemeleri dışında kap kacak, cam ve metal objeler bulunmuştur. Bunun dışında geç Roma mozaik parçaları, dikine yerleştirilmiş pişmiş topraktan bir boru sistemi, Hadrianus , Julianus ve diğer dönemlere ait sikkeler ile zengin çeşitli adak eşyaları ile karşılaşılmıştır.Bunlar MS.VII.yüzyıla tarihlendirildiği gibi üslupları, Roma Erken İmparatorluk döneminin özelliklerini taşımaktadır.

    Apollon Klarios Mabedi
    Apollon Klarios Mabedine ait kalıntılar yapılan kazılar sonucunda tamamen ortaya çıkarılmıştır.Mimari parçalar oldukça iyi korunmuş, daha öncekilerden farklı olarak son derece sade oldukları da dikkati çekmektedir. Belki de kente zarar veren depremlerden ötürü bu tür bir yapılanmaya gidildiği de düşünülmektedir.
    Apollon Klarios Mabedi M.S.I. yüzyılın sonu ile II. Yüzyılın başlarına tarihlendirilmektedir. Mabedin bezeme yönünden dikkati çeken elemanları daha çok İyon sütun başlıklarıdır. Bununla beraber kazı çalışmalarını yürüten araştırmacılar mabedin kalıntıları arasında birbirlerinden farklı dört ayrı üslupta sütun başlıklarına da rastlamışlardır. Bezeme yönünden süslü olan bu sütun başlıkları dönem dönem daha sadeye dönüşmüşlerdir. Günümüzde ortaya çıkarılan sütunlar ve başlıklar MÖ. II.yüzyıl ile I.yüzyıl sonlarına İmparator Augustos dönemine tarihlendirilmektedir. Bu noktalar göz önüne alındığında mabedin Erken İmparator Döneminde yıkıldığı ve sonra da Augustos döneminde yenilendiği açıklık kazanmaktadır. Mabet M:Ö. V.yüzyılda kiliseye dönüştürülmüştür.

    Bouleterion
    MÖ. II.yüzyıl sonları ile I.yüzyıl başlarında yukarı agoraya bakan teras üzerinde Bouleterion’un kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. 1993 kazı döneminde agoranın batı kenarı boyunca bir çok sütun ve sütun başlıkları ortaya çıkarılmış ve bunlar bir araya getirilmiştir. Bu parçaların bir çeşit galeriye ait olduğu sanılmaktadır. Bir çeşit korkuluk duvarı üzerine oturtulan bu kalıntılar Helenistik dönem üslubunu yansıtmaktadır. Ayrıca üst kattaki iki korinth üslubundaki sütunun iç yüzeylerine Athena ile Ares’in kabartmaları işlenmiştir.

    Aşağı Agora
    Apollon Klarios tapınağı ile doğuda geniş Roma hamamları arasında kalan, şehrin tam ortasına yerleşmiş küçük bir meydanda 1993 yılında kazı çalışmalarına başlanmıştır. Bu alan kuzeyde yüksek bir terasın tepesindeki Nymphaeum, güneyde yeni bir giriş kapısı ve şehrin kuzey-güney eksenine açılan bir kapı ile sınırlandırılmıştır. Kentin önde gelenleri ile imparatorlar için yapılmış oldukları sanılan bu girişlerin uzun kenarlarından alınan parçalar, meydanın bu düzeninin Helenistik Dönemden kalmış olduğuna işaret etmektedir. M.S.I.yüzyılda aşağı agoranın doğu kenarı boyunca, 5.20m genişliğinde iyon sütunlarının bulunduğu bir yapı ile karşılaşılmıştır. Bu yapı ayrı bir giriş ve hamamların önündeki bir sıra dükkanla bağlantıyı sağlıyordu.Büyük olasılıkla MS.I.yüzyılın sonlarına doğru, doğu girişindeki bazı dükkanlar kapatılmış ve onların yerine daha basit dükkan ve konutlar yapılmıştır.Yüzyılın sonlarına doğru da bunlara su tesisatı eklenmiştir. Buradaki buluntular içinde 10 parçadan oluşan, tunç ve bakırdan yapılma aletlerle karşılaşılmıştır. Bunların içerisinde MS.556 ve MS.607-8 yıllarına tarihlendirilen sikkeler de bulunmuştur.

    Yukarı Agora
    Sagalassos’un Yukarı Agorası 1992 yılında kazılmaya başlanmıştır. Düzgün olmayan yamuk şekildeki agoranın M.Ö.II.yüzyıldan önceki döneme ait olmadığı da açıktır. Bunun da nedeni agoranın ortasında ve çevresinde yer alan kaldırım ve şeref anıtlarının Roma İmparatorluk Döneminden kalmış olmalarıdır. En iyi korunmuş olanları da M.S.I.yüzyıl ile II.yüzyıl arasına tarihlendirilmektedir.
    Agoranın güney tarafında Erken İmparatorluk Dönemine ait özellikleri olan, büyük olasılıkla Augustus için yapıldığı düşünülen kare planlı, bezemeli, dört sütunlu bir yapı ortaya çıkarılmıştır. Bu yapının erken devirlerde yapılmış ve MS.IV.yüzyılda yeniden kullanıldığı sanılmaktadır. Buradaki iki kaide üzerinde İmparator Valentinious I ve Gratianus’un isimleri geçen yazıtlar 375 yılında kazınmıştır. Ayrıca İmparator Valens ve oğlu Valentinious II ve Büyük Constantinus adına yazıtlara da burada rastlanmıştır. Bu dönemlere ait, meydanın güney kenarı boyunca uzanan bir portikonun (sütunlu giriş) bulunduğu da olasıdır.
    Yukarı Agorada yapılan kazılarda MS.V.yüzyıla ait sikkelere rastlanılmamış oluşu bu dönemlerde agoranın terk edildiğine işarettir. Kentin savunma amaçlı duvarlarının yapılmasından sonra Yukarı Agora bunların arkasında kalmış, Aşağı Agoranın önem kazanmasına neden olmuştur.

    Tiyatro
    Sagalassos’un en iyi korunmuş yapılarından birisi de tiyatrodur. Yaklaşık 1574 m. yükseklikte olan tiyatro Antik dönem tiyatrolarının en yüksekte olanlarından birisidir. Sırtını yaslandığı tepeye oturma sıraları yerleştirilmiştir. Bununla beraber yer yer de mimari parçalardan yararlanılmıştır. Tiyatro kentin güneydoğu doğrultusu üzerindedir. Koridorların oluşturduğu alt yapı bir bakıma oturma sıralarını desteklemektedir. Scene (Sahne) bir kat yüksekte olup, MS.180-200 yıllarına tarihlendirilmektedir. Oturma sıraları tiyatronun arkasına yaslandığı granit taşlarından yararlanılarak yapılmıştır.

    Antoninus Pius Mabedi
    Kentin aşağı teraslarında şehre hakim bir yerde kurulan Antonius Pius Mabedi güneydoğudaki teras duvarları ile daha da güçlendirilmiştir. Mabet 68.80 x 40 m. lik bir alan üzerinde olup 7.20 m. genişliğindeki porticolarla dört taraftan çevrilmiştir. Böylece mabet, yaklaşık 82.40 x 60.40 m.lik bir alan içerisindedir. Buradaki batı temenos duvarı caddeye bakar ve her iki kenarı da yarım pilasterlerle süslenmiştir.Bu duvarın merkezinden propylon’a geçilir.Mabet Korinth üslubunda olup kısa kenarlarında 6, uzun kenarlarında da 11 sütun bulunmaktadır. Ayrıca derin bir pronaos ( 8 m) ve oldukça kısa bir cellası (9.30 m) vardır. Kentteki diğer yapılarla karşılaştırıldığında işçilik ve mimari elemanları yönünden oldukça ileri bir düzeyde olduğu görülmektedir. Mabedin yapımı uzun sürmüş; Hadrianus döneminde yapımında başlanmış ve İmparator Antoninus’un il dönemlerinde de tamamlanmıştır. Bir deprem sonucu pronaosun üst kısmı yıkılmış, buradan çıkan taşlar daha sonra diğer yapılarda kullanılmıştır.

    Roma Hamamı
    Roma Hamamı aşağı agoranın doğusundaki doğal tepenin üzerine ve şehrin içinden geçen yolun güneyinde kurulmuştur. Doğu-batı yönünde 80 m. ve kuzey-güney yönünde 55 m. genişliğindedir ve üç kattan oluşmaktadır. Bu hamamın ölçüleri Asta’daki antik hamamların en büyüklerinden biri olmasını sağlamıştır. Aşağı agoranın batısında kurulmuş ve tepenin keskin bir eğim yaptığı güney tarafında Antonınus Pıus Mabedi, hamamı tepeden ayırmaktadır. En alt kattan ısıtma sistemiyle ilgili bölümler ve servis odalarını bulunmaktadır. Buraya aşağı agoranın doğu porticosuna açılan bir kapıyla ulaşılmaktadır. Hamamda kullanılan yapı tekniği yukarı agoranın kuzey duvarı ile benzerlik göstermektedir. Bu yüzden hamam büyük olasılıkla M.S.I.yüzyıl sonlarında yapılmıştır. Su gereksinimi de kentin doğusundaki kaynaktan kanallar vasıtası ile sağlanmaktadır.

    Makellon (Kamu Yönetim Binası)
    Yukarı agoranın güneybatısında birkaç metre altında Kamu Yönetim Binası yer almaktadır. Yapının arka duvarı şehrin kuzey-güney doğrultulu ana caddesine bakmaktadır. Makellon kenarları en az 21x21 m. ölçüsünde kare bir alana sahiptir ve kenarlarında porticolar yer alır. Makellondan daha yüksek bir seviyedeki, 5.50 m. genişliğindeki bir cadde, yukarı agorayı Makellonun batısına bağlar. Makellon’ un güneyinde ana girişi vardır ve bunun dışında iki giriş daha bulunmaktadır.

    Makellon’ un mimari kalıntıları oldukça düzensiz bir işçilik göstermektedir. Blokların yüzeyleri pürüzlü olup, yalnızca görülebilen kısımların yüzeyleri düzeltilmiştir. Bu nedenle boyutlarda önemli değişiklikler gözlenmektedir. Makellon Antik Devirde hasar görmüştür. Bu da bazı blokların tamir edilmiş ve ön taraftaki kenar bloklar arasına eklemeler yapılmış olmasından anlaşılmaktadır. Makellon şehir merkezindeki diğer yapılarla karşılaştırıldığında daha alt düzeyde mimari bir üslup ve işçilik gösterir.

    Kütüphane
    Helenistik çeşmenin ilerisindeki caddenin kuzey kenarında yer alan kütüphanenin üç ayrı girişi vardır. Giriş duvarlarına nişler açılmıştır. Yapının önünde 40 m2 boyutunda ve üzerinde büyük yıldızların tasvir edildiği siyah-beyaz bir mozaiğin yanı sıra, binanın içinde de 60 m2 boyutunda daha kaliteli yine siyah-beyaz, geometrik desenlerden oluşan bir mozaik daha yer almaktadır..İç kısımdaki mozaiğin ortasında Thetis, Achilles ve Phoenix görülmektedir.
    Bina 11.80 x 9.90 m ölçülerinde iyi korunmuş bir odadan oluşmuştur. Antik zamanda hasar görmüş olan yapının arka duvarları 3-6 m arasında yüksekliklerini korumaktadırlar.
    Arka duvar üzerindeki uzun bir yazıta göre bina, M.S 120’ den sonra T. Flavius Severianus Neon tarafından yaptırılmıştır. Bu yazıtta ayrıca binayı yaptıran şahsın aile fertlerinden ve sahip oldukları konumlardan da bahsedilmektedir. Büyük olasılıkla adı geçen aile şehrin en önemli ailelerinden biridir ve yalnızca şehirde değil Roma ordusunda ve Mısır’ın yönetiminde de söz sahibidirler.

    Heroon
    Heroon büyük olasılıkla yabancı bir hükümdar ya da önemli bir kahtaman için yapılmış anıttır. M.Ö.II.yüzyıl sonlarına tarihlenir. Xanthos’taki Nereidler Anıtı’ndaki gibi toprak bir tabandan oluşur ve küçük tapınak şeklindedir. Anıt 6.07 x 5.20 m.lik 3 basamaklı bir platformu destekleyen bir korniş tarafından korunmaktadır. Anıt üzerindeki kabartmalarda birbirlerinin eldiven ve pelerinlerini tutarak dans eden kız figürleri görülmektedir.


    Odeon
    Antik Çağın en büyük odeonlarından biri olan Sagalassos odeonu 24x24 m. Ölçüsünde olup, arka duvarı oldukça iyi korunmuştur. M.S.I. yüzyıla tarihlendirilen bu yapı, daha sonraki yıllarda birkaç kez onarılmıştır. Toplantı salonuna, auditoryuma birisi batıdan, diğer ikisi değişik seviyelerde doğudan olmak üzere üç adet tonozlu giriş bulunmaktadır.




    Nymphaeum
    Hadrianus döneminin sonlarına doğru yapılan odeon, aşağı agoraya bakmaktadır. Ön duvarı tiyatronun scenesi ile aynı döneme ait olduğu yapı malzamesinden anlaşılmaktadır. Nymphaeumun uzunluğu 14 m., yüksekliği ise 13 m.dir. Arka duvarı önündeki sütunlar ikinci katı destekleyen düz bir podyumu oluşmaktadır. Arka duvarı üzerinde iki adet yuvarlak kemerli niş görülmektedir.


    Helenistik Su kanalları
    Sagalassos’ un doğu tarafındaki vadideki kaynaktan iki su kanalı kente su gelmesini sağlamaktadır. Helenistik dönemde yapılan bu su kanalları kayaların oyulması ile oluşturulmuştur. Ancak bunlar çeşitli depremler ve erozyonlar nedeniyle zarar görmüştür. Yukarıdaki su kanalı diğerinden daha iyi korunmuştur. Aşağı ve yukarı su kanalları arasındaki bağlantı ve yapım tarihleri kesinlik kazanamamıştır. Yalnızca ortak noktaları aynı kaynaktan su taşımış olmalarıdır.

    Roma Su Kanalları
    Helenistik su kanallarının kestiği tepelerin aşağısında yer alan Roma su kanalları, vadinin diğer tarafındadır. Günümüzde de buradaki sudan yararlanılmaktadır. Kazılar sırasında burada bir kaynak evi ortaya çıkmış ve büyük olasılıkla da kent içerisindeki Roma hamamına su sağlamak amacıyla yapılmıştır.


    Kremna Örenyeri - Bucak/Çamlik Köyü







    Keraitae Örenyeri - Bucak/Belören

    KERAİTAE
    Burdur ili,Bucak ilçesi,Belören Köyü sınırları içinde kalmaktadır.Örenyeri Sagalassos Örenyerine 11 km. , Kremna Antik kentine kuşuçumu 8-9 km.,Bucak ilçesine 7-8 km. uzaklıktadır.Kente Bucaktan asfalt bir yol ile gidilmektedir. Yol Belören köyüne ulaşmakta oradan da 1000 m. Yüksekliğindeki sivri Tepe üzerindeki Örenyerine ulaşılmaktadır. Örenyerinde yapılan yüzey araştırmasında Hellenistik dönem ve Roma dönemlerine ait yapı kalıntılarına rastlanılmış, ele geçen seramiklerden anlaşıldığı üzere kent Hellenistik dönemden önce de yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Kent bir dönem kendi adına az sayıda sikke bastırmış Cremna ile birlikte’de sikke darp etmiş.Roma İmparatoru Augustus döneminde kentin batı tarafı, Sagalassos antik kentine;doğu tarafıda Cremna antik kentine bağlanmıştır. Kentin batı ve doğu yönünde yer alan Hellenistik dönem sur duvarları yer yer tahrip olmuştur. Sivri tepenin Çeltikçi ovasına bakan yamaç zirvesinde kime ait olduğu bilinmeyen Tapınak kalıntısı vardır. Tapınağın hemen önünde de büyük bir sarnıç bulunmaktadır. Kentin ayrıca Meclis Binası ve Agora ya ait yapı kalıntıları bu gün görülmektedir.

    Milias Örenyeri - Bucak/Kocaaliler





    MİLİAS
    Helenistik ve Roma dönemleri kenti olan Milias, Burdur ili,Bucak İlçesi, Kocaaliler nahiyesi sınırları içindedir.Burdur'a 42 km. olan Bucak ilçesinin 30 km. güneydoğusundaki Kocaaliler (Melli) nahiyesinin 5 km. güneydoğusundadır. Kocaaliler nahiyesi ile mahallesi olan Gökalan arasında Aksu vadisini gözetleyen doğal bir tepe üzerindedir.
    Kremna Örenyerine kuşuçumu 30 km. kadar güneydedir. Örenyeri, kayalık ve makilerle kaplıdır. Doğal tepenin batısı, güneyi ve doğusu sarp çıkışı zor kayalıklarla çevrilidir. Yer yer sarp kayalıklar arası kalın sur duvarları ile çevrilmiştir.
    Şehrin nekropolü sur dışında ve kuzeyindedir. Örenyerinde mesken ve yapıların çoğu ana kayalar kesilerek kayadan yararlanılarak yapılmışlar dır. Küçük ve kısmen ana kaya üzerine oturtulmuş tiyatrosu bölgede tektir. Mezar anıtları yerle bir edilerek duvar dipleri kazılmıştır yapıların durumu İ.Ö.5–4 yy'la kadar Milias’ın tarihinin indiğini göstermektedir. Milias olarak bilinen bu yöredeki kentin orijinal ismine henüz rastlanılmamıştır.Bu gün görülebilen yapıları Sarnıçlar, Agora, Tiyatro yapılarıdır.

    Sia Örenyeri - Bucak/Karaot

    SİA Burdur ili, Bucak ilçesi, Kızılkaya Bucağına bağlı Karaot Köyü sınırları içindedir. Karaot Köyü, Burdur- Antalya yolunun 100. km.’ sinde bulunan Antalyaya bağlı Dağbeli bucağının 15 km. kuzeydoğusundadır. Sia Örenyeri Karaot Köyünün Köletaşı, Kozağacı Mahalleleri arasında kalan Taştandam olarak bilinen yerdir. Kalıntılardan dolayı, çevrede yaşayanlar tarafından, örenyerine verilen bu isim örenyerine çok uygun görülmektedir. Bir Pamphilia kenti olması muhtemeldir. Kentin yerleşim alanı Taştandam tepe üzeri ile tepenin güney ve batı etekleridir. Ricalin yaşadığı esas tepeyi çeviren, kuzey, doğu ve güney kayalıkları üzerinde iki üç katlı kulelerle güçlendirilmiş, kesme taş kalın surları batı taraflarda göremiyoruz. Yemişli, çıtlıklı ve Taştandam Tepelerinin eteklerinin birleştiği kısmen düz çamlık yerler kentin kutsal ve nekropol alanıdır. Anıtsal mezarlarda buradadır. Kentte, Hellenistik ve Roma dönemlerine ait kalıntılara rastlanılır. Yerleşim yerinden uzak oluşu ve yolunun olmayışı antik kenti en iyi koruna gelmiş kentler arasında yer almasını sağlamıştır.

    Kodrula Örenyeri - Bucak/Kestel

    KODRULA
    Burdur İli, Bucak İlçesi, Yazıpınar (Kestel) Köyü Dutdere Mahallesinin kuşuçumu 2500 m. batısındadır. Bucak Yazıpınara 17, Dutdere Mahallesine 20 km. mesafededir.Torosların bir kolu olan Kestel Dağının güney yamaçlarında Kestel ovasına hakim ardıç ve çalılarla kaplı sarp bir tepenin güney yamacına kurulmuştur. Ulaşılması güçtür. Orman yolundan batısındaki Akpınar Tepenin doğu yamacına kadar araba ile gidilerek oradan tepeye yaya ulaşılır. Tepeye ulaşılan başka bir yol yoktur. Köyün eski adı Kestel antik Kodruladan gelmektedir. Kenti, kendi adına bastırdığı sikke ve antik kaynaklardan bilmekteyiz. Örenyeri tepenin tam zirvesinde 1,5-2 m. kalınlığında bir iç kale içinde mekanlar, güney eteklerinde ise ana kayalar oyularak ön kısımlara taş duvarlar örülerek küçük yerleşim terasları ve evler yapılmıştır. Şehrin güney ve kuzey girişlerindeki burçların olduğu,asıl çevre duvarının olasılıkla M.Ö 3.yy’ la veya 2. yy. Erken Helenistik döneme aittir.Akrapol kabaca üçgen biçimli bir duvarla çevrilmiştir. Etekte işlevi anlaşılmayan büyük bir yapı, doğusunda klasik dorik prostylos planlı tapınak kalıntısına rastlamak mümkündür. Tapınağın palmatlerinden olasılıkla geç Helenistik veya Augustus döneminde yapılmış olması düşünülmektedir. Bitişik Hamam yapısının sıra halinde yedi odası, arkasında bir su kemeri ile beslenen birkaç sarnıcı vardır. Şehrin çevresinde kalın kesme taşlardan yapılmış Roma devri sur duvarlarını yer yer görmek mümkündür. Nekropol kuzeyde sur dışındadır. Bölge içinde yer alan daha birçok Helenistik ve Roma yerleşmesi bulunmaktadır. Ancak Pisidia antik coğrafyası içinde adına sikke bastıran 36’ ya yakın antik kentin 12 tanesinin Burdur İli sınırları içinde bulunması ayrıca önemlidir.

    Bubon Örenyeri - Gölhisar

    BUBON
    Gölhisar ilçesi İbecik Köyü sınırları içerisinde Dikmen tepesindedir. Boubon olasılıkla M.Ö.190 yılında Araxa’nın müttefiki olarak bir savaşa girmiştir.M.Ö. 145-140 yılları arasında Tiran Moagetes’in oğlu demokrasiyi yeniden getirdiği,Murena tarafından I.Mithridates savaşı sırasında kurulan birliğe girmiş daha sonra Likya tetrapolisine geçtiğini görmekteyiz.
    Helenistik devire kadar inen kalıntılar ile birlikte bu gün Roma çağı kalıntılarından bir kısmını ayakta görmek mümkündür. Kent 1960’ lı yıllar’da kaçak kazılarla çok tahrip edilmiştir. Üzerinde az miktarda Roma dönemi kalıntıları vardır. Bu yapılardan biri olan Sebasteion yapısında Prof Dr. Jale İNAN’ın 1990 lı yıllarda yaptığı kazı sonucunda yazıtlı kaidelerden, 14 adet bronz heykelin bu yapıda olduğu saptanmıştır. Bu heykeller; Poppaia Sabeina, Nerva, Marcus Aurelius, Lucius Verus, Commodus, Septimius Severus, Julia Donma, Genç Caracalla, Olgun Caracalla, Gordian, Philippus Arabs, Decius veya Trebonianus, Valerianus, Gallienus ve Salonina dır. Bu heykellerden sadece Valerianus Heykeli Burdur Müzesinde bulunmaktadır. Bu eserde kaçakçılardan müsadere ile ele geçirilmiştir. Kentin bugün yüzeyinde bir kısmı açıkta olan yapıları Sebastion, Tyatro, Agora ve stadyum dur.


  10. #26
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil

    Kibyra Örenyeri - Gölhisar










    BURDUR İLİ GÖLHİSAR İLÇESİ 2007 YILI KİBYRA KAZI VE TEMİZLİK ÇALIŞMALARI
    2007 Yılı Kibyra kazı çalışmaları Burdur Müzesi Müdürü H. Ali Ekinci başkanlığında ve Prof. Dr. Fahri Işık ve Prof. Dr. Havva İşkan Işık’ın bilimsel danışmanlığında, 23.08.2006 tarihinde başlamıştır. Kazı çalışmaları; Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyeleri, araştırma görevlileri, öğrencileri, Dokuz Eylül Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğrencileri, Burdur Müzesi’nde görevli arkeolog Gonca Gülseven, 4 haritacı, 4 mimar ve 20 işçiden oluşan bir ekiple yürütülmüştür. Çalışmalar, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğümüzün DÖSİMM kanalıyla sağladığı 95.000 YTL’lik ödenekle gerçekleşmiştir. 2007 yılı Kibyra için ayrı bir anlam taşımaktadır; çünkü Burdur Valiliği öncülüğünde ve Gölhisar Kaymakamlığı ile Gölhisar Belediyesi’nin destekleriyle, 35 kişilik kapasiteye sahip modern bir kazı evine kavuşmuştur. Bu bağlamda Burdur Valisi Sayın M. Rasih Özbek başta olmak üzere, Gölhisar Kaymakamı Selami Kapankaya ve Belediye Başkanı Mehmet Yavuzer’e teşekkürü bir borç biliriz.
    2007 yılı Kibyra çalışmaları; stadionda kazı, kent haritası çıkarılması, stadion ve tiyatroda röleve yapılması, seramik çizim-envanter çalışmaları ve kısıtlı bir alanda gerçekleştirilen yüzey araştırmaları olmak üzere beş ana başlıkta toplanabilir. Bu çalışmalar dışında ayrıca, büyük oranda çalıyla kaplı tiyatro, agora set duvarı, çeşme ve hamam, yapılan temizlik sonucunda bitki örtüsünden arındırılarak ölçüm ve çizim çalışmaları için hazır hale getirilmiştir.

    STADİON KAZI ÇALIŞMALARI
    Kentin resmi yapılarının konumlandığı ana tepenin doğu yamacında yer alan stadion, güneybatı- kuzeydoğu doğrultusunda konumlandırılmış “U” formlu ve tek sphendoneli bir mimariye sahiptir. İlk olarak 2006 kazı sezonunda başlayan çalışmalarda, neredeyse tamamı sağlam durumdaki 21 oturma sırasına sahip ve 12 kerkidesle bölünmüş batı cavea tamamen açılmıştır. Ayrıca batı caveanın üstünde, tüm cepheyi kaplayan bir portiko ile karşılaşılmış ve arkasında yer aldığını düşündüğümüz yol döşemine yönelik çalışmalara başlanmıştır. Yapılan açmada döşemsiz, anakaya üzerine sıkıştırılmış toprak ile oluşturulan bir yol ele geçerken batısında da moloz taşlarla yapılmış kireç harçla sıvanmış bir teras duvarına rastlanmıştır. Diğer bir çalışma da stadion zeminine yönelik olarak açılan sondajdır. Bu sondaj da, zeminin anakaya üzerine sıkıştırılmış ince toprakla kaplandığı görülürken, stadionun temellerinin anakayaya oturtulduğu tespit edilmiştir. Ayrıca stadion temelinin altında anakayada açılan bir çukur ve içinde kuzey ve güney yönden iki künkün bağlandığı ve atıksu sisteminin bir parçası olan yarım bir pithos ele geçmiştir.
    Resim Stadion Portiko Geç Dönem Teras Duvarı ve Merdivenli Geçiş
    2007 kazı sezonunda, stadion arkasındaki portiko ve teras duvarının kazılarak takip edilmesi ve bunların röleve ve restitüsyon projelerini tamamlamaktı. İlk olarak portiko terasında yapılan kazılar sonucunda, güneye doğru 40 m. ilerlenmiş; moloz taş ve kireç harçla yapılmış teras duvarının güneye doğru kesintisiz devam ettiği görülmüştür. Ayrıca kuzey köşeden 11.10 m. güneyde, 2.10 m. genişliğinde bir kapı ile ilk önce batıya doğru tırmanan üç merdivenin sonunda geniş bir sahanlık ve ardından kuzeye dönen 10 merdivenle “L” formunda, olasılıkla üstünün bir kısmı tuğla tonozla kapatılmış koridorla karşılaşılmıştır. Merdivenlerin başladığı kapının çerçeve duvarının tamamı, duvarın genel karakteri olan moloz taşla değil, stadion portiko ayaklarının sağlam mimari parçalarından ikincil malzeme ile örülmüştür. Bu nedenle teras duvarının portikonun yıkılmasının ardından yapıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca moloz taşlar ve kireç harçla örülmüş geç dönem teras duvarının kuzey köşesinin, stadion portikosunun kuzey girişini sağlayan kapı ile birleştirildiği görülmüştür. Aynı zamanda stadion portikosu kuzey kapısının da, kuzeybatıya doğru çapraz ilerleyen 1.80 m. kalınlığında daha erken bir duvarla inorganik bir bağlantı içinde olduğu tespit edilmiştir. Bütün bu çalışmaların sonucunda son evre olan moloz taşla örülmüş geç dönem teras duvarının; birinci ve ikinci evre duvarının arasına moloz taş ve kireç harçla doldurularak sağlamlaştırılmış olduğu ortaya çıkmıştır. Böylece ilk evrenin olasılıkla stadion alanı yokken yapılan güçlü bir duvar olduğu, ikinci evrede stadion ve portikle bağlantılı bir yapılanmaya gidildiği ve son evrede de portiğin yıkılmasının ardından alanın düzeltilip kalın ve birbirine merdivenlerle geçişi sağlanan teras duvarlarının inşa edildiği görülmüştür.
    İl defa 2006 yılında yapılan stadion temellerinin altında bulunan su sistemine ait çalışmalar, 2007 sezonunda da devam etmiş; E-F caveaları arasındaki kerkidesin altında bir sondaj açılmış ve 2006 sezonunda elde edilen veriler teyid edilmiştir. Bu sondajda stadionun temel taşlarının altında anakayadan açılan bir oluğun içinde künk parçalarına rastlanmış ve stadion alanının altında bir su sisteminin olduğu kesinleşmiştir. Ancak bu sistemin stadionla mı yoksa yakınlarda stadion seyicisinin su ihtiyacını gideren bir nymphaeumla mı bağlantılı olduğu sorusu gelecek yıllardaki çalışmalarla cevaplanacaktır.
    2007 sezonunun diğer amaçlarından biri olan alanın röleve ve restitüsyon projelerinin tamamlanması için yapılan çalışmalar iki koldan ilerlemiştir. İlk olarak 4 kişilik mimar ekibi tarafından stadion yapısının laser scanner yöntemiyle üç boyutlu ve hava fotografı–total station yöntemiyle tek boyutlu plan rölevesi çıkarılarak tamamlanmıştır. Böylece yapı, gelecek yıllarda başlamak üzere, yapılması planlanan restitüsyon ve restorasyon çalışmaları için hazır hale getirilmiştir.
    Özellikle portiko teras duvarının cephesinin bir bölümü, yukarıdan kayan büyük bloklar nedeniyle oldukça tahrip olmuş halde ele geçmiştir. Bu nedenle, alanda ele geçen moloz duvarın kendi taşları ve orijinaline uygun olarak hazırlanan kireç harç ile duvarın yıkık bölümleri örülerek konservasyon çalışması yapılmıştır. Bu çalışma sırasında stadion A caveası kuzey köşesinde düşmüş şekilde duran iki taş koltuk, zeminleri düzenlenerek orijinal yerlerine konmuştur. Ayrıca, büyük bir vinç yardımıyla batı oturma sıraları üzerine yukarıdan düşmüş durumdaki oturma sıraları ve bloklar oluşturulan blok tarlasına taşınmışlardır. Çalışmalar, kazılan alanın 1/50 ölçekli cephe, plan ve kesit çizimlerinin yapılmasıyla sonlandırılmıştır.
    Resim 8-9. Stadion Kazı Sonrası
    RÖLEVE ÇALIŞMALARI
    Kalıntıları bugün yaklaşık 240 x 50 m.’lik bir alana yayılmış durumdaki stadionun ve kalıntıları yaklaşık 70 x 50 m.’lik bir alana yayılmış durumdaki tiyatronun röleve çalışmalarında iki farklı modern teknik uygulamıştır. Çalışmalar 4 kişilik bir mimar ekibi tarafından gerçekleştirilmiştir. Çalışmalar sonucunda stadionun 3D laser scanner yöntemiyle üç boyutlu ve hava fotografı–total station yöntemiyle tek boyutlu plan rölevesiyle, tiyatro’nun hava fotografı–total station yöntemiyle tek boyutlu plan rölevesi çıkarılarak tamamlanmıştır. Çalışmalarda Riegl LMS-Z390 model laser scanner, Sokkıa SET4110R model total station, uzaktan kumandalı foto çekim kitli bir helyum balonu ve özel programlarla donanımlı iki adet dizüstü bilgisayar kullanılmıştır. Çalışmalar sonucunda stadion, gelecek yıl kısmen başlanması planlanan restitüsyon ve restorasyon çalışmalarına; tiyatro, yine gelecek yıl yapılması planlanan oturma sıraları kazı çalışması ile orkestra ve sahne binası önündeki düşmüş blokların oluşturulacak blok tarlasına taşınmasına hazır hale getirilmiştir.
    Resim 10-11-12-13. Stadion'un Havadan Fotoğraflama Çalışmaları
    Resim 14-15. Tiyatro'nun Havadan Fotoğraflama Çalışmaları
    Resim 16-17. Tiyatro Rölöve Çalışmaları
    Resim 18-19. Stadion ve Tiyatro Rölöve Çalışmaları
    Resim 20-21 Stadion ve Tiyatro Rölöve Çalışmaları
    HARİTA ÇALIŞMALARI
    4 kişilik bir harita uzman ekibi tarafından gerçekleştirilmiştir. Öncelikle kent ve civarında bulunan nirengi ve poligon noktalarının durumu araştırılmış, ülke koordinat ve yükseklik değerleri bulunan noktalar tespit edilmiştir. Antik kentin ölçümleri 8QB41KRH24G ve 8PB09ZDB0G0 seri numaralı Topcon Hiper Plus GPS alıcıları ile “real time” yöntemiyle yapılmıştır. Kentte bulunan bütün antik yapıların ve arazinin topografyasının belirlenmesi için yapılan ölçümler bilgisayar ortamına aktarılarak NetCadd programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmalar sonucunda, toplam 387 hektarlık I. Derece Sit Alanı’nın topografyası ve her türlü antik kalıntı işlenerek 1 / 5000 (5 Pafta); 1 / 1000 (21 Pafta) ölçekli kent haritası tamamlanmıştır. Ayrıca stadion, tiyatro, hamam ve agora yapılarının 1/ 500 ölçekli çıktıları alınmıştır. Böylece antik kent kalıntıları 1/ 25.000 ölçekli Türkiye haritasında gerçek konumlarıyla işaretlenmişlerdir.

    SERAMİK ÇİZİM ve ENVANTER ÇALIŞMALARI
    2006 yılı yüzey araştırmaları sonucunda, Kibyra’nın nitelikli ve yoğun seramik üreten atölyelere sahip olduğu anlaşılmıştı. Geçen yıl gerek stadion kazı çalışmalarından gerekse kent seramik atölyesi akıntılarından toplanan seramiklerin sınıflandırma, ölçekli çizim ve fotoğraflanarak envanter kayıtlarının tamamlanması çalışmasına 2007 yılında da 5 kişilik çizim ekibi tarafından devam edilmiştir. Çalışmalar sonucunda 2006 yılında toplanan yaklaşık 10 kasa seramik buluntuyla, 2007 yılı kazı ve yüzey araştırmalarından ele geçen yaklaşık 15 kasa seramik buluntunun temizlik, çizim ve envanter çalışmaları tamamlanmış, seramikler form ve kronolojilerine göre gruplandırılarak kasalanmışlar ve Kibyra Kazıevi’nde koruma altına alınmışlardır.



    YÜZEY ARAŞTIRMALARI
    2006 yılında başlanan kent merkezi ve territoriumu yüzey araştırmalarına bu yıl da devam edilmiştir. Yüzey araştırmaları; bir ay süresince devam eden stadion kazı çalışmaları bitiminde bir hafta boyunca 7 kişilik bir ekip tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu yıl kent merkezinde yapılan yüzey araştırmaları tiyatronun arkasında konumlanan seramik atölyelerinde yoğunlaşmıştır. Tiyatro tepesi güney yamacındaki yağmur arklarında yoğun seramik akıntısı görülmektedir. Burada yapılan araştırmalar sonucunda yaklaşık 3 kasa nitelikli (birçoğu figürlü, mühürlü, boya bezemeli olarak) seramik parçaları ve Kibyra’nın yerel seramik üretimini kanıtlayan üretim hatası seramik örnekleri toplanmıştır. Toplanan bu seramikler temizlenerek fotoğraflanmışlar ve çizimleri yapılarak bilimsel yayın çalışmalarına hazır hale getirilmişlerdir. Agorada yapılan araştırmalar sonucunda, set duvarlarının en geç İ.Ö. 6. yüzyıl içlerinde, olasılıkla bir deprem felaketi sonucunda, agora içindeki yapılardan sökülen devşirme mimari parçalarla tamirat gördüğü gözlenmiştir. Bu onarım sırasında Yukarı Agora’nın kuzeydoğu köşesindeki bir tapınak ile Aşağı Agora’nın güneydoğu köşesindeki bir başka tapınağın neredeyse tamamen sökülerek, mimari parçalarının set duvarında kullanıldığı tespit edilmiştir.
    Kibyra’ya yaklaşık 15 km. uzaklıktaki Yamadı Gölü kıyısında konumlanan, bugün Göl Adası olarak bilinen kayalık tepe ve çevresinde 2006 yılında yapılan yüzey araştırmalarına bu yıl da devam edilmiştir. 2006 ve 2007 yılı yüzey araştırmalarında, tepenin kuzey yamacındaki tarlalardan seramik örnekleri toplanmıştır. Bu örneklerin değerlendirilmeleri sonucunda, Göl Adası’ndaki yerleşimin, Tunç Çağ’dan başlayarak Geç Antik Çağ’a kadar iskan gördüğü anlaşılmaktadır. Buradaki yerleşim, hemen yanındaki tepede konumlanan Uylupınar yerleşmesiyle birlikte, bölgenin erken tarihine ışık tutacak nitelik ve önemdedir. Nitekim yüzey araştırmaları sonucunda ele geçen Tunç Çağ seramik parçaları, Frig boyalı keramiğiyle özdeş renkli boyalı parçalar, Protogeometrik ve Geometrik Dönem’i temsil eden içiçe çemberli-geometrik bezemeli parçalar bu önemi belgelemektedirler. Kayalık tepede gözlemlenen, Frig açık hava tapınaklarıyla özdeş kaya döşemleri de bu görüşü desteklemektedir. Bu sebeple, tepe ve çevresinde yapılan yüzey araştırmalarına gelecek yıllarda daha kapsamlı devam edilecektir.

    Mallos Örenyeri - Merkez/Karacaören

    Merkez Karacaören Köyünde Klasik Dönem Roma Sehri

    Olbasa Örenyeri - Kemer/Belenli

    OLBASA
    Burdur ili, Kemer ilçesi, Belenli Köyü, sınırları içerisinde, köyün kuşçumu 1 km. kadar güney-güneybatısında Asar tepesi Mevkiinde, tepenin güney yamacına doğu-batı istikametinde 750 metre kuzey güney istikametinde 375 metre kadar bir alanı kapsayacak büyüklükte bir yerleşime sahiptir. Köy içinden stabilize bir yol ile örenyerine ulaşılmaktadır. Olbasa Örenyerinin Asar mevkiindeki konumu içinde güney eteklerinde kent üzerinde tarlalar açılmış olup mevsimlik tarımsal faaliyetler yapılmaktadır. Örenyeri üzerinde çıplak gözle görülebilen mimari malzemelerin büyük çoğunluğu çok eski yıllardan buyana Belenli ve yakınındaki Yakalar köyüne gitmiş ve köydeki bir çok yapılarda devşirme malzeme olarak kullanılmış ve köylerin içinde sokak aralarında bulunmaktadır.

    Kormasa Örenyeri - Merkez/Çallica

    Takina Örenyeri - Yesilova

    Lisinia Örenyeri - Merkez/Karakent Köyü

    Hacilar Höyükleri - Merkez Hacilar Köyü

    HACILAR HÖYÜK
    Verimli toprakları ve uygun iklim koşullarıyla ilk insanlığa kucak açan Anadolu’nun küçük bir kenti olan Burdur, Antik coğrafyada Pisidia, günümüz coğrafyasında Göller bölgesinde yer alır. Küçük bir kent olmasına rağmen birçok kültürü içinde barındıran kentte hayat M.Ö.7.000 de başlayarak günümüze kadar kesintisiz olarak sürmüştür. Dünya Arkeolojisinde önemli bir yeri olan Hacılar Höyük bu küçük mütevazı kentin 24 km. batısındaki Hacılar Köyü sınırları içerisinde bulunur. Höyük, Batı Anadolu’nun bilinen en eski yerleşme yeridir. 1957–1960 lı yıllarda Prof J.MELLART tarafından yürütülen kazı çalışmalarında 9 yerleşim tabakası bulunmuş olup; üç kültür devri saptanmıştır. Bunlardan;7000’e tarihlenen Keramiksiz Neolitik, M.Ö 5600-5400’e tarihlenen Geç Neolitik ve M.Ö 5400-4750’ye tarihlenen Erken Kalkolitik dediğimiz devirlerdir. Hacılar kültür devrinin en eskisi Keramiksiz Hacılar kültürüdür. Bu yerleşim tabakaları yedi kültür katı olarak ortaya çıkmıştır. En yeni tabaka olan I-V tabakalarda ilk kalkolitik devir kalıntılarına rastlanılmıştır. Bu kalıntılar krem zemin üzerine kırmızı ve kahverengi boya ile geometrik bezeklerle çok renkli stilize çanak çömlekler, bereketin simgesi olarak cinsel uzuvları abartalı yapılmış Ana Tanrıça figürinleri, Göçebelik ve toplayıcılıktan ekip biçmeyi öğrenen insan oğlu bu dönemde çeşitli malzemelerden kesici aletler yapmayı da öğrenmişler.Seramiksiz Hacılarda yeknesak bir mimarinin olduğu evler tek odalı kare ve dikdörtgen planlı olup bir kapı ile avluya açıldığı, üzerleri kırmızı aşı boyalı duvarların olduğu, tabanlarında ise genellikle bir ocağın bulunduğu tespit edilmiştir. Duvarlar taş temel üzerine büyük kerpiçlerle örülmüş üzerleri beyaz sıvalı kalınlığı bir metreyi bulan duvarlarda yer yer nişlerin bulunduğu, her evde yarım daire şeklinde ocaklar ve sekilerin olduğu, ayrıca kapı yakınlarında bulunan merdiven basamaklarından bu evlerin ikinci bir katının olabileceğini düşündürmektedir.
    Hacılarda ölülerin kent dışına gömüldüğü sanılmaktadır. Burada bulunan Hacılar seramikleri Neolitik devrin bütün özelliklerini taşımaktadır. Bunlardan hayvan şekilli(Therimorfik ) kaplar dikkat çekici olup bunların dini fonksiyonlu oldukları anlaşılmaktadır. Hacıların karektiristik figürinleri, genellikle pişmiş topraktan yapılmış kadın tasvirleri olup oranları abartılıdır. Konyada Bulunan Neolitik Çatal Höyük figürinlerine göre daha hareketli ve canlıdır. Ayrıca Hacılar kazılarında kömürleşmiş arpa ve buğday tanelerinden halkın tarımsal faaliyete önem verdiği ele geçen boynuz. Sleks ve obsidiyenden yapılmış orak, bıçak gibi aletlerden anlaşılmaktadır.
    Konu Tur@b tarafından (26.04.2008 Saat 01:21 ) değiştirilmiştir.

  11. Bu yararlı Mesaj için teşekkür eden kullanıcılar:


  12. #27
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil

    Kurçay Höyük - Merkez/Kuruçay Köyü

    Kuruçay Höyüğü

    Burdur - Tefenni asfaltının 15.km. sinde yolun 600 m. güneyindedir. 1978 - 1988 yılları arasında Prof. Dr.Refik DURU tarafından arkeolojik kazı çalışmaları yürütülmüştür. 11 m. yükseklikteki höyükte ana toprak üzerinde en eski yapı katı geç neolitik (MÖ.5500-5300) olmak üzere sırasıyla erken kalkolitik (M.Ö. 5200-4750), geç kalkolitik (M.Ö.4600-4000), ilk tunç çağı (M.Ö.2500-3000) yapı katlarını içeren 12 iskan tabakası belirlenmiştir.


    Kuruçay'da Hacılar'ın bütün kültür basamakları ve yerleşme katlarının paralelleri bulunmuştur. Yarım yuvarlak kuleli neolitik sur duvarı ve Hacılardaki çağdaşlarına tümüyle benzeyen yüksek kaliteli ve boya bezemeli çanak-çömlek ve diğer bazı eşya ve araç-gereçleri ile bu höyük, Hacılar neolitiğin tek merkezli olmadığını kanıtladığı gibi Batı Anadolu’da geç kalkolitik uygarlığının ilk defa ayrıntılı biçimde izlenebilmesine imkan sağlayarak Anadolu arkeolojisine büyük katkı sağlamıştır.

    Hacılar ve Kuruçay yerleşmeleri birbirlerini tanıyarak uzun bir süre komşu olarak yaşamışlardır. Genç kalkolitik devirde evler tek odalıdır. Odanın köşesinden bir fırın bulunmaktadır. Erken kalkolitik yerleşmenin evleri ise yine tek odalı, kalın taş temelli, dış duvarın, çevrelediği bir alan içinde bağımsız bir yapı birimi görünümündedir. Kuruçay'da neolitik ve ilk kalkolitik çağ yerleşmelerinde yaşayanların yiyeceklerini üretip üretmedikleri, yani tarım ve hayvanyetiştiriciliğini bilip bilmedikleri konusu sorudur. Bu nedenle Kuruçay'da besin üretimi yerine daha çok kara avcılığı ve belki ticaretin ağırlıklı olduğu düşünülmektedir.


    Yassigüme Höyügü - Merkez/Yassigüme Köyü

    Gölde Höyügü - Merkez/Gölde Köyü

    Yarköy Höyügü - Merkez/Yariköy/Soganli

    Aziziye Höyük - Merkez/Aziziye

    Egnes Höyügü - Merkez/Çallica

    Höyücek Höyük - Bucak Merkez

    Tepecik Höyük - Bucak Merkez

    Incirdere Höyük - Bucak Merkez

    Karaaliler - Bucak Merkez

    Ürkütlü Höyügü - Bucak Ürkütlü

    Ugurlu Höyük - Bucak Ugurlu Köyü

    Çavdir Höyük - Çavdir/Merkez

    Höyükköy - Tefenni/Merkez

    Beyköy Höyük - Tefenni/Beyköy

    Karamusa Höyük - Tefenni/Karamusa

    Dereköy Höyük I-II - Yesilova/Dereköy

    Gebren Höyük - Çaltepe Köyü

    Genceli Höyük - Yesilova/Genceli

    Yazi Höyük - Yesilova/Büyükyaka

    Hancarli Höyük - Yesilova/Karaatli

    Bademli Höyük - Karamanli/Bademli

    Bademli Tümülüsleri - Karamanli/Bademli

    Harmankaya Tüm. I-III - Karamanli/Bademli

    Düger Tüm. I-IV - Merkez/Düger

    Hacilar Tümülüsü - Merkez/Hacilar

    Yuvalak Tümülüs - Tefenni/Yuvalak

    Kayadibi I-II - Yesilova/Kayadibi

    Karaatli Tümülüsü - Yesilova/Kayadibi

    Topraktepe Tümülüsü - Gölhisar/Uylupinar

    Salda Gölü - Yesilova

    SALDA GÖLÜ

    Yeşilova ilçe merkezine 4 km uzaklıktadır. Göl Antalya - Denizli Pamukkale Ana - Tur güzergahı üzerindedir.İlimizde yaz ve kış aylarında turizm hareketliliğinin yoğun olarak yaşandığı ve tur otobüslerinin göl kenarında bulunan tesislerden yeme - içme ve kısa süreli dinlenme ihtiyaçlarını giderdikleri çok önemli bir konumda bulunmaktadır. Doğanbaba, Salda, Eşeler Dağları ve Kayadibi taşı önünde teşekkül etmiştir. Yapı itibariyle menşei tektoniktir. Denizden yüksekliği 1193 metredir. Tehlikeli bir bataklık sahası yoktur. Oldukça yuvarlak bir görünümü vardır. suyu tatlıdır, içinde balık yaşar.






    En derin ve en temiz göllerden biridir. Balık yakalaması zordur. 47 km2 lik bir sahayı kaplar Güney cephesinde bulunan Sultan Pınar suyu burayı bir mesire yeri haline getirmiştir. Göl çevresinde tabii kumsallar mevcuttur. Gölden sonra kumsalları takiben ormanlar başlar.
    Salda Gölü ve çevresi 14.6.1989 tarihinde 1. Derece Doğal Sit Alanı olarak tescil edilmiş ve koruma altına alınmış iken, bu karar Antalya Kültür ve tabiat Varlıkları kurulunun 28.7.1992 tarih ve 1501 sayılı yeni kararı ile tadil edilerek, Salda Gölü kıyısındaki bazı mahalleler, 2. derece Doğal sit Alanı olarak tescil edilmiştir.



    Düger Küçük Ada - Merkez/Düger

    Düger Böcülü Tepe - Merkez/Düger

    Balbura Örenyeri - Altinyayla

    BALBOURA Antik Kenti

    Altınyayla ilçesindedir. İlçenin 6 km güney-güneydoğusundadır. Bu yer Kerkeli doğu yamacı eteğindedir. Balboura, özellikle Roma egemenliği çağında Kabalia diye tanınmış olan bu yörede, önder kent Kibyra olmak üzere kurulmuş bir tetrapolisin (4 kent birliğinin) üyesi iken M.S. 2 yy başlarında o birlik dağılınca Lykia kentleri birliğine katılmış ve artık Lykia kenti sayılmıştır. Balboura, en yüksek yerde kurulmuş Lykia kenti olarak bilinir ve Akropolisin bulunduğu tepe denizden 5000 m yüksekliktedir.

    Ortasından bir ırmağın geçtiği ilk çağ kentinde şimdi akropolisin yer aldığı tepede 16 sıra oturma yeri olan küçük bir tiyatrosu, kapaklarında arslan figürleri olan çok sayıda mezar, sarnıçlar ve Bizans çağının dağınık kalıntıları ırmağın karşısında, güney tepesinin eteğinde hayvan döğüşleri için kullanıldığı düşünülen tiyatro ya da halk meclisi toplantı yeri olarak kullanılmış olabilecek bir bina bulunmaktadır. Kuzey tepesi eteklerinde yer alan şehir merkezinde çok sayıda bulunan kalıntılar vardır.

    Ancak , hiçbiri ayakta değildir. Ana cadde ve kemerli giriş olan agora algılanabilir, Nemesis tapınağı yazıtlarından anlaşılmaktadır. Bu tapınak Onesinus adlı bir köle tarafından Nemesis adına yapılmıştır. Kalıntılara götüren yolun kuzey bitişiğinde kalıntıların bulunduğu alana ulaşan yerden Roma çağı yapıtı bir Mausoleion'un (Anıtsal ev biçiminde mezarın) kalıntısı görülür.


    Yarisli Höyük - Yesilova - Yarisli Köyü

    Karaçagil Tümülüsü - Çavdir - Kayacik

    Asartepe Örenyeri - Aglasun/Hisarköy

    Örtülü Antikkent - Burdur/Merkez

    Uylupinar Nekropolü - Gölhisar/Uylupinar

    Insuyu Magarasi - Burdur/Çineovasi

















    İNSUYU MAĞARASI

    Burdur İnsuyu mağarası, Burdur Antalya karayolu üzerinde, Burdur'a 13 km uzaklıkta bulunan ve ülkemizde turizme açılan ilk mağaralardandır. İnsuyu Mağarasında; karstik yapının zamanla erimesi ve aşınması sonuc, Mağara içinde sarkıt ve dikikler meydana gelmiştir. Ayrıca, girintili çıkıntılı çeşitli yönlere açılan dehlizler bulunmaktadır. 1965 de turizme açıldığı zaman bu dehlizlerde küçüklü büyüklü 9 adet göl vardı ve bu göller arasında kesintisiz bir bağlantı ile belirgin bir akış vardı. İç yapıda meydana gelen tabiat harikası teşekkül tarzları dikkate alınacak olursa mağaranınbinlerce yıl önce meydana geldiği tahmin edilmektedir. Mağaranın suyu karbonatlı maden suyudur. İnsuyu mağarası, Kültür Bakanlığı, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu'nun 9.7.1976 gün ve A-113 sayılı kararı ile I. derece Doğal Sit olarak tescil edilmiştir.



    İnsuyu Mağarasının işletilmesi ve bakımı, Burdur İl Özel idaresi ve Burdur Merkez Belediyesi işbirliği ile kurulmuş olan "Burdur İli, İnsuyu ve Çendik Turistik Tesisler Birliği" tarafınca yürütülmektedir.

    İnsuyu Mağarası ve Çevresinden, Burdur Merkez ilçesisinin su ihtiyacı karşılandığı gibi civardaki tarım arazilerinin sulanması içinde yeraltı suları devamlı olarak pompalarla çekilmektedir. Bu çekilen su nedeni ile mağara içindeki göller kuruduğu gibi, mağaradaki damlalarda zamanla yok olmuştur. Bu durumun, tabiat harikası mağaranın doğal yapısı için tehlikeli boyutlara ulaşmıştı. mağara içindeki suyun çekilmesi ile şu anda gezilebilen yerin en uç noktasında bulunan Koca Göl suyunun 2 metreya yakın alçalması sonucu mağaranın ikinci bölümüne bağlanan galerisi açığa çıkmıştı. fakat 2004 yılındaki yağışlar neticesinde, su seviyesinde yükselme olmuş ve mağarada yeniden gölcükler oluşmuştur.
    İnsuyu mağarasında araştırma çalışmalarına da devam edilmektedir. Son çalışmalar14-18.08.1993 tarihleri arasında yapılmıştır. Bu araştırma ile mağaranın devamı olan yeni galeriler olduğu tespit edilmiştir.
    Bu kısma İnsuyu II adı verilmiştir. Bu araştırma ile elde edilen galeriler ve diğer bulgular 1/1000 ölçekli kroki üzerinde işaretlenmiştir. Daha sonraki tarihlerde bu mağara araştırmalarına devam edilmiş, mağara galerilerinin daha ilerilere doğru ilerlemekte olduğu da saptanmıştır. Tabii bu yeni bulunan galerileri, ziyarete açılmaları daha hassas incelemelerin ve gerekli önlemlerin alınmasından sonra olabilecektir. Bu yeni galeriler, ancak bilimsel araştırmalar bittikten ve gerekli önlemler alındıktan sonra gezilebilecektir.

    Ulu Camii ve Saat Kulesi - Burdur/Merkez

    ULU CAMİİ

    Şehrin merkezinde Pazar Mahallesinde, şehre hakim bir tepe üzerinde yer almaktadır. Vakıf kayıtları ve Burdur Müzesinde bulunan kitabesine göre H.700 (M.1300) tarihinde Feleküddin Dündar Bey tarafından yaptırılmıştır. Tamamen harap olan camii 1747’de Çelik Mehmet Paşa tarafından yeniden yaptırılmıştır. 1914 depreminde yıkılan camii 1919-1922 yılları arasında Vakıflar İdaresi ve halkın yardımları ile neoklasik tarzda yeniden inşa edilmiştir. Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğüne aittir.

    Camii kesme blok taşlardan yapılmıştır. Ahşap tavanlı ve kiremit çatılıdır. Beden duvarlarında iki sıra halinde sivri kemerli pencereler yer almaktadır. Geniş kare planlı camiinin kuzey cephesinde dikdörtgen şekilli son cemeat yeri beden duvarlarından daha alçak ve ayrı bir yapı görünümündedir. Son cemaat yerinin kuzeyindeki üç doğu ve batısından birer sivri kemer açıklýkları sonradan camekanla kapatılmıştır.
    Selçuklu ve beylikler dönemi Ulu camiilerinde görülen mimari karakteristiğe uygun olarak camiinin kuzeyi, doğu ve batısında üç girişi vardır. Mihrap ve mimberi mermerden yapılmıştır. Camiinin kuzeydoğu ve kuzeybatı köşelerinde bulunan iki minaresi kare kaideli silindire yakın çokgen gövdelidir. Şerefe altları klasik baklava ve stalaktitlerle süslenmiştir.





    Istasyon Höyük - Burdur/Merkez

    Sandarium Antikkenti - Aglasun Merkez

    Yalakasar Antikkenti - Aglasun Merkez

    Kaletepe Göz. Kulesi - Merkez

    Apollon Perminun - Buca

    Karain Magarasi - Aglasun

    Günalan Nekropol - Burdur/Günalan Köyü

    Antik Kale - Aglasun

    Asartepe - Bucak/Kizilkaya

    Yaniktas Kaya Kap. - Bucak

    Döseme Tümüsüs - Aglasin Merkez

    Büyük ve Küçük Höyük - Yesilova

    Çeltikçi Höyük - Çeltikçi

    Çerpis Höyük
    Konu Tur@b tarafından (26.04.2008 Saat 03:15 ) değiştirilmiştir.

    Sermayem Rahmetin...İlacım Cemâlin...

  13. #28
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil Türkiye ören yerleri (c-ç)

    ÇANAKKALE:

    Troia Örenyeri


































    İzmirli ünlü ozan Homeros'un İlyada ve Odysseia destanlarının anayurdu, binlerce yıllık geçmişi olan Troas ve Troia kenti, Çanakkale İli, Tevfikiye Köyü yakınlarındadır. Burası, günümüzde Hisarlık adıyla bilinmektedir.
    İki kıta arasında ticaret yolu üzerinde yer alan bu yerleşme, tarihte birçok doğal afet ve savaşla karşılaşmıştır. Kent tarih boyunca 9 kez yıkılıp yeniden kurulmuştur. Günümüzden yaklaşık beşbin yıl önce kurulduğu düşünülen kent, yaklaşık 3500 yıl boyunca önemli bir yerleşim merkezi olmuştur.
    İlyada destanında anlatılanlardan yola çıkarak Homeros'un Troia'sını bulma girişimi, ilk kez 1868'de Heinrich Schliemann tarafından başlatılmıştır.
    Schliemann, Troia Kralı Priamos'un hazinesini bulmak amacıyla Hisarlık Höyüğü'nün ortasında 40 m. genişliğinde 17 m. derinliğinde bir yarma açıp, ana kayaya kadar inmiştir; ancak bu çalışma sırasında birçok tabakanın tahribine neden olmuştur. Bugün buraya "Schliemann Yarması" denmektedir. Aralıklı olarak yapılan kazılar 7 uzun kampanya halinde 1890 yılına kadar devam etmiş, 1893-94 yıllarındaki kazıları Wilhelm Dörpfeld yönetmiştir. 1932-38 yılları arasındaki çalışmaları ise Cintinati Üniversitesinden Carl Blegen başkanlığındaki ekip yürütmüştür.
    Tam elli yıllık bir aradan sonra kazı çalışmaları 1988 yılından itibaren Tübingen Üniversitesinden Prof. Dr. Manfred Korfmann başkanlığında, çok sayıda arkeologtan oluşan uluslar arası bir ekip tarafından yürütülmektedir. Jeofizik ve topografik çalışmaların yanı sıra restorasyon çalışmaları da yapılmaktadır.
    Avrupa tarihi ve edebiyatı için büyük önem taşıyan Troia Bölgesi, 1996 yılında sorumlu bakanlıkların onayı ile "Tarihî - Millî Park" ilan edilmiş ve Dünya Kültür Mirası Listesine alınmıştır.
    Yaptığı kazılarla Troia kentini efsaneden gerçeğe dönüştüren ve onu bütün dünyaya tanıtarak büyük bir ün kazanmış olan Schliemann, ilk kazılarda bulduğu eserleri Anadolu'nun dışına çıkarmakla kendi saygınlığına gölge düşürmüştür.
    Schliemann, "Priamos'un Hazinesi" olarak tanımladığı bu toplu buluntuyu büyük bir gizlilik içinde 1873 tarihinde Atina'ya ulaştırdıktan sonra kendisi de Troia'dan ayrılmıştır. Eserleri önce Yunanistan, İtalya, İngiltere gibi ülkelere vermeyi düşünmüş, ancak sonra bu düşüncesinden vazgeçmiş ve eseleri Almanya'nın Berlin kentine götürmüştür. 1940 yılına kadar Museum Für Vor-Und Frühgeschichte'de sergilenen eserler, II. Dünya Savaşı'ndan sonra ortadan kaybolmuş ve 1993 yılına kadar bunların nerede oldukları anlaşılamamıştır.
    Bunların diğer sanat eserleri ile birlikte savaş ganimeti olarak Rusya'ya götürüldüğü konusundaki tüm yazılı iddialara sessiz kalan Rusya, 1993'te sessizliğini bozmuş ve Kültür Bakanı Siderov Troia hazinesinin kendi ülkesinde olduğunu itiraf etmiştir.
    Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alan Troia kentine ait bu buluntular, çok uzun zaman önce Anadolu'dan kaçırılmıştır. Oysa Unesco'nun "Her eski eser kendi yerinde kalmalıdır" ilkesi uyarınca, Troia Hazinesine ait eserler de bulunduğu yer olan Türkiye'de, Çanakkale'de olmalıdır.
    Tüm dünyanın ortak mirası olarak değerlendirdiğimiz zengin kültür hazinemizin yurt dışında da tanıtılması, Avrupa kültürünün en güçlü kökünün Anadolu'da olduğu gerçeğinin bir kez daha vurgulanması amacıyla, Türkiye ve Almanya kültürel ve bilimsel işbirliğinin bir ürünü olarak "Troia-Düşler ve Gerçek" adı altında bir sergi düzenlenmiştir.
    17 Mart 2001 günü iki ülke Cumhurbaşkanları tarafından Stuttgart'ta açılışı gerçekleştirilen sergiyi 17 Haziran 2001 tarihine kadar 240.000 kişi ziyaret etmiş, 14 Temmuz - 14 Ekim 2001 tarihlerinde Braunschweig'ta da sergilenmesi sonucu, ziyaretçi sayısı 550.883'e ulaşmıştır.
    "Troia : Düşler ve Gerçek" sergisinin son teşhir mekanı olan Bonn'da açılışı, 15 Kasım 2001 günü T.C. Kültür Bakanı M. İstemihan Talay ile Federal Almanya Devlet Bakanı Prof. Dr. Julian Nida Rümelin tarafından gerçekleştirilmiştir. Sergi, Nisan 2002 tarihine kadar Bonn Federal Sergi Sarayı'nda ziyarete açık olacaktır.
    Bu sergi için Türkiye'deki 12 müzeden büyük bir titizlikle seçilen eserler Almanya'ya gönderilmiştir. Çanakkale, İstanbul Arkeoloji, Adana, Gaziantep, Denizli, Eskişehir, Afrodisias, Ankara Anadolu Medeniyetleri, Bursa, Topkapı Sarayı, Antalya ve Samsun Müzeleri'ne ait toplam 550 eserin yer aldığı sergide, Troia kazısının logosu olmuş bronz mühür ile Tanrıça heykelciği ilk kez yurt dışında sergilenmektedir. Ayrıca İ.Ö. 5. yüzyıldan başlayarak, eğitimde bir çeşit kutsal kitap gibi benimsenmiş Troia kentinin destanı İlyada da bu sergide yer almaktadır.
    "Troia: Düşler ve Gerçek" sergisinde Türkiye'nin yanı sıra Belçika, Bulgaristan, Fransa, İngiltere, Gürcistan, İtalya, Yugoslavya, Avusturya, İsviçre, İspanya, Vatikan, Çin Halk Cumhuriyeti ve Almanya'dan da eserler bulunmaktadır.

    Assos (Behramkale)













    Ayvacık ilçesinde yeralan Assos dört mevsim yerli ve yabancı turistleri konuk etmektedir. Akropol denizden 238 m. yüksekliğindedir. Athena Tapınağı M.Ö. 6ncı yüzyılda burada aynı yerde yapılmıştır. Biga yarımadası ve Edremit Körfezi'ni koruması özelliği yanında, eski ihtişamı nedeniyle bu Dorik tapınak restore edilmiştir. Tapınağın kalıntılarına vuran ay ışığını seyretmek için bir süre kalıp beklenebilir ya da sabah erkenden kalkıp güneş yavaş yavaş yükselirken şehrin yukarısından Edremit Körfezi'nin şahane görüntüsü izlenebilir ve böylece bu cennet köşesinin neden seçildiği anlaşılır. Tepelerden denize doğru agoralar, bir tiyatro ve bir de Jimnasyum yer almaktadır. Akropol'un kuzey köşesinden, hepsi de 14 üncü yüzyılda Osmanlı Sultanı I. Murat zamanında yapılan bir cami, bir köprü ve bir de kale görülür. Aşağısında ufak ve sevimli bir liman bulunmaktadır.
    Behramkale'nin 25 km. batısında, Gülpınar köyünde M.Ö. 2nci yüzyılda Apollon Smintheus Tapınağı'nın yapıldığı tarihi şehir Chryse yer almaktadır. Gülpınar'ın 15 km. batısında, işaretleri bulunmayan sivri kayalıklı bir sahil boyunca uzanan yolda, denize inen dik yamaçtaki hoş köy evleriyle, Babakale bulunmaktadır.

    Alexandria Troia Örenyeri


















    Dalyan Köyündedir. M.Ö 310'da 'Sgia' adlı küçük bir köyün yerine kurulmuştur. Güçlü ve zengin bir ticaret merkezi olarak gelişen kent Romalılar döneminde de önemini korumuştur.

    Apollon Smintheion








    Çanakkale ili, Ezine ilçesine bağlı Gülpınar bucağındadır. burada Apollon adına yapılmış bir tapınak vardır. bu tapınak,1966 yılında ortaya konmuş ve 1973 yılından itibarn kazı ve onarımlarına başlanmıştır.

    Bozcaada







    Çevresi 14 mil tutan Bozcaada, önemli bir turistik merkezdir. Etrafındaki irili ufaklı adacıklarla çevrili olan ada, Çanakkale Boğazı'na 15 mil, Limni'ye 30 mil, Midilli'ye 33 mil mesafededir. Ulaşımın sağlandığı Ezine ilçesi Geyikli beldesi Yükyeri Feribot İskelesine ise 3,4 mil uzaklıktadır.
    Adada Liman Koyu, Değirmenler Koyu, Poyraz Limanı, Çanak Limanı, Çapraz Limanı, Çanak Limanı, Kocatarla Limanı, Lagor Limanı, Ayana Limanı, Ayazma Koyu, Sulubahçe Koyu, Habbeli Koyu olmak üzere on iki adet cennet benzeri koyu vardır. Bu koylara Adadaki dalış merkezi tarafından koylarında dalış turları düzenlenmektedir.
    Bozcaada'ya yaklaşıldığında bir Venedik kalesi dikkat çeker. Venedik, Ceneviz ve Bizanslılar döneminde kullanılan kale, Çanakkale Boğazı'nın önemi nedeniyle Fatih Sultan Mehmet döneminde esaslı bir şekilde onarılmıştır.Adanın şarabı suyu kadar boldur; bir tur atıldığında birçok bağ ve şaraphaneler görülür. Adanın batısındaki yeldeğirmenleri adanın olduğu kadan çevrenin de önemli ölçüde elektrik enerjisini sağlamaktadır.
    Adada konaklamak için her talebe uygun otel ve pansiyon bulunmaktadır.

    Dardanos

    Dardanos, İzmir-Çanakkale karayolunun İntepe’den sonra gelen kıyı şeridindeki “Hasan Mevsuk Şehitliği”nin bulunduğu höyüğün üzerindedir.
    Dardanos’un isminin İliada’da geçtiği dikkate alındığında buradaki yerleşimin M.Ö.3000’lerde başladığı sanılır. Bu durumda Troia’dan çok daha önce kurulmuştur. Yöredeki tarihi olaylar nedeniyle Herodotos, Thookydides, Xenephon’da da ismi geçmektedir. M.Ö.85’de Pontos kralı Mithridates Eupator ile Romalı komutan Sulla burada Dardanos barışını yapmışlardır.
    Höyüğün bulunduğu yerde tarihi kalıntılara rastlanmamakla beraber çevrede M.Ö.2000’lere tarihlenen keramik parçaları bulunmaktadır. Rüstem Duyuran burada yapmış olduğu kazılarda bazı buluntular ortaya çıkarmıştır. Bunların başında da M.Ö.200’e tarihlenen Aphrodit heykeli gelmektedir. Buna ve diğer buluntulara dayanarak tümülüsün bulunduğu yerde Helenistik çağda yerleşim olduğu söylenebilir.

    NEANDRİA


    Kayacı köyü yakınında Çığrı dağındadır. Kenti çevreleyen surlar 3m. kalınlıkta ve 3.200m. uzunluktadır. Bugün Neandria, Sankrea ve Alexandreia-Troas gibi Antik Dönem'in yerleşme merkezlerinden bir kısmını da hudutları içerisinde barındıran Ezine ilçemizde, Orhan Gazi döneminden, Ahi Yunus Zaviye ve Türbesi, Murad-ı Hüdavendigar döneminden Asılhan bey camii ve Kabri, Yıldırım Beyazit Han döneminden Seferşah hamamı önemli tarihi varlıklarımız olarak dimdik ayakta durmaktadır.


    Kilitbahir Kalesi (Eceabat)

    Osmanlı kale mimarisinin en görkemli eserlerinden olan Kilitbahir Kalesini Fatih Sultan Mehmet 1462 yılında yaptırmıştır. Kilitbahir Kalesi, deniz kilidi anlamına gelen bir sözcüktür. Bu kalenin yapımından sonra boğazın aşağı kesiminde yeni kaleler yapıldığından ötürü de Kilitbahir’e Eski Hisarlar ismi verilmiştir. Karşısındaki Kale-i Sultaniye ile arasındaki uzaklık 1.200-1.250 m.dir.

    Çanakkale Boğazı’nın kontrolü için yaptırılmış, daha sonra genişletilmiş ve buraya kulelerle tabyalar eklenmiştir. Bunların başında Sarıkule, Mecidiye ve Namazgah tabyaları gelmektedir. Ayrıca Kanuni Sultan Süleyman da 1551’de buraya giriş kapısı kulesi ile yeni bir sur daha eklemiştir. Kilitbahir Kalesinin çevresi bir taraftan deniz, diğer taraftan da geniş ve derin hendeklerle korunmaktadır.

    Kalenin hiçbir yerde karşılaşılmayan kendine özgü bir planı vardır. Ancak, nedense surların duvar kalınlıkları Çanakkale’deki diğer kalelerle ölçülemeyecek kadar zayıf tutulmuştur. Buna karşılık yonca planı şeklindeki üç avlulu iç kale çok daha kuvvetli, korunaklı bir yapıya sahiptir. İç kale yedi katlı olup, her katta değişik sayıda ve ölçüde hücreler bulunmaktadır. Duvarları oldukça düzgün moloz taşlardan yapılmış ve kalenin her yüzüne de pencere ve mazgallar açılmıştır.

    Kanuni Sultan Süleyman zamanında yapılan köşe kulesi oldukça iri kesme taşlardan yapılmış olup, üç kattan meydana gelmiştir. Üzeri kubbe ile örtülüdür. Giriş kapısı üzerine de bir yazıt konulmuştur. Ayrıca bu girişin kuzeyine 1893-1894 yıllarında kesme taştan mazgalsız bir de koruma duvarı eklenmiştir. Bu duvarın arasında da yer yer tuğla ve mermer parçalarına rastlanmaktadır.

  14. #29
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil

    ÇORUM:

    Alacahöyük











    Alacahöyük, Çorum’un 45 km. güneyinde, Alaca İlçesi’nin 17 km. kuzeybatısında yer almakta olup, Boğazköy’e 34, Ankara’ya ise 210 km. uzaklıktaki Alacahöyük Köyü yerleşim alanı içerisindedir.
    Höyük, ilk kez 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından tanıtılmış olup, bu yıllardan itibaren Orta Anadolu’yu ziyaret eden bilginlerin uğrak yeri olmuştur. 1861 yılında ise G. Perrot Anadolu gezisi sırasında höyüğe gelmiş ve kapının sağ ve solundaki dört köşe kulenin planı ile orthostatlardan birini açığa çıkarmıştır. Perrot bu çalışmadan sonra bu kabartmaların Hitit dönemine ait olduğunu da ilk olarak ileri süren kişi olmuştur.
    W. Ramsey de Wilson ile birlikte 1881 yılında höyüğü inceleyerek birkaç yeni kabartmayı daha önce bilinenlere eklemişlerdir. 1893 yılında ise E. Chantre höyüğe gelmiş ve o da sfenkslerin arasındaki dört köşe dehlizi ve onun gerisindeki ikinci kapıyı ve kapının sövelerini ortaya çıkarmıştır. Kabartmaların mülajını alan Chantre, kabartmaların konularına bakarak, Perrot gibi burasının bir saraydan ziyade mabet kapısı olabileceğini ileri sürmüştür. Sfenksli kapının güneyindeki aslanları da inceleyen Chantre, bu kapılardan biri üzerinde yer alan yazının Frig yazısı olduğu görüşünü Ramsey’in yazısından sonra daha da kuvvetlendirmiştir. Daha sonra 1906 yılından beri Boğazköy’de çalışan H. Winckler, Makridi Bey ve İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürü Halil Ethem Bey’in teklifi üzerine Höyük’te araştırma yapmaya karar vermişlerdir. 1907 yılında Makridi Bey sfenksli kapıda yaklaşık 15 gün süren bir çalışma yapmış, bu çalışma sonucunda kapı önünde birkaç yeni orthostat daha bulmuştur. Höyüğün birkaç yerinde sondaj çalışması yaptıktan sonra, höyüğün kuzey eteğindeki poterni (girişi) görerek bunu Boğazköy’deki poternle karşılaştırmıştır. Höyük’te gerçek anlamda ilk sistemli kazılar, Cumhuriyet Döneminde Atatürk tarafından başlatılmıştır. 1935 yılında Türk Tarih Kurumu adına Hamit Zübeyr Koşay, Remzi Oğuz Arık ve Mahmut Akok’un gerçekleştirdiği ilk kazı çalışmaları 1983 yılına kadar sürdürülmüştür. Bu tarihten itibaren ara verilen kazılara 1997 yılında Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu tarafından tekrar başlanmıştır.Yapılan araştırma ve kazılar sonucunda Alacahöyük’ün Kalkolitik Çağdan günümüze kadar kesintisiz olarak iskâna sahne olan höyükte 4 kültür katı tespit edilmiştir. Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit ve Frig dönemlerini kapsayan bu katlar kendi aralarında 15 ayrı mimari tabakaya ayrılmaktadır. Buna göre;
    Kalkolitik Çağ : M.Ö. 4000-3000 ana toprak üzerine 15-9 tabakada,
    Eski Tunç Çağı : M.Ö. 3000-2000 8-5 tabakada,
    Hitit Çağı : M.Ö. 1800-1200 4-2 tabakada,
    Frig Çağı : M.Ö. 750’den itibaren 1. tabakada yer almaktadır.
    Höyük’te Kalkolitik Dönemde gerçekleştirilen ilk iskân kuzey kısımları tepeciklerle korunan ve su seviyesinden yüksek bir konumda güneye bakan bir alan seçilerek gerçekleştirilmiş olup, bu yerleşme küçük bir köy durumundan ileriye gidememiştir. Bu dönemde mimari, taş temel ve kerpiçle örülen duvara dayanıyordu; çatı saz ve kamışla örtülerek, üzeri düz dam toprakla sıkıştırılıyordu. Kalkolitik Dönemi takip eden ve 4 yapı katı ile temsil edilen Eski Tunç Çağı Alacahöyük’te 13 kral mezarı ile önem kazanmıştır. 5. ve 7. kata ait olduğu ileri sürülen mezarlar şehrin özel bir alanında yer almaktadır. Bunlar biçimleri bakımından Anadolu’nun ve hatta Önasya’nın eşsiz mezar örnekleri olarak nitelenebilir. Mezarlar yetişkin erkek ve kadınlara aittir. Bu mezarlara çocuk ve bebek gömülmemiştir. Ayrıca bu mezarlarda birden fazla gömüye de rastlanmamıştır. Orta Anadolu’daki diğer mezar tiplerinin aksine Alacahöyük’te hem mezarların hem de ölülerin yönlerinde bir birlik vardır. Ölü hediyeleri Eski Tunç Çağında Ege ve Önasya’da bilinenlerin en zengini ve çeşitlisidir. Bunların arasında bugüne kadar benzerlerine diğer kültür bölgelerinde rastlanmayan güneş kursları, geyik ve boğa heykelleri, süs eşyaları, kama, kılıç, balta gibi savaş aletleri ile pişmiş toprak, taş, altın, gümüş, tunç, bakır ve elektrondan yapılmış eserler de vardır. Eski Tunç Çağında Alacahöyük’ün mimari sistemi, Anadolu’nun özgün yapı tekniğine dayanmaktadır; bu tekniğe göre yapılan taş temelli, kerpiç duvarlı, düz tavanlı, sıvalı taban ve toprak çatılıdır.
    Alacahöyük’ün bugün görülebilir kısmını oluşturan Hitit tabakaları üç yapı katından oluşmaktadır. Bu dönemde, 250 m. çapında daireye yakın şekildeki höyüğün kenarında bir savunma sistemi oluşturulmuş olup, savunma sistemi üzerinde şehre girişi sağlayan iki ana kapının varlığı tespit edilmiştir. Bunlardan biri güneydoğudaki sfenksli kapı, diğeri höyüğün batısındaki kapıdır.
    Höyük’te olası şehrin dinsel kapısını oluşturan güneydoğudaki sfenksli kapıda, iki sfenks yer almaktadır. İki metreden yüksek olan ve monolit taş lentoları üzerine yontulmuş olan sfenks protomlarında başlar dikkati çekmektedir. Dışarı taşkın şişkin gövdeli sfenksler ayrık ve kısa bacaklar üzerinde durmaktadır. Doğu tarafındaki sfenksin iç yüzünde pençelerinde tavşan taşıyan çift başlı kartal bulunmaktadır.
    Sfenksli kapının doğu ve batısında yer alan kulelerin altında bulunan kabartmalar alçak kabartma tekniğiyle işlenmiş, ayrıntılar plastik olarak verilmiştir. Batı kulesi orthostatlarının hemen hemen hepsi tüm bir friz olarak izlenir. Bu kısımda altta kült-libasyon konularının ve üst sırada ise av sahnelerinin betimlendiği görülmektedir. Fırtına tanrısı onuruna kutlanan ve Hitit dini metinlerinden de bilinen bayram törenlerinde baş rahip ve rahibesi olan kral ve kraliçe burada boğa karşısında dua pozisyonunda gösterilmiş, bunu izleyen kabartmalarda ise törenin diğer bölümleri betimlenmiştir. Doğu kulesindeki kabartmalarda oturan tanrıça önünde dua eden şahıslar yer almaktadır; bunlar kült törenlerinin devam ettiğini göstermektedirler.
    Sfenksli kapıdan içeri girip, giriş kompleksini geçtikten sonra sağ tarafta "Mabet-Saray" olarak adlandırılan büyük bir Hitit yapısının temelleri görülmektedir. Bu yapı, çeşitli depo odaları ve diğer komplekslerden oluşmaktadır.

    Boğazköy Örenyeri















    Boğazköy (Hattuşaş) örenyeri, Çorum İli'nin 82 km. güneybatısında yer almakta olup Ankara'ya uzaklığı ise 208 km'dir. Hitit devletinin eski çekirdek bölgesinin merkezinde bulunan Boğazköy (Hattuşaş) örenyeri Budaközü Çayı vadisinin güney ucunda, ovadan 300 m. yükseklikteki sayısız kaya kütleleri ve dağ yamaçlarının bölünmesiyle çevrili olarak kuzey ve batıda derin yamaçlarla sınırlandırılmıştır. Şehir kuzeye doğru açık olup kuzey kısmı dışında diğer kısımları surla çevrilidir.

    Hattuşaş örenyeri ilk kez 1834 yılında Charles Texier tarafından gezilmiş ve dünyaya tanıtılmıştır. Bu kalıntılarla Hitit devleti arasında ilk kez bir bağ kuran kişi Sayce'tır. Bu zamana kadar Hitit'lerin merkezinin Suriye olduğu sanılmaktaydı. 1882'de Carl Human, Otto Puchstein ile Boğazköy'e birlikte gelmiş ve ilk kez toplu bir plan çalışması yapmıştır. Halen Pergamon Müzesinde bulunan Yazılıkaya'nın kalıplarını da çıkarmışlardır. E. Chantre ilk test kazısını 1893-1894'te gerçekleştirmiş, 1905 yılında ise Makridi ve H. Winckler Boğazköy'ü gezmişler ve 1917 yılına kadar devam eden kazı çalışmalarını yürütmüşlerdir. 1932 yılında ise Alman Arkeoloji Enstitüsü adına Kurt Bittel tarafından başlanılan sistemli kazılara II. Dünya savaşı sırasında bir süre ara verildikten sonra, yeniden başlanmış ve 1978 yılına kadar çalışmalar aralıksız sürdürülmüştür. 1978 yılından 1993 yılına kadar Dr. Peter Neve başkanlığında yürütülen kazı çalışmalarını, 1994 yılından itibaren Dr. Jurgen Seeher üstlenmiştir.
    Boğazköy (Hattuşaş) örenyerinde M.Ö. III. binden itibaren yerleşim görülmektedir. Bu dönemdeki küçük ve müstahkem yerleşmenin Büyükkale ve çevresinde olduğu tespit edilmiştir. M.Ö. 19. ve 18. yüzyıllarda Aşağı Şehir'de Asur Ticaret Kolonileri Çağı yerleşmeleri görülmektedir ve şehrin adına ilk kez bu çağa ait yazılı belgelerde rastlanmıştır.

    Boğazköy (Hattuşaş) Sfenski
    Kalker, M.Ö. 14-13. Yüzyıl, Yüksekliği 2.58 m, Boğazköy güney kapısının say yanındaki sfenks olup Almanya'da Berlin Müzesin'nde sergilenmektedir.
    Hattuşaş'taki ilk gelişme dönemi büyük bir yangınla sona ermiştir; bu yangının sorumlusu Kuşşara kralı Anitta olmalıdır. Belgelere göre hemen bu tahripten sonra yaklaşık M.Ö. 1700 yıllarında yeniden yerleşime açılan Hattuşaş 1600'lerde Hitit devletinin başkenti olmuştur; kurucusu tıpkı Anitta gibi Kuşşara kökenli olan I. Hattuşili'dir.
    Hattuşaş başkent olduktan sonra şehrin gelişmesinin en uç noktasında anıtsal bir yapılaşmayla karşılaşılmaktadır; 2 km. genişliğindeki şehir saray, tapınak ve mahalleleriyle M.Ö 13. yüzyıldaki haline kavuşmuştur. Hattuşaş'ın ikinci gelişme döneminde imparatorluğun son yıllarında hem içte hem de dışta üç önemli Hitit kralı etkin olmuştur. Bunlar III. Hattuşili, oğlu IV. Tudhalia ve onun oğlu II. Şuppiluliuma'dır. II. Şuppiluliuma'nın son dönemlerinde (M.Ö. 1190) ekonomik sıkıntılar ve iç karışıklıklar nedeniyle yıkılan Hitit devletinden sonra Boğazköy 4 yüzyıl boyunca terk edilmiştir. Daha sonra buraya Frigyalılar (M.Ö. 8. yy. ortaları) yerleşmiştir. Hellenistik ve Roma Döneminde (M.Ö. 3. - M.S. 3. yy.) Hattuşaş küçük surla çevrili bir beylik merkezi, Bizans Döneminde ise bir köy durumundadır.

    Boğa Ritonları
    Pişmiş topraktan törensel içki kapları, Eski Hitit Dönemi,
    M.Ö. 16. yüzyıl, Yükseklikleri 90 cm.,
    Fırtına tanrısının iki boğasını simgelemektedir.
    Anadolu Medeniyetleri Müzesi
    Hattuşaş'ın "Yukarı Şehir" olarak bilinen kesimi 1 km² den daha büyük bir yüzölçüme sahip, eğimli bir arazidir. Bu alan M.Ö. 13. yüzyılda Geç İmparatorluk Çağında şehrin gelişmesine sahne olmuştur. Yukarı Şehir'in geniş bir bölümü yalnızca tapınak ve kutsal alanlardan oluşmaktadır. Yukarı Şehir geniş bir kavis halinde onu güneyden çeviren bir surla donatılmış olup, sur üzerinde 5 kapı mevcuttur. Şehir surunun en güney ucunda ve kentin en yüksek noktasında bastion ile sfenksli kapı yer almaktadır. Diğer dört kapıdan güney surunun doğu ve batı ucunda karşılıklı Kral Kapısı ve Aslanlı Kapı yer almaktadır.
    Yukarı Şehir'de görülen yapılaşma üç evrelidir. Birinci evre ilk surların inşaatı ile çağdaştır. İkinci evre, surlarda görülen ilk tahribattan sonraki yeniden yapım ve tapınak kentinin son biçimini almış olması ile belli olan evredir. Son evrede ise mevcut yapılarda görülen tadilat ve tamiratlar dışında dinsel amaçlar dışında bir yeni yapılaşma başlamıştır. Yukarı Şehir'de "Mabedler Mahallesi" olarak bilinen alan sfenksli kapıdan; Nişantepe ve Sarıkale'ye kadar uzanır. Bu alanda çeşitli evrelere ait bir çok tapınak açığa çıkarılmıştır. Tapınak planlarının genel karakteri, bir orta avludan girilen ve birer dar ön mekân ile derin ana mekânlardan oluşan kült odaları grubunun yapıyı biçimlendirmesidir.
    Tapınaklarda ele geçen malzemeler beş gruba ayrılmaktadır.

    • 1- Seramikler,
      2- Aletler,
      3- Silahlar,
      4- Kült objeleri,
      5- Yazılı belgeler.
    Yukarı Şehir'in girişinde, Büyükkale'nin hemen önünde yer alan Nişantepe ve Güneykale'de Hitit sonrası yapılaşmalar dikkat çekicidir ve bu M.Ö. 7-6. yüzyıla tarihlenen Frig yerleşmesidir. Hitit Döneminde bu alan topoğrafyaya göre üç bölümde incelenir:
    Büyükkale'nin güneyindeki geçit (viaduct), Yukarı Şehir'e giden yolun iki tarafında ve Nişantepe'nin kuzeyinde önceden yerleşilen plato ile Güneykale'nin yerleşim alanı.

    Kadeş antlaşması Çivi Yazılı Tablet
    Pişmiş toprak, M.Ö. 13. yüzyıl, 13.8x17.6x5.1 cm. ve
    9.2x4x2.7 cm., Hitit Kralı 3. Hattuşili ile Mısır Firavunu 2. Ramses arasında M.Ö. 1280-1269 yılları arasında yapılan dünyanın ilk yazılı antlaşmasından iki parça. İstanbul Arkeoloji Müzesi
    Kuzey ve güney binası dışında önemli bir yapı da Batı Binası ve Saray Arşividir. Büyük bir yangınla tahrip olmuş binanın yamaçta iki bodrum katı olduğu düşünülmektedir. Bu iki bodrum katında yaklaşık 3300 adet bulla ve 30 çivi yazılı tablet bulunmuştur. Bullaların 2/3'ü büyük kral mühürleri taşımakta ve kronolojik listeye göre I. Şuppiluliuma'dan Hattuşaş'ın son kralı ve onun torunu II. Şuppiluliuma'ya kadar kralları temsil etmektedir. Kral mühürleri yanında kraliçe mühürleri de açığa çıkarılmıştır.
    Güneykale'deki yapılaşma ise II. Şuppiluliuma tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu alanda geniş bir gölet ile üç ayrı noktasında üç yapı mevcuttur. Oda 1 ve 2 olarak adlandırılan ve ayakta duran iki yapıdan oda 2, göletin kuzey köşesinin batısında yer alır. Tek mekânlı olan bu oda içe doğru daralarak küçülen parabol biçimli bir kubbeye sahiptir. Oda 1'de ise in situ olarak az kalıntı ele geçmiştir. Oda 2'nin duvarlarının üçü de kabartmalarla bezelidir. Karşı duvardaki ana tasvirde sola dönmüş, uzun elbiseli bir figür vardır. Yuvarlak başlığı üstünde kanatlı bir güneş kursu bulunmakta, sol elinde litus, sağ elinde ise ankh motifini tutmaktadır. Doğu duvarında Şuppiluliuma'ya ait kabartma vardır. Karşısındaki batı duvarında ise hiyeroglif kitabe yer almaktadır.

    Boğazköy - Hattuşaş Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı
    Hattuşaş kalıntılarına 2 km. uzaklıktadır. Resimde anıt üzerinde kabartma tanrıların yürüyüşü sahnesi görülmektedir.
    Hattuşaş örenyerinde Büyükkale'de yapılan kazılar M.Ö. 13.-14. yüzyılda Hitit krallarının saray yapılarını ve bunları koruyan sur sisteminin özelliklerini gün ışığına çıkarmıştır. Giriş kapısı güneybatıda olan kalenin surları, sandık duvar tekniğiyle inşa edilmiştir.
    Büyükkale'de bir bütün halinde saray yapısı görülmez, kazılar sonucunda ortaya çıkan farklı boyutta ve türdeki yapılar, büyük iç mekânlar, avlular ve direkli galeriler yoluyla birbirine bağlanarak kale içindeki bütünü oluştururlar. Kalede arşiv odaları, depo odaları, büyük kabul salonu, su kültü ile ilgili bina ve kutsal mekânlar yer almaktadır. Hitit sonrasında ise kalede Frig yapı kalıntılarına rastlanmıştır.
    Boğazköy'de en önemli mimari alanlardan birisi de Büyük Mabet'tir. (1 No.lu Mabet) Hattuşaş'ta kuzey şehrin merkezini oluşturan Büyük Mabet, Hati'nin Fırtına Tanrısı ve Arinna Şehri Güneş tanrıçasının evi olarak yapılmıştır. Tapınak iki aditonlu olup, tapınağın çevresinde kaldırım taşlı yollar, meydanlar ve bunların arkasında bu yollara açılan dört yönde depo odaları yer almaktadır. Büyük Mabet, Aşağı Şehir mahallelerinden bir temonos duvarı ile ayrılmaktadır. Taş bir teras üzerine kurulan Büyük Mabet'in, kutsal bir merkez olduğu kadar, ekonomik bir merkez olarak da kullanıldığı magasinlerde açığa çıkarılan büyük küplerden anlaşılmıştır. Yine mabedin doğu magasinlerinde tabletlerin bulunması burada bir arşivin olduğunu da ortaya koymuştur.
    Büyük Mabetin etrafı ikinci derecede önem taşıyan yapılarla çevrilmiştir. Bunlardan en önemlisi yamaç evidir. Büyüklüğü, planı ve çok katlı oluşuyla dikkat çekmektedir.

    Yazılıkaya Tapınağı














    Hattuşaş örenyerinin 2 km. kuzeydoğusunda yer alan Yazılıkaya Tapınağı, önünde Hitit mimari özelliklerinin yansıtıldığı iki kaya odadan oluşmaktadır.
    Yazılıkaya Tapınağı'nın kayalığa yapılmış olan bu odaları "Büyük Galeri" (A odası) ve "Küçük Galeri" (B Odası) adıyla anılmaktadır.
    Büyük Galeri'nin (A odası) batı duvarı tanrı kabartmalarıyla, doğu duvarı ise tanrıça kabartmalarıyla bezeli olup her iki duvardaki figürler, doğu ve batı duvarlarının kuzey duvarı ile birleştiği ana sahnenin yer aldığı kısma doğru yönelmektedir. Tanrıların genel olarak sivri bir külâhı, belden kuşaklı kısa bir elbisesi, kalkık burunlu papuçları ile küpeleri vardır. Çoğu zaman kıvrık bir kılıç ya da topuz taşırlar. Tanrıçaların hepsi uzun bir etek giyer, başlarında silindir biçimli bir başlık vardır. Doğu ve batı duvarının birleştiği kuzey duvarında, ana sahneyi oluşturan baş tanrılar yer almaktadır. Burada dağ tanrıları üzerinde duran Hava tanrısı Teşup ve karısı tanrıça Hepatu ile arkasında oğulları Şarruma ve çift başlı kartal yer almaktadır. Kral IV. Tuthalia'nın kabartması ise doğu duvarda yer almakta olup, galerinin en büyük kabartmasıdır.
    Ayrı bir girişi bulunan Küçük Galeri'yi (B odası) girişin iki yanında bulunan aslan başlı, insan gövdeli kanatlı cinler korumaktadır. B odasının batı duvarında sağa doğru sıralanan oniki tanrı, doğu duvarında ise Kılıç Tanrısı ile Tanrı Şarruma ve himayesindeki kral IV. Tuthalia yer almaktadır. Bu kısımda iyi korunmuş kabartmalar dışında kayaya oyulmuş üç adet niş bulunmakta olup, bu nişlere bir takım hediyelerin veya Hitit kral ailesinin ölü küllerinin saklandığı kapların konulduğu düşünülmektedir.

    Ortaköy Örenyeri








    Ortaköy, Çorum İli'nin 53 km. güneydoğusunda, Alaca Ovası'nın kuzeydoğusunda, Göynücek, Zile ve Amasya Ovalarının birleştiği boğaz üzerindedir. Ortaköy örenyeri ilçenin 2.5 km. güneybatısında bulunan Tepelerarası ve Ağılönü mevkiinde yer almaktadır.
    Ortaköy örenyerindeki kazı çalışmalarına 1990 yılında Çorum Müzesi Müdürlüğü'nce başlanmış olup çalışmalara 1991 yılında da devam edilmiştir. 1992 yılından sonra Prof. Dr. Aygül Süel'in başkanlığını üstlendiği kazı çalışmalarına aynı ekiple devam edilmektedir.
    Bölge coğrafi açıdan önemli ve tarıma elverişli oluşu nedeniyle ilk çağlardan günümüze kadar devamlı iskâna sahne olmuştur. Bugüne kadar sürdürülen kazı çalışmaları sonucunda, Hitit İmparatorluk Dönemine tarihlendirilen büyük boy taşlardan yapılmış mabet-saray kompleksi ile bu binanın 150 m. güneydoğusunda yine aynı teknikle yapılmış üzeri kerpiç örgülü depo odaları olarak tanımlanan ikinci mekân çıkarılmıştır. Hitit İmparatorluk dönemi binaları içinde Roma Dönemine ait taş sanduka mezarlara da rastlanmıştır; bu mezarlarda değişik gömülerin bulunduğu görülmektedir.
    Kazı çalışmaları sonucunda anıtsal mabet-saray kompleksi içinde Hitit tarihine ve kültürüne ışık tutacağı düşünülen 3000'i aşkın çivi yazılı belge bulunmuştur. Çorum Müzesi'nde korunan, dini ve siyasi konuları içerdiği bilinen ve bir çoğunun da mektup olduğu anlaşılan tabletler dışında, çeşitli formalarda seramikler, metal aletler, üçgen objeler, obsidiyenden yapılmış süs eşyaları ve mühür baskılarıda ortaya çıkarılmıştır.
    Ortaköy örenyerinde elde edilen çivi yazılı belgelere bakarak Ortaköy örenyerinin Hitit Dönemindeki adının Şapinuva olduğu ileri sürülmüştür.

    Pazarlı Örenyeri

    Alaca'nın 30 km. kuzeyindeki Çikhasan Köyü'nde bulunan Pazarlı örenyeri, 1937-38 yıllarında Türk Tarih Kurumu adına Dr. Hamit Zübeyr Koşay ve Mahmut Akok tarafından araştırılmış olup yapılan kazılar sonucunda burasının; Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Frig ve Klasik Çağlarda iskân edildiği saptanmıştır. Pazarlı'nın en önemli devrini Frig katı temsil etmektedir. Yapılan kazılar sonucu Frig Dönemine ait kale kalıntısı ile kale taş temelli, kerpiç duvarlı, iki katlı binalarda cephe süslemesi olarak kabartma levhalar kullanıldığı anlaşılmıştır. Bu dönem levhalarında yürüyen savaşçılar, aslan-boğa mücadelesi, kentaur, grifon bezemeli hayat ağacına tırmanan dağ keçileri tasvir edilmiştir. Bu terracottalar (pişmiş toprak levhalar) Anadolu arkeolojisinin M.Ö. 7.-6. yüzyıla ait en güzel örnekleri arasında yer almaktadır.
    Pazarlı'nın Frig Dönemi yerleşim alanı ve bu alanı çevreleyen kalenin bir maketi ile yine buradan çıkan seramik ve diğer buluntular Çorum ve Alacahöyük Müzelerinde, pişmiş topraktan yapılmış çok renkli levhalar ise Çorum Müzesi ile Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ndeki Frig seksiyonlarında sergilenmektedir.

    Eskiyapar Örenyeri

    Alaca İlçesi'nin 5 km. batısında, Alaca-Sungurlu yolu üzerinde, Boğazköy'ün 25 km. kuzeydoğusunda, Alacahöyük'ün ise 20 km. güneydoğusunda yer almaktadır.
    Eskiyapar'da ilk kazı çalışmalarına Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi adına Raci Temizer başkanlığında 1968 yılında başlanmış olup çalışmalar 1983 yılına kadar devam etmiştir. Bu yıldan sonra kazı çalışmaları bir süre durdurulmuştur. 1989-1991 yılları arasında Çorum Müzesi Müdürlüğü'nün denetiminde çalışmalara yeniden başlanmıştır. Bu çalışmalar sonucunda höyükte kesintisiz bir iskânın varlığı tespit edilmiştir. Höyükte Eski Tunç, Hitit, Frig, Roma ve iki safhalı Hellenistik Dönemin izlerine rastlanmıştır.
    Höyüğün kuzeydoğu ve batı kesimlerinde Hitit İmparatorluk Çağı şehir surunun temelleri bulunmuştur. Dikdörtgen planlı, avluları taş döşeli bu binalar Boğazköy ve Alacahöyük'tekilerden farksız olarak, Hitit üslubuna uygun olarak inşa edilmiştir. Höyüğün güneydoğu kesiminde Eski Hitit Döneminden kalma mahallesinin yanmış evlerinden çok sayıda pişmiş toprak eserler çıkarılmıştır. Yine bu alanlarda bulunan kabartmalı kült vazoları burasının dini bir merkez olduğu görüşünü kuvvetlendirmiştir.
    Höyükte Hitit tabakaları altında yer alan Eski Tunç Çağı tabakalarında yapılan çalışmalarda, bir evin tabanı altında altın ve gümüş objelerden oluşan bir defineye rastlanmıştır. Gümüş vazolar, Suriye şişesi, gümüş merasim baltası, değişik tiplerde altın iğne, boncuk, küpe ve bileziklerden oluşan define, bir taraftan Alacahöyük, Kültepe, diğer taraftan Troya, Poliochni ve Kuzey Suriye-Mezopotamya buluntularıyla benzerlik göstermektedir. Bu buluntular halen Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir.

    Yörüklü (Hüseyindede Tepesi)

    Çorum İli, Sungurlu İlçesi, Yörüklü Kasabası, Hüseyindede Tepesi olarak adlandırılan mevkide kaçak kazılar sonucu tahrip edilen alanın Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Protohistorya ve Önasya Arkeoloji Anabilim dalı öğretim üyeleri Yard. Doç. Dr. Tunç Sipahi ve Yard. Doç. Dr. Tayfun Yıldırım tarafından görülmesi üzerine Çorum Müdürlüğü'nce 1997 yılında kısa süreli bir kurtarma kazısı gerçekleştirilmiştir.
    Yapılan bu çalışma sonucunda Eski Hitit Dönemine ait bir odada aynı döneme ait kabartmalı iki ayrı vazo parçasına rastlanmıştır. Elde edilen parçaların restorasyon çalışmaları sonucunda birisinin İnandık vazosu tipinde olduğu anlaşılmıştır. Diğerinin ise Hitit dini törenleriyle ilgili bir tasvir bandı olduğu tespit edilmiştir. Bu tasvir bandı üzerindeki en önemli sahneyi ise Boğa üzerinde takla atan bir akrobat oluşturmaktadır. İnandık vazosu tipinde olan ve üzerinde 4 tasvir bandı olan büyük vazonun ağız kenarında küçük bir tekne ve başları içe bakan dört boğa başı yer almaktadır. Tasvir bantlarında yine Hitit dini törenleri anlatılmaktadır. Kazı sonucunda bu kabartmalı vazoların yanı sıra Eski Hitit Dönemine ait olan matara biçimli kap ve yuvarlak ağızlı yüksek boyunlu testiler de elde edilmiştir.



    Sermayem Rahmetin...İlacım Cemâlin...

  15. #30
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil Türkiye ören yerleri (D)

    DENİZLİ:

    Hierapolis - Merkez/Pamukkale

    Denizli ilinin 18 km. kuzeyinde yer alan Hierapolis antik kentinin Arkeoloji literatüründe “Holy City” yani Kutsal Kent olarak adlandırılması, kentte bilinen bir çok tapınak ve diğer dinsel yapının varlığından kaynaklanmaktadır.
    Kentin hangi eski coğrafi bölgede yer aldığı tartışılır. Hierapolis coğrafi konumu ile kendisini çevreleyen çeşitli tarihi bölgeler arasında yer almaktadır. Antik coğrafyacı Strabon ile Ptolemaios verdikleri bilgilerde, Karia bölgesine sınır olan Laodikeia ve Tripolis kentlerine yakınlığı ile Hierapolis’in bir Frigya kenti olduğunu ileri sürerler. Antik kaynaklarda, kentin Hellenistik dönem öncesi adı ile ilgili bir bilgi bulunmamaktadır. Hierapolis olarak adlandırılmadan önce kentte bir yaşamın var olduğunu Ana Tanrıça kültünden dolayı biliyoruz.
    Kentin kuruluşu hakkında bilgilerin kısıtlı olmasına karşın; Bergama Kralları’ndan II. Eumenes tarafından MÖ.. II. YY.’ başlarında kurulduğu ve Bergama’nın efsanevi kurucusu Telephos’un karısı Amazonlar kraliçesi Hiera’dan dolayı, Hierapolis adını aldığı bilinmektedir.
    Hierapolis, Roma ımparatoru Neron dönemindeki (MS. 60) büyük depreme kadar, Hellenistik kentleşme ilkelerine bağlı kalarak özgün dokusunu sürdürmüştür. Deprem kuşağı üzerinde bulunan kent, Neron dönemi depreminden büyük zarar görmüş ve tamamen yenilenmiştir. Üst üste yaşadığı bu depremlerden sonra kent, tüm Hellenistik niteliğini kaybetmiş, tipik bir Roma kenti görünümünü almıştır. Hierapolis Roma döneminden sonra Bizans döneminde de çok önemli bir merkez olmuştur. Bu önem, MS. IV. yüzyıldan itibaren Hıristiyanlık merkezi olması (metropolis), MS. 80 yıllarında, Hz. ısa’nın havarilerinden olan, Aziz Philip’in burada öldürülmesinden kaynaklanmaktadır. Hierapolis, XII. yüzyıl sonlarına doğru Türklerin eline geçmiştir
    Başlıca Kalıntılar
    Ana Cadde ve Kapılar : Yaklaşık 1 km. uzunluğundaki kentin önemli ve geniş ana caddesi, kenti bir ucundan diğer ucuna ikiye böler. ıki tarafında sütunlu galeriler ve önemli kamu yapıları vardır. Her iki ucunda birer anıtsal kapı bulunmaktadır. Bu kapılar ve caddenin büyük bölümü Roma döneminde inşa edildiğinden, Bizans surunun dışında kalmaktadır. Güneyinde MS.V. yüzyıla tarihlenen “Güney Bizans Kapısı” vardır. Kuzeyde, iyi korunmuş, üç gözlü ve iki yanında yuvarlak kuleleri olan kapıda, ımparator Domitian’a ithaf edilmiş Latince ve Grekçe yazılmış bir yazıt vardır. Bu yazıttan dolayı buna Domitian Kapısı veya Roma Kapısı denir. Kapının Asya Prokonsülü Julius :-):-):-)tus Frontinus tarafından MS. 82-83 yıllarında yaptırıldığı bilinmektedir. Bu nedenle kapıya, Frontinus Kapısı da denilmektedir. Bu kapıdan güneye inen yolun surla kesiştiği yerde, MS. V. yüzyılda tarihlenen “Kuzey Bizans Kapısı” bulunmaktadır.
    Domitian Zafer Kapısı(Frontinus)
    Güney Roma Kapısı
    Surlar: MS. V. yüzyılda, Roma ımparatorluğunun diğer kentlerinde de olduğu gibi, Hierapolis de MS. 396′da çıkarılan bir kanuna göre kuzey, güney ve doğu yönlerinde surlarla çevrilmiştir. Büyük kısmı bugün yıkılmış halde olan surlara, 24 adet kare planlı kule yerleştirilmiştir. ıki anıtsal kapı ve iki küçük kapı olmak üzere 4 girişi vardır. Kuzey ve güney anıtsal kapıları ana caddeye açılır.
    Büyük Hamam Kompleksi : Bugün, masif duvarları ve bazı tonozları ayakta kalabilmiş olan yapının iç mekanlarının mermerle kaplı olduğuna dair izler bulunmaktadır. Hamamın planı diğer tipik Roma hamamları gibidir. Önce girişte büyük avlu, iki yanında büyük holler bulunan kapalı dikdörtgen bir alan ve daha sonraları bulunan esas hamam yapısı yer alır. Palaestra’nın yan kanatlarında, biri güneyde, diğeri kuzeyde olan iki büyük hol imparatora ve törenlere ayrılmıştır. Hamam kompleksinin kalıntıları MS. II. yüzyıla tarihlenir. Büyük hole bitişik tonozlu kapalı mekanlar günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.
    Hamam Bazalika
    Agora
    Apollon Tapınağı : Mevcut tapınak, eski ve dini mağara olarak bilinen Plutonion üzerine kurulmuştur. Yerli halkın en eski dini merkezi olan bu yerde Apollon, bölgenin Ana Tanrıçası Kybele ile buluşmuştur. Eski kaynaklar, Ana Tanrıça Kybele rahibinin bu mağaraya indiğini ve zehirli gazdan etkilenmediğini bildirirler. Apollon Tapınağında üst yapıya ait kalıntılar MS. III. yüzyıldan geriye gitmemekle birlikte, temeller Geç Hellenistik döneme kadar uzanmaktadır. Tapınak alanına geniş basamaklarla çıkılır. Pronaos ve cellası mevcut olan tapınağın, önünde duvarla çevrili bir koruma alanı (peribolos’u) vardır
    Tiyatro : Grek Tiyatrosu tipinde, yamaca yaslanmış 300 ayak (91 m.) tüm cephesiyle birlikte korunabilen büyük bir yapıdır. ınşasına MS. 60 yılında olan büyük depremin ardından Flaviuslar döneminde MS. 62 yılında başlanmıştır. Hadrian döneminde (MS.117-138) inşa halindedir. Yapı Severuslar döneminde MS. 206 yılında tamamlanmıştır. Cavea’da 50 oturma sırası bulunur ve 8 merdivenle 7 bölüme ayrılmıştır. Cavea’nın tam ortasından geçen Diozoma’ya her iki yandan tonozlu birer geçit ile (vomitorium) girilir. Cavea’nın ortasında yer alan krallık locası ve orkestrayı çevreleyen 6 ayak (3.66 m.) yüksekliğindeki sahne ön duvarında 5 kapı ve 6 niş bulunmakta, bunların önünde 10 adet sütun yer almaktadır. Sipiral yivli mermer sütunların üzerlerinde istiridye kabuğu şeklinde motiflerle dekore edilmiş nişler yer alır. Sütunların arası heykellerle süslenmiş olup, burada yapılan kazılar sırasında bol miktarda heykel bulunmuştur. Sahne arkasındaki duvarlarda ise mermer kabartmalar yer alır.
    St. Philip Martyriumu: MS. IV. yüzyıl sonuna veya V. yüzyıl başına ait oktogonol (sekizgen) bir yapı olan Martyrium, 20mX20m ölçüsünde kare planlı yapılmıştır. St. Philip’in Hierapolis’te şehit edildiği kabul edilerek onun anısına anıt dinsel merkez ve mezar olarak inşa ettirilmiştir. Hıristiyanlığın resmi din oluşundan sonra, halkın büyük ilgisini çeken yerlerden biri olmuştur.
    Kiliseler : Kent merkezinde, VI.-VII yüzyıllara ait bir Katedral, Direkli Kilise ve iki kilise daha yer alır. Ayrıca MS. VI. yüzyıl başında Büyük Hamam Kompleksinin merkezi holü kiliseye dönüştürülmüştür. Kuzey bölgesinde de küçük şapeller mevcuttur.
    Nekropol : Batıdaki traverten alanları dışında kalan üç yönde nekropol alanları bulunmaktadır. Bunlar yoğunlukla Tripolis-Sardes’e giden kuzey yolunun ve Laodikeia-Colossae’ye giden güney yolunun iki tarafında yer alır. Mezarlarda kireçtaşı ve mermer kullanılmıştır. Mermer kullanımı daha çok lahit tiplerinde görülür. Kuzey nekropolü, Geç Hellenistik dönemden erken Hıristiyanlık dönemine kadar karakteristik lahitleri, mezar tiplerini ve mezar anıtlarını bir arada içerir. Kentte görülen mezarlar lahit, tümülüs ve ev tipi mezarlardır. Konut mimarisini anımsatan mezar yapıları, nekropolün en önemli elemanlarıdır.
    Agora : Frontinus Kapısı ve ana caddenin bitişiğinde (Kuzeydoğu) 170 m. genişliğinde, 280 m. uzunluğundaki bir alanı kaplayan Agora yapısı yer alır. Agora dört yanı sütunlarla çevrili galeri kompleksinden oluşur. Özellikle doğu tarafta merdivenli basamaklarla yükseltilen podyum-krepis üzerinde anıtsal sütunların bulunduğu, her iki sütun arasında kemerlerin yapıldığı görülür. ıon düzenindeki sütun başlıklarının üst kısmında aslanların boğaları parçalaması,sfenksler gibi konuların işlendiği yüksek kabartmalı bölüm yer alır. Bu alan iki katlı olarak düzenlenmiştir. Sütunlu galerilerin üst örtüsü kiremit kırma çatı olarak yapılmıştır. Agora yapısında Korinth ve ıon düzeninde sütun başlıkları kullanılmıştır. Bu anıtsal kompleks M.S 2 yy da yapılmıştır.
    Nypheum : Anıtsal Çeşmeler, bulundukları şehri güzelleştirmek için halkın isteği doğrultusunda yapılmıştır. Bunlar kamu yararına olan yapılardır. Hierapolis Kentinin en önemli iki anıtsal çeşmesi, kuzey-güney doğrultusunda uzanan ana caddenin üzerinde yer almaktadır. Apollon Tapınağı kutsal alanı içinde yer alan anıtsal çeşme U planlı olup inşasında tapınak malzemeleri kullanılmıştır. ıki katlı korinth düzeninde sütunlu,arşidravlı ve üçgen alınlıklıdır. Sütunlar arasındaki nişlerde heykeller yer almış, ön kısmında ise uzun dikdörtgen bir havuzu vardır. Anıtsal Çeşme M.S 3. yy sonu 4. yy başlarında yapılmıştır. Anadolu’nun en büyük anıtsal çeşmesi, üç kemer gözlü Frontinus Kapısı üzerinde yer alan ana caddenin doğu kenarında yer almaktadır. Üçgen alınlıklardaki karşılıklı borazan çalan Triton kabartmalarından dolayı bu yapı Triton Çeşmesi olarak adlandırılmıştır. Kazılarda bulunan bir yazıta anıtsal çeşme, imparator Caracalla’ ya ithaf edilmiştir.(M.S 211-217) Yapı iki katlı korinth düzeninde sütunlu galeri şeklinde inşa edilmiştir. Birinci katın üzerinde zengin kabartma bitkisel motiflerin yer aldığı bitkisel motiflerin bulunduğu arşidrav bulunmaktadır. Arşidravın üzerinde ise yüksek kabartma olarak yapılmış, hareketli ve canlı mitolojik figürlerin bulunduğu friz gösterilmiştir. Bu kabartmalarda kadın savaşçı Amazonlarla Yunanlıların mücadeleleri, Griphonlar (karışık yaratıklar), testileriyle Nympheler (Su perileri) ve genç nehir tanrısı gibi figürler işlenmiştir. ıkinci katta arşidrav üzerindeki üçgen alınlıklarda ise karşılıklı borazan çalan Tritonlar işlenmiştir. Çatı üzerinde de akroter yerine kullanılmış heykeller bulunur. Ön kısımda zeminde boydan boya uzanmış büyük dikdörtgen havuz yapılmıştır. Cadde yanındaki havuz, yarım yuvarlak nişler ve dikdörtgen kesitli plasterlerle dekore edilmiştir. Orijinalde sütunlar arasına yerleştirilen musluklardan havuza su akıtılmaktadır.
    Su Kanalları : Çevredeki tepelere inşa edilmiş kanallardan oluşan iki aquadükt kente içme suyunu sağlamaktadır. Bunlardan biri kuzeyde Pamukkale ve Karahayıt arasında, diğeri doğuda Güzelpınar yönündedir. Bugün hala üstlerini kapatan taş plakalar görülebilmektedir. Bu kanallar kentin doğusundaki tepenin üstünde inşa edilmiş bir filtre odasında birleşmektedir. Buradan çıkan su pişmiş toprak künkler ile kent sokaklarına oradan da daha küçük çaplı künklerle evlere ulaşmaktadır.













































  16. #31
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil

    Laodikya - Merkez/Pamukkale













    Tripolis - Buldan/Yenice











    Denizli il merkezinin 40 km. kuzeyindedir. Buldan ilçesi Yenicekent kasabasının doğusunda, Büyük Menderes akarsuyu ile kasaba arasındaki yamaçlar üzerinde kurulmuştur. Tripolis, Lidya bölgesi kentleri içinde, Karya ve Frigya bölgelerine ulaşımı sağlayan ticaret ve tarım merkezlerinden birisidir. Kuruluş biçimi ve kent anlayışı ile yörenin en zengin kentlerindendir. Bergama Krallığı tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir. Anıtsal yapıların en iyi örnekleri MS. 1, 2 ve 3. yüzyıllarda yapılmışlardır. MS. 325 yılında Nikea meclisinde hazır bulunan Lidya piskoposları listesinde Tripolis'in adının geçmesi piskoposluk düzeyinde bir kent olduğunu göstermektedir.

    Tripolis'in Yapıları
    Tiyatro: Kent merkezindedir. Araziye uygun olarak, Roma inşa tarzında yapılmıştır.

    Hamam: Tiyatronun yaklaşık 200 metre batısında yer almaktadır. Sur duvarları dışında bulunmaktadır. Dış duvarları kısmen ayaktadır.

    Kale ve Surlar: Tripolis Geç Roma ve Bizans Dönemi'nde sur ile çevrilmiştir. Eğimli arazide kurulan kentin surları yer yer burçlarla, gözetleme kuleleri ve kalın duvarlarla desteklenmiştir.

    Nekropol: Surun, doğu ve güney yamaçlarındadır. Burada kaya mezarları, podyumlu mezarlar ve lahitler görülmektedir.


    Apollonia Salbace - Tavas/Medet

    Herakleia Salbace - Tavas/Vakıf

    Kent Denizli ili, Tavas ilçesinin 10 km. kuzeybatısında bulunan Vakıf Köyü sınırları içindedir. Önemli yapıları, kenti çevreleyen Roma Dönemi suru ve stadyumdur.



    Herakleia - Tavas/Kızılcahöyük

    Sebastopolis - Tavas/Kızılcahöyük

    Colossae - Honas



    Denizli ilinin 25 km. doğusunda, Honaz ilçesinin 2 km kuzeyinde yer almaktadır. Antik çağdan beri kullanılan güney şark yolu üzerindedir. Büyük Frigya içinde bulunan en önemli merkezlerdendir. Ksenephon'a göre Frigya'nın 6 büyük kentinden biridir.
    Osmanlı Dönemi'ne ait bir kale kalıntısı mevcuttur. Colossae antik kentinin kalıntılarına, Akropol olan, höyük tepesi ile çevresindeki arazilerde rastlanmaktadır. Höyüğün kuzeyindeki bölgede kayaya oyulmuş oda ve ev tipi mezarlar bulunmaktadır.


    Eumeneia - Çivril/Işıklı



    Dionysopolis - Çal/Bahadırlar

    Attuda - Sarayköy/Hisar

    Trapezopolis - Babadağ/Bekirler

    Alacain - Acıpayam

    Thinta - Merkez/Gözler

    Ecesultan - Çivril

    Yassıhöyük - Acıpayam

    Tabae - Kale





    KARAHAYIT / KIRMIZISU











    Kırmızısu ; merkez ilçe Karahayıt kasabası içindedir. Pamukkale’nin yaklaşık 5 km kuzeyindedir. Kırmızısu travertenleri 600C sıcaklıkta çıkan termal su çevresinde oluşmuştur. Termal suyun içindeki maden oksitleri nedeniyle kırmızı,yeşil ve beyaz renkli traverten tabakaları oluşmuştur.

    Konu Tur@b tarafından (27.04.2008 Saat 17:26 ) değiştirilmiştir.

    Sermayem Rahmetin...İlacım Cemâlin...

  17. #32
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil Türkiye ören yerleri (E)

    ERZURUM:

    Üç Kümbetler






    Üç Kümbetler'den sekiz köşeli plan üzerine oturtulmuş olanının Saltuklu Devleti'nin kurucusu Emir Saltuk'a ait olduğu tahmin edilmektedir. Tamamiyle kesme taştan yapılmış olan kümbetlerin diğer ikisinin ise kimlerin mezarı olduğu bilinmemektedir. Bunlar Türkler'e ait kümbetler arasında plan, malzeme ve süsleme yönünden ayrı bir önem taşımaktadır.

    Erzurum Kalesi



    Yaklaşık 2000 m. yükseklikte bir tepe üzerinde inşa edilmiş olan iç kale 5. yüzyılda Roma İmparatoru Theodosius tarafından yaptırılmıştır. Son zamanlara kadar Türkler tarafından kışla olarak kullanılmıştır. Kale Mescidi ve saat kulesi Türk mimarlığının ilk örnekleri olmaları bakımından önem taşırlar. Tepsi Minare olarak da adlandırılan kule Ortaçağ'larda gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır. Osmanlı mimarisinin Barok Çağında saat kulesine çevrilmiştir. 1124-1132 yılları arasında hüküm süren Abu'l Muzafferüddin Gazi tarafından yaptırılmıştır. Tek büyük bir kubbe ile örtülen mescid geleneksel Türk mimarisinin özelliklerini taşır.

    Sermayem Rahmetin...İlacım Cemâlin...

  18. #33
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil Türkiye ören yerleri (E)

    ESKİŞEHİR:

    Pessinus (Ballıhisar) (Eskişehir-Sivrihisar)

    Pessinus ören yeri, Ankara-Eskişehir karayolu üzerinde Sivrihisar yakınlarındaki Ballıhisar’da bulunmaktadır. Antik şehrin üzerinde bugün Ballıhisar köyü kurulmuştur. Burası, antik kaynaklarda Matar Dindymene, Mâgna Mater, Agdistis Dindymene denen Frig baş tanrıçasının kutsal kenti olarak ün salmıştır.

    Pessinus, tanrıların anası Kibele olarak anılan tanrıçanın ünlü kutsal yerleşmesiyle birlikte "Rahipler Devleti" şeklindeki antik bir Frig yerleşmesi idi. Ana Tanrıça’nın şekilsiz taştan yapılmış kült heykelinin (Baitylas) gökten indiğine inanılıyordu. Kent, Bergamalılar’ın egemenliği altında kalmıştı, fakat Galatlar’ın saldırısına rağmen buradaki rahipler sınırlı bir özgürlüğe sahip olabilmişlerdi. Kenti beş Frigyalı ve beş de Galat rahiple birlikte bir baş rahip yönetmişti. MÖ. 204 yılında Roma senatosunun Pessinus’a elçiler gönderip Kibele’nin kült heykelini Roma’ya getirtmesi ve orada inşa ettirilen bir tapınağa bu heykelin yerleştirilmesiyle kent çok büyük bir üne kavuştu. MÖ. 25 yılında Augustus, Galatia eyaletini kurunca, Pessinus Romalıların yönetimine geçmiştir.
    Gerek dini, gerek ticari yönetimi rahiplerce yerine getirilen bu kent, Galatların hakimiyet alanında Galatlardan bağımsızca hareket etme özgürlüğüne sahip, Bergama krallığı ile iyi ilişkiler içinde olan zengin bir dini merkez konumundaydı. Roma döneminde Eskişehir’in güneyindeki Dağlık Frigya bölgesi; Nakoleia’ya (Seyitgazi), bölgenin en önemli merkezlerinden biri olup dönemin ana ticaret yollarından biri Dorylaion’dan Nakoleia’la geçip, buradan iki değişik hat takip ederek Apameia (Dinar) ve kıyıya ulaşmıştır. Bölgede Roma dönemine ait önemli kültür kalıntıları arasında Kümbet köyünde bulunan ve Solon’un mezarı olarak adlandırılan anıtsal kaya mezarı, cephesi bezemeli kaya mezarlarından oluşan Kümbet - Köristan nekropolü, Yapıldak - Asar kaya, kaya mezarları, Büyükyayla - Seyrecek nekropolü sayılabilir.

    Tapınak: Yapı çok ilginç bir plana sahiptir. Dar kenarlarında altı, uzun kenarlarında on bir sütun bulunan peristasis (antik tapınağın etrafını çeviren sütun dizisine verilen ad) Hellen tapınağının değişik bir uygulamasını göstermektedir. Yapıyla ilişkisi olan ve bir theatron (Antik Yunan tiyatrosunda seyircilerin oturduğu kısma verilen ad) işlevi gören gösterişli bir basamak sırası ortaya çıkarılmıştır. Bu nedenle Belçikalı araştırmacılar onu bir tiyatro-tapınak olarak tanımlamışlardır. Ancak Prof.Dr. Ekrem Akurgal söz konusu basamakların Kibele kültü ile ilgili olduğunu ileri sürmüştür. Çünkü tapınağın yeraltı bölümü Aizonai Tapınağı’nda olduğu gibi buna işaret etmektedir. Mimari süslemelerine göre tapınak MS. 1. yy’ın ilk yarısında yapılmıştır. Açık bir alanı üç yandan çeviren portiko (çatısı sütunlarla taşınan hol) kalıntıları buranın bir agora olarak düzenlendiği görünümünü vermektedir. Yapı, eski Anadolu kültürleriyle ilişkili Hellen tapınakları şeklinde batıya bakmaktadır.

    Nekropol: Kentin nekropolünde yapılan kazılarda ön yüzleri kapı şeklinde olan Geç Roma mezarlarının güzel örnekleri bulunmuştur. Nekropol seramiğini inceleyen İnci Bayburtoğlu’na göre halen Ballıhisar’daki yerel bir depoda korunan mezar taşları MS. 3. ya da 4. yy’a tarihlenebilir. Bunların içinde en önemlisi üzerinde bir aslan heykelinin yer aldığı steldir.
    Belçikalı arkeologlar, Pessinus’un sığ vadisinde yapılmış geniş ve olasılıkla uzun bir kanalı da ortaya çıkarmışlardır. Bu kanalın her iki yanı basamaklıdır ve söz konusu basamaklar yazın kanaldaki su düzeyi aşağı indiğinde vatandaşlara kolaylık sağlıyordu. Bundan başka kanalın kuzey ucundan Roma çağında varolan derenin suyunu düzenleyen kapatma sistemini de Belçikalı arkeologlar bulmuşlardır.

    Midas (Yazılıkaya) (Eskişehir-Çifteler)















    Çiftelere 39 km. uzaklıkta bulunan Yazılıkaya, binlerce yıl önce kayalık bir platform üzerine kurulmuştur. 1315 metre yükseklikte, dikdörtgen şeklindeki, Frigya yaylası üzerinde bulunmaktadır. Roma devrindeki yazarlar, bu bölgenin havasının sağlıklı ve toprağının bereketli olduğundan söz etmişlerdir. Bardakçı Suyu da bu bölgeden geçmektedir. Midas Anıtı, Frigya sanatının tipik bir örneğidir. Bu anıt, bir mezar anıtı olmayıp, Frigya’da pek çok kaya anıtı örneğinde görüldüğü gibi, bir Kybele (Ana Tanrıça) heykeli koymak üzere yapılmıştır. Anıtın üzerinde Frig yazıları olduğundan "Yazılıkaya", yazılarda ise "Midas" adı geçtiğinden "Midas Amiti" denmiştir. Kült anıttır. Midas Anıtı’nın M. Ö. 550 yıllarında yapıldığı sanılmaktadır. Kaya üzerinde, bir tapınağın cephesi biçiminde işlenmiştir. Cephesi doğuya bakmaktadır. Anıtın en ilginç yönü, üzerinde henüz çözülememiş olan ve ilk kez 1839 yılında Ch. Texiker tarafından yayınlanan, üç yazıtın bulunmasıdır.
    Birinci Yazıt:
    Alınlığın üzerindeki kaya çıkıntısı üzerinde bulunan 11 m. uzunluğunda ve 45 cm. büyüklüğündeki harflerin yazılı olduğu bir yazıttır. Frig dili ile ilintili "Ateş" ve "Midai" sözcükleri belirgin olarak okunmaktadır. Ateş, Frigliler’in bir tanrısıdır. Midai, efsanelere göre Kral Midas’ın annesi ve ürünlerin koruyucusudur. Aynı zamanda, demirin keşfi de bu tanrıçayla ilgilidir. Bu yüzden, bu anıt ile demir endüstrisi kökeni arasında bir bağlantı vardır.
    İkinci Yazıt:
    Midas Anıtı’nın iki ucunda dikdörtgen şeklindeki bir girintinin, dip duvar ve yan duvarı üzerinde, 45 cm.lik harflerle işlenmiş bir yazıttır.
    Üçüncü Yazıt:
    Kuzey taraftaki dikdörtgen dikmenin üzerinde, yukarıdan aşağı 25 cm. büyüklüğündeki harflerle yazılmıştır. Yazıtın başındaki "BABA" sözcüğü belirgin olarak okunmaktadır.
    Küçük Yazılıkaya:
    Midas Anıtı’nın, 210 metre güneybatısında yukarıdan aşağıya işlenmeye, oyulmaya başlanmış; ancak alt kısmı işlenilmeden kalmış bir anıttır. Midas Anıtı ile benzer yönleri vardır. Üstte süslü bir alınlık, iki yanda geometrik motifler yine üstte yatay bir motifle birleşir. Anıtın işlenmiş kısmı, 180 metredir. Bu anıtın da Midas Anıtı gibi, dinsel törenlerde kullanılmak için yapılmaya başlanmış olduğu sanılmaktadır.
    Midas’daki diğer eserler:
    Kümbet Asar Kalesi:
    Kümbet Vadisi’ndeki bu kale, Frig Çağı’nın özelliklerini taşır. Kayaya oyulmuş merdivenler, yeraltı geçitleri, kaya yüzlerine işlenmiş geometrik süslemeler, tipik Frig Kaya Kalesi’nin en güzel örneklerini oluşturmaktadır.
    Yapıldak Asar Kale:
    Kümbet Vadisi’nin güneyinde, Yapıldak Köyü’nün kuzeybatısındadır.
    Ballık Kale:
    Kümbet’in doğusun-dadır. Tipik bir Frig yerleşim yeri ve gözetleme kalesi örneğidir.
    Keskaya:
    Karacaalan Köyü’nün batısındadır. 1953 yılında, taş blokları buradan Eskişehir’e taşınarak, Merkez Bankası’nın inşasında kullanılmıştır.
    Arezastis Anıt:
    Midas Kenti’nin 1500 m. kuzeyindeki bir kayanın içi oyularak yapılmış bir anıttır. Bu anıtın alınlığının sağ üstündeki yazıtta, "Arezastis" sözcüğü okunabildiği için bu isim verilmiştir. Anıt 7 m yükseklikteki dik bir yüzeyin üstündedir. Bu anıtın, en ilginç yönü de Frig yazıtlarını çok iyi taşımasıdır. Bu anıtın 674 yılından önce yapıldığı ve dinsel törenler için kullanıldığı sanılmaktadır.
    Bahşayiş Anıt:
    Bahşayiş Köyü yakınındadır (Kümbet’in 7 km. güneyinde). Motiflerle süslenmiştir. Bu anıtın da diğerleri gibi dinî törenler için kullanıldığı varsayılmaktadır. Anıtın arkasında, kayaya oyulmuş bir mezar odası bulunmaktadır.
    Salon Mezar:
    Yazılıkaya kabartmasının batısında, kayaya oyulmuş bir Frig eserdir. Kapısının üzerinde, karşılıklı iki aslan kabartması görülmektedir.
    Alemşah Kümbeti:
    Sivrihisar’da bulunan bu kümbet, Selçuklular tarafından, 1321 yılında. Melik Şah’ın kardeşi Sultan Şah adına yapılmıştır. Çatısı, piramit tarzındadır. Tarihî bir yapı olan bu kümbet, biri mescit, diğeri mezar olmak üzere iki katlıdır.
    Ulucami (Emineddin-i Mikail Camii):
    Sivrihisar İlçesi’nde bulunan ve kervansaray olarak kullanılan bu eser, 1257 yılında E. Mikail tarafından camiye çevrilmiştir. En ilginç yönü, düz çatısını 67 adet ağaç sütunun taşımasıdır.

    Sermayem Rahmetin...İlacım Cemâlin...

  19. #34
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil Türkiye ören yerleri (H)

    HATAY:

    St. Pierre Kilisesi - Antakya / Kuruyer












    Aççana Örenyeri - Reyhanlı (Merruş) / Varışlı K.



    Hatay'ın Amik Ovası'nda, özellikle Reyhanlı yakınlarında Neolitik (MÖ.8.000-5.500), Kalkolitik (M.Ö.5.500-3.500) ve Tunç Çağı'na (M.Ö.3500-1.000) tarihlenen bir takım yerleşim alanları ile karşılaşılmıştır. Bunlar arasında en iyi bulguları, Antakya Reyhanlı Karayolu'nun 22.km.deki Tell Açana (Alallah) ile Tell Tayınat vermiştir. British Museum adına Sir Leonard Woolley Tell Açana kazılarında 17 kültür katını peş peşe ortaya çıkarmıştır. Kalkolitik Çağ'dan başlayarak MÖ.1190'da sona eren bu yerleşim katlarında Girit, Miken Hitit kültürlerinin izleri görülen saraylar, tapınak ve savunma yapıları ile karşılaşılmıştır.M.Ö. XVII.Yüzyılda Hititlerin eline geçen yöre, onların çöküşünden bir süre sonra bağımsız kalmışsa da Asurluların egemenliğine girmiştir. M.Ö.1.800-1.600) Babil'e bağımlı Yamhad Krallığı'nın egemenliğine giren yöredeki buluntular Hitit, Hurri-Mitanni ve Mısır etkisinin burada sürdüğünü açıkça göstermektedir.
    Amik Ovası yerleşimlerinde görülen saray mimarisi kalıntıları, Tunç Çağının siyasi yapı ve yaşayışı ile ilgili bazı bilgiler yanında, bu yerleşimlerin beylikler biçiminde örgütlendiğini de ortaya koymuştur. İlk Tunç Çağı sonunda Amik ovasındaki beylikler Mezopotomya’dan gelen Akadların egemenliği altına girmiş, fakat bu egemenlik kısa sürmüştür. Bundan sonraki dönemde kuzeyden gelen kavimlerinde etkisiyle başlayan kargaşa dönemi M.Ö. 1800 yıllarına kadar devam etmiştir. M.Ö. 1800-1600 yılları arasında yöre, merkezi Halpa (Halep) olan Yamhad Krallığı’na bağlı bir beyliğin toprakları içinde yer almıştır. Başkenti Alalah (Atçana) olan bu beylik iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde Yamhad Krallığı’na bağlıydı. Bir ara Yamhad Krallığı’nın merkezi Atçana’ya taşınmış ve Kral Hammurabi burada M.Ö. 1780-1750 dönemine tarihlenen ve kalıntıları bu günde görülen surlarla çevrili bir saray yaptırmıştır. Hammuribi’nin yerini Babil Kralı Hammurabi’yle çağdaş olan ve hakimiyeti M.Ö. 1686 yılına kadar Yarim-Lim almıştır.

    Yarim-Lim döneminde Orta Anadolu’da ortaya çıkan Hitit krallığı, güçlenip birliği sağladıktan sonra güneye yönelmiş, Amik ovası üzerinden Yamhad krallığının üzerine yürümüştür. M.Ö. 1620 yılında Hitit Kralı Hattuşil ölünce sefer sonuçlanmamamış, Onun yerini alan oğlu Murşil, Yamhad Krallığı üzerine yeniden seferler düzenlemiş, Atçana ve çevresindeki yerleşim yerleri ile Halpa şehrini ele geçirerek, şehri yakıp yıkmıştır.Ardından seferine devam ederek Babil’i ele geçirmiş, çok sayıda esirle Hattuşaş’a dönmüştür. Bundan sonra Antakya ve çevresi Murşil’in ölümüne kadar Hitit egemenliği altında kalmıştır. Onun ölümünden sonra yöredeki prenslikler Hitit egemenliğine baş kaldırmışlarsa da Prens İlim-İlimma’nın başında bulunduğu Atçana Beyliği ile diğer kentler M.Ö. 1490’larda Mısır egemenliğini kabul ederek Firavun Tutmasis III’e bağlanmışlardır.
    M.Ö. 15. yüzyıl ortalarında Yamhad Krallığı Hitit egemenliği altına girdi. II. Hattuşil döneminde Yamhad Krallığı ve diğer yöre devletleri bir süre bağımsız kalabildilerse de, I. Şuppiluliuma bu yöreleri tekrar ele geçirmiştir. Daha sonra Şuppiluliuma ikinci bir sefer daha düzenleyerek bölgeleki Hitit egemenliğini kesinleştirmiş ve bu durum M.Ö. XIII. yüzyıla kadar devam etmiştir. XIII.yüzyılda Kral Tukulti-Ninurta zamanında Asurlular Güneydoğu Anadolu’yu ele geçirmiştir. M.Ö. 1200’lü yıllarda Hitit devleti zayıflayınca Güney Anadolu’da Fırat kıyıları ile Konya arasındaki bölgede çok sayıda yeni küçük devletler ortaya çıkmıştır. Etnik kökenleri, dilleri ve gelenekleri farklı olan bu devletçikler uzun süre siyasi bir birlik kuramamışlardır.

    Çevlik Örenyeri - Samandağ / Kapısuyu Köyü















    İskender’in M.Ö. 323 yılında ölümü imparatorluğunun generalleri arasında paylaşılmasına neden olmuştur.Bunlardan Seleukos I Nicador Suriye ve çevresindeki Hatay yöresini de kapsamına alan topraklarda Seleucus devletini kurmuştur. M.Ö. 312 yılında I. Antigonos’u yenen Seleukos, Asur ülkesi ile İran’daki satrapları kendisine bağlamış, Dicle kıyısındaki Seleukeia kentini merkez yapmıştır. M.Ö. 307 yılında Antigonos, bugünkü Antakya’nın kuzeyinde Akdeniz sahilinden doğuya uzanan yol üzerinde, Asi Nehri kenarında bir şehir kurmuş ve bu şehre “Antigonia” adını vermiştir. Seleukos Nikator, M.Ö. 23 Nisan 300 tarihinde Akdeniz kıyısında Seleukia (bugünkü Samandağ-Çevlik) kentini kurmuş ve başkenti buraya taşımıştır. Seleukeia’da şehir surları içinde bir de liman inşa ettirmiştir. Daha sonra I. Seleukos Antigonia’yı yıktırıp, daha güneyde, dağ eteğinde (Antakya’nın bugünkü yerinde) yeni bir şehir yapılmasını istemiş ve şehrin temeli M.Ö. 22 Mayıs 300 tarihinde atılmış, yapımı tamamlanınca da devlet merkezi buraya nakledilmiştir. Seleukos şehre babasının (ya da oğlunun) anısına “Antiokheia” adını vermiştir.

    Başkent Antiocheia hızla gelişerek önemli bir merkez olmuştur. I.Seleukos döneminde su kanalları yapılarak Defne (Harbiye) çağlayanlarından Antakya’ya su getirilerek, şehirde su depoları ve dağıtım şebekeleri yapılmıştır. Bu çalışmalar sonraki krallar zamanında da devam ettirilmiştir.

    Harbiye (Defne):




















    Antalya il merkezine 7 km. mesafede olup her tarafı yeşillik olan güzel bir piknik yeridir. Antik çağın ünlü Daphne kentidir. Efsaneye göre Zeus'un oğlu ışık tanrısı Apollon, ırmak kenarında gördüğü genç ve güzel bir kız olan Daphne'ye aşık olur ve onunla konuşmak ister. Daphne'yi kovalar. Daphne kurtulamayacağını anlar. "Ey toprak ana beni ört, beni sakla, beni koru" diye yalvarır. Daphne ağaca dönüşür. Apollon şaşırır. Bu olaydan sonra şiir ve silah zaferi defne ağacının dalıyla mükafatlandırılır ve Defne'nin gözyaşlarının Harbiye'deki şelaleleri meydana getirdiğine inanılır. Seleukos Döneminde çağlayanlarıyla tanınan ve dünyaca ünlü bir sayfiye yeri olan Defne, çok sayıda köşkler, tapınaklar, eğlence yerleri ile ünlüydü. Stadyumunda düzenlenen olimpiyatların ihtişamı dillere destandı. Ancak şiddetli depremler bu şehri yerle bir etmiş, günümüze gözle görülür herhangi bir eser kalmamıştır.
    Harbiye, şimdilerde çok ilgi gören mesire yeri, yayla olup aynı zamanda heykeller, turistik eşya yönünden önemli bir beldedir. Yöredeki tezgahlarda dokunan doğal ipekler ise gerek yurt içinde gerekse yurt dışında çok aranan kumaşlardandır.

    Titus Kaya Tüneli: ( Çevlik )



























    Samandağ ın 5 Km. kuzeyinde denize hakim yamaçlarda M.Ö. 300 yıllarında Seleuykos Nikator tarafından kurulan ve kurucusunun adı ile anılan antik kenttir. Kentin, dağın hemen bitiminde, dağdan gelen derelerin ağzında bir iç limanı vardı. Sellerin bu limanı doldurması tehlikesi ortaya çıkınca imparator Vespasianus zamanında dağ delinerek bir tünel açılması kararlaştırıldı. Tünel Titus zamanında tamamlandı ve derenin önü bir duvarla kapatılarak sel suları , yüksekliği 7 mt. genişliği 6 mt olan bu tünel vasıtası ile uzaklara akıtıldı , böylece limanın dolması engellenmiş oldu. 130 mt si tünel , kalanı açık kanal halinde olan tünelin uzunluğu girişten Çevliğe kadar 1380 mt. dir
    Tünelin deniz tarafındaki girişine göre sağ tarafta , 100 Mt. kadar uzaklıkta kaya mezarları vardır burada kayalara oyulmuş mağaraların içinde bulunan çok sayıda mezarın en çok ilgi çekeni , çukurun tabanındaki geniş mağaradır. içinde çok sayıda mezar bulunan bu mağara diğerlerinden farklı yapılmış yüksek ve gösterişli bir mezar yüzünden halk arasından ''Beşikli Mağara'' olarak anılmaktadır.
    Tel Aççana: Antakya Reyhanlı karayolu üzerindedir. M.Ö. 5. yy.a ait iki saray kalıntısı vardır. 17 yerleşim tabakası teşekkül etmiştir. Burada bulunan çoğu eserler Hatay Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.
    Kinet Höyük: Dörtyol civarındadır. Kazı çalışmaları devam eden bu höyükte demir çağlarına ait eserler bulunmuştur.
    Nekropoller: Kuzuculu'da M.S. 2.-3. yüzyıla, Karakese de M.S. 4.-5. yüzyıla ait kaya ve toprak mezarlar tespit edilmiş, kazılarda lahit, cam şişe ve kaplar, pişmiş toprak kaplar, kandil ve mühürler bulunmuştur.
    Ceylanlı: Bizans ve Gündüzoğulları döneminde büyük yerleşim yeri olduğu kalıntılardan anlaşılan köyün yakınında, kayalıklarda üzerinde yazıtlı kaya mezarları vardır.
    İmma: Antakya-Cilvegözü yolu üzerinde Reyhanlı yakınında şimdi piknik yeri olarak kullanılan antik dönem yerleşim yeri vardır.
    Tainat: Yapılan kazılarda bir Hitit sarayı ile tapınağın ortaya çıkarıldığı Tainat'ta bulunan eserler Hatay Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.
    Dor Mabedi: Kapısuyu yöresinde, Çevlik bölgesine hakim bir tepede, sütun kalıntıları görülebilir.
    Su Kanalları: Seleukos Döneminde, Harbiye (Defne) çağlayanlarından Antakya'ya su getirmek için yapılan 10 km uzunluğundaki kanalların ve köprülerin kalıntılarını günümüzde de görmek mümkündür. Antakya içinde kalan tek bölümü Memekli Köprü olarak anılmaktadır.

    Sermayem Rahmetin...İlacım Cemâlin...

  20. #35
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil Türkiye ören yerleri (I-İ)



    ISPARTA:



    Antiocheia (Yalvaç)








    Antiokheia, Isparta İli’ne bağlı Yalvaç İlçesi’nin yaklaşık 1 km. kuzeyinde ve Sultan Dağları’nın güney yamaçları boyunca uzanan verimli arazide kurulmuş bir Pisidia kentidir. Antiokheia da Apollonia gibi bir Seleukos kolonisidir; fakat kesin kuruluş tarihi bilinmemektedir. Bu şehir I. Seleukos veya oğlu Antiokhos tarafından kurulmuştur. M.Ö. 39 ila 36 yılları arasındaki bir tarihte Amyntas’ın idaresi altına giren Antiokheia, onun M.Ö. 25’de öldürülmesiyle, bölgenin bütün şehirleri gibi, Galatya eyaletine dahil edilmiştir.
    Antiokheia, M.Ö. 25’te veya biraz sonra Colonia Caesarea adıyla Roma kolonisi olmuştur. Kent, pek çok Latince yazıttan da anlaşılacağı üzere, yaklaşık olarak iki yüz yıldan fazla bu statüsünü korumuştur. Latince’nin M.S. 295 yılına kadar resmi dil olarak kullanıldığını imparator ve legatları için düzenlenmiş olan yazıtlar kanıtlamaktadır. Fakat bu tarihten sonraki decurioların (eyalet senatörü) protokolleri çoğunlukla Grekçe yazılmıştır. Sikkeler üzerinde de II. Claudius (M.S. 268-270) Devrinin sonlarına kadar Lâtince ibarelere rastlanmaktadır. Daha sonra Lâtince’nin yerini Grekçe almıştır. Yazıtlarda ve Tanrı Men için adanmış olan adaklarda Lâtince’nin, Grekçe’yle kıyaslandığında çok daha az kullanılmış olduğu görülmektedir. I.A. Richmond ve R.G. Collingwood’un tahminlerine göre kent merkezindeki nüfus 7500-10.000 civarında idi. B.Levick ise üç binin üzerinde emekli askerin bulunduğunu ileri sürmektedir. Ancak, Antiokheia’nın geniş sınırları içerisinde 30-40 bin civarında bir nüfusun yaşadığı söylenebilir.
    Antiokheia, M.S. 3. yüzyılın hemen sonunda kurulan genişletilmiş Pisidia eyaletinin metropolisi olmuştur. Kilise kayıtlarından anlaşıldığına göre, kent Bizans Devrinde de önemini korumuştur. Kentin bilinen en erken sikkeleri M.Ö. 1. yüzyılın sonuna tarihlenmektedir. Koloni döneminin ilk 150 yılında fazla sikke basmamıştır. Koloni öncesi sikkeleri gibi, tipler çoğunlukla Tanrı Men ile ilgilidir. Sikkeler üzerinde "colonia" yazısı yer almaktadır. Claudius II’ye kadar sikke basımı devam etmiştir. Bu sikke basımı sayesinde kentin ekonomik durumunun M.S. 3. yüzyılda en üst noktaya ulaşmıştır. İ.S. 713’de Arapların istilasına uğrayan kent yakılıp yıkılmıştır. Kazılar sonucu ele geçen kalıntı izleri ve bulgular bu olayı ve tarihi kanıtlamaktadır. Kentin tarihi 13.yüzyıla dek izlenebilmektedir. Ancak, bu yüzyılın ikinci yarısından itibaren halkın bir kısmının o zamanın verimli toprakları olan Yalvaç’a göçtüğü, diğer bir kısmının ise başka eyaletlere taşındığı görülmektedir.
    Antiokheia, deniz seviyesinden 1236 m. yükseklikte; Sultan Dağları’nın bir kolu üzerinde kuzey-güney yönünde uzanan Anthios Vadisi’ne hakim bir tepe üzerindedir. 120 m. yüksekliğindeki bu tepenin doğu, güney ve kuzey yamaçları sarp olduğundan kente ancak batıdan kolaylıkla ulaşılabilmekteydi.
    Akropolün doğu-batı, kuzey ve güneyinde bir takım tepeler bulunmaktadır. Yapıların bir çoğu bu tepelerin yamaçlarında ve küçük vadiler içinde toplanmıştır. Arazinin doğal durumundan yararlanarak Antiokheia’da ızgara şehir planının ustaca uygulanması ilgi çekicidir. Antik kentin ayakta kalmış yapıları pek azdır. Bunlar genellikle temel kalıntılar halindedir. Sur dahilinde, birbirine dik olarak; güneyden kuzeye ve doğudan batıya doğru birer eksen çizilerek, planlama bu eksenlere göre yapılmıştır. Güneyden kuzeye giden caddeye Decumanus Maximus ve doğudan batıya giden ana caddeye ise Cardo Maximus adı verilmiştir. Şehir planında esas itibari ile ana caddelere dik açılarla açılan dar, fakat düz sokakların mevcut olduğu görülmektedir.Kentin iki ana meydanı şehrin doğusunda ve odak merkezinde idi. Bunlardan birincisi Augustus Tapınağı önündeki aynı adla anılan meydan, ikincisi bu meydanın batısında yer alan Tiberius alanıdır. Bu iki meydan arasında enlemesine yerleştirilen propylon yer almaktadır. Diğer üçüncü bir meydan ise,nymphaeumun önünde bulunmaktadır. Kentin kuzeyinde, Roma hamamı-palaestra ve nymphaeum yer alır. Doğudaki tepenin yamaçlarında Augustus Tapınağı ve alanı, propylon, Tiberus alanı; onun batısında ise sütunlu cadde yer almaktadır. Sütunlu caddenin kuzeybatısında bouleuterion, bunun güneybatısında ise tiyatro bulunmaktadır. Tiyatronun kuzeyinde küçük kilise vardır. Kentin merkezi etrafında ve arazinin elverişli yerlerinde evler serpiştirilmiş durumdadır. Şehrin batısında Anadolu’nun en eski kiliselerinden birinin (St. Paul) kalıntıları günümüze kadar ulaşmıştır. Antiokheia’da geniş çapta kazı yapılmadığından diğer yapı kalıntıları hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Kentin kuzeybatı surları temel seviyesinde, güneybatı ve güney surları ise kısmen ayakta durmaktadır. Şehrin ana kapısı olan batı kapısı iki yanda surlarla birleşmektedir. Kentin ikinci kapısı güneydedir. Daha dar olan kuzey kapısı ise hamamla bağlantılıdır. Su kemerleri kentin kuzeyinde yer almaktadır.

    Sur Duvarları
    Antiokheia hakim bir tepe üzerine kurulmuş ve tamamen oval bir surla çevrilmiştir. Bugün kısmen ayakta olan ve temel kalıntıları görülen surların uzunluğu 2920 m.dir. İzlenemeyen kısımları ile birlikte surun tamamı yaklaşık 3000 m. yi bulmaktadır. Surların çevirdiği alan ise, 47 hektardır. Kent surlarına dikkat edildiğinde, arazi eğiminin çok olduğu yerlerde; sur kalınlığının ortalama 1.50 m., diğer yerlerde ise 4.75-5.50 m. ye ulaştığı görülmektedir.
    Helenistik Devirde inşa edilen ilk surların, Roma ve Bizans çağlarında genişletildiği açık bir şekilde günümüze dek ulaşan kalıntılardan anlaşılmaktadır.

    Batı Kapısı
    Kentin en görkemli kapısı şehrin batısında yer almakta idi. İki kenar ve iki orta pylonlu olmak üzere üç açıklıklı geçit şeklindedir. Tonozları taşıyan ayakların gövde ölçüleri 3.20x2.36 m. olup; ayakların kaideleri silmelerle sınırlandırılmış, sade ve düz yapılmıştır. Açıklıkları 4 m. olan ayakların her iki yanında bitkisel motiflerle süslü plasterlerin yer aldığı anlaşılmaktadır. Ön cephenin odak noktasını, merkezde yer alan kemerin iki yanındaki üçgen boşluklarda (spandrel) ve plasterler üzerinde karşılıklı diz çökmüş flama ve standard taşıyan iki part kabartması teşkil etmekteydi. Ayrıca plasterler üzerinde girland taşıyan Nike’ler de bulunmakta idi. Batı kapısının, kent dışına bakan kademeli arşitravının genişçe yüzünde bronzdan kabartma harflerle "Gaius Lulius Asper Con. 212" yazıtı yer almaktadır. Arşitrav üzerinde bulunan frizde, Hippokampos, Triton, Amazon kalkanı (her iki ucu kartal başı şeklinde) zırh ve çeşitli silah kabartmaları bulunmaktadır.
    Bunun üzerindeki ikinci friz ise, bitkisel motiflerle süslenmiştir. Anıtsal kapı gerek yapı formu, gerekse üzerindeki kitabeden anlaşıldığına göre İ.S. 212 yılında yapılmış olduğu ihtimal dahilindedir.

    Güney Kapısı
    Kentin güneyinde Anthios Vadisi’ne çıkış için en müsait yerde inşa edilmiştir. Tek girişli olduğu anlaşılan kapının, günümüze çok az mimarî kalıntıları ulaşmıştır.

    Kuzey Kapısı
    Şehir surunun kuzeybatı köşesinden yaklaşık 70 m. uzaklıkta ve kuzey yöne bakmaktadır. Tek geçitli olan kapının sadece temel kalıntıları yerinde görülebilmektedir. Kent surları ile birlikte inşa edildiğini tahmin ettiğimiz kapı da herhangi bir bezeme unsuruna rastlanmamıştır. Bunların dışında daha küçük boyutlarda giriş için kullanılan tali kapıların olduğu da ihtimal dahilindedir.

    Augustus Tapınağı
    Tapınak kentin en yüksek yerindeki kutsal alan içerisinde ve İmparator Augustus’un ölümünden sonra inşa edilmiştir.
    Yapının temeli doğal kayanın kesilmesi ile oluşturulmuştur. 2.50 m. yüksekliğindeki bir podium üzerinde yer alan tapınağa, batı cephesinden 12 basamaklı bir merdivenle çıkılmakta idi. Tapınak podiumunu teşkil eden doğal kayanın iç kısmı oyulmak sureti ile meydana getirilen mahzen 5.65x7.90 m. ve 2 m. derinlikte olup, muhtemelen adak eşyalarının muhafaza edildiği bir yerdi. Tapınağın arkasında, yarı daire şeklinde doğal kayaya oyularak meydana getirilmiş; iki katlı bir galeri bulunmakta idi. Alt katta Dor, üst katta ise İon düzeninde sütunlar kullanılmıştır. Tapınak önünde, 63x85 m. boyutlarında imparatorun adı ile anılan bir alan bulunmaktadır. Alanın kuzey ve güney taraflarında yer alan yaklaşık 5 m. genişliğindeki sütunlu galerilerin ise bugün kısmen temel izleri seçilebilmektedir.
    Gerek yazıtlardan gerekse bezeme işçiliğinden elde edilen bulgulardan, yapının yapım faaliyetlerinin, Tiberius Devrinden, Claudius Devrine dek uzanan bir zaman içerisinde devam ettiği anlaşılmaktadır.

    Propylon
    Augustus alanı ile Tiberius alanının kesiştiği yerde inşa edilmiştir. Üç tonozlu ve zafer takı biçiminde yapılmış olan propylon İmparator Augustus onuruna dikilmiş ve onun deniz ve karada kazandığı zaferlerini sembolize eden heykel ve kabartmalarla süslenmiştir.
    Anıtsal giriş kapısına, Tiberius alanından 12 basamaklı bir merdivenle çıkılmakta idi. Geçit tonozları iki kenar ve iki orta olmak üzere; dört ayak üzerine oturmaktadır. İki yandaki ayakların ölçüleri, 2.25x3 m. ve ortadaki ayaklar ise 2.50x3 m. dir. Ayakların taban açıklıkları iki yanda 3.50 m. olduğu halde, orta kısımda 4.50 m. yi bulmaktadır. Ayakların kaideleri silmelerle sınırlandırılmış, tonoz ayaklarının önünde ise Korinth başlıklı dört sütun ve bunların üzerinde de arşitrav ve friz yer almaktaydı. Ortada yer alan kemerin, iki yanındaki üçgen boşluklarda plasterler üzerinde diz çökmüş ve kolları arkadan bağlanmış biri giyimli, diğeri çıplak iki Pisidialı esir; yüksek kabartma olarak işlenmiştir. Kabartmaların önündeki boşluk ise, bir meşale ve çelenkle doldurulmuştur. Yanlardaki kemer boşluklarında ise girland taşıyan kanatlı Eros ve Nike kabartmaları yer almaktadır. Kademeli olarak yapılan arşitravın merkezi kısmı üzerinde, bronzdan kabartma harflerle (IMP CAES AVGVSTO PONTIFEX MAX TRIBUNICA POTESTATE XII CON...) yazıtının bulunduğu anlaşılmaktadır. Arşitrav ve ayaklar üzerinde kesintisiz devam eden frizin, her bir kemer altı yolunun merkezi üzerinde iki tritonlu bir grup yer almaktadır. Ayrıca savaş gemileri, kalkanlar, çeşitli hayvan kabartmaları ile süslü sütun başlıkları üzerinde yer alan plasterlerde Poseidon ve Demeter gibi tanrı tasvirleri de yer almaktadır. Çeşitli silme ve kabartmalar ihtiva eden saçak takımı üstündeki kaide üzerinde giyimli dev erkek ve kadın heykellerinin durmakta olduğu tahmin edilmektedir. Bugün bu heykeller teşhir edilmektedir. Augustus’un ölümünden önce yazdığı vasiyeti "Res Gestae Divi Augusti", onun yaşam boyunca yaptığı işlerin özetini vermektedir. Bu metnin Latince bir kopyası da bu yapıda yer almakta idi. Kazılar sırasında birçok kitabe parçası ele geçirilmiştir.

    Tiberius Alanı
    Sütunlu caddenin hemen doğu bitiminde yer alan Tiberius alanını doğuda propylonun anıtsal merdivenleri; kuzey ve güneyde ise sütunlu galeriler çevreliyordu.
    Bugün temel kalıntılarını görünen bu yerin ana girişi batı yönünde bulunmakta ve sütunlu caddeye açılmakta idi. Kentin sosyal yaşamının geçtiği bu alanda İ.S.16’da askerlerin bir grevine de sahne olmuştur. Hayat şartlarının iyileştirilmesini isteyen Romalı askerler, su kemerlerinin bir bölümünü tahrip etmişler ve isteklerini elde ettikten sonra, su yolunu onarmışlardır.

    Sütunlu Cadde
    Antiokheia’daki sütunlu cadde, iki ana caddenin kesiştiği kavşaktan 75 m. kuzeyde ve ikinci ana caddenin doğusundan başlayarak Tiberius alanına kadar uzanmaktadır. Kaldırımlı olan ana cadde, hemen hemen 11 m. genişlikte olup; uzunluğu ise 69 m. dir. Caddenin sağında ve solunda, güneyde 5.50 m., kuzeyde ise 5.60 m. derinlikte portikler; onların gerisinde de 5 m. derinlikte dükkanların yer aldığı temel kalıntılarından tespit edilmiştir. Sütunlu cadde üzerinde yer yer heykel kaidelerinin bulunması, Antik Çağda caddenin heykellerle süslü olduğunu göstermektedir. Ayrıca cadde ortasından geçen ve atık sularının boşaltıldığı kanaldan başka, her iki tarafta bulunan dükkanların altından kaynak suları nakleden taş ve toprak künkten yapılmış su yolları dikkat çekmektedir. Yapısal özellikleri sütunlu caddenin, imparatorluğun kalkınma dönemlerine, büyük bir olasılıkla İ.S. I. yüzyılın ortalarına ait olduğu kanısını uyandırmaktadır.

    Tiyatro




    Kentin merkezine yakın bir tepenin yamacına inşa edilen tiyatro, şehre hakim bir yerde bulunmaktadır. Örenyerindeki kalıntılar arasında en fazla tahribata uğramış bir yapıdır. Antiokheia tiyatrosunun, her antik tiyatro gibi üç esas kısımdan meydana geldiği görülmektedir. Seyircilerin oturmaları için yarım daire şeklinde tertiplenmiş oturma sıraları (cavea); Yarım daire şeklinde bir meydan (orkestra); Oyunların oynandığı sahne binası (skene).
    Yapının ön yüzü kuzeybatı yönünde yaklaşık 105 m. uzunluğundadır. Gerideki yuvarlak çevre ortalama 185 m. gelmektedir. Kuzey yönündeki oturma kademeleri, tepenin yamacı oyulmak suretiyle doğal toprak eğimi üzerine yerleştirilmesine karşın, güney yönündeki oturma kademelerinin (araziyi tiyatronun şekline uydurmak için) tonoz ve kemerlerden oluşan bir alt yapı (substrüksiyon) üzerine yerleştirildiği görülmektedir. Diğer taraftan, kentin doğu-batı yönünde uzanan ana caddesinin (Cardo Maximus) güney caveanın altında bulunan ve başka tiyatrolarda göremediğimiz tonozlu bir tünel içinden geçmesi çok ilgi çekicidir. Bu kapalı tünelin uzunluğu 56 m., genişliği ise, 8 m. dir. Roma Döneminde genişletilmiş ve ana cadde tiyatro altında kalmıştır.Günümüze kadar gelebilen bugünkü kalıntılara göre, 5.000 kişiyi alabilecek kapasite de olduğu anlaşılan tiyatronun dairevi bir kuşakla (diazoma) bölündüğü; muhtemelen 26 basamaktan oluşan, seyircilerin oturmalarına tahsis edilen basamaklar arasında, inişi ve çıkışı sağlayan dördü ortada, ikisi yan uçlarda olmak üzere altı ara merdivenin bulunduğu sanılmaktadır.

    Orkestra
    Aşağı yukarı yarım daire şeklindedir, çapı 35 m. dir. Oturma sıralarının mevcut durumuna göre 1.10 m. aşağısında, zeminin taş döşeli olduğu görülmüştür.

    Sahne Binası (skene)

    Asıl tiyatrodan öne doğru çıkıntılı, 12x55 m. ölçülerinde, dikdörtgen bir plana sahip olduğu temel kalıntılardan tespit edilmiştir. Bugün kalın bir moloz tabakası ile örtülü temel yapısı, çok fazla tahribata uğramış durumdadır. Ancak cephe mimarîsinin bezemeli olduğu ve kabartmalı frizlerle bezeli olduğu ele geçen mimarî parçalardan anlaşılmaktadır. Kalıntılardan İ.S.4.yüzyılın başlarına ait olduğu sanılmaktadır.

    Roma Hamamı
    Kentin kuzeybatı köşesinde yer almaktadır. Yapı arazinin şekline uydurularak inşa edilmiş ve bu yüzden düzgün olmayan bir dikdörtgen planlıdır. Binanın, biri palaestra; öteki hamam bölümleri olmak üzere iki kısımdan ibaret olduğu görülmektedir. Palaestra, kapalı hamam yapısının önünde yer almaktadır. Üç tarafı revaklarla çevrili olduğu tahmin edilen orta avlunun, yüzölçümü 20x23 m olup; revaklar kısmı ile birlikte 37x29 m. dir. Taş döşeli tabanı dışında, üst yapıya ait yeterli mimarî parça ele geçirilemediğinden üst yapı mimarîsi hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Kapalı hamam kısmı; yapılan araştırmalar sonucu, yapının palaestraya bir bütün olarak bağlı olduğu ve çağın diğer hamam yapılarında olduğu gibi Frigidarium (Soğuk kısım), Tepidarium (Ilık kısım) ve Caldarium (Sıcak kısım) olmak üzere üç bölümden oluştuğu anlaşılmıştır. Bunların dışında soyunma yerleri (apoditerium), servis kısımları, su tesisleri, külhan ve depoların mevcut olduğu ve diğer bölümleri oluşturduğu muhakkaktır. Yapının mevcut kalıntılarından, İ.S.I. yüzyılın sonlarında veya II. yüzyılın başlarına ait olduğu söylenebilir.

    Stadium
    Sultan Dağları’nın eteklerinde ve akropolün batısında yer almaktadır. Stadium’un uzunluğu 190 m., genişliği ise 30 m. dir. Yapı "at nalı" şeklinde bir plana sahiptir. Kent stadiumu Helenistik Devirde inşa edilmiş, İ.S.II. yüzyılda ise onarım geçirmiştir. Stadium, Antiokheialılar’ın hayatında antik çağlardan beri önemli rol oynamıştır. Burada çeşitli oyunlar, özellikle atletizm, güreş ve boks vs. gibi spor faaliyetleri yapılmıştır. İ.S. 3-4. yüzyıllarda, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları da Roma dünyası için popülerdi. Bu oyunlar daha sonra tiyatro ve stadiumlarda oynanmıştır.

    St. Paul Kilisesi






    St.Paul Kilisesi, Antiokheia’nın ilk ve en büyük kilisesi olup, şehir suruna bitişik ve Roma hamamının yaklaşık 200 m. güneyinde yer almaktadır. Bazilika tipi bir plan gösteren binanın boyutları 70x26 m. dir. Doğuya yönelen ve mekanın dışına taşan apsis, yarım daire şeklinde olup; ortasında daha geniş bir nef, yanlarda dar iki nef olmak üzere üç neflidir. Orta nef, 43.10x11.90 m., yan nefler ise 43x4.93 m. ölçülerindedir. İç mekan büyüklükleri farklı üç kısma bölünmüş olan yapının, asıl mekânı yanlardaki dar mekândan; on üçer sütunla ayrıldığı ve böylece bu kısımların sütunlarla desteklendiği anlaşılmaktadır. Kilisenin batısında, enine yerleşik dikdörtgen biçiminde ve önünde altı sütun bulunan bir narteks yer almaktadır. Narteksin uzunluğu 8.90 m., eni 21 x 76 m. dir. Bu bölümden orta nefe daha geniş, yan neflere ise dar kapılarla geçilir. Kilisenin tüm tabanını kaplayan mozaiğin çok renkli ve çeşitli desenlerden oluştuğu araştırmalar sonucu saptanmıştır. Ayrıca bu mozaik tabanın F.J. Woodbridge tarafından da dizaynı yapılmıştır. Taban panolarında beş renk ile üç ana desenin kullanıldığı ve bunlara ek olarak geometrik ve bitkisel motiflerin kullanıldığı görülmüştür. Mozaiklerde dikkat çeken diğer bir özellik ise, mozaikli asıl mekânın merkezi yerinde gözle görülebilir ölçüdeki dört adet Yunanca kitabenin yer almasıdır. Bu kitabeler daha küçük tesseralardan oluşan mozaiği yaptıranlar ile görevli papazların ad ve adaklarını içermektedir. Bu kitabelerin birinde adı geçen Optimus, Ortodoks liderlerinden biri olup; İ.S. 375-381 yılları arasında Antiokheia’da piskoposluk yapmıştır. St. Paul, İ.S. 46 yılında bu kilisenin altında yer alan Sinagog’ta Hristiyanlığı yaymak için Barnabas’la birlikte ilk vaazını vermiştir. Bu nedenle, St.Paul’a adanan bu kilise, büyük bir önem arz etmektedir. Diğer taraftan, St. Paul’un yeni dini yaymak için vaaz verdiği sinagog üzerine yapılmış ilk kilise Anadolu’da sadece Antiokheia’dadır.

    Küçük Kilise
    Şehrin merkezinde ve sütunlu caddenin yaklaşık 35 m. batısında yer alan kilise, Latin haçı şeklinde bir plana sahiptir. Doğu-batı uzantılı yapı, ortasında geniş bir nef, yanlarda iki nef ile dar bir narteksten meydana gelmiştir. Bina dıştan dışa, 43x25.50 m. ölçülerindedir. Yapının yaklaşık 23 m. uzunluğundaki ana mekânının, iki yan duvar arasındaki mesafesi 15.50 m. olup; bu ölçüler bize asıl mekânın mümkün olduğu kadar geniş tutulmaya çalışıldığını göstermektedir. Orta nefin doğu ucunda ise apsis yer almaktadır. Narteks nef duvarlarının her iki tarafa doğru uzatılması ile elde edilmiş, 6.50 x 23.50 m. boyutlarında ince uzun dikdörtgen bir mekândan ibarettir. Kilisenin yarım yuvarlak apsisinin iki yanındaki kalan temel kalıntılarından, pastophorion odalarına sahip olduğunu çıkarmaktayız. Böylece yapının bu odalar ile birlikte düz bir duvarla sınırlandığı, daha doğrusu doğu duvarının düz bir cepheye sahip olduğunu görmekteyiz. Kazılar sırasında bulunan bir mühür üzerinde bu kilisenin üç martyri zikredilmektedir (Neon, Nikon ve Heliodorus). Ayrıca Antiokheia’da ilk görev yapan papazın Basus adını taşıdığı da bu mührün diğer yüzünden anlaşılmaktadır. Yapı plan ve malzeme yönünden İ.S. 5. yüzyılda yapılmış olabilir.

    Nymphaeum
    Anıtsal çeşme, kuzey-güney caddesinin; kuzey ucunda yer almaktadır. Bugün dahi belirli bir şekilde temel kalıntıları seçilebilmektedir. Nymphaeum’un iki kısım halinde yapıldığı, biri önde çeşmeler bulunan muhtemelen sütun mimarîsi ile süslü fasad duvar, diğeri bu fasadın arkasında suların toplandığı depo kısmından ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Nymphaeum’un gerisinde, 10x27 m. ölçülerinde su deposunun temel kalıntıları görülmektedir. Depoda toplanan su, pişmiş toprak, taş ve kurşundan yapılmış borularla kente dağıtılıyordu. Şehrin belirli yerlerinde dört çeşmenin bulunduğu, yapılan çalışmalar neticesinde tespit edilmiştir. Tiberius alanı ile batı kapısının arkasındaki çeşmelerin anıtsal bir yapıya sahip olduğu, geride kalan kalıntılardan anlaşılmaktadır.
    Antiokheia’da son derece gelişmiş bir su sisteminin varlığı kazılar sırasında ortaya çıkarılmıştır. Nymphaeum, büyük olasılıkla I. yüzyılın sonlarında yapılmıştır.

    Su Kemerleri














    Kent mimarîsinin en önemli yapılarından birisi de su kemerleridir. Roma Çağında, Antiokheia şehrinin gelişip büyümesi ile artan su ihtiyacını günümüzde "su çıktı" adı ile anılan kaynaktan alınarak kentin kuzey yönü boyunca uzanan; yaklaşık 10 km. uzunluktaki su yolu ile sağlanmakta idi. Arazinin topografik yapısına uyarak yerleşme yerine uzanan su kemerleri, nymphaeumda sona ermekte ve şehrin yaklaşık 2/3’sinin su ihtiyacını karşılamakta idi. Su kemerlerine ait kalıntılar yer yer ayakta ve günümüze gelebilmiştir. Ayakta duran kemerlerin yüksekliği, 5-7 m. arasında değişmekte; mevcut uzunluğu ise, 250 m. yi bulmaktadır. Kemer ayakları 2.10 m. ölçülerinde ve dört metreyüksekliğinde olup; dikdörtgen blok taşların harç kullanılmadan örülmesi ile yapılmıştır. Kemerlerin bindiği iki ayak arasındaki açıklık 4.70-3.80 m. arasında değişmektedir. Su kemerlerinin üst yapısı tamamen tahrip olduğundan, kemerler üzerindeki suyun yol aldığı akaçların (canalis) yapısı tam olarak bilinmemektedir. Ancak ele geçen mimarî parçalardan, su oluğu kesitinin 30 cm. çapında daire olduğu anlaşılmaktadır. İ.S. I. yüzyılın sonlarında Roma eyaletlerinde yaygınlaşan su iletim sistemleri Anadolu’da çeşitli bölgelerde belirgin örnekle bilinmektedir. Kentin tarihi gelişmesi ile bağlantılı olarak bunun İ.S. I. yüzyılın sonlarında yapılmış olduğu söylenebilir.

    Men Kutsal Alanı
    İlçeye 5 km. uzaklıkta "Gemen Korusu" denilen bir tepe üzerinde kurulmuştur. Kutsal alanda "Ay Tanrısı Men" adına inşa edilen tapınağın tarihi İ.Ö. 4. yüzyıla kadar çıkmaktadır. Bu tapınağın dışında 2 kilise, stadium ve evler yer almaktadır.
    Men Tapınağı :
    Ay Tanrısı Men, İ.Ö. III. bin yılından beri ibadet edilen eski bir Anadolu tanrısıdır. Bir gök tanrısı olan Men, aynı zamanda sağlık ve kehanet tanrısıdır.
    Antiokheia Men kültürünün en önemli merkezlerinden biridir. Burada Tanrı Men’e adanmış bir tapınağın bulunması da çok doğaldır. Men kutsal alanı, Antiokheia’nın kuruluşundan önce, kentin yaklaşık olarak 5 km. güneydoğusunda, Karakuyu Tepesi üzerinde kurulmuştur.
    Tapınak, 43 x 72 m. ölçülerinde, tam dikdörtgen olmayan ve etrafı temenos duvarı ile çevrili alan içerisinde yer almaktadır. 6 x 11 sütunlu ve İon düzeninde bir peripteros olan tapınağın ölçüleri dıştan dışa eni 7.95 m. cella’nın iç ölçüleri 6.45x7.85 m. dir. Krepidoma 9 basamaklı olup, basamak derinliği 35 cm., yükseklik 25 cm. dir. Tapınağın temel duvarları, cella duvarının bazı kısımları yer yer ayaktadır. Hemen hemen cella büyüklüğünde olan opistodomos’un nasıl sonuçlandığı bilinmemektedir. Batıda yer alan pronaos’un önünde muhtemelen 75 cm. çapında dört sütun yer almakta idi. Kutsal alanın dış duvarlarındaki adak kabartmaları birbirine çok benzemekte olup; tek bir örnek üzerine yapılmıştır. Hemen hepsinde iki payeli akroterli naiskos tasviri karşımıza çıkmaktadır. Kabartmaların hepsinin üzerinde bir ya da daha çok ayça motifleri ile boğa başları bulunmaktadır. Yazıtlı olanlardan ayçaların sayısının çoğu kez adak yapan kişilerin sayısını gösterdiği anlaşılmaktadır. Tapınağın alt yapısında ve temenos duvarında yerel gri renkte kireçtaşı kullanılmış, günümüze kadar ulaşamayan üst yapıda ise mermer kullanıldığı görülmektedir. Tapınak İ.Ö. III. yüzyılın başına tarihlenmiştir. Ancak bu kutsal alan en canlı devrini İ.S. I. ve II. yüzyıllarda yaşamıştır ve tahminen İ.S. 400 yıllarında, Hıristiyanlık’ın yaygınlaşması ile tahrip edilmiştir.

  21. #36
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil

    İÇEL (MERSİN)

    YUMUKTEPE



    Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden biridir. Sistemli arkeolojik kazılar İngiliz John Garstang başkanlığında 1936-1937 yıllarında yapılmıştır. II. Dünya Savaşı'nın başlaması nedeniyle ara verilen kazılar 1946'da yeniden başlanıp 1947'de sonuçlanmıştır. 1992 yılında İstanbul Üniversitesi ve Roma Üniversitesi işbirliği ile hazırlanan "Yumuktepe Arkeolojik Kazısı" 1993 yılında uygulanmaya başlanmıştır. Yaklaşık 15 yıl sürecek kazı çalışmaları yaz aylarında sürdürülmektedir.

    Yumuktepe'de ilk yerleşme Neolitik dönemde başlamış ve kesintisiz olarak kalkolitik, Tunç, Hitit, Bizans ve İslami devirlerde de devam etmiştir. 33-25 katmanlar Neolitik döneme aittir. Bu dönemde taş temelli evler, yün eğirmeye yarayan kirmenler, bakır oltalar, obsidyen ve akmak taşından yapılmış araçlar, taş mühür, ok uçları, dokumacılıkta kullanılan ağırsak, çanak, çömlekler bulunmuştur. 29-13 katmanlar ise Kalkolitik dönemi kapsar. Yapı tipleri taş temelli evler ile yuvarlak temelli silolardır. Son Kalkolitik dönemde savunma duvarlarıyla çevrili köy tipi yerleşime geçilmiştir. Askerlerin oturduğu sura bitişik evlerde fırın, yerel kaplar, temellerin altında seramik ve özel eşyalı mezarlar vardır. Orta Tunç çağı ise 12-9. katmanları kapsar ve İÖ 2000-1500'e tarihlenir. Bıçak, mızrak, mühür, kadın heykelciği, ayaklı kadeh ve gaga ağızlı testicikler bulunmuştur. Hitit dönemi ise 7-5. Katmanlar arasında ve İÖ 1500-1200'e tarihlenir. Sur duvarları testere biçimindedir. Evler Sokaklar vardır. En üst katlar Grik, Bizans ve İslami dönemi kapsar. Grek katmanında Kıbrıs tipi seramik Bizans ve İslami katmanda ise sırlı seramik bulunmuştur.

    Höyüğün 2.5 m. derinliğinde bulunan bir kale harabesi Boğazköy'de bulunan kale harabesinin küçük bir örneği olup, Poligonal tarzda inşa edilmiştir.

    2003 kazı sezonunda ortayla çıkarılan buluntular arasında Neolitik,Kalkolitik ve Ortaçağ dönemlerine tarihlenen kandiller,boncuk dizileri,kemik süs iğneleri,taş ağırşaklar,kemik aletler yer almaktadır.Yumuktepe'den çıkarılan yüzlerce eser, Mersin Müzesinde sergilenmektedir.

    SOLI - VIRANŞEHIR( SOLOI- POMPEIPOLIS )



    Mersin'in 14 km batısında, deniz kenarında bulunan Soloi antik kenti, MÖ 7. Yüzyılda Rodoslu koloniciler tarafından kurulmuş, kente güneş anlamına gelen Soloi adı verilmiştir. Darius( MÖ 521-485) zamanında, Klikyayı ele geçiren persler için Soloi önemli bir liman kenti olmuş ve adına sikke darbedilmiştir. Pers- Yunan savaşları sırasında , MÖ 449 yılında Klikyayı bir süre işgal eden Atinalılar, Soloi'yi yönetim merkezi yapmışlarsa da , bir yıl sonra yapılan Kilyos Barışı ile burayı Perslere geri vermişlerdir. MÖ 333 de Asya seferine çıkan Aleksander, Soloi yi Pers işgalinden kurtarmıştır. Filozof Chrysippoz ile takım yıldızları ve Fenomenler hakkında öğretici şiirler yazan matamatikçi ve astronom Aratos,MÖ 3. Yüzyılda Soloi'de yaşamışlardır.

    Soloi antik çağlarda Kıbrıs Adası ve Mısır'a yapılan ticaretle zenginleşti.Kent Seleukos

    Krallığı'nın son yıllarıda Klikya korsanlarının denetiminde kaldı. Roma yönetimi Akdenizdeki korsan faaliyetlerine son vermek amacıyla , MÖ 64 yılında Pompeius'u görevlendirdi, İtalya'dan başlayarak Yunanistan ve Kilikya'ya kadar olan bölgelerde korsan faaliyetlerine son vererek Soloi'ye geldi. Burayı da korsanlardan temizledi. Yürüttüğü büyük operasyonun zaferi anısına, kenti yeniden imar ederek, adını Pompeipolis olarak değiştirdi.

    Bizans döneminde, Hristiyanlığın resmi din olarak kabul edilmesinin ardından , Soloi, Piskoposluk merkezi yapıldı.Kent 527 yılında meydana gelen büyük yer sarsıntısı ile tamamen harap oldu.Yeniden inşa edilmeye çalışılsada bu yüzyıldan sonra yoğunlaşan Sasani ve Müslümün Arap akınları nedeniyle yeniden eskisi gibi imar edilemedi ve terk edildi.Bu nedenle ören yerine Viranşehir de denilmektedir.

    Pompeipolis kentinde liman, sütünlu cadde, tiyatro, Roma hamamı, kent duvarları, nekropol su kemeri gibi yapılar bulnmaktaydı.Günümüzde dağ kapısından deniz kapısına kadar uzanan korint başlıklı 200 sütunlu yoldan, 41 adet sütun ayakta kalmıştır. Bunlardan 33 adeti başlıklı olup insan aslan ve kartal kabartmaları ile süslenmiştir. Ayrıca liman , hamam kalıntıları, su kemeri bugüne kadar ulaşabilmiş kalıntılar arasındadır. Mersin Müzesinde kente ait eserler sergilenmektedir.Petersburg Hermitage Müzesinde, Bizans dönemine ait bir kiliseden götürüldüğü anlaşılan altın ve gümüş objeler bulunmaktadır.

    2003 yılı kazı sezonunda ortaya çıkarılan mermer Dionyzos,pan(satyr) ve leopar üçlü kompozisyon gurup heykeli ve bir başka ikili heykel gurubu ve bir başı olmayan bayan mermer heykeli bulunarak Mersin Müzesine nakledilmiştir.

    ZEPHYRİUM

    Mersin'in antik yerleşimi olarak kabul edilen Zephrium kentine ait bilgiler çok azdır. Eski Halkevi(Günümüzdeki Kültür Merkezi) civarında yapılan temel kazılarında ve Çavuşlu Mahallesinde elde edilen bazı buluntular, eski Vilayet Konağı'nın ( Günümüzde Sağlık Müdürlüğü) yapımı sırasında ortaya çıkan horosan duvarlar, mermerden yapılmış sütun ve sütun başlıkları, Mersin Müzesi(nde bulunan mermer Aslan başı ile devşirilmiş bazı mimari yapı elemanları, antik Zephyrium kentine ait arkeolojik belgeleri oluştururlar. Öteyandan 19. Yüzyılda Mersin'e gelen C.Texier, W.M.Leake gibi gezginler, yayınlarında burada gördükleri Zephyrium kentine ait kalıntılardan sözederler. Örneğin V.Langlois, Pompeipolis'den Mersin'e geldiğinde: "Deniz kenarında evler vardır ve bu evlerin olduğu yerde eski bir kent harabesi bulunmaktadır ki, burası eski Zephyrium kentidir.

    ANCHIALE( KARADUVAR)



    Kalıntıları Mersin kentinin doğusunda olan bu antik yerleşim yeri için Strabon, Aristobulos'u kaynak göstererek, Asur Kralı Sardanapal'ın Tarsus ile birlikte Anchiale'yi bir gün içinde inşa ettiğini yazar.Gezgin Coğrafyacı bu abartılı bilgi nakline devamla:" Sardanapal'ın mezarının burada olduğunu ve sağ elinin parmaktlarını şaklatır durumda bir taş heykelinin bulunduğunu ve Asur dilinde yazılmış bir kitabede" Anakyndarakes oğlu Sardanapal , Anchiale'yi ve Tarsos'u bir günde kurdu. Ye, iç, neşelen, çünkü diğer şeyler bundan daha değerli değildir." Şeklindeki metnin ,parmakların anlamını açıkladığını söyler.
    Anchiale,M.Ö.333 tarihinde Pers Kralı 3.Darıus ile yapmış olduğu İssos savaşından hemen önce Alexander tarafından alınmıştı.Burada su kemerleri, yapı kalıntıları,bir höyük,Romalılardan kalma Mozaikli bir hamam kalıntısı vardır.

    DİKİLİTAŞ

    Bekirde Köyünün güneyinde yüksekliği 15 metre, genişliği 4 metre, kalınlığı 2 metre olan bir dikilitaş vardır. Üzeri işlenmiş bulunan bu taşın MO. 7. Yüzyılda Yunanlıları yenen Asurluların bir zafer anıtı olduğu bilinmektedir.

    AYDINCIK ÖREN YERLERİ

    TİYATRO

    Günümüzde toprakla kaplı olan tiyatronun varlığı yapının moloz taşlarla örülen sırt duvarının oluşturduğu yarım daire biçimindeki kavisten anlaşılmaktadır.

    ANIT MEZAR (DÖRT AYAK)

    Kent merkezinde, büyük kesme kireç taşlarıyla yapılmış ve halk arasında "Dört Ayak" olarak bilinen anıt mezar, İlçenin en ilgi çeken antik yapısıdır. Kare planlı ayak üzerine baldahinli olarak oluşturulmuş pıramidal çatılı anıt mezar M.S. geç 2 veya 3 y.y.başlarına tarihlenmektedir.
    Pramidal mimari yapısıyla, mausoleum mezar geleneğinin devam ettiğini göstermekte olup, oldukça iyi korunmuş durumdadır.
    Kentin yakın çevresinde görülebilen diğer yapılar, Aydıncık-Gülnar yolu üzerinde 15.km.de orman içindeki kaynaktan kente su getiren kemerler ve kanallar günümüze kadar ulaşan yapılardır.

    BULUNTULAR

    Bilimsel kazı ve araştırmaların başlatılmasından önceki 1960’ lı ve 1970’ li yıllarda, özellikle antik kent mezarlığında yapılan kaçak kazılarla veya rastlantı olarak elde edilmiş çok sayıda eser bulunmaktadır. Yurtdışına götürülen, sayısı ve nerede olduğu belirlenemeyenlerin dışındakiler, Adana, Mersin, Silifke, Anamur Müzelerinde bulunmaktadır. Bunların büyük bir bölümü pişirilmiş kil vazolar ile küçük boyutlu, taş, altın, gümüş , cam eşyalar ve sikkelerdir. M.Ö.3.y.y.da darbedilen II.Ptolemaios'a ait altın sikkeler ile M.Ö. 6. Ve 5.y.y.a ait drahmiler Kelenderis'e ait önemli nümizmatik buluntulardır.
    Arkeolog Levent Zoroğlu’na göre, Doğu Akdeniz Bölgesinde ele geçen ilk eserler olması bakımından Attik atölyelerinden gelmiş "Leythos" denilen seramik vazolar,Kelenderis"in en ilginç buluntularını oluştururlar. Bunlar, beyaz zeminli " siyah figürlü "Haimon" grubu,Figürsüz siyah gövdeliler " grubu, "Bezekli Lekythoslar" gibi gruplara ayrılır.

    BOZYAZI ÖREN YERLERİ

    NAGİDOS

    Kelenderis gibi bölgenin en eski kentlerinden biri olan Nagidos'un kalıntıları Bozyazı İlçesinde, kıyıya yakın bir tepe üzerindedir.Hakkında çok az bilgiye sahip olunan kentten günümüze ulaşan kalıntılar, bu tepenin zirvesine yakın yerdeki surlardan ibarettir. Ayrıca Bozyazı Çayı üzerindeki köprünün ilk biçiminin Roma çağında yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca bir su yolu kalıntısı ile bir hamamın temelleri yine Geç Roma, Bizans çağı kalıntıları arasında sayılabilir.

    Nagidos'un M.Ö.V.ve IV. Yüzyıllarda Pers egemenliği altında olduğu, bu dönemde basılan satraplık sikkelerinden anlaşılmaktadır. Hellenistik Çağ'da, Mısır'daki Ptolemioslar'ın etkisi altına girmiş ise de, ardından gelen korsan baskıları kentin zayıflamasına yol açmıştır. Orta Çağda ise, önemsiz ve yerleşmenin sadece kıyıya çok yakın Bozyazı Adası (Nagidussa) üzerinde yoğunlaştırdığı anlaşılmaktadır.

    KİLİSE BURNU

    Bozyazı'ya 14 km. uzaklıkta Akkaya köyü sınırları içerisinde, halk arasında Kilise Burnu olarak bilinen, geç Roma ve erken Bizans dönemine ait bir ören yeridir. Burada sur, sarnıç, bir kilise ve diğer yapılara ait kalıntılar bulunmaktadır.

    Surun dışında kuzeybatı yönünde ikisi yanyana , biri arkada olmak üzere üç adet 1. ve 2. Yüzyıl'a ait Memurium mezarlarına benzer yapıda mezarlar vardır.

    MARAŞ TEPESİ (ARSİONE)

    Bozyazı'nın 2 km. doğusunda Maraş Tepesi üzerinde kurulu olan yerleşim, Mısır Kralı Ptolemaios'un eşi Kraliçe Arsione adını taşıyan antik bir liman kentidir. M.Ö. 3.yüzyılda kurulduğu sanılan kentin görülebilen en önemli kalıntıları iki katlı mozaik döşeli mezarlar ile öteki yapı kalıntılarıdır.

    ERDEMLİ ÖREN YERLERİ

    ELAİUSSA- SEBASTE









    Silifke-Mersin karayolu üzerinde Mersin'e 52 km. uzaklıkta olup Kumkuyu Belediyesi, Ayaş (Merdivenlikuyu) da yer almaktadır. Şehir İÖ II.yüzyıl sonlarında kurulmuştur. Strabon'a göre, bu şehrin bir bölümü kara parçasında bir bölümü de karşı taraftaki adanın üzerinde yer almakta olup, bu antikkent Elaiussa ve Sebasta kentlerinin birleşmesi ile meydana gelmiştir. Elaiussa daha eskidir. İÖ 41 yılında Antious tarafından Kapadokya Kralı olarak atanan ve İÖ 20 yılında Elaiussa'nın çevresinde bulunan dağlık Klikya'yı Augustus'tan almış olan kara parçası haline gelince kent eski önemini yitirmiştir.

    Eski adının tepesi ile batı yamacı ve adanın birleştiği kara parçası kumla kaplıdır. Kumların altında Kral Archelaos'tan önceki zamanlara ait çeşitli tarihi eserler bulunmaktadır. Bunlar iyi korunmuş 5 nefli Bazilika, tiyatronun caveası (Theatron oyuğu), su kemerleri, kilise kalıntıları, zeytinyağı ve su sarnıçları, iki mermer sütunlu saray saray kapısı, bu kapının 50 m. kuzeyinde çeşitli hayvan resimlerini içeren döşeme mozaikli Jüpiter tapınağıdır. Jüpiter tapınağı 612 sütunlu bir Roma mabedi olup, erken Hıristyanlık döneminde (5. Yüzyıl) kiliseye çevrilmiştir. Şehrin mezarlığı (Nekropal), doğu ve kuzeydedir. Burada antik bir yolun iki yanında taş lahit ve mezarlar vardır. Bir lahitin üzerindeki yazıt şöyledir: "Hijinos'nun oğlu Plütinos, sağlığında Sebaste mezarlığında kızı için bir lahit yaptırdı. Öldükten sonra oraya yalnız kızı gömülecektir. Eğer başka biri gömülürse bu kişinin ailesi Maliyeye 600, belediyeye 300 dinar ödeyecektir." İki katlı bir anıt mezarın cephesindeki kabartmada ortada kanatlarını açmış bir kartal, ayaklarının altında bir yılan, kartalın sağ ve solunda zincirle bağlanmış birer çocuk ve çocukları birer kolları zincirlidir. Aynı zincir üzerinde birbirine bakan iki aslan vardır. Bu yapıtların hepsi Roma devrine aittir.2003 kazı sezonunda ortaya çıkarılan buluntular arasında M.Ö.1,M.S.1.yy. arasına tarihlenen mermer Afrodithe Heykelciği,pişmiş toprak kadın büstü ve Attis Heykelciği,çok sayıda cam Unguentariumlar,gözyaşı şişeleri,koku kapları,altın küpe ve bilezik parçaları,cam kase ve tabakalar,sikkeler,süs eşyaları ortaya çıkarılmış olup Mersin Müzesinde teşhire sunulmuştur.

    ÖKÜZLÜ ÖRENYERİ















    Ayaş Kasabasına 12 km. uzaklıktadır. Kanlıdivane-Çanakçı köyü yol ayırımından stabilize bir yolla gidilir. Örenyeri Genç Helenistik, Roma, Erken Bizans dönemlerinde yerleşim görmüştür. Antik kentin taş döşeli alt yapısı yer yer sağlam durumdadır. Bazilikası, sarnıçları halen ayaktadır. Lahitler kente girişi sağlayan stabilize yolun kenarında bulunmaktadır.

    MUT ÖREN YERLERİ

    ALAHAN MANASTIRI









    Evliya Çelebi'nin "Ustasının elinden yeni çıkmış gibi duruyor" diye anlattığı Alahan Manastırı Karaman karayolu üzerinde, Mut'un 20 km. kuzeyinde, orman ürünleri deposunun yanından sağa sapılan ve 4-5 km. içeride Geçimli (Malya) köyü civarındadır. 1000-1200 m. yükseklikte ve Göksu Vadisine bakan dik bir yamaca oturtulmuştur.
    Hıristiyanlığın Kapadokya ve Likonya (Konya)' da yayılması sırasında bu yeni dini kabul edenlerin takibe uğraması, inanmayanlar tarafından öldürülme korkusu, Hz. İsa'ya inananları dağlık bölgelerdeki mağara kaya oyuklarında ibadete zorlamıştır. İsa'nın havarilerinden St. Paul ve yine Tarsus'ta yaşamış Hıristiyan öncülerinden Barnabas 441 yılında Hıristiyanlığı yaymak için Konya-Kapadokya ve Antalya-Antakya'ya kadar maceralı yolculuklar yapmıştır.

    İşte bu iki Hristiyan Aziz'in gezileri sırasında konakladıkları her yerde anılarına mabetler yapılmıştır. Alahan Manastırı bunlardan biridir.

    440-442 yıllarında yapılmış olduğu tahmin edilen Alahan Manastır Külliyesi, Batı Kilisesi, Manastır, Doğu Kilisesi, kayalara oyulmuş keşiş odacıkları ve çevredeki mezarlardan oluşmaktadır. Kilise binaları, Ayasofya Müzesi ile ortak mimari özellikleri taşımaktadır. Süslemesinde usta bir taş oymacılığı görülür. İlk kilise korint başlıkla iki dizi sütunla üç nefe ayrılmıştır. Narteksten ana mekana geçilen kapının atkı ve yan dikmeleri kabartmalarla süslüdür. St. Paul, St. Pierre figürlerinden başka bir çelengi taşıyan altışar kanatlı Cebrail, Mikail'in simgesel yaratıkları ezişi, kükreyen aslan, kartal ve öküz sembolleri, incil yazılarının tasvirleri, üzüm salkımları, asma yaprakları ve balık motifleri zengin bir şekilde tasfir edilmiştir.

    Kiliselerin doğusundaki geniş avlunun güneyinde dinsel törenlerin yapıldığı dehliz, 11 m. uzunluğunda kemerli ve sütunlu bir galeri şeklindedir. Galerinin ortasında kalabalık kabartma süsleme ile her yanı işli büyük bir niş bulunmaktadı.Galeride apsisli vaftizhane ve karşısında Alahan Manastırının en görkemli yapısı olan mezarlar bulunmaktadır. Bu mezarların kuzey duvarı kayaya yontulmuş, üst örtüsü yoktur. Ana nefin ortası ilginçtir. Burası paye ve sütunlara oturan dört kemerle örtülü kare planlı bir kule biçimindedir. Kuli yukarıda sekizgene dönüştürülmüştür. Kapı çerçevesi süslüdür.

    Alahan Manastırının Mezarlarından birinin kitabesinde şöyle yazılmıştır. "Burada çok mümtaz, Flavius Severinus ve Flavius Cadalaippus'un Konsüllüğün'den sonra İndictio'nun 15. Senesinin 13 Şubatında Mukaddes oruçlarının ilk haftasının Salı günü ölmüş olan hatırası mukaddes kurucu T............ yatıyor."

    Ayrıca, Maya Köyü yakınlarında vade içinde ve yeraltında kırmızı ve yeşil boyalı "Renkli kilise" vardır. Bu kilise yeni gibi görünmektedir.

    DAĞPAZARI ÖRENİ





    Mut' un 45 km. kuzeyindeki bu köyde antik bir şehre ait kalıntılar vardır. Bizans kilisesi ile 15 X 5.50 m. ölçüsündeki taban mozaik ilgi çekicidir. Kilise köyün ortasına ve en yüksek yerine kurulmuştur. Uzaklardan heybetli görünür. Hayvan figürleri ve geometrik motifler bulunan mozaikler görülmeye değerdir. Köylüler tarafından soğuk hava deposu olarak kullanılan sarnıçlar vardır.

    BALABOL ÖRENLERİ

    Mut'un batısında 40 km. uzaklıktaki Yalnızcabağ Köyü yakınındaki Değirmenlik yaylasındadır. Büyük bir antik yerleşim alanı olduğu görülmektedir. Çok sayıda lahit ve duvar kalıntıları vardır.
    Konu Tur@b tarafından (01.06.2008 Saat 22:49 ) değiştirilmiştir.

  22. #37
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil

    SİLİFKE ÖREN YERLERİ

    ROMA TAPINAĞI

    Şehir merkezinde bulunan ve doğu ile güney yanlarındaki sütun tabanlıkları orijinal şekilde korunmuş olan tapınağın uzun kenarında 14’er, kısa kenarında 8’er sütun bulunmaktaydı. Ancak, her biri 10 m boyundaki Korint başlıklı bu sütunlardan bugün sadece biri ayakta kalmış olup 3 tanesi de yıkılmış durumda yerdedir.
    1980 yılında Kültür Bakanlığı’nca başlatılan kazı çalışmaları aralıklarla devam etmektedir. İ.S. II. yy’da yapılmış olduğu anlaşılan tapınak V. yy’da planında önemli değişiklikler yapılarak kiliseye dönüştürülmüştür.

    İ.S. V. yy’da yaşamış tarihçi Zosimos “Tapınak, ovadaki ürünlerine musallat olan çekirgelerden kurtulmak için Güneş ve Sanat Tanrısı Apollon’dan yardım isteyen ahali tarafından, çekirgeler Apollon’un gönderdiği kuş sürüsünce yok edilince O’na bir şükran ifadesi olarak yaptırılmıştır” diyorsa da Zeus adına yaptırıldığı da söylenmektedir.

    CAMBAZLI KİLİSESİ



    Adamkayalar’dan sonra Hüseyinler Köyü’nden geçilip Cambazlı Köyü’ne varılır. Cambazlı’nın helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir yerleşim merkezi olduğu Uzuncaburç (Diocaesarea) ve Ura (Olba) ile Kızkalesi (Corycus)’ne döşeme antik bir yolla bağlantılı olmasından ve günümüze kadar gelebilmiş zengin kalıntılarından anlaşılmaktadır. Burada, kaya mezarlarının yanısıra birer küçük mabedi andıran anıtmezarlar, lahitler, sarnıç ve özellikle köyün girişinde bulunan kilise görülmeye değer tarihi kalıntılardır.

    Cambazlı Kilisesi, benzerleri arasında orijinal özelliklerini korumuş en iyi durumdaki örneklerden biridir. Kuzey cephesi tamamen kapalı olan yapının içindeki iki sütun dizisinden sağdaki Korint başlıklı bütün sütunlarla bunların üstünde sıralanan galeri sütunları ayaktadır. V. yüzyıla ait 20 m X 13 m ölçülerindeki kilisenin apsisi ve tüm duvarları sağlamdır.

    AYA TEKLA YERALTI KİLİSESİ (MERYEMLİK)



    Taşucu yolu üzerinde 4. Kilometreden sağa dönülüp bir km gidildiğinde Hıristiyanlığın en eski ve en önemli merkezlerinden biri olan Meryemlik’e varılır. Meryemlik’in tarihi Azize Tekla’nın buraya gelişi ile başlar.

    İsa Peygamber’in havarilerinden St. Paul’ün vaazlarından etkilenen 17 yaşındaki Tekla kendini Hıristiyanlık dinine adar. St. Paul’ün bu değerli öğrencisi Konya ve Yalvaç’ta Hıristiyanlığı yaymak için propaganda yaparken paganların baskılarına maruz kalıp, öldürüleceğini öğrenince kaçıp Seleucia’ya gelir ve sonradan kiliseye çevrilen bir mağarada saklanır. Sığındığı mağaradan yöredeki insanlara çok tanrılı dine karşı Hıristiyanlık inancını yayarken mucizeler yaratarak hastaları da iyileştirir. Yine öldürüleceği bir sırada bu mağarada kaybolduğuna inanılır.
    Aya Tekla’nın içinde yaşadığı mağara onun kayboluşundan sonra Hıristiyanlarca kutsal sayılmış; ta ki bu din İ.S. 312 yılında serbest bırakılıncaya kadar gizli bir ibadet yeri olarak kullanılmıştır. Bu mağara daha sonra IV. yy’da kiliseye dönüştürülmüştür.

    Hıristiyanlığın resmen kabulünden sonraki dönemlerde birçok yapı ile bezenen Meryemlik’te Mağara Kilisesinden başka, bu mağaranın üzerinde bugün sadece apsisinin bir bölümü ayakta kalan Azize Tekla Kilisesi; imparator Zenon tarafından Aya Tekla’ya ithafen yaptırılan kilise ile Kuzey Kilise; hamam, birçok sarnıç, mezarlıklar ve şehir suru kalıntıları günümüze kadar gelmiştir.

    TAŞUCU (HOLMİ)

    Silifke - Antalya karayolunun 10. km’sindeki Taşucu’nun bulunduğu yerde İ.Ö. VII. yy’da kurulan eski Holmi kolonisinden bugüne hiçbir tarihi eser kalmamıştır.
    Holmi uzun süre varlığını sürdürmüş, ancak korsan saldırıları nedeniyle İ.Ö. IV. yüzyıldan sonra zayıflamaya başlamıştır. Büyük İskender’in komutanlarından ve Suriye Krallığı’nın kurucusu Selefkos Nikator şehrin bu zayıf durumunu fırsat bilerek kolayca ele geçirmiş; halkını da bugünkü Silifke’nin bulunduğu yere yerleştirmiştir.

    Yolcu trafiği açısından Türkiye ile KKTC arasındaki en önemli kapı olan Taşucu, bugün modern bir turistik belde olarak hızla gelişmektedir.
    Taşucu’nunu 2 km batısındaki bir tepenin güney yamacında yerli halkın Manastır diye isimlendirdiği antik Mylai örenyerinde geç Roma ve erken Bizans dönemlerine ait yapı kalıntıları bulunmaktadır.

    LİMAN KALESİ

    Taşucu - Antalya karayolunun hemen kenarında ve deniz kıyısındadır. Taşucu’na 7 km mesafedeki kale Osmanlı yapısı olup, XIV. yy’da inşa edilmiştir. Günümüze dek kalan az tahrip görmüş kalelerden biridir.

    KİLİKYA AFRODİSİASI









    Halk arasında Ovacık Yarımadası olarak bilinen, arkeoloji literatüründe Kilikya Afrodisiası diye geçen bu antik yerleşim merkezine Silifke - Anamur karayolunun 35. Kilometresinde güneye ayrılan tali bir yolla varılır. İ.Ö. XII. yy’da yapıldığı tahmin edilen ve toplam uzunluğu 4 kilometreye yaklaşan kiklopik sur duvarları ve burçlar görülebilen en eski kalıntılardır.
    Antik kentin en önemli eseri St. Pantaleon Kilisesi’dir. İ.S. IV. yy’a ait kilisenin tabanı tamamen mozaikle kaplıdır. Geometrik şekiller, bitki ve kuş motifleriyle süslü mozaik taban oldukça iyi korunmuş durumdadır.Şövalye evleri, sarnıçlar ve nekropol görülebilecek diğer antik kalıntılardır.


    DEMİRCİLİ (IMBRİOGON) ANITMEZARLARI


    Silifke - Uzuncaburç karayolunun 10. kilometresinde, antik Imbriogon şehrinin soylularına ait tek ve çift katlı anıtmezarlar vardır. Dört tanesi hemen yol kenarında bulunan anıtmezarlar İ.S. II. yy Roma dönemi kalıntılarıdır.

    UZUNCABURÇ (DİOCAESAREA)







    Mersin’in en önemli ve en iyi korunmuş tarihi kalıntıları Silifke’nin 30 km kuzeyindeki Uzuncaburç beldesindedir. Helenistik çağda merkezi Uzuncaburç’un 4 km doğusundaki (ura) Olba Krallığı’nın ibadet yeri olan bugünkü Uzuncaburç yerleşim yeri, Roma döneminde, İ.S. 72 yılında İmparator Vespasianus zamanında Olba’dan ayrılarak Diocaesarea (Tanrı-İmparator Kenti) adıyla özerk, kendi adına para basabilen yeni bir site durumuna getirilmiştir. Diocaesarea’daki Zeus Tapınağı, burç ve piramit çatılı anıtmezar Selefkoslar, yani Helenistik; sütunlu cadde, tiyatro, tören kapısı, çeşme, Şans Tapınağı ve Zafer Kapısı Roma döneminden kalma yapılardır. V. yy’da hristiyanlığın yörede gelişmesi ile Zeus Tapınağı kiliseye dönüştürülmüş, ayrıca yeni kiliseler de yapılmıştır. Bizans döneminin ardından Anadolu Türkleri buraya şehrin sembolü olan yüksek burcun ismini vererek “Uzuncaburç” demişlerdir.

    UZUNCABURÇ’TAKİ BELLİ BAŞLI KALINTILAR ŞUNLARDIR:

    Sütunlu Cadde

    Tiyatronun önünden geçen sütunlu cadde Zeus Tapınağı’nın yanında kent kapısından gelen diğer bir sütunlu cadde ile kesişir ve Şans Tapınağı’nda son bulur. İ.S. I. yy’dan kalma Sütunlu Cadde’deki sütunların hepsi yıkılmış ve mimari parçalarının çoğu yok olmuştur.

    Tören Kapısı


    İ.S. I. yy’dan kalma Tören Kapısı her biri 1 m çapında ve 7 m yüksekliğinde Korint başlıklı sütunlarla heybetli bir yapıdır. Sütun gövdelerinden çıkan konsollar üzerinde zamanında heykeller bulunmaktaydı. Yarısı yıkılmış olan Tören Kapısı’nın 5 sütunu ayaktadır.

    Zeus Tapınağı


    Tören Kapısı’ndan sonra antik çeşmeyi geçince sütunlu caddenin solunda bir avlu içerisindeki Zeus Tapınağı’nın Selefkos Nikator (İ.Ö. 312 - 295) tarafından yaptırılmış olduğu düşünülmektedir. Zeus Tapınağı, Anadolu’da dört bir yanı tek sıra 36 sütunla çevrili, Korint tarzında Peripteros planlı, en eski tapınaklardan biri olarak sanat tarihinde önemli bir yere sahiptir. Romalılar tarafından da kullanılan tapınak, Hristiyanlık döneminde, V. yy’da, önemli değişikliklerle kiliseye çevrilmiş;cella'sı yıkılıp sütunların araları örülmüş ve buralara kapılar konmuş, doğusundaki sütunlar kaldırılarak yerlerine apsis eklenmiştir.

    Zeus Tapınağı iki bin seneyi aşkın yaşı ve bugünkü muhteşem görünümü ile geçen zamana meydan okurcasına hala ayakta durmaktadır.

    Şans Tapınağı (Tychaeum)


    Sütunlu caddenin bitimindeki Şans Tapınağı İ.S. I. yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır. Bugün beşi ayakta olan, 6’şar m yüksekliğindeki yekpare granit 6 sütunun taşıdığı arşitravdaki kitabe, tapınağın kentin soylularından Oppius ile eşi Kyria tarafından yaptırılıp kente hediye edildiğini bildirmektedir.

    Zafer Kapısı

    Güney - kuzey yönündeki ikinci sütunlu yol üzerinde ve Zeus Tapınağı’nın kuzeyinde bulunan kapının ortasında bir büyük; yanlarında iki küçük kemerli girişi vardır. Üzerindeki kitabede, depremde zarar gören kapının Roma İmparatorları Arcadius (395 - 408) ile Honorius (395 - 423)’un birlikte yönetimleri sırasında önemli ölçüde onarım gördüğü yazılıdır.
    Anıtsal nitelikli kapının çeşitli yerlerindeki konsollarda vaktiyle heykel ve büstlerin yer aldığı anlaşılmaktadır. “Zafer Takı” görünümlü bu muhteşem yapı Zafer Kapısı olarak anılır.

    Tiyatro


    Roma İmparatorları Marcus Aurelius (161 - 180) ile Lucius Verus (161 - 169)’un birlikte yönetimleri sırasında yapılmış olduğu burada bulunan bir yazıttan anlaşılmaktadır. Yer olarak doğal çukur bir arazi seçilerek oturma basamakları arazinin meyilinden faydalanılarak yapılmıştır.

    Helenistik Anıtmezar

    Uzuncaburç beldesinin güneyindeki bir tepe üzerinde yapılmış olan anıtmezar Dor biçimindeki mimarisi ile yörede tektir. Piramit çatılı, 15 m yüksekliğindeki mezaranıt 5,5 m X 5,5 m ölçülerinde kare planlıdır. 2300 yıllık anıtmezarın Selefkoslar veya Olba Krallığının yöneticilerinden birine ait olduğu tahmin edilmektedir.

    Helenistik Yüksek Kule

    Şehri çevreleyen surların kuzeydoğu kenarında bulunan 5 katlı kule 16 m X 13 m oturumunda ve 23 m yüksekliğinde olup yapımında hiç harc kullanılmamıştır. Her katı kendi içinde bölümlere ayrılmış olan kule, yöneticilerin yaşadığı bir mekan olduğu kadar, tehlike anında halkın sığındığı ve şehir hazinesinin korunduğu güvenli bir yer olarak ta kullanılmaktaydı.Kule kapısı üzerindeki yazıttan, İ.Ö. III. yüzyılın 2. Yarısında Tarkyares tarafından yaptırılmış olduğu anlaşılan kule, geçirdiği yangın sonucu vali Petronius’un emriyle İ.S. III. yy solarında onarım görmüştür.Eski paraların üstünde amblem olarak kullanılan bu gözetleme ve barınma kulesi yüksek oluşu nedeniyle bugünkü beldenin ismine de kaynak olmuştur: Uzuncaburç.

    Kiliseler


    Hristiyanlığın bölgeye gelmesiyle, V. yy’da Zeus Tapınağı’ndan dönüştürme kiliseden başka üç kilise daha yapılmıştır. Bunlar, kule yakınındaki Stefanos Kilisesi, nekropoldeki Mezarlık Kilisesi ve tiyatro yanındaki küçük bir kilisedir. Bunlardan çok az kalıntı mevcuttur.

    Nekropol


    Kentin kuzeyindeki bir vadinin her iki yamacına yayılmış olan nekropol sahası, hem Helenistik, hem Roma, hem de Bizans dönemlerinde kullanılmış olup kaya oyma çok sayıda mezar vardır.

    Ura (Olba)















    Uzuncaburç’un 4 km doğusundaki Ura, Helenistik dönemde Olba Krallığı’nın merkezi ve önemli bir ticaret şehri idi. Bir tepenin üzerinde kurulmuş bulunan antik kentten günümüze kadar gelebilmiş kalıntılar arsında çeşme binası, su kemeri, evler, tiyatro ve nekropol bulunmaktadır.

    Buradaki en önemli yapıtlardan biri olan çeşme binası Septimus Severus (İ.S. 193 - 211) zamanında yaptırılmıştır. Lamus Deresi’nden alınan su kanal, tünel ve akuadüklerle bu çeşmeye akıtılıyordu.

    Diğer bir önemli eser ise nekropolün bulunduğu vadi üzerine kurulmuş, 150 m uzunluğunda, 25 m yüksekliğinde dört kemerli akuadüktür. Bu su kemerinin korunması ve çevrenin gözetlenmesi için kuleler inşa edilmiş olması yapının önemini göstermektedir. Antik çeşme ile aynı dönemde yapılmış olan su kemeri, Bizans İmparatoru II. Justin yönetimi sırasında, 566 yılında onarım görmüştür.Çeşmenin yanında bulunan tiyatro binasından bazı oturma basamakları ile sahnenin bir bölümü günümüze dek kalabilmiştir.

    Olba kentinin oldukça geniş olan nekropol sahasında kaya mezarları ve lahitler görülebilir.

    TARSUS

    ESKİ CAMİ- ST. PAUL KİLİSESİ



    Çarşıbaşındaki Kilisenin 1102 yılında St. Paul Katedrali olarak yapıldığı söylenmektedir. Roma sitilinde kalın ve yüksek duvarları, iç kısmı geniş, dışa bakan tarafı dar, derin pencereleri ve kalın sütunları ile dikkat çekicidir. 1415 yılında Ramazanoğlu Ahmet Bey tarafından onarılarak camiye çevrilmiştir. . Bazı kaynaklarda Ortaçağın başlarına ait bir Ayasofya Kilisesinden söz edilir ve Papa'nın elçisi Mainz Piskoposu Konrad Von Wittelsbach'ın 6 Ocak 1198'de burada,Ruppenlerden l.Leon'u Ermeni Kralı olarak tanıdığı ve taç giydirmiş olduğu anlatılır.1704'de Tarsus'a gelen P.Lucas'da burada bir Grek ve bir Ermeni Kilisesinden söz ederek Ermeni kilisesinin Paulus'un kendisi tarafından inşaa edildiğini belirtir.1851 yılında Tarsus'a gelen V.Langlois de bu kiliseyi ziyaret etmiştir. Roma stilinde kalın ve yüksek duvarları,iç kısmı geniş,dışa bakan tarafı dar,derin pencereleri ve kalın sütunları dikkat çekicidir.

    Kilisenin bahçesine.batı yönde bulunan ve cephesi oldukça süslü bir kapıdan girilir.Yapı bu bahçe içerisinde yaklaşık 460 m2.lik bir alanı kapsamaktadır.Kesme taşlarla inşaa edilen yapının dış uzun cephelerinde kör kemerler bulunmaktadır.Batıdaki ana kapıdan girilen salonun genişliği 19.30 m.,uzunluğu 17.50 m.dir.Girişin sağında ve solunda birer yarım plaster sütun ve bu sütunların hizasında salonu üç sahına (nef) ayıran,ikişerli iki sıra halinde dört serbest sütun yer alır.Kuzey ve güney duvarlarda da yine yarım sütunlar bulunmaktadır.Aslında bu sütunlar gri renkli granit olup,antik çağ yapılarına ait olmaları muhtemeldir.Orta salonun genişliği 12.60 m.olup,üzeri tonozludur.Tavanın merkezine rastlayan bölümde,ortada Hz.İsa olmak üzere doğuda Yohannes ve Mattaios,batıda Marcos ve Lucas'ın freskleri bulunmaktadır.Yapının kuzey-batı köşesinde ise bir çan kulesi yer almaktadır.Yapı ve çevresi yıl içerisinde oldukça büyük bir restorasyon görmüş, çevre düzenlemesi ve istimlak ile düzenlenmiştir.

    AZİZ PAULUS


    Hıristiyanlık dininde İsa'nın 12 havarisinden biridir. Yahudi kökenli bir aileden gelen Paulus yada Yahudi adı olan Saul M.S. 3 yılında Tarsus'da doğmuştur. Baba mesleği olan çadır bezi dokumacılığı yapmıştır. 13 yaşına doğru hahamlıkla ilgili öğrenim görmesi için Kudüs'e gönderildi. Doğduğu kent olan Tarsus'a döndüğünde çifte vatandaşlık hakkını elde etti yani hem Tarsus hem de Roma vatandaşı oldu. M.S.34'e doğru yeniden Kudüs'e gitti. Hıristiyanlık dinini yaymaya ve öğrenim görmeye devam etti. Bu arada Antakya'da

    Hıristiyanlık öncülerinden Barnabas ile Hıristyanlık konusunda çalışmalar yapan Saul adını Roma adı olan Paulus ile değiştirdi. M.S.36 yılında hiç ummadığı bir anda İsa ile karşılaştı. Bu karşılaşma sonrasında İsa'nın yolunda ilerleyeceğini açıkladı. Hıristiyan inancının temel öğelerini öğrendi. Tarsus'a döndüğünde Hıristyanlık çalışmalarına devam etti. Ve bir Hıristiyan topluluğu kurdu 43 yılında Barnabas'la yeniden karşılaşan Paulus Hıristiyanlığa inananları ziyaret için tekrar Kudüs'e gitti. Barnabas ile ayrılan Paulus ikinci dinsel görevine Silas ve Timetheos adlı din adamları ile devam etti. Suriye, Kilikya, Anadolu, Efes, Kayseri, Filibe, Selanik, Pire'ye gitti. Bazı söylentilere göre M.S.62 yılında serbest
    bırakıldığı, bazı söylentilere göre ise de M.S. 66'da idam edildiği söylenmektedir.

    ST. PAUL KUYUSU







    Tarsus İlçe Merkezinde, Kızılmurat Mahallesinde Cumhuriyet Alanının yaklaşık 300 m kadar kuzeyinde, eski Tarsus evlerinin yoğun olduğu bölgede, öteden beri St.Paul'un evinin yeri olarak kabul edilen bir avluda bulunan kuyu, St.Paulus Kuyusu olarak bilinir. Bu evin bahçesinde yakın zamana kadar yapılan küçük bir kazı çalışmasında bazı duvarlar ortaya çıkarılmıştır. St.Paulus'un Hıristyanlık için önemine bağlı olarak, bu kalıntıların ve kuyunun çok eskiden beri kutsal sayılması, kentte yakın zamana kadar yaşayan Hıristiyan cemaatinin inancının izleri olarak yorumlanmaktadır.
    Halen çevre düzenlemesi ve çevre istimlakleri yapılmış olan kuyunun çapı 1.15 m dir. Ağız taşının silindir biçiminde olmasına karşın, asıl kuyu gövdesi kare biçimindedir ve dörtgen kesme taşlarla yapılmıştır. Derinliği 38 m olan kuyunun suyu yaz- kış hiç eksilmez. Kudüs'e hacı olmak için yöreden geçen Hıristiyanlarca kutsal sayılan bu kuyu suyundan içilir. Bunun yanı sıra yapılan kazı çalışmalarında St.Paulus'un doğduğu ev olarak tahmin edilen evin taş duvarları St.Paul Kuyusu'nun hemen yanında gün ışığına çıkarılmıştır.

    GÖZLÜKULE


    Neolitik Çağda (İ.Ö. 5000) toprak tepe üzerinde kurulmuş en eski medeniyeti yaşamasıyla Anadolu kültürüne ışık tutan önemli yerleşim merkezlerinden biridir. İlk çağda Tarsus limanı olarak kullanılmıştır. Şehrin güneydoğusunda bugün park olarak ağaçlandırılmış 300 m. uzunluğunda ve 22 m. yüksekliğinde bir höyüktür.

    Burada 1934-1938 ve 1947 yıllarında Hetty Goldman tarafından yapılan Arkeolojik kazılarda, Neolitik dönemden İslam dönemine kadar çeşitli yapıtlar bulunmuştur.

    Neolitik döneme ait, sıva parçaları, opsidon araç ve gereçler, ok uçları, küçük mızraklar, seramikler, Kalkolitik döneme ait içerisinde ölülerin gömüldüğü küpler, testi ve çömlekler, aynı mimari tarzda yapılmış üst üste ev tabanları.

    Tunç dönemine ait Tunç silahlar, mühürler, dörtgen planlı taş ve kerpiç evler gibi ilk mimari kalıntıları. Bu çağda kentleşme ve sınıflaşma ortaya çıkmış, kent yangından sonra surlarla çevrilmiştir. Hitit döneminde Kuziwatna Kralı Isput Ahşu ile Hitit Kralı Telepinus arasında yapılan anlaşmanın küçük bir bölümü, Gözlükule'de bu anlaşmayı yapan İsput Ahşu'nun çevresi çivi ile yazılı, ortası Hiyeroglif bir mührü, Hitit kralı 3. Hattuşil'in karısı Hepa'ya ait mühür, bir arazi bağışı ile ilgili bir çivili yazılı Hitit tableti, bir din adamı tasvir eden kristal bir heykelcik ve Boğazköy surlarına benzer bir kale kalıntıları bulunmaktadır. Gözlükule'de çıkarılan eserler Adana Müzesi'nde sergilenmektedir.

    DONUKTAŞ


    İlçenin, Tekke Mahalesinde bulunan Donuktaş İlçedeki anıtların en eskisi olarak bilinmektedir. Yapı özellikleri ile bir Roma mabedi olması muhtemeldir.
    Dikdörtgen şeklinde iç içe bölümleri bulunan çok eski bir yapıdır.Tekke Mahallesindedir.

    Gayet kalın dış duvarların boyu 115 m., yapının genişliği dıştan dışa 43 m, yüksekliği 7 m, kalınlığı 6.60 m.dir. Prof. Nezahat Baydur'un yürüttüğü kazı çalışmalarından, bu yapının tapınak olduğu anlaşılmıştır.
    Donuktaş'ı gezen gezginlerden Sefir Barbaro, 1545 yıllarında yazdığı eserinde buranın bir saray olduğunu yazar, Hollanda'nın Tarsus Konsolosu Barker, 1835'de yazdığı "Kilikya" adlı eserinde "Donuktaş bir kral ailesi mezarıdır. Fakat Serdanapol'ın mezarı değildir. Çünkü Serdanpol Ninova'da yakılmıştır." Demektedir. Donuktaş bazı kitaplarda da Jupiter Mabeti olarak geçmektedir.Bir efsaneye göre Donuktaş bir hükümdarın sarayı olup Gözlükule üzerindeymiş, Hükümdar burada kızı ile yaşarmış, zamanın peygamberi bu hükümdara darılarak sarayına tekme vurmuş. Saray ters dönerek yuvarlanmış ve bugün bulunduğu yere düşmüş.

    ALTINDAN GEÇME (ROMA HAMAMI)


    Roma İmparatorluk çağından kalma, Tarsus'un görkemli yapılarından olan Hamam kalıntısı İlçe merkezinde olup, Eski Cami'nin 50 m kuzeyinde yer almaktadır. Hamam kalın Horasan tabakaları, moloz taşlardan ve tuğlalardan yapılmıştır. Kalın duvarın içinde yer yer baca ve havalandırma künkleri ve duvar içinde tuğladan kör kemerler mevcuttur. Hamamın doğusundaki duvarlar kısmen sağlam olarak kalmış ve üstünü kubbeyleörtülü olduğu yarım kalan kubbe ayaklarından anlaşılmaktadır. M.S. 2-3. yy"a ait olduğu tahmin edilen yapının kuzey ve batı bölümleri tamamen yıkılmış, güney duvarında 3.5 m.genişlikte, 4 m yükseklikte delik açılmak suretiyle yol geçirilmiştir. Bu nedenle buraya halk tarafından altından geçme denilmektedir.

    KLEOPATRA KAPISI (DENİZ KAPISI)





    Kleopatra Kapısı, Tarsus'un girişindedir. Bizans Döneminde inşa edilen kent surlarının Dağ Kapısı, Adana Kapısı ve Deniz Kapısı bulunuyordu.
    Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Tarsus'u anlatırken bu kapı için İskele kapısı ismini takmıştır.Kapının yapımında Horasan harcı kullanılmıştır. Kapının kenarı at nalı şeklinde ve yerden yüksekliği 6.17 m, derinliği ise 6.18 m. dir. Tarsus'un 18. Yüzyıl sonlarına kadar oldukça sağlam üç kapılı surları, 1835 yılında Mısırlı İbrahim Paşa tarafından yıktırılmış ve sadece iki ayak üzerinde tek kemerli deniz kapısı kalmıştır.

    Mısır'ın ünül kraliçesi Kleopatra'nın sevgilisi Romalı General Antonius ile Tarsus'da buluşmak üzere geldiklerinde, o zamanın limanı olan Gözlü Kule'de büyük bir törenle karşılanmışlar ve Deniz Kapısından şehre geldiği söylenir. Bu nedenle Deniz Kapısına Kleopatra Kapısı da denir

    ONUR YAZITI (YENİ HAMAM)

    Yeni Hamam İlçemiz Merkezinde Ulu Camiinin yanında yer almaktadır. Hamamın giriş kapısı üzerindeki katabeden 1785 tarihinde yapılmış olduğu belirtilmektedir. Bu kitabenin onarım sonrası konulduğu sanılmaktadır. Hamam klasik Türk hamamlarının özelliğini taşımaktadır. Hamamda soyunma, ılıklık, sıcaklık külhan olmak üzere dört bölüm mevcuttur. Soyunma yeri beşik tonozla, ılıklık ve sıcaklık bölümü kubbe ile örtülüdür. Sekizgen planlı sıcaklık kısmında dört yanda eyvanlar ve bunlar arasında halvet odaları bulunmaktadır.

    Yeni Hamam'ın duvarında bulunmakta olan bu yazıt 1982 yılında yerinden çıkarılıp şimdiki yeri olan Kleopatra Kapısının kuzeyine yerleştirilmiştir. Boyu 1.45 m. eni 0.52 m.dir. Romalılar zamanında bir heykelin kaidesi olarak kullanılmıştır. Üzerindeki yazıtın Türkçe çevirisi şöyledir.

    "Bu heykel imparatorluk tapınağının koruyuculuğunu iki kez yapmak, gerek kent, gerekse Kilikya eyalet yönetiminde bazı sivil ve resmi işlerde özel sorumluluk ve yetkilere sahip olmak ve bağımsız eyalet meclisi kurmak gibi pekçok ve seçkin ayrıcalıklarla onurlandırılmış bulunan Kilikya, İsaura ve Lycaonia eyaletlerine başkanlık eden, en büyük, en güzel ve en önde gelen başkent olan Severus Alexander'in Septimus Severus'un Caracalla'nın ve Handrianus'un kenti Tarsus tarafından dindar ve talihli efendimiz imparator Marcus Aurelius Severus Alexander'in esenliği için dikilmiştir."

    Yazıt,Severus Alexander'in imparator olduğu yıllar arasında yani İS 222-235 yıllırına tarihlenmiştir.

    JUSTİNİAUS KÖPRÜSÜ (BAÇ KÖPRÜSÜ)



    Modern Tarsus kentinin doğusunda bulunan Justiniaus köprüsüne halk tarafından eskiden şehre girişte alınan Bac Vergisinden dolayı Bac Köprüsü denilmektedir.
    Adana-Ankara karayolunun Tarsus girişinde ve kuzeyindedir. Berdan (Tarsus) Çayı üzerindeki köprü, İ.S.VI. yüzyılda Bizans İmparatoru Justiniaus (İ.Ö.527-566) tarafından yaptırılmıştır. Birkaç kez ve en son olarak 1978 yılında restore edilmiştir.

    Eski dönemlerde köprüden geçme paralı olduğundan bu köprüye vergi anlamına gelen Bac adı verilmiştir.

    TARSUS ŞELALESİ VE ROMA MEZARLARI





















    Tarsus İlçe Merkezinin kuzeyinde Berdan (Kydnos) Çay'ı üzerindedir. Berdan nehrinin bu bölümünde nehir suyu 4-5 metrelik bir yükseklikten dökülerek şelale meydana getirmektedir. Romalılar döneminde şelalenin bulunduğu alan nekropol (mezarlık) olarak kullanılmıştır. Şelalenin bulunduğu alanda konalemera yapıya sahip kayalara oyularak yapılmış mezarlar nehrin akış yükseltisi altında ortaya çıkmasından sonra oldukça tahrip olmuş durumdadır.

    Konu Tur@b tarafından (10.05.2008 Saat 22:10 ) değiştirilmiştir.

  23. #38
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil

    CUMHURİYET ALANI ANTİK KENTİ







    Tarsus İlçesi Merkezinde çok katlı otopark projesi temel hafriyat çalışmaları esnasında zemin seviyesinin 5 m. altında antik bir yola tesadüf edilmiştir. 68 m.lik bölümü ortaya çıkarılan yolun genişliği 7 m. olup, poligonal teknikte bazalt taştan inşa edilmiştir. Yolun altında 1.70 m. yükseklikte, 70 cm. genişlikte orijinal kanalizasyon sistemi ve tali kanallarla, cadde kenarlarında konglemera taştan yağmur sularını toplayan kanallar mevcuttur. Antik yolun sağ tarafında sütunlu stilabot yer almaktadır. Roma döneminde yapıldığı tahmin edilen yolun Bizans ve islami dönemlerde de kullanıldığı yapılan çalışmalardan anlaşılmıştır. Kazı çalışmaları devam etmektedir.

    ANTİK MEZAR KALINTISI


    Tarsus İlçesi, Caminur Mahallesi, 305 ada, 21 parsel üzerinde yapılan Emniyet Sarayının temel atma hafriyat esnasında ortaya çıkan kesme kireç taşından inşa edilen anıt mezarın güneyinde bir giriş kapısının bulunduğu, girişin her iki yanında birer kilinesi bulunan bir oda ile bağlantılı ikinci bir odanın bulunduğu görülmüştür. Üst bölüm ikinci katta, orta zemine açıklığı olan ve yanlarda kilineler bulunan bir mekan ve bu mekanın kuzeyinde yüksek kilineli bir mekanın daha mevcut olduğu tespit edilmiştir. Müze Müdürlüğünce yürütülen çalışmalar sonucunda mezar içinde bulunan pişmiş toprak lahitler ve diğer buluntular Müze Müdürlüğüne taşınmıştır.

    ROMA YAPI KALINTISI



    Tarsus İlçesi Merkezi, Eski Ömerli Mahallesi, 875 ada, 101 parselde Milli Eğitim Bakanlığınca yaptırılmak istenen Barbaros Hayrettin Lisesi inşaatı hafriyat çalışmaları sırasında zeminden 3.30 m. alt seviyede açığa çıkan, Roma döneminde yapıldığı belirlenen yapı kalıntısı dikdörtgen planlı olup, beşik tonozludur.Kesme kalker taşından yapılma, sıvalı, doğu batı ekseninde olan koridorun uzunluğu 37.13 m. genişliği 3.30 m. dir. Doğu batı doğrultusunda uzanan koridorun kuzey cephesinde 8 kapı açıtı, güney cephesinde ise kazı sonucu açığa çıkarılan bir merdiven girişi, binaya girişi sağlayan ve içi temizlenen, duvarları freskli, zemini mozaikli oda ve 3 kapı açıtı bulunmaktadır. Doğu cephede de kemerli bir kapı açıtı bulunmaktadır. Roma yapısı Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 19.01.1998 gün ve 2951 sayılı kararı ile tescil edilmiş ve koruma altına alınmıştır.

    SAĞLIKLI KÖYÜ ANTİK YOLU VE KAPISI


    Sağlıklı Köyü Tarsus'a 15 km. uzaklıkta olup, köyün yukarı dağlık kısmında ana kaya üzerinde taş levhalarla döşeli Roma yolu vardır. Roma yolu yüksek bir yerde olup, buradan Tarsus ve civarı sahile kadar görülebilmektedir. Yolun genişliği yaklaşık üç metredir. Ve 3 km. lik kısmı sağlam durumdadır. Yolun her iki tarafında bulunan korkuluk duvarı yol boyunca devam etmektedir. Yol güzergahı üzerinde Roma ve Bizans devirlerine ait mezarlar ve yolla ilgili yazılı onarım kitabeleri bulunmaktadır. Söz konusu bu roma yolu üzerinde kemerli bir yapı vardır. Bu kapının zafer takı ve Kilikya sınırlarının başlangıç yeri olduğu veya sınır kapısı olarak yapıldığı tahmin edilmektedir. Tek sıra kesme taştan yapılan kapının genişliği 8.80 m, yüksekliği ise 5.20 m.dir.

    ÇAVUŞLU KÖYÜ GÖZETLEME KULESİ



    Tarsus-Pozantı karayolunun 25. Km.sinden sağa dönülerek 7 km. stabilize yoldan sonra Çavuşlu Köyü mevkiindeki gözetleme kulesine ulaşılır. Vadiye hakim bir tepe üzerinde bulunan ve ortaçağda inşa edilen gözetleme kulesi dörtgen planlı, duvarları kesme taştan yapılmıştır. İki katlı olan yapının orta kat ahşap kiriş yerleri görülmektedir.

    GÜLEK KALESİ





    Tarsus İlçesine bağlı Gülek Beldesinin kuzeydoğusunda yüksek kayalık dağ üzerindedir. Gülek Boğazına hakim olan kale, oldukça düzgün taşlardan özenle yapılmıştır. Kalenin surları savunmaya zayıf noktalardan köşeli ve yuvarlak kulelerle takviye edilmiştir. Kaleye giriş, kemerli abidevi bir kapıdandır. Kale oldukça tahrip olmuş durumdadır.

    SARIŞIH HANI


    Sarışıh Hanı, Tarsus İlçesi, Çukurbağ Köyü, Sarışıh Mahallesi yerleşim alanının batısında bulunmaktadır. Han doğu-batı eksenli olup, tahminen 30 m. uzunluğunda, 12 m genişliğinde ve 5-6 m yüksekliğindedir. Dikdörtgen planlı han küçük kesme taşlardan Horasan harcı ile yapılmıştır. Güney cephede yuvarlak tonozlu giriş koridoru bulunmaktadır. Hanın içi yuvarlak tonozludur. Tonozun üstü dıştan beton ile doldurulmuştur. Yapının muhtemelen beylikler döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Hanın yanında bir de çeşme bulunmaktadır.

    SU KEMERİ









    Tarsus İlçe Merkezinin 700-800 m kuzeydoğusunda bulunan Su Kemeri 10X3 m. ebatlarında, 12 m. yüksekliğindedir. Yapının içi moloz taşlardan harç kullanılarak yapılmış, yüzeyi ise tuğla ile düzgün bir şekilde inşa edilmiştir.

    MAHMUT AĞA HÖYÜĞÜ


    Tarsus- Adana karayolunun sağ tarafında Mahmutağa Köyünün bitişiğinde bulunmaktadır. Geniş yayvan höyüğün üst kısmı tarla malikince düzeltilmiş ve tahrip edilmiştir. Höyükte Hitit dönemine kadar olan katlar tesbit edilmiştir. Höyük Adana Koruma Kurulunca tescil edilmiştir.

    ALİEFENDİOĞLU KÖYÜ HÖYÜĞÜ


    Tarsus İlçe Merkezine bağlı Aliefendioğlu Köyü sınırları içinde yer almaktadır. Höyük Adana Koruma Kurulunun 21.10.1992 tarih ve 1311 sayılı kararı ile tescil edilmiştir.

    NACARLI KÖYÜ HÖYÜĞÜ


    Tarsus İlçesi, Nacarlı köyü sınırları içinde yer almaktadır. Höyük köyün batısında yüksek bir tepelik üzerinde olup, üst düzeyde yoğun Roma Bizans dönemi seramik kalıntıları bulunmaktadır. Ayrıca köyün içinde geçen dere üzerinde tek kemer göze sahip bir ortaçağ köprüsü vardır. Höyük koruma altına alınmıştır.

    TEPE KÖYÜ HÖYÜĞÜ


    Tepeköyü sınırları içinde bulunan höyük doğal bir tepe üzerinde yer almaktadır. Höyükte su sarnıçları, toprağa gömülü pt.küpler ve yoğun yapı malzemeleri bulunmaktadır. Höyük koruma altına alınmıştır.

    KAKLIK TAŞI KÖYÜ NEKROPOL ALANI VE ÖRENYERİ


    Kaklıktaşı Köyü sınırları içinde vadiden batıya yükselen kaya kütlesine oyulmuş Roma devrine ait mezarlar topluluğu bulunmaktadır. Kaya mezarlarından içeri girildiğinde geniş mezar odası ve ortada diktörtgen çukurluk ve mezar odasının yanlarında ölü hediye nişleri yer almaktadır. Söz konusu nekropol alanının çevresinde küçük yerleşim alanları mevcuttur.

    KARADİKEN KÖYÜ MEZAR ANITI


    Karadiken Köyünde yüksekçe tepe üzerinde dışı kesme taşlardan yapılmış mezar anıta M.S.2. nci - 3.cü yy. tarihlenmektedir. Anıtın üst kısmı yıkılmıştır. İç örgüsü ara kısım molozlarla doldurulmuştur.

    BELEN KÖYÜ NEKROPOL ALANI VE ÖRENYERİ

    Belen Köyü yakınında kireç taşı kayalık üzerinde M.S.2 ve 3. yy. Roma devri lahit ve kaya mezarların bulunduğu nekropol alanı bulunmaktadır. Yakın çevresinde küçük bir örenyeri mevcuttur.

    KEŞBÜKÜ KÖYÜ NEKROPOL ALANI VE ÖRENYERİ

    Keşbükü Köyü sınırları içinde anayola girişin sağ ve solunda M.S. 3-4. yy.a tarihlenebilen geniş bir nekropol alanı bulunmaktadır. Nekropol alanının doğusunda tepe düzlüğü üzerinde aynı devre tekabül eden bina ve su sarnıcı kalıntıları yer alır. En ilgi çekici olanı, yolun sol girişindeki kayaya oyulmuş mezarlardır. Keşbükü köyünün içinden geçen çayın geldiği güzergah içinde iki adet mezar ve bir adet küçük bir kaya tapınağı bulunmaktadır. Tapınağın kaya civarına yazılmış beş satır yazı mevcuttur.

    ÇEVRELİ (MUHAT KÖYÜ KİLİSE KALINTISI)

    Köy yakınında bir adet 6-7. yy'a ait kilise kalıntısı bulunmaktadır. Kilisenin apsis ve yan duvarlarının bir bölümü ayakta kalabilmiştir. Kilisenin duvarları çok tahrip olmuş, apsisin arka kısmı yıkılmıştır.

    ÇOKAK KÖYÜ HAN KALINTISI VE ÖRENYERİ


    Çokak Köyü sınırları içinde Kuzoluk mevkiinde büyük bir han kalıntısı yer almaktadır. Duvarlarının bir kısmı sağlam olarak günümüze kadar gelmiştir. Han kompleksine yakın kayalık arazi üzerinde yapı kalıntıları bulunmaktadır. Ayrıca bir de çeşme binası mevcuttur.

    ANAMUR ÖREN YERLERİ

    TİTİOPOLİS







    Anamur'un batısında Ovabaşı köyü yolu üzerinde 5. km'de sağda, köy içinde ve kuzeyindeki hakim tepeler üzerinde çok geniş bir alana yayılan Kalınören köyü kalıntılarının bulunduğu yere gelinir. George Evart Bean ve Terence Bruce Mitford 1964-1968 yılları arasında Kilikya'da yaptıkları incelemeleri sonucunda hazırladıkları Batı Kilikya'da bulunan antik yerleri gösteren haritaların da bugünkü Kalınören köyünün yerini TITIOPOLIS olarak işaretlemişlerdir.

    Ören yerinde Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerini içine alan kalıntılar yer alır.
    Titiopolis antik çağlarda Anemurium'a bağlı olmayan bir site konumunda idi.
    Antik kentte bugün görülmeyen bouleuterion, ninfeum, odeon, tiyatro gibi yapılar büyük bir olasılıkla köy yerleşmesinin altında kalmıştır.
    Kenti düzenli olarak çeviren sur duvarları kabaca yontulmuş irili ufaklı çok köşeli taşlardan yapılmıştır.
    Köy girişinde solda bahçeler içerisinde sert gri renkli taştan burmalı sütun çok önemli bir yapıya ait olması gerekir. Bahçeler içerisindeki mozaik tabanlı mekanların işlevlerinin ne olduğu dahi anlaşılmamaktadır.
    Tepelere doğru çıkıldıkça ilk önümüze çıkan hamam yapısı büyük bir olasılıkla bir gimnazyum yapısı olmalıdır.

    Titiopolis Bazilika - Titiopolis Basilica


    Hamamın batısında narteksi belirgin üç sahınlı bazilika yer alır. Yapıda sintronon basamakları vardır. Apsisin sağında ve solunda diakonion odaları yer alır. Bu odalar apsisin arkasında revakla desteklenmiş çok amaçlı bazilika tipini gösterir.
    Köy yerleşmesinin kuzeyinde, surlarla çevrili akropol kalıntıları içerisinde bazilika, hamam ve nekropol sahalarının bulunuşu buranın bir şehir gereksinimine yanıt verecek biçimde ele alındığını gösterir.
    Yukarı şehirde bulunan batı ve doğu bazilikaları tamamen tahrip olmuştur. Yapıların zeminleri gri ve beyaz renkli mozaiklerle geobitkisel süslü olarak dekore edilmiştir.

    Titiopolis Mezar-Titiopolis Hereon


    Dini yapıların doğusunda görkemli mezarların bulunduğu nekropol alanı yer alır. Buradaki kesme taştan, iki katlı tonozlu mezarlar yüceltilmiş birkaç ayrıcalıklı kişinin anıtsal mezarlarıdır.
    Akropol'ün doğu yamacında kapakları templum in antis tarzında gri renkli sert taştan dikdörtgen formunda oyularak yapılmış sarkofaj'ın cephesinde; kanatlarını açmış kartal figürü, yanlarda girlandları taşıyan bukranion ve medusa başları görülür. Bu lahtin hemen yanında ön yüzünde elinde asa tutan sepha üzerinde oturan erkek figürü lahtin ön yüzüne işlenmiştir.
    Kalınören'deki ilginç yapılardan biri de akropolün kuzey ucunda yer alan tonoz örtülü üç ayrı mekanlı tylos tipli hamamdır. Hamamın su gereksinimi 20 m. ilerdeki ninfeumdan sağlanıyordu.

    ESKİ ANAMUR (ANEMURİUM)

















    Anamur İlçe merkezinin 6 km. güneybatısındadır. Kentin ne zaman kurulduğuna dair herhangi bir bilgiye ulaşılamadığı gibi, Roma İmparatorluk Çağı öncesine giden kalıntılara da bu güne kadar henüz rastlanmamıştır. Kentin adı sadece bir liman listesinde geçtiği için, M.Ö. 4.y.y.da var olduğu bilinmektedir. Anemurium'un adının "rüzgarlı yer" anlamında kullanıldığı da antik kaynaklarca ifade edilir. 1.yüzyılda kentin çevresine ilk surların yapıldığı, bir süre Kommagene Kralı Antiochus'un (38-72) yönetimine bırakıldığı tarihi bilgiler arasındadır. Kıbrıs'a yakın olması nedeniyle, özellikle Romalılar zamanında bir ara istasyon konumunda olan Anemurium; aynı zamanda kara yoluyla Toroslardaki en önemli Roma kentlerinden biri olan Germanskopolis ile bağlantılıydı. Böylece bölgedeki doğal kaynakların ihraç edildiği önemli bir ticaret kenti olmuştur.

    Anemurium, 260' da Sasaniler tarafından ele geçirilmiş 4 . ve 5. yüzyıllarda Toroslar'dan gelen korsanlar tarafınden sık sık tahrip edilmişti.650 yılında Arap akınlarına uğrayan kent, bu tarihten sonra terk edilir. 12.ve 13. yüzyıllarda Anadolu Selçuklularının Mamure Kalesini ele geçirmelerinden sonra, bölge Türk egemenliğine geçer. Anemurium kenti yukarı ve aşağı kent olmak üzere iki bölüme ayrılır. En göz alıcı yapıları; surlar, 3 adet hamam, tiyatro, odeon (konser salonu) ve palestra aşağı kenttedir. Liman Caddesi'nin her iki yanındaki kaldırımların belirli bölümlerinde yer yer zemin mozaikleri bulunmuş olup, bunların her kısmı müzede sergilenmektedir.Tonozlu mezarların tek ve iki katlı örneklerinin tek katlı ve iki katlı bir kısmının duvarlarında freskler ve mozaikler bulunmaktadır. Kentin surları dışında kalan mezarlığı, Anadolu'nun en iyi korunmuş örneklerinden biridir. Kentin içme suyunu sağlayan su kenarları dışında erken Hıristyanlık dönemine ait kilise kalıntıları bulunmaktadır.

    Anemurium


    Anemurium 19. yüzyılda İngiliz Francis Beaufort'un Akdeniz'de yaptığı Keşifler sonucunda batı dünyasına tanıtılmıştır. 1960 yılında Toronto Üniversitesinden Elisabeth Alfoldi Rosenbaum tarafından kazılar başlatılmıştır. Daha sonra Kanada'lı Prof. James Russel tarafından kazılar ve diğer bilimsel çalışmalar sürdürülmüş 2000 yılında kazılara son verilmiştir.

    Anemurium kenti yukarı ve aşağı kent olmak üzere iki bölümdür. En göz alıcı yapıları surlar, 3 hamam, 60 m. genişliğinde tamamlanamamış tiyatro, 900 kişilik oturma yeri bulunan odeon (konser salonu), paleastra aşağı kenttedir. Liman caddesinin her iki yanındaki kaldırımların belirli bölümlerinde yer yer zemin mozaikleri bulunmuş olup, bunların bir kısmı müzede sergilenmektedir.
    Anamur Müzesinde sergilenen mozaikler içerisinde; barışçı kral Isaah adına düzenlenmiş mozaikte, palmiyenin iki yanında yer alan leopar ve oğlak betimlemesi nekropol kilisesi tabanında bulunmuştur.

    Kentin surları dışında kalan mezarlığı, Anadolu'nun en iyi korunmuş nekropol alanını oluşturur. Bunların sayısı 350-400 civarındadır. Tonozlu mezarların tek ve iki katlı örneklerinin bir kısmının duvarlarında freskler ve mozaikler bulunmaktadır. Genel olarak mezarlarda lahit odası, ziyaret mekanı ve diğer eklenti mekanları yer alır. Beşik tonozlu en eski mezarların temelleri büyük kireç taşlarından inşa edilmiştir. Nekropol de görülen ikinci mezar tipinde geleneksel plana eklenti mekanlar oluşturulmuştur. Üçüncü mezar tipi ise bir bahçe içerisinde eski tip mezarlara yeni bir ünite olarak eklenmiş yapılardan Anemurium Nekropol meydana gelir. Bunların dışında edikula formunda, dört cephesi kemerli ve kesik koni biçiminde mezar tipleri de yer alır.

    AnemuriumNecropol

    Kentin içme suyunu sağlayan su kemerleri (akuaduct) dışında, Erken Hıristiyanlık dönemine ait birkaç kilise kalıntısı da saptanmıştır.
    Müzede sergilenen Anemurium buluntularının en ilginç grubunu pişmiş toprak insan yüzlü yağ kandilleri oluşturur. Bunun dışında süs eşyalarından oluşan bronz ve kemikten yapılmış bazı mezar armağanları, Roma çağına ait olan tunçtan yapılmış tanrıça Athena biçimli bir kantar ağırlığı, Bizans çağına ait halk sanatını yansıtan çeşitli malzemelerden yapılmış objeler diğer önemli buluntular arasında yer alır.

    DEMİROLUK


    Anamur-Ermenek karayolunda Abanoz yaylasından 18 km. sonra sağda Demiroluk kalıntılarının bulunduğu yere ulaşılır.
    Demiroluk kalıntıları içinde ilk dikkati çeken blok kayalar üzerine oyularak yapılmış kaya mezarlarıdır. Mezarların cepheleri üçgen alınlıklı olup, sütun ve payelerle dekorlandırılmıştır.
    Bu kaya mezarların birinde üçgen alınlığın içinde aslan betimlemesinin iki yanında "Akroter" süslemeleri yer alır. Antik kentin batı yönünde yine bir kaya mezarında üçgen alınlık içinde kalkan tutan, sağa doğru hareket halinde şaha kalkmış at üzerinde yer alan süvari yüksek kabartma olarak işlenmiştir.
    Mezar kalıntıları Bozkır yakınlarında bulunan Isaura antik kenti kaya mezarları ile büyük benzerlik taşır.

    KÖRİSTANLIK


    Anamur-Ermenek karayolunda Akpınar yaylasını geçtikten sonra Iconium, Germanikapolis üzerinden Anemuriuma ulaşan antik yol üzerinde bulunan yörede "Çandır" olarak bilinen ören yerine gelinir.
    Antik kent yukarı şehir (akropol) ve yamaçlarda bulunan nekropol sahalarından ıneydana gelir.
    Antik şehirde kuzey batı yönünde çok sayıda kaya mezarı yer alır. Mezarların cephesi "Templum in antis" tarzında ve iki sütun paye ile dekore edilmiştir.

    AZITEPE



    Anamur Bozyazı karayolunda Çarıklar köyü sınırları içerisinde Azıtepe kalıntıları yer alır.
    Antik yerleşimin en doğusunda İ.S. 4ncü yüzyıla tarihleyebileceğimiz apsisi ve sintronon izleri belirgin geniş ölçekli bazilika yapısı görülür.
    Ören yerinin güney doğusunda moloz taştan beşik tonozlu hamam yer alır.

    KIZIL KİLİSE



    Anamur'un 8 km. kuzeyinde Kızılaliler köyü içerisinde yer alır.
    Ören yeri içerisinde üç şahinli bazilika görülür. Yapı 5.6. yüzyıl Isaura yapılarını çağrıştırır.

    ANITLI GÖZETLEME KULESİ


    Yapı Anamur-Alanya karayolunun Yakacık köyü içerisinde yer alır.
    Yapı, kesme taştan kalın temeller üzerinde ve iki katlıdır. Mekan açıklıklarını yuvarlak tonozlu, üst örtü beşik çatılıdır. İ.S. 4, 5. yüzyıllara tarihleyebileceğimiz gözetleme kulesi döneminde önemli bir karakol yapısı olmalıdır.

    OTAK KÖYÜ ŞAPEL BİNASI


    Anamur -Alanya karayolunda Yakacık'tan sonra sağa dönünce 10. km. de solda Kaladran çayının kenarında Otak Şapeli yer alır.
    Geç Bizans dönemine ait yapı moloz ve kesme taştan tek şahinli apsinin iki yanında kült odaları bulunan küçük bir yapıdır.

    AYVASIL


    Anamur - Ermenek karayolundan 2 km. uzaklıkta, sağda basit kale surları, yapı kalıntıları ve bir hamam yer alır.

    KANDACIK NEKROPOLÜ


    Anamur Ermenek karayolunda Malaklar köyü yakınlarındaki Kandacık Nekropolünde Roma dönemine ait küp biçiminde mezarlar ve diğer yapı kalıntıları görülür.

    ARAP ÇUKURU


    Çukur Abanoz köyü yakınlarında Arap Çukuru mevkiinde yüksek kayalar üzerinde yer alan yüzlerce oyuk ahşap mertekler üzerine yerleştirilmiş lahitlerin oyuklarına ait olmalıdır. Ören yerinde ayrıca üçgen çatılı haç kabartmalı kaya mezarları görülür.

    ŞIHARDICI


    Arap çukuru yakınlarında yüksek hakim tepe üzerinde yer alan antik kent aşırı tahrip olmuştur. Ören yerinde görülen korint tipi sütun başlıkları ve diğer mimari parçalar önemi yapılara ait olmalıdır.

    HALKALI


    Anamur-Ermenek karayolu üzerinde Abanoz yaylasını geçtikten sonra solda ormanlık saha içerisinde halkalı kalıntıları yer alır. Ören yeri içerisinde Roma dönemine ait üçgen alınlıklı ve sütunlu kaya mezarları dikkat çeker.

    ABANOZ


    Anamur-Ermenek karayolunda Abanoz Yaylasında sağda hakim tepeler üzerinde son derece tahrip olmuş kent kalıntıları görülür. Antik kentin sağında nekropol sahasında sağlam kalabilmiş kaya mezarları yer alır.

    ZİNCİRLİTEPE


    Anamur'un batısında Kızılaliler köyünün kuzeyinde henüz fonksiyonu çözülememiş sayısız yapı kalıntısı ve nekropol alanı yer alır.

    FİLİR KALESİ


    Anamur'un kuzeybatısında Vilayet köyü yakınlarında Filir kale kalıntıları yer alır.
    Ören yerinde Geç Roma dönemine ait bir sarnıç, basit kale surları ve nekropol alanı görülür.

    GÖZ TAŞI


    Anamur'un batısında Sarıdana köyü sınırlan içerisinde solda bir tepe üzerinde aşırı tahribat nedeniyle işlevleri anlaşılamayan mimari kalıntılar yer alır.

    OVABAŞI


    Anamur'un batısında Ovabaşı köyü sınırlan içerisinde bulunan ören yerinde Geç Roma ve Bizans dönemlerine ait apsis'i belirgin bir bazilika, sarnıçlar ve nekropol alanı görülür.

    NİNFEUM


    Sarıdana köyü yakınlarında yer alan anıtsal çeşmenin sütunlu cephesinde ortası aslan ve medüsa başlarıyla dekore edilmiştir. Yapı Roma dönemine aittir.

    ZAVRAK TAŞ


    Anamur'un kuzey batısında Filir Kalesi yakınlarında yer alır. Kalıntı yörenin gri renkli blok taşından yapılmıştır. Taşın tam merkezinde apsis biçimindeki geniş açıklık nedeniyle zavrak (pencere) taş diye adlandırılmıştır.
    Ritüel amaçlı kullanıldığı sanılan anıt eser Hitit dönemine ait olmalıdır.

    KUDRET KALESİ


    Anamur'un yayla kesiminde Kaş yaylasının karşısında bir tepe üzerinde Roma dönemine ait kale surları ve diğer yapılara ait kalıntılar görülebilir.

    CENNET KOYU


    Anamur-Gazipaşa yolunun 17. km.sinde soldaki köy içerisinde apsisi zamanımıza gelebilmiş bir bazilika ile diğer yapı kalıntıları yer alır.

    Sermayem Rahmetin...İlacım Cemâlin...

  24. #39
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil Türkiye ören yerleri (2)

    İSTANBUL

    İstanbul - Aya İrini(St.İrene)

    Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü
    AYA İRİNİ (ST. İRENE)



    Topkapı Sarayı I. avlusunda yer alan Aya İrini VI. yüzyılda İmparator Iustinianus zamanında inşa edilmiştir. Yapı atrium, narteks, üç nefli naos ve apsisten oluşmaktadır. Malzeme ve mimarisi ile tipik bir Bizans yapısıdır.
    1453 yılında İstanbul'un fethinden sonra kilise camiye çevrilmediği için yapıda önemli bir değişiklik yapılmamıştır. Uzun süre ganimet ve silah deposu olarak kullanılmıştır. Tophane müşirlerinden Damat Ahmet Fethi Paşa 1846 yılında Türk müzesinin ilk nüvesini oluşturan eserleri burada sergilenmiştir. 1869 yılında Aya İrini, Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) adını almıştır. Zamanla, sergi mekânlarının yetersiz kalması nedeniyle buradaki eserler 1875 yılında Çinili Köşk'e taşınmıştır. 1908 tarihinden itibaren Aya İrini Askeri Müze olarak kullanılmıştır. Daha sonra bir süre boş kalan yapı onarılmış ve Ayasofya Müzesi Müdürlüğü'ne bağlı bir birim haline getirilmiştir.

    İmrahor Sarayı

    Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü
    İMRAHOR ANITI (İLYAS BEY CAMİİ)
    ST. STUDIOS MANASTIRI
    HAGIOS IONNES PRODROMOS BAZİLİKASI


    Yedikule semtinde yer alan yapı, İstanbul'daki Bizans Dönemine ait en eski yapılardan biridir. V. yüzyılda inşa edilmiştir.
    Manastır ve kilise, kurucusundan dolayı Studios olarak tanınmıştır. Manastır Bizans Döneminde önemli bir dini merkez olarak önemini korumuştur.
    Latin istilası sırasında kilise-manastır büyük ölçüde yıkıma uğrayıp harap olmuş, XIII. yüzyılda ise gerekli onarımlar yapılıp etrafı kalın duvarlarla çevrilmiştir. XIII. ve XV. yüzyıllarda İstanbul'a gelen gezginler kilisenin süslemelerinden ve görkemli görüntüsünden söz ederler.
    İstanbul'un fethinden sonra yapı 1486 yılında İmrahor İlyas Bey tarafından camiye çevrilmiştir. Daha sonra çeşitli zamanlarda meydana gelen deprem ve yangın nedeniyle büyük ölçüde zarar gören yapının 1908'de çatısının çökmesiyle birlikte yapı onarılmayarak günümüze bu hali ile gelmiştir.
    Bazilikanın özgün sütun, başlık ve mimari öğelerinden bir bölümüyle zengin döşeme süslemeleri korunabilmiştir.

    Yerebatan Sarnıcı

    Bizans Sarnıcı olarak da anılan sarnıç, Ayasofya'nın yakınındadır. Büyük salonun ince tuğla kemerleri 136 adet korint stili sutünla desteklenmektedir.

    Polonezköy Tabiat Parkı

    Ülkemizdeki Tabiat Parkları

    Yeri: Marmara Bölgesinde İstanbul ili Beykoz ilçesi sınırları içerisindedir.


    Ulaşım: İstanbul ili Beykoz ilçesine bağlı Tabiat Parkına karayolu ile ulaşılmaktadır.

    Özelliği: Polonezköy; çevresindeki endüstriyel gelişime karşı doğal varlığını koruyan bitki örtüsü ile Batı Akdeniz Bölgesinin floristik özelliklerini taşımaktadır.
    Gürgen, kayın, karaağaç, kızılağaç, kestane ve ıhlamur gibi yapraklı türlerin yanı sıra ibrelilerden oluşan ve çeşitli alt flora ile zenginleşen bir orman dokusuna sahiptir. Yaban hayatı topluluğu da oldukça zengindir. Ayrıca yöre; ilkbahar ve sonbaharda leylek ve yırtıcı kuş göçlerinde binlerce kuşun konaklama ve beslenme yeridir.
    Plato niteliğini taşıyan jeomorfolojik yapısı, peyzaj güzellikleri ve rekreasyon imkanları yanında, tarihsel bir özelliği de taşımaktadır. 1842 yılında göçmen askerler için Prens Adam Czartoryzki tarafından kiralanan bu topraklara Kırım Savaşından sonra(1856) Polonya askerleri yerleşmiş, bugünkü Polonezköy sakinleri Polonya mirasını koruyup, kültürüne sahip çıkmışlardır.
    Bu kaynak değerinin korunması ve devamlılığının sağlanması amacıyla 3004 hektarı 1994 yılında Tabiat Parkı olarak ayrılmıştır.

    Mevcut Hizmetler ve Konaklama: Tabiat Parkı Master Plan çalışmaları devam etmektedir. Tabiat Parkında ekolojik yapı gözönünde bulundurularak günübirlik kullanım alanlarına yer verilecektir. Ayrıca spor tesisleri, rekreasyon göletleri ve manzara seyir terasları geliştirilecektir.
    Tabiat Parkı içerisinde bir gelişme noktası olan Polonezköy konaklama tesisleri yer almakta olup büfe ve lokantalar bulunmaktadır.

    Sermayem Rahmetin...İlacım Cemâlin...

  25. Bu yararlı Mesaj için teşekkür eden kullanıcılar:


  26. #40
    Administrator Tur@b - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Mesajlar
    12,060
    Teşekkür
    3,052
    Teşekkür almış: 5,054 / 2,839 Konu

    Pfeil

    İZMİR
    Smyrna (Tepekule)
















    Eski İzmir kenti (Smyrna) körfezin kuzeydoğusunda yer alan ve yüzölçümü yaklaşık yüz dönüm olan bir adacık üzerinde kurulmuştu. Son yüzyıllar boyunca Meles Irmağı Sipylos (Yamanlar) Dağı'ndan gelen sellerin getirdikleri mil ile bugünkü Bornova ovası oluştu ve yarım adacık bir tepe haline dönüştü.
    Şimdi Tepekule adını taşıyan bu höyüğün üzerinde Tekel Müdürlüğü'nün İzmir Şarap ve Bira Fabrikasına ait numune bağı bulunmaktadır.
    Yapılan en son kazılarda İzmir�deki yerleşim alanlarının M.Ö. 7000 yıllarına dek uzandığı ortaya çıkarılmıştır.
    Bayraklı�daki Smyrna kentinin tarihi her ne kadar M.Ö. 3000 yılından çok daha gerilere uzandığı tahmin edilmekte birlikte, yapılan en son kazılarda henüz M.Ö. 3000 yıllarına kadar gidilebilmiştir. Kazılarda elde edilen bilgiler ışığında ilk İzmir yerleşikleri evlerini höyüğün en üst düzeyinde denizden 3 ile 5 metre yukarıdaki kayalar üzerine oturtmuşlardır. Bu ilk yerleşme Eski Tunç Çağı dönemine aittir.
    Demir Çağı boyunca İzmir evleri, büyüklü küçüklü tek odalı yapılardan oluşmakta idi. Gün yüzüne çıkarılan en eski ev M.Ö. 925 ile M.Ö. 900'e tarihlenmektedir. İyi korunmuş halde ortaya çıkarılan bu tek odalı evin (2,45 x 4 m.) duvarları kerpiçten, damı ise sazdan yapılmıştı.
    Eski İzmir'liler kentlerini M.Ö. 850'lerde kerpiçten yapılmış kalın bir surla korumaya başladılar. Bu tarihten itibaren Eski İzmir'in bir kent devlet kimliği kazanmış olduğu söylenebilir. Kenti 'Basileus' adı verilen bir beyin idare ettiği olasıdır. Göçleri gerçekleştirenler ve kent ileri gelenleri soylu tabakayı oluşturuyordu. Kent duvarları içinde yaşayan nüfus olasılıkla bin kişi civarındaydı. Kent devlete ait halkın büyük bir bölümü civar köylerde yaşıyordu. Bu köylerde, bu çağdaki Eski İzmir'in tarlaları, zeytin ağaçları, bağları, çömlekçi ve taşçı işlikleri yer alıyordu. Geçimi tarım ve balıkçılıkla sağlanıyordu.
    Kentin en önemli kutsal yapısı Athena Tapınağı idi. Bu tapınağın günümüze değin korunan en eski kalıntısı M.Ö. 725-700 yılları arasına tarihlenmektedir.
    Eski İzmir'in parlak dönemi M.Ö. 650-545 yılları arasına denk düşer. Yaklaşık yüz yıl süren bu süre, bütün İon uygarlığının en güçlü dönemini oluşturur. Bu dönemde İzmir'in tarımla yetinmeyip Akdeniz ticaretine de ortak olduğunu görmekteyiz.
    Parlak dönemin İzmir'deki önemli belirtilerinden biri M.Ö. 650'den beri yazının yaygınlaşmaya başlamasıdır. Tanrıça Athena'ya sunulan armağanların birçoğunda sunu yazıtları bulunmaktadır. Kazılarda ortaya çıkarılan Athena Tapınağı (M.Ö. 640-580), Doğu Helen dünyasının en eski mimarlık eseridir. En eski ve en güzel sütun başlıkları şu ana kadar İzmir'de bulunmuştur.
    Eski İzmir'in cadde ve sokakları daha 7.yüzyılın ikinci yarısında ızgara planlı idi, caddeler ve sokaklar kuzeyden güneye ve doğudan batıya uzanıyor, evler genellikle güneye bakıyordu.
    İlerde M.Ö.5. yüzyılda Hippodamos tipi adını alacak olan bu kent planı özünde Yakın Doğuda çoktan biliniyordu. Bayraklı şehir planı bu tür kent dokusunun Batı dünyasındaki en erken örneğidir. İon uygarlığının en eski parke döşeli yolu Eski İzmir'de gün ışığına çıkarılmıştır.
    Helen dünyasının en eski sivil mimarlık eseri Eski İzmir'de 7. Yüzyılın ilk yarısında yapılmış olan güzel taş çeşmedir. Bir zamanlar Yamanlar Dağı üzerinde yükselen Tantalos Mezarı, tholos biçimli anıtsal mezarların güzel bir temsilcisidir. Tantalos mezarı adı ile anılan bu anıtsal eser, Eski İzmir'de MÖ.520-580 tarihlerinde yönetimi elinde tutan basileusun ya da tiranın mezarı olmalıdır.
    İzmir�in zenginliği ve gelişkinliği komşu Lydialıları harekete geçirdi ve İzmirlilerle savaşa girdiler. M.Ö. 610-600 yıllarında Lydia orduları İzmir�i ele geçirip kenti yakıp tahrip ettiler. Ancak İzmirliler kentlerini yeniden kurmayı başardılar.
    Eski İzmir�in çöküşü, Anadolu�da Pers istilasının sonuçlarındandır. Pers İmparatoru orduları Anadolu�da ilerlerken, Lydia krallığına karşı Ege�nin kıyı kentlerinin kendisini desteklemesini istemişti. Bu isteğe uymayan Ege�nin kıyı kentlerini cezalandırmak amacıyla, Pers İmparatoru Lydia�nın başkenti Sardes�i ele geçirdikten sonra, diğer kıyı kentleriyle birlikte İzmir�e de saldırdı. Pers Ordularının saldırısı sonucu M.Ö. 545 yılında İzmir tahrip edildi. Bu tahribattan sonra Bayraklı�daki yerleşim alanında bir daha kent düzeninde bir yerleşim olmadı.

  27. Bu yararlı Mesaj için teşekkür eden kullanıcılar:


+ Konuyu Cevapla
Toplam 5 Sayfadan 2. Sayfa BirinciBirinci 1 2 3 4 ... SonuncuSonuncu

Konu Bilgisi

Aktive Benutzer

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

     

Benzer Konular

  1. Türkiye
    Konuyu Açan: dedekorkut1, Forum: Alperen Gürbüzer.
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 24.01.2010, 14:47
  2. İhrama Girmek İçin Mikat Yerleri
    Konuyu Açan: BİZİZ ABLA, Forum: Şafii Fıkhı.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 11.09.2008, 02:34
  3. Ruhların Cesettekî Yerleri
    Konuyu Açan: nur*seda, Forum: Tasavvuf Genel.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 29.07.2008, 21:12
  4. Türkiye Medreseleri
    Konuyu Açan: Tur@b, Forum: İslam Kültürü.
    Cevap: 50
    Son Mesaj : 01.04.2008, 19:45
  5. insanın Ayıp Yerleri Açılsa…
    Konuyu Açan: Ebediyyen Team, Forum: Kıssalardan Hisseler.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 19.10.2007, 15:20

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.