+ Konuyu Cevapla
Toplam 10 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Kars Gelenek ve Görenekleri

  1. #1
    Özel Üye BİZİZ ABLA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    19.05.2008
    Bulunduğu Yer
    Dünya sürgününde
    Mesajlar
    6,336
    Blog Başlıkları
    17
    Teşekkür
    5,331
    Teşekkür almış: 6,664 / 3,217 Konu

    Standart Kars Gelenek ve Görenekleri

    Genel Bilgiler




    Yüzölçümü: 18.557 km²
    Nüfus: 325.016 (2000)
    İl Trafik No: 36
    Kars Doğu Anadolu da ülkemizin en doğusundaki ve aynı zamanda karasal iklim dolayısıyla da en soğuk illerinden birisidir. Ancak mekanın bu olumsuzluğu ilin sanayii gelişmesinde nispeten olumsuz olmuş olsa da il turizm potansiyeli açısından bölgenin başlıca illerinden birisidir.


    İl ülkemizin başlıca kış turizm merkezinden birisidir ve yapılacak yatırımlarla bu alanda daha da gelişebilir. Bunun yanı sıra kültür turizmi açısından da tarihin çok eski devirlerine uzanan antik kalıntıları ve ören yerleri ile önde gelen kültür turizmi açısından da Yontma Taş Çağından itibaren kesintisiz bir yerleşime sahne olan kent önde gelen kültür turizm merkezlerindendir.

    Harita
    İLÇELER:
    Kars ilinin ilçeleri; Akyaka, Arpaçay, Digor, Kağızman, Sarıkamış, Selim ve Susuz'dur.

    Digor: İlçemiz tarihi hakkında elimizde kesin bilgi ve belge bulunmamaktadır. Ancak araştırmalarda 1887 – 1888 yıllarında beş Türk ailesinin bölgeye gelip yerleştiklerini ve Digor’ un temelini attıklarını öğreniyoruz.

    İlçe, Osmanlı İmparatorluğu döneminde bir süre Arpaçay’ a bağlı bir köy olarak bulunmuş; daha sonra ise Kağızman ilçesine bağlanmıştır. Bu bağlılık Nahiye olarak devam ettikten sonra 1953 yılında Digor’ un ilçe olması ile sona ermiştir.O tarihten itibaren de Kars İline bağlı bir ilçe olarak bulunmaktadır. Kars’la birlikte 40 yıl Rus işgalinde kalan Digor; 22 Ekim 1920 tarihinde Rus işgalinde kurtarılmıştır.


    Kağızman: İl merkezine 75 km. uzaklıktadır. Ayrıca Kağızman'ın kuzeyinde bulunan ve batıdan doğuya doğru akan Aras Nehri Kanyonu vahşi, doğal güzelliklerle doludur. Bu kanyondaki güzellikler, Kağızman ve Tuzluca yolu izlenerek görülebilir. Ayrıca Tunç Kaya (Keçivan) Kalesi, Köroğlu Kalesi ve Çengim Kilisesi gibi tarihi yapılar da mevcuttur.
    Sarıkamış: Sarıkamış Doğu Anadolu Bölgesinde, Erzurum-Kars bölümü içerisinde yer alır. Yöre iki sırtın yamacıyla, bu iki yamaç arasındaki çukur alanda oluşmaktadır. Adı 16. yüzyıl Osmanlı Tahrir defterlerinde `Sarıkamışlı Türkmen oymağı' adıyla anılır. Sarıkamış'a adlarını veren Türkmen boyu Hazar gölü doğusunda (Sarıkamış) çukurundan geldikleri rivayet edilir. Ayrıca
    Sarıkamış ilçesinin batı kuzeyinde ki, küçük dağ köyü Sarıkamış'a Osmanlı Tahrir defterinde `Sarıkamuşlu' olarak ifade edildiği görülmektedir. Halk etimolojisine göre, burada önceleri yetişen sarı sazlık veya kamışlıktan adını aldığı da iddia edilir. Yüzölçümü 1751 km2, yükseltisi 2225 metredir. Karasal>iklimin karakteristik özelliği görülür. Altı ay kar, sekiz ay don ve buzlanma olur.

    Sarıkamış İlçesinin tarihi M.Ö. devirlere kadar uzanmaktadır. 11. Yüzyılda Sultan Alparslan tarafından Bizans hakimiyetinden alınarak Selçuklu hakimiyetine, 1534 Yılında da Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı hakimiyetine giren ilçe bu dönemde Kars Eyaletine bağlı bir Liva idi. 1828 ve 1855 yıllarında iki defa Rus işgaline uğrar ancak, 1829 Edirne ve 1856 Paris Antlaşmaları ile yeniden Osmanlı hakimiyetine girer.

    1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda 40 yıl süre ile Rus işgali altında kalan Sarıkamış, 29 Eylül 1920?de Rus işgalinden kurtarılarak 3 Aralık 1920 tarihli Gümrü Antlaşması ile yeniden Türk hakimiyetine girmiştir.
    İlçenin yakın tarihimizde de önemli izleri bulunmaktadır. 1. Dünya Savaşında, Enver Paşa komutasındaki Türk Ordusunun 1915 kışında aşmak istediği Sarıkamış Allahuekber Dağlarında bazı kaynaklara göre 60 bin, bazı kaynaklara göre de 90 bin Mehmetçik soğuktan donarak şehit olmuştur. Bu talihsiz olayda şehit olanların anısına Kars-Sarıkamış karayolu üzerinde yaptırılan ?Şehitler Anıtı? Sarıkamış?ın yakın tarihimizdeki acı ve unutulmaz izlerini yansıtmaktadır.

    "Yıllarca savaş alanı olmuş, unutulmaz acıları bağrında saklamış ancak Türklük ve milli benliğinden asla taviz vermemiş olan Sarıkamış'a gereken önem Cumhuriyet'in ilanı ile verilmeye başlanmıştır. O günden bu güne devam eden bir gelişme ile Sarıkamış doğunun en mutlu, tarihi kadar görkemli doğası ile turizm cenneti olma yolunda ilerlemeyi gaye edinen doğunun en şirin ilçelerinin arasında, belki de başında sayılma mutluluğuna erişmiştir"

    Susuz: İl merkezine 24 km uzaklıktaki ilçe yakınlarında yer alan Susuz Şelalesi, görülmeye değerdir. Ayrıca yine ilçe merkezi yakınlarındaki Susuz Kaplıcaları da romatizma hastalıklarına iyi gelmektedir.
    Akyaka: İl merkezine 54 km. uzaklıkta olan Akyaka ilçesi sınırları içinde tarihi Ocaklı (Ani) kenti bulunmakta ve ziyaretçilerin ilgi odağı olmaktadır.
    Arpaçay: Arpaçay ile Kars’ın müşterek bir tarihi vardır. Kars İli’nin M.Ö’ye varan bir tarihi vardır. Kars’ın bilinen en eski sakinleri Orta Asya’dan gelme Hurrilerdir. Hurriler M.Ö 2000 yıllarında Kars Bölgesine yerleşmişlerdir. Van Bölgesinde bulunan Urartu Krallığı Hurrilerin hakimiyetine son vererek Kars’ı kendi hakimiyeti altına alarak 250 yıl ellerinde bulundurduktan sonra kur- aras boylarına yerleşmiş bulunan İskitlerin eline M.Ö 668 yılı…klerden kaldığı sanılmaktadır.
    Kars M.S V.yy’da Arsaklılar’ın elinde kaldıktan sonra uzun bir süre Sasani Bizans ve İslamlar arasında el değiştirmiştir. Bu durum VL yy. başlarına değin devam eder. 1064 yılında Alpaslan’ın Anı ve Kars’ı zaptetmesi ile bu bölgenin çehresi birden değişmiştir.
    Kars’daki ilk Türk Sanat eserleri bu zamanda yapılmaya başlamıştır. Gerçekten Kars Türk Beyliklerinin elinde çok değişti. Ne var ki, bu değişme aynı hızla devam etmeyerek 1153 yılında Kıpçak-Gürcü akıncıları tarafından işgal edilerek yapılan eserler tahrip edildi. Batı Anadolu Osmanlı Devleti güç kazanırken Kars sırasıyla Celayir Oğulları,Timur Oğulları,Karakoyunlular ve Akkoyunlular gibi Türk ve Türkmen Beylerinin eline geçti.
    Her ne kadar Yavuz Sultan Selim Tebriz dönüşünde Kars’ı ve Arpaçay’ı ülkesine katmışsa da kesin olarak 1534 yılında Kanuni Sultan Süleyman zamanında Osmanlı İmparatorluğu’na katılabildi.1534’den 1877 yılına dek Kars ve kazaları Osmanlılar’ın elinde kaldı.Bundan sonra 17.-18. yy. da İranlılar tarafından işgal edilmişse de varılan anlaşma ile İranlılar bölgeden çekilmişlerdir. İran saldırılarından kısa bir müddet sonra Rus saldırıları baş gösterdi. .Ruslar ilk denemeyi 1807 yılında Tiflis üzerinden yaptılar. Fakat bu saldırı Türkler tarafından başarısızlığa uğratıldı.

    Ruslar bu yenilginin acısını 1828 yılında Kars’ı almakla çıkardı. Fakat Ruslar 1 yıl kalabildiler,1855 yılında yeniden Kars ve İlçelerine hücum eden Rus orduları bozguna uğratılırken şehire başarısından dolayı Gazi unvanı verilmiştir. Bu zaferden kısa bir süre sonra şehirde beliren açlık,hastalık ve soğuk yüzünden Kars ve İlçelerini halk Ruslara bırakmak zorunda kalmış ise de 1856 yılında Paris Anlaşması ile alınmıştır. 1877 yılında Ruslar yeniden hücum ettiler. Bu hücumları Gazi Ahmet Muhtar Paşa kısa bir süre durdurduysa da cephane ve asker yardımı gelmeyince Ruslar şehire girdiler.Kars ve İlçeleri 1878 den 1918’e kadar Rusların elinde kaldı.Bu kırk yıl içinde halkı göç etmeye ve Türkleri şehirden göç ettirmeye çalışan Ruslar gidenlerin yerine Rus,Ermeni ve Yahudileri getirerek yerleştiriyorlardı. Bu kırk yıllık esaret devresi bitince kısa bir süre şehir elimize geçtiyse de 1.Dünya Harbi’nin sonunda imzalanan Mondoros Mütarekesi ile Kars kendi kaderi ile baş başa bırakıldı. Bu durum İstiklal Savaşı’nın başlamasına dek sürdü. Kazım Karabekir Paşa kumandasındaki ordu 30 Ekim 1920’de bir daha ayrılmamak üzere Kars’ı ve İlçelerini Türkiye’ye kazandırdı.

    Selim:Kuruluş yılı kesin olarak saptanamayan ilçemizin ismi konusunda çeşitli söylentiler içinde en yaygın olanı Malakanlar tarafından Nova Selim adıyla kurulduğudur.Şu an için tarih öncesine ait araştırmalar, son sözü söyleme olanağı verecek yeterlilikte olmasına rağmen Kars ve yöresinin çok eski tarihlerden itibaren yerleşim merkezi olduğu kanıtlanmış durumdadır.İlçemizin Kars Merkezine yakınlığı yerleşim yeri itibariyle uygunluğu bu tarihi beraberliği devam ettirdiği sonucunu doğurmaktadır.

    M.Ö.5000 yılında Türkistan’a ve M.Ö.4000 yılında Azarbaycan’a ve Doğu Anadolu’ya yerleşen Hunlar bölgenin bilinen ilk yerleşikleridir.Daha sonra bölge Urartu egemenliğine geçer.M.Ö.145 yıllarında İskitlerin egemenliğinden sonra Azaklar M.S.5.yy.da bölgenin hakimi olmuşlardır.430 yılında Sasani İmparatorluğu Kars ve yöresini denetimine alır.İçinde yaşadığımız bölge uzun süre Sasaniler,Bizans ve Müslümanlar arasında mücadele alanı olmuştur.1000 yılına doğru Selçuklular Anadolu’ya gelmeye başlamış ve Bizans İmparatorluğu ile olan mücadele 1064’te Kars’ın,1071 ise Malazgirt’in kazanılması ile Türklerin ilk ve uzun süreli bölgeye girmelerinin temelini oluşturmuştur.O günden sonra bölgemizde dönem dönem acı günler yaşanmasına karşın genel olarak Türk toprağı olarak kalmıştır.1153’te Gürcüler,1239’da Moğollar daha sonra Timurlular ,Karakoyunlular ve Akkoyunluların eline geçen Kars ve yöresi 1502’de ise Safavilerin denetimindedir.Safaviler ve Osmanlı İmparatorluğu arasındaki mücadele bölgedeki bir çok tarihi eserin yok olmasına yol açmıştır.Nihayet Kanuni zamanında Irak Seferi ile bölge kesin olarak Osmanlılara geçer.1823’te İranlılarla yapılan Erzurum Antlaşmasından sonra bölgede Çarlık Rusyası ile mücadele başlamıştır.1855 Kırım,1877-1878 savaşları sonucunda 1918’de Brestlitovak Antlaşması yapılmış,ardından ermeni tehditi ve saldırıları bölgeyi harabe haline getirmiştir.Nihayet Büyük Önder Atatürk’ün başlattığı İstiklal Savaşı ile İlçemiz 30 Eylül 1920’de ermeni işgalinden ilçemize giren ilk birliğin komutanı Şehit Yüzbaşı Reşit BALKANLI tarafından kurtarılmıştır.

    Cumhuriyetin ilanı ile 1957 yılına kadar nahiye olarak Sarıkamış İlçesine bağlı iken 27.06.1957 tarih ve 9644 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 7033 Sayılı özel kanunla ilçe statüsü kazanmıştır.
    Bir kum tanesi olsam,

    Mîrâc’a çıkarken yapışsam mübârek ayaklarına…



    Hiç bırakmasam ve şâhid oluversem, kimsenin şâhid olamadığı sırlara…



    Ebûbekir olsam,

    “sadakte” diyebilsem, özümle, sözümle, yaşantımla…



    Bir bulut olsam, onunla hicret etsem; hüzün şehrinden nur diyarına…



    M.Bahar

  2. #2
    Özel Üye BİZİZ ABLA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    19.05.2008
    Bulunduğu Yer
    Dünya sürgününde
    Mesajlar
    6,336
    Blog Başlıkları
    17
    Teşekkür
    5,331
    Teşekkür almış: 6,664 / 3,217 Konu

    Standart

    Coğrafya

    KARS

    COĞRAFYA
    Kars ili Doğu Anadolu Bölgesinin kuzeydoğu kesimlerinde yer almaktadır. Büyük bir plato özelliği gösteren il coğrafyasında genel olarak bitki örtüsü bozkır görünümündedir. Yalnız Sarıkamış ilçesinde çam ormanları bulunmaktadır.


    Kağızman ilçesinde bağ ve bahçecilik yapılmaktadır.

    Kars Doğu Anadolu Bölgesinin en soğuk bölgesinde yer alır. Bu nedenle karasal bir iklime sahiptir; kışları uzun ve sert, yazları ılımlı hatta serince geçer.





    Akarsular

    Kars ilinden irili ufaklı birçok akarsu geçmektedir. Bunlardan en önemlileri:

    1- KARS ÇAYI:

    Allahuekber sıradağlarının soğanlıdağ yolundaki Yaycı ve Kırkpınar yaylalarından kaynağını alan Sarıkamış suyu ile Kızılçubuk suyu Çatak köyü önünde birleştikten sonra Selim ilçesi altında en uzun yaylacıktan gelen dereleri de alarak Kireçhane boğazından Kars’a girer. İlkbahar ile bol yağmurlu zamanlarda şehrin doğusundaki Kurtkale düzeyinden gelen Darboğaz suyunun şehrin ortasındaki iki arktan alarak Taşköprüden itibaren 8 Km kadar süren Kaleboğazı ve Dereiçi kalesi boğazından geçer. Bundan sonra Kars Çayı Berdik deresi ile Cilavuz (Susuz) suyunu alır ve Ağcalar köyü altında yeniden derin boğaza girer. Karaurgan köyü suyunu soldan aldıktan sonra Şahnalar köyü üçüncü boğazdan yani Camışlı boğazından Güneydoğuya dönerek Akyaka ilçesinin Aslanhane köyü altından Arpaçayına kavuşur.
    2- ARPAÇAYI:
    Çıldır gölü doğusundaki Bingöllerdeki Hozu ile kızılkilise sularının beslediği Arpa gölünden çıkar. Soldan üç küçük kol aldıktan sonra güneye dönüp Dedekorkut kitaplarında anılan Cızıgların güneyinden gelen suyu da alıp, Gümrünün 4 Km batı yanından geçer. Elegez’den gelen suların birleştiği Karakilise çayını soldan alarak büyüdükten sonra Başşuragel altında Kars çayı ile birleşir. Bundan sonra Başgedikler çevresinde derin yataktan akarak meşhur Ani şehrini Güney- Doğu ve güneyden çevirerek Digor’dan gelen Karabağ suyunu da sağdan alıp,Tekelibağ önünde Aras nehrine katılır.
    3- ARAS NEHRİ:
    Bingöl’den kaynağını alıp,yukarı Pasinde sağdan ve soldan gelen birçok dereler katılarak Pasin suyu adıyla Çobanköprüsünden sonra aşağı Pasin’e girince Aras (Araz) diye anılan bu ırmak Kars ilinde Zivin suyu ile Kötek- Bayam suyunu soldan ve Şahyolu dağlarından gelen dereleri de sağdan alarak Arpaçay ile birleştikten sonra çok büyümüş olarak sürmeli çukuruna girer. Iğdır önünde saniyede Nisan’da 180- 200, Mayıs’da 140, Haziran’da 50, Temmuz ve Ağustos aylarında 20-25 metreküp su akıtır. Hazar denizine dökülmeden önce Aras Arpaçayını soldan; Balıklı gölden çıkıp Beyazıt ovasından gelen Sarısuyu sağdan alıp Nahcıvan ve Alınca çaylarını, soldan Kötürheydan gelen Kızılçayı, Behreşan boğazından gelen suyu dağdan alarak Karaboğaya geçer. Kura (Kür) nehrine kavuşur. Aras ırmağı Kars ilinde donmadan akan yegane sudur. Bunlardan başka Karasu, Kağan çayı, Acı çay ve Digor çayı önemli akarsulardır.



    Ovalar

    Coğrafi görünüm açısından tam bir yayladır. Ancak suların derin vadiler açmadığı düzlüklerde vardır. Ekonomiye direkt etkisi olan Kars merkez, Selim ve Arpaçay ovalarıdır. Bu ovalardan bazıları aynı adı taşıyan yaylalarda kesintili olarak yanyana devam eder. Kars ovası da böyledir. Kars ovası ilin doğusunu ve güneyini kaplar.
    Ortalama yüksekliği 1750 metre olan yüksek bir ova özelliği gösterir. Yüksek dağlardan kaynağını alan akarsular taşıdıkları maddelerin çoğunu bu ovada biriktirirler. Ovanın temelini volkanik maddeler teşkil etmektedir.




    Platolar

    Türkiye Coğrafyasında Kars Erzurum ile tamamlanarak Erzurum-Kars yaylası adıyla tanımlanmaktadır. Gerçektende Kars Coğrafyası yüksek dalgalı düzlüklerden meydana gelmiştir. Kuzey-Batı da, Karadeniz’den yüksek dağ sıralarıyla ayrılmıştır. Bu sıralar Güney-Doğuya doğru açılınca Karadeniz Bölgesinin hakim manzarası değişir. Dar ufuklar genişler, Dağlar yerine yayla düzlükleri, ormanlar yerine otluklar hakim olur. Platonun ve üzerindeki dağların yüksek olmasına rağmen arazi engebeli değildir. Çünkü zeminle zirve arasındaki yükselti farkı çoğu zaman 1000 metreyi geçmez. Platonların üstü volkan püskürtüleriyle kapalıdır. Ortalama yükseklik 1500-2000 metredir. Yayların üzerindeki tepelerin çoğunda aşınmalar sebebiyle bir tabaka yüzeye çıkmıştır. Mevsimler arasındaki sıcaklık farkı fazla olduğundan çatlamalar ve aşınmalar süratlidir.


    Göller Barajlar

    İlimizde Çıldır, Karzak, Aygır ve Çenklice Gölleri belli başlılardır. Bu göllerin dışında Erhan gölü, Turna gölü, Çenekci gölü, Kuyucuk gölü kaydadeğer göllerimizdendir.
    İlimizde Çıldır Barajı, Arpaçay Barajı, Bayburt Barajı olmak üzere 3 önemli baraj mevcuttur. Bunlardan Arpaçay ve Çıldır barajları hem enerji hem de sulama:
    Bayburt barajı ise sadece sulama imkanı sağlamaktadır.
    Bir kum tanesi olsam,

    Mîrâc’a çıkarken yapışsam mübârek ayaklarına…



    Hiç bırakmasam ve şâhid oluversem, kimsenin şâhid olamadığı sırlara…



    Ebûbekir olsam,

    “sadakte” diyebilsem, özümle, sözümle, yaşantımla…



    Bir bulut olsam, onunla hicret etsem; hüzün şehrinden nur diyarına…



    M.Bahar

  3. #3
    Özel Üye BİZİZ ABLA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    19.05.2008
    Bulunduğu Yer
    Dünya sürgününde
    Mesajlar
    6,336
    Blog Başlıkları
    17
    Teşekkür
    5,331
    Teşekkür almış: 6,664 / 3,217 Konu

    Standart

    Tarihçe


    TARİHÇE

    Kars adının kaynağı Karsaklardan gelmektedir. M.Ö. 130-127 yıllarında Kafkas dağlarının
    kuzeyinde ve Dağıstan’da gelerek Kars çevresine yerleşmiş, buraya adlarını vermişlerdir. Bu durumda Türkiye’deki en eski Türkçe İl adı ününü kazanmıştır.
    Divan-ı Lügat it Türk’te Kars deve veya koyun yününden yapılan elbise, şal kuşak dokuma anlamındadır.

    Araştırmalarda Kars’ın tarih öncesi çağlardan buyana yerleşim merkezi olduğu anlaşılmaktadır. Kür (Kura) ve Aras (Araz) nehirleri boylarında yapılan kazılarda bunun izlerine rastlanılmaktadır.

    Kapataş, Yantmataş ve Cilalıtaş devirlerinden itibaren yerleşme merkezlerinde oluşu yanında M.Ö. 9000-8000 yıllarından buyana hayvan ehlileştirme ve tarım devirlerinde yaşanmıştır.
    M.Ö. 5000-4000 yıllarında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’a yerleşen Huriler Kars’ın bilinen ilk sakinleridir. Daha sonra M.Ö. 9. Yüzyılda güneyden gelen Urartu’ların egemenliğine girmiştir. Urartular 2500 yıl küçük beylikler vasıtasıyla egemenliklerini sürdürmüşlerdir. M.Ö. 665 yılında Urartular Kimmer akınları sonucunda bölgeden çekilince hakimiyet İskitlere geçmiştir. İskit egemenliği M.Ö. 145 yılına kadar sürmüştür. Bu tarihten itibaren Partlar, İskit egemenliğine son vererek Türk Arsaklı beyliğini kurmuşlardır. Kars adı da buradan kaynaklanmaktadır. Arsaklar M.Ö. 2. Yüzyılından M.S. 5.Yüzyıl ortalarına kadar Kars’ta hüküm sürmüşlerdir. 430 yılında Sasanilere geçen bölge uzun süre Sasani, Bizans ve Araplar arasında savaş alanı olmuştur. Bunlar arasında kısa sürelerle el değiştirmiştir.

    1064 yılında Selçuklu Türkleri tarafından feth edilerek Türk Şeddatlı beyliğinin emrine verilmiştir. 1200 yılında Gürcü Atabeylerinin eline geçen bölge 1239’da Moğollar tarafından tahrip edilmiştir. Moğollar Anadolu’dan çekilince 1406’da Karakoyunluların, 1467’de da Akkoyunluların eline geçmiştir. Bu iki beyliğin sürekli savaşları Kars ve çevresini çok etkilemiştir. Yerleşme merkezlerinin tahrip edilmesine ve nüfusun azalmasına sebep olmuştur. 1535 yılından itibaren Kars Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarına katılmış, 1877-1878 (93 harbi) Osmanlı-Rus harbine kadar önce İranlı’lara sonra Ruslara karşı en büyük askeri üst olmuştur.

    1918’e kadar 40 yıl Rus işgalinde kalmıştır. 1918’de tekrar alınmış, 6 ay sonra Mondros Mütürekesi gereği ordunun çekilmesi üzerine kaderiyle baş başa bırakılmıştır.
    Ordunun desteğinden mahrum kalan Karslılar önce Milli Şura sonra Çenub-i Garb-i Kafkas hükümetlerini kurarak mücadeleye devam etmişlerdir. 30 Ekim 1920’de Kazım Karabekir yönetimindeki Türk Ordusu Kars’ı alarak Türk topraklarına katmıştır.
    Bir kum tanesi olsam,

    Mîrâc’a çıkarken yapışsam mübârek ayaklarına…



    Hiç bırakmasam ve şâhid oluversem, kimsenin şâhid olamadığı sırlara…



    Ebûbekir olsam,

    “sadakte” diyebilsem, özümle, sözümle, yaşantımla…



    Bir bulut olsam, onunla hicret etsem; hüzün şehrinden nur diyarına…



    M.Bahar

  4. #4
    Özel Üye BİZİZ ABLA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    19.05.2008
    Bulunduğu Yer
    Dünya sürgününde
    Mesajlar
    6,336
    Blog Başlıkları
    17
    Teşekkür
    5,331
    Teşekkür almış: 6,664 / 3,217 Konu

    Standart

    Düğün Gelenekleri

    Evlenme çağı kesin bir rakamla ifade edilmez. Ancak erkeklerde 18-23, kızlarda 15-19 olduğu söylenebilir. Kızlarda evlenme isteğini bildirme gibi bir sorun yoktur. Çünkü evlenme teklifini erkekler yaparlar. Evlenme isteğinde bulunan erkek, ya anasına (Annesine) ,kız kardeşine (Bacısına) yada tanıdık veya akraba olan bir kadın isteğini açar. Bu aracılarla evin büyüğüne isteğini açar. Evin büyüğüne bu haber gittikten sonra, erkeğin ev içindeki çekingen, küskün tavrı devam eder. Kabul edilip edilmediği de aynı aracılardan öğrenilir.
    KIZ GÖRME KIZ BEĞENME :
    Bunun için en müsait zamanı düğünler hazırlar. Eğer erkeğin istediği kız kendi köyünden ise böyle bir şeye lüzum yoktur. Başka köylerden ise kız ve oğlan çeşitli aracılar vasıtasıyla düğünlerde uzaktan uzağa tanışırlar birde evlenmeden önce kız görmeye gitmek vardır ki, erkek yanında birkaç kişi olduğu halde kız evine gider. Burada amaç kızı görmektir. Kız eğer kabul ediyorsa erkeğe çeşitli vesilelerle gönünür.

    ELÇİ GİTME – SÖZ KESME :
    Eyçi, Anadolu’daki Dünür karşılığıdır. Elçilik bir sanattır. Her kişinin elçilik yapamayacağı kanaatinin yaygın olduğu Kars’ta, bu iş için seçilenler Köyün büyükleri sayılmış kişilerdir. Elçi ne kadar çok tanınmış olursa, etki ve sonuç o kadar iyi olur. Yalnız ne olursa olusun elçiler arasında erkeğin yakın akrabaları ve babası bulunur. Kız tarafının ister olumlu ister olumsuz olsun gelen elçileri adet icabı iyi karşılaması gerekir.

    Önce havadan sudun konuşmalar yapıldıktan sonra elçilerden biri (normal olarak en yaşlı ve sayılır olanı) “Allahın Emri, Peygamberin kavli ile kızınız ......................yı oğlumuz .....................’a istiyoruz” der. Çoğunlukla düşünmek için kız tarafı izin ister. Eğer niyetleri kesin olarak olumsuz ise, o zaman kocalık kızımız yok, sizin yitiğiniz bizde değil, başka yerde arayın gibi klasik sözlerle karşılık verilir. Eğer kız tarafının niyetleri olumlu ise, şirni (tatlı) yemek günü kararlaştırılır. Karalaştırılan günde oğlan tarafı şeker, kolonya ve meyve getirerek oradakilere ikram eder. Çoğu zaman pey (beh) de bugün yapılır. Bu halde kız tarafına armağanlar ve bir yüzük getirilir.

    Yalnız, asıl elçiler gitmeden kadınlar kendi aralarında gidip gelerek karşı tarafın niyetini öğrenirler. Ayrıca elçilerin kız tarafından beğenilen kimseler olmasında da bu arada dikkat edilir. (Beh) düğün öncesinin en önemli olaylarındandır. Kız ve oğlan tarafları kız evinde toplanırlar. Meyve, kolonya, kalağa (Başörtüsü) götürülür. Oğlan tarafı ayrıca baş örtüsünün bir köşesine bir miktar para bağlar. Bu para başlığın bir kısmıdır.

    Kadın ve erkekler ayrı ayrı odalarda toplanırlar. Erkeğin babası, büyük kardeşi veya yakın akrabalarından biri yüzük takmak üzere kızın bulunduğu yere gider. (bazen de kız erkeklerin bulunduğu yere getirilir). Kızın parmağına hayır dualarla yüzüğü taktıktan sonra boy görmesi verilir.

    Boy görmesi, maddi duruma göre verilen bir miktar paradır. Ayrıca kızı getirene de bir miktar para bahşiş verilir. Eğer evlenecek kız bütün misafirin huzuruna çıkıyorsa yine aynı merasim yapılır. Boy görmesini de yine bir kişi verir.

    Behde yapılan diğer önemli iş ise başlık konusunun tamamen halledilmesi ve düğün bilhassa iki dini bayram arasında gelmemesine dikkat edilir. İki bayram arası her nedense uğursuz sayılmaktadır. Muharrem ayı da düğünün olmayacağı bir aydır. (Kerbelâ vak” asında ötürü).

    Ayrıca kıza alınacak eşyaların bir kısmı da bu sırada tespit edilir. Kesim kesmeğe bazı yerlerde kalın pazarlığı denir.




    Nişan

    Beh ile kararlaştırılan nişan tarihinde, oğlan evi behdekinden daha büyük bir kalabalıkla kız evine gider. Kız tarafı da kendi tanıdık ve akrabalarını nişana çağırır. Nişana çağırılanlar çoğunlukla kadınlardır. Nişanda masraf daha çoktur. Oğlan tarafı birkaç kat elbise buna göre ayakkabı bir o kadar çamaşır birkaç tane baş örtüsü, küpe, altın bilezik vs. götürür. Ayrıca kız tarafına pirinç, çay, şeker ve bir yada birkaç koyun oğlan tarafından götürülür.

    Nişanda davet edilenler de hediye götürürler veya para verirler. Eğer kız ve oğlan aynı köyden ise, öğleden önce gidilir. Öğle yemeği yenir ve merasim başlar. Yemekten hemen sonra oğlanın annesi nişan için gelen eşyaları misafirlere gösterir. Beh’de olduğu gibi şeker ve meyve dağıtılır.

    Bundan sonra akrabalardan bir kadın, kızı konukların yanına getirir. Gelin olacak kızın utanmaması için ilk önce bu akraba kadın konuklara hoş geldin der. Eğer genç ise el öper. Sonrada kız bütün konukların ellerini öper. Oğlan tarafından gelenler bu el öpme sırasında getirdikleri hediyeyi kıza verirler. Kızın yerine, yanında dolaşan kadın hediyeleri toplar. Artık bundan sonra nişan merasimi sona ermiştir.
    Eğer evlenecek olanlar ayrı ayrı köylerden ise, bir gece kalınır ve ertesi gün öğlen yemeğinden sonra aynı şekilde merasim yapılır. Sıra hona gelmiştir. Hon nişan karşılığıdır. Yani kız nişanlandıktan sonra kız tarafı oğlana nişan götürür ki buna hon denir. Honda kız tarafı kıza hediye getirenlerin her birine bir çift çorap, bir mendil ayrıca kete veya çörekle beraber oğlana da maddi şartlara göre elbiselik, çamaşır, çorap, mendil ve benzerini götürür. Birde nişan yüzüğü vardır.

    KIZ YANI (BAYRAMÇALIK) :
    Bayramçalık, dini bayramlarda erkek tarafından kız evine götürülen gelinlik , kıza ait hediyelerdir. Hediyenin cinsi ve miktarı erkeğin maddi durumuna göre değişir.
    Bu vesile ile gelin bir kez daha görülmüş olur. Bir de uzun zaman tatlı bir hatıra olarak kalan (kız yanı) olayı vardır. Erkek nişanlısını görmek için bir gece seçer. Bu arada kız tarafından olan erkeklerin duymamasına dikkat edilir. Ayrıca kız yanına gidecek olan erkek yanına, kız evininde iyi tanıdığı bir arkadaşını alır.
    Bu yabancı aracılığı ile güveyi adayı nişanlısını görür,ki bu olaya kız yanı denir. Birkaç aydan birkaç yıla kadar sürebilen nişanlılık süresince bu “Kız yanı olayı” birkaç defa eder. Aslında nişanlısı olan kendisini evli sanmaktadır.

    DÜĞÜNE KADAR :
    Önce kız ve oğlan tarafları tekrar toplanırlar. Düğün eşyası maddi duruma göre değişse de normal olarak elbiselikler, çamaşırlar, ayakkabılar, gümüş kemer, altın (ayrıca beşibirlik) çeyiz sandığı, dikiş makinesi, halı, yatak yüzü v.s olur. Bu eşyalar kız ve erkek tarafından birer kişiyle pazara inilerek beraber alınır. Ayrıca pazara gidenlere de düğün eşyası içinde hediye almak adettir. Bir de , düğün birkaç gün kala kız evine gönderilir. Yiyecek maddeleri birkaç sığır veya koyun, yağ,pirinç,kuru üzüm çay şeker vs.dir.

    Nihayet oğlan ve kız evleri düğün için misafirlerini çağırırlar bu misafirlere “Atlı” denir. Atla gelip gelmemeleri söz konusu değildir. Her iki ev kendi misafirlerine bir çay ikram ederler. Buna atlı çayı denir. Bu çayda düğünün tarihi de belirlenmiş olur. Bazı yerlerde “Atlı”tabiri sadece oğlan tarafından kız tarafına gidenler için söylenilir. Başka köylerden gelen atlılar düğün olan köydeki evler tarafından misafir edilir. Atlı çayından sonra herkes kendi misafirini götürür. Bundan sonra evine götürdüğü atlının her şeyinden ev sahibi sorumludur. Bu durum her iki tarafta, yani hem oğlan, hem kız evinde aynıdır. Bu sırada kız ve oğlan evlerinde köyün gençleri doğal olarak kız evinde kızlar, oğlan evinde de erkekler toplanırlar. Gelin atlanıncaya kadar eğlenilir ve her gün toplanılır. Bu gençleri toplu halde köyün hemen bütün evleri misafirliğe davet ederler. Böylece evden eve dolaşıp dururlar. O kadar ki bir günde beş altı defa dolaşırlar . Bu olaya da bey gezmesi denir.

    Gelin ve damadın bir sağdıcı bir solducu olur. Sağdıç ve solduçlar gelin ve damadın yakın arkadaşıdırlar hiçbir zaman gelin ve damadın yanından ayrılmazlar. Kars’ın bazı bölgeleri vardır ki gelin ve damat düğün önceki sağdıçların evinde kalırlar. Böyle yerlere örnek olarak Kars’ın Büyükboğatepe köyü verilebilir. Düğünden bir gün önce “KIZ ŞAHI” kalkar. Şah oldukça ilginçtir. Ağaçtan yapılan, beşlik ağaç, ya da ağaç çıta arasına bunları dik tutmak için çakılan birkaç çıtadan ibarettir. Bunun etrafı meyvelerle bezenir. Meyveler ipe dizilmiş ve daha sonra Şah, a yerleştirilir. Şah’ın hazırlanması ve bütün masrafı sağdıca aittir. Yukarıda belirtildiği gibi düğünden bir gün önce ve akşam ezanından sonra kız şahı kalkar. Sağdıcın evinin önünden kalkan şahın önünde çubukçu bulunur. Bunun görevi şahdan meyve kaçırılmasına engel olmaktır. Çünkü bu şahdan meyve vs. kaçırıp sağdıca getiren , sağdıçtan bahşiş olarak para alır. Ayrıca yine şahın önünde, dirgen ucuna geçirilmiş bir tezek yanar halde gider. Güvey ortada, sağdıç sağında solduç ise solunda yürür. Elleri mendille bağlanmış ve mumu konmuş haldedir. Devamlı olarak silahla ateş edilir. (Dostun dostluğuna, düşmanın korluğuna hele bir Allah) koro halinde “Allah birde deyin üç olsun, düşmanın ömrü puç olsun, here bir Allah” diye bağırırlar. Yine bu arada devamlı olarak havaya ateş edilir. Bu arada şahın önünü kesenler de vardır. Bunlara ya kendileriyle görüşerek biri çıkarılır veya bahşişlerini isterler. Böyle hallerde çubukçu müdahale edemez. Böylelikle şah kızın evine kadar gelmiştir. Tam kapıda davul zurna çalar ve oyunlar oynanır. Şah içeriye girdikten sonra köyün genç kızları ve gelinleri, sağdıcı ve solducu içeri alırlar.

    Gece kız evinde gelin ve genç kızlara, oğlan evinde ya da oğlan sağdıcının evinde güvey ve arkadaşlarına kına konulur. Kına ilkin evlenecek olanın eline konur. Kına konmadan gelin ve güveyin ellerine kına koyarlar. Kına koymak adeti de vardır. Ele konan para yoksul bir çocuk tarafından üç defa eli sıyırarak alınır. Bundan sonra bütün orada bulunanlar ellerine kına koyarlar. Kına koymak sevinç işaretidir.
    Ertesi gün artık düğün bütünüyle başlamıştır. Bir yandan gelin hazırlanır, bir yandan davul çalar. Öğleye doru gelin atlanır. Gelinin atlanması demek oğlanın evine hareket etmesi demektir. Gelinin yanına yengeler (Biri Kız Yengesi Birde Düğün Eşyasıyla beraber gelen oğlan yengesi) ve ayrıca birkaç kadın,kız vardır. Bu sırada köyün gençleri atlara biner gelin arabasıyla beraber hareket ederler. Bir de müjde yastığı götüren vardır. Bu gelinden önce gider kız evinden aldığı bu yastığı oğlan evine götürür ve kendisine bir çift çorap ve başka bir şey hediye edilir.
    Gelin kapıya gelince yine çalgılar çalınır, bir kazan üzerine bir çay tabağı konur, gelin bunu ayağıyla kırar ve içeri gider. Gelin içeri girmeden evvel ayağına bir kurban kesilir. Akşam ezanından sonrada aynı şekilde oğlan sağdıcının evinden oğlan şahı kalkarak oğlan evine gelir. Böylelikle gelin ve damat aynı eve gelmiş olurlar. Gece erkeklere bir koyun kesilir. Buna döşgarı adı verilir. Yemek yenildikten sonra para toplanır. Bu paralar kız yengesine verilir. Böylelikle düğün sona ermiş olur.
    Bir kum tanesi olsam,

    Mîrâc’a çıkarken yapışsam mübârek ayaklarına…



    Hiç bırakmasam ve şâhid oluversem, kimsenin şâhid olamadığı sırlara…



    Ebûbekir olsam,

    “sadakte” diyebilsem, özümle, sözümle, yaşantımla…



    Bir bulut olsam, onunla hicret etsem; hüzün şehrinden nur diyarına…



    M.Bahar

  5. #5
    Özel Üye BİZİZ ABLA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    19.05.2008
    Bulunduğu Yer
    Dünya sürgününde
    Mesajlar
    6,336
    Blog Başlıkları
    17
    Teşekkür
    5,331
    Teşekkür almış: 6,664 / 3,217 Konu

    Standart

    Kars Yöresi Yemek Kültürü

    Yöre mutfağını; un, baklagiller ve hayvansal ürünlere dayalı yiyecek ve yemekler oluşturmaktadır. Bu yemekler genel olarak: helva, hörbe, Kars böreği, hangel, kete, patatesli veya mercimekli erişte pilavı, haşıl, ekşili et, feselli, tencerede şiş kebap, yaprak mantı, tandırda kaz çekmesi, kesme çorba, hasuda, kuymak, katmer, erişte aşı, mezik olarak isimlendirilmektedir. Hayvancılığa dayalı süt ürünlerinden peynir yapımı yöre halkının önemli geçim kaynağını oluşturmakta, arıcılıkta halk ekonomisinde önemli yer tutmaktadır.
    1-HELVA (Umaç Helvası) :
    Malzemeleri :
    250 gr. un, 250 gr. şeker, 250 gr. yağ.

    Yapılışı : Önce bir kap içerisine unu koyup üzerine hafifçe su serperek el içinde umaç haline getirilir. (Tarhana görünümünde). Sonra ocak üzerine konmuş olan kızgın yağın içerisine dökülür. Rengi pembeleşinceye kadar karıştırılır. Sonra ateşten alınarak önceden hazırlanmış, az suyla ısıtılarak karıştırılmış şeker üzerine dökülerek yine karıştırılır. Normal kıvamına gelince servise sunulur. Çabuk hazırlanan, vitamin verici güzel bir tatlıdır.


    2- HÖRRE (UN ÇORBASI) :
    Hafif ateşin üzerine tencerede bir miktar un ile yağ konur. Bu un pembeleşinceye kadar devamlı karıştırılarak tutulur. Sonra içerisine bir miktar su konur ve bir süre kaynatılır. Koyu bir kıvama gelinceye kadar karıştırılır. Kıvamına gelince ateşten indirilip servise sunulur. Çorba ılıkken tuz ilave edilir.

    3-KARS BÖREĞİ :
    Malzemeleri : 250 gr. un, 150 gr. tereyağı, ½ litre süt, 250 gr. gravyer peyniri, 5 yumurta ve bir tutam tuz.

    Yapılışı : 250 gr. un bir kaba konulur. 5 yumurta kırılıp yumurta teli ile iyice karıştırıldıktan sonra ½ litre süt ve 75 gr. tereyağı ve tuz ilave edilir. Biraz daha karıştırılır. kalan tereyağı bir kapta eritilir, fırçayla bir tepsiye sürülür. Tepsi ateşte hafifçe kızarınca bulamaçtan ½ kepçe dökülür, ateşte yalnız alt kızardıktan sonra 250 gr. rendelenmiş gravyer peynir biraz sütle yumuşatılıp maydanoz atılır. Pişirilen hamurların yarısının kızaran yerlerine sürülür. Diğer hamurların kızaran baş yönleri peynirin üzerine kapatılır. Sıcakken servis yapılır .

    4-HANGEL
    Malzemeleri : 1 kg. un, üç bardak su, bir tutam tuz, iki adet yumurta, bir baş soğan, 200 gr. Tere yağı, bir yemek kaşığı salça, bir kilo yoğurt, iki diş sarımsak.

    Yapılışı : 1 kg. Una 2 yumurta ile bir tutam tuz ilave edilerek 1 kg. ile bir derin kaba kulak memesi kıvamına gelecek şekilde yoğrulur. Daha sonra 5 veya 4 künde haline getirilir. Her bir künde yufka halinde açılıdır. Açılan yufkalar ağaç peşkun üzerinde bir bıçak ile el desteği ile kare şeklinde kesilir. Daha sonra kesilen kare şeklindeki hamurlar büyük bir kazan içerisine konan sıcak su, iki yemek kaşığı tuz, bir çay bardağı sıvı yağ ile pişirilir. Bu pişirme süresi yaklaşık 10-15 dakikadır.
    Büyük kazan içerisindeki pişen kare şeklindeki hangeller büyük bir süzgeçten geçirilerek içi yoğurtlanmış bir tepsiye dökülür. Önceden hazırlanmış olan sarımsaklı yoğur ilave edilir. Daha sonra tere yağında pembeleşmiş soğanlar hangelin üzerine ilave edilerek servise sunulur.

    5-KETE :
    Malzemeleri : 2 kilo süt, 2 yumurta, 4 kaşık yağ, 1 yemek kaşığı tuz, 1 bal kaşığı şeker tuzu, 1 yemek kaşığı pakmaya.

    Yapılışı : ılık sütü ve tüm malzemeyi iyice yoğurarak çok yumuşak bir hamur yapılır ve hamur ekşimeye bırakılır. Hamur ekşirken bir yandan da ketenin içi hazırlanır. Ketenin içini de erinmiş tereyağı, tuz ve un bir kabın içine koyulur ve iyice ovulur (isteğe göre içe şeker tozu da koyulur.) iyice mayalanan hamurdan yuvarlak bezeler alınır. Onlar büyük yufka şeklinde açılır. Sonradan açılan yufkalar yağlanarak katlanır. 4 kat olunca da içine yapılan içten koyularak katlanır. Parmaklarla iyice bastırılarak büyütülür. Sonra üzerine süt ile yumurta karışımını sürerek fırına sürülür servise hazır hale getirilir.

    6-SULU KÖFTE :
    Malzemeleri : 1 kilogram köftelik et, 150 gr. Kırık pirinç, bir kaşık tuz, bir kaşık salça, bir adet kuru soğan, bir çay kaşığı kara biber, bir çay kaşığı et otu.

    Yapılışı : salça ve et otu dışında diğer malzemelerin hepsi karıştırılıp ceviz büyüklüğünde köfteler yapılır. Bir yemek kaşığı salça, bir yemek kaşığı tere yağı, eritilerek daha sonra kaynamakta olan yağlı ve salçalı suya köfteler atılır. Kontrol altında ve kısık ateşte pişirilmesi beklenir.

    7-ERİŞTE PİLAVIPatatesli veya Mercimekli)
    Malzemeleri : yeşil mercimek, erişte, tereyağı, tuz, su, patates

    Yapılışı : 250 gr. Mercimek ayrı bir tencerede haşlanarak süzülüp, acısı giderilir. Ayrı bir tencerede kaynatılan suyun içine bir kilogram erişte dökülür. Az bir süre kaynatılarak suyu süzülür. 3 yemek kaşığı tereyağı eritilerek halka halka doğranan patatesler yağda kızartılarak üzerine erişte ve mercimek ilave edilerek kısık ateşte demlenmeye bırakılır.

    8-HAŞIL:
    Malzemeleri i: bulgur, su, yağ, sarımsaklı yoğurt.
    Yapılışı : kış yemeği için yapılan hazırlıklarda yöremizde haşıl için buğdaydan hazırlanan bulgur suda pişirilerek süzgeçten geçirilerek bir tepsiye dökülür. Eritilen tereyağı, sarımsaklı yoğurt üzerine dökülerek hazır hale getirilir.

    9-EKŞİLİ ET:
    Yapılışı : Domatesler yıkanır. Etler küçük küçük doğranır. Eğer et yağlıysa hiç yağ koymadan, eğer yağsızsa içine yağ eklenerek kendi suyuyla kavrulur. Etler renk değiştirene ve suyunu çekene kadar kavurmaya devam edilir. Bu arada soğanlar ve domatesler halka halka doğranır. Etler kavrulunca içine soğanları eklenir. Bir süre karıştırılır. 5-10 dakika sonra doğranmış domatesler ilave edilir. İstenilirse hepsi bir arada eklenile bilinir. Tercihe göre kıyılmış maydanoz katılır. Tuz ve karabiber koyulur. Tencereye hiç kaşık sokulmaz, sallayarak karıştırılır. Yarım saat kısık ateşte pişirildikten sonra yarım limon sıkılır. Ve hazır hale gelir.

    10-FESELLİ :
    Yapılışı : Hamur mayalanır ve biraz bekledikten sonra yufka açılır. İçine yağ sürülür kare şeklinde içe doğru kapatılır. Yakılmış ocağın üzerine saç ters çevrilerek kapatılır. Feselliler sacın üzerine doğrudan temasla, daha sonra ters düz edilerek pişirilir. Oldukça lezzetlidir.

    11-TENCEREDE ŞİŞ KEBAP :
    Yapılışı : Domatesler orta büyüklükte parçalara ayrılır. Biberler üç parçaya bölünür. Soğanların parçalanmamasına dikkat edilerek domatesler gibi doğranır. Daha sonra hazırladığımız malzemeyi ve kuş başı etleri aynen şiş kebap yapar gibi çöplere bir et bir sebze gelecek şekilde dizilir. Hazırladığımız şişleri bir büyük kaşık tereyağı koyduğumuz genişçe bir tencerede iyice esmerleşinceye kadar çevrilir. Bütün şişler hazır olduğunda başka bir tencereye bir yada büyüklerine göre iki domates rendelenir. Bir biber ufak fuak doğranır. Birazda yağ eklenerek sos hazırlanır. Sonra hazırlanan şişlerde tencereye koyularak yarım saat kısık ateşte pişirilir.

    12-YAPRAK MANTI:
    Yapılışı : yaprak mantının hamuru mayasızdır. Hamur hemen yapılır ve açılır. Yufka şeklinde ince açılan hamur küçük kareler biçiminde kesilir. Daha önceden kaynatılan suya yaprak mantıları atılarak pişirilir. Üzerine soğan, yağ bazen de salçayla ateşte kavrulmuş sos dökülür. Sarımsaklı yoğurtta oldukça leziz bir tat verir.

    13-TANDIRDA KAZ ÇEKMESİ (Kaz Asması):
    Yapılışı: Tandır yöremizde hemen hemen her evde bulunur. Bir bucuk metre derinliğinde kesik huni şeklinde kırmızı toprakta yapılmış bir ocaktır. İçinde odun veya tezek yakılarak kızdırılır. Ekmek ve yemek yapımında kullanılır. Kaz kesildikten sonra 4-5 saat güneşe doğru asılarak kurutulur. Bu sırada bulgur tuzlu suda haşlanır. Kaynamaya başlayınca hafif ateşe alınır. Suyunu çekip göz göz olmaya başlayınca tavada kızdırılmış tereyağı üzerine dökülür, tandırın dibine oturtturulur. Tam üstüne gelecek şekilde kaz ayaklarından aşağıya doğru asılır. Tandırın sıcaklığı ile kızaran kazın yağı pilavın üzerine damlar. Pilavda tandırın sıcaklığında demlenir. Kaz piştikten sonra çıkarılır. Etleri pilavın üstüne konularak sıcak sıcak yenilir. Tandır olmayan evlerde bulgur pilavı ayrı yapılır. Kaz fırında ayrı kızartılır. Her ikisi de sıcakken kazın fırın tepsisinde biriken yağı pilavın üzerine dökülerek birlikte sıcak sıcak yenilir.


    (Tandırda kaz çekmesi)

    14-KESME ÇORBA :
    Yapılışı: Açılan yufka üçe veya dörde bölünür. Bu parçalar üst üste konularak tel tel kesilir. Makarna şeklinde kesilen parçalar suya atılarak pişirilir. Bu arada ince ve uzun olarak yuvarlanmış hamurdan küçük küçük parçalar kesilerek kızgın yağda kavrulur. Pişen kesme çorbasına bu parçacıklar atılarak servis yapılan çorba, yoğurtla oldukça leziz bir tat verir.


    15-HASUDA : (Tatlı)

    Yapılışı : Önce şerbet hazırlanır. Şerbetin içine çok az un atılır ve çırpılır. Daha sonra tavada yağ ısıtılır ve içine hazırlanan şerbetle un dökülerek karıştırılır. 5-10 dakika ateşte pişirildikten sonra hazır olur.

    16-KUYMAK:

    Yapılışı : Önce bir tavaya kaymak konularak ısıtılır. Daha sonra alabildiği kadar mısır unu veya buğday unu konularak sürekli biçimde karıştırılır. Biraz su dökülerek karıştırılmaya devam edilir. Ta ki kaymağın yağı çıkıncaya kadar, yağ çıktığı zaman servise hazırdır.

    17-KATMER

    Yapılışı : Normal hamur mayalanır ve bir süre bekletilir. Yöresel değimle hamurun ekşimesi beklenir. Daha sonra hamur yufka şeklinde açılır ve yufkalar 5 erli olarak aralarına yağ sürülmek kaydıyla rulo yapılır ve tepsinin ortasından başlanmak kaydıyla kıvrımlı olarak sarılır. Tepsi düzeltilir. Üzerine yumurta sarısı sürülerek fırına verilir. Köylerde ise ocak (Şömine) 4 adet demir çubuk konur. Bunun üzerine tepsi konulduktan sonra tepsinin üzerine saç ters çevrilerek kapatılır. Ters çevrilmiş dış bükey saçın üzerine ise demir hare kapatılarak içine tezek konur.
    18-ERİŞTE AŞI :
    Yapılışı : Nohutlar akşamdan ıslatılır. Suyu değiştirilir. Haşlanarak suyu süzülür. Mercimek yıkanır haşlanır ve süzülür. Soğan, domates, patates ve havuç temizlenip küp küp doğranır. Bir tencerede tereyağı kızdırılıp soğan kavrulur. Domatesi ilave edilip birkaç dakika pişirilir. Havuç ve patatesi ilave edilip tuz serpilir. Kısık ateşte 15 dakika pişirilir. Sıcak su, nohut ve mercimeği ilave edilir. Ara ara hızlıca karıştırılarak 20 dakika daha pişirilir. Unu hamur yoğurma kabına alınır. Tuz serpip harmanlanır. Suyu ilave edilip sert kıvamlı bir hamur yoğrulur. Hamur unlanmış tezgahın üzerinde merdaneyle açılır. İnce şeritler halinde kesilen erişte hazırlanır. Erişte tencereye eklenip yumuşayıncaya kadar pişirilir. Taze yada kurutulmuş reyhan ilave edilerek tencere ocaktan alınır.

    19-KUZU ETLİ PİLAV :
    Yapılışı : Göğüs eti 3 su bardağı tuzlu suda haşlanarak didiklenir. Etin suyu ayrılır. Etler bir tavaya alınıp kendi yağıyla 5-10 dakika kavrulur. Pirinç bol suyla yıkanıp süzülür. İki bucuk su bardağı et suyu yavan bir tencereye alınır. Pirinç ve ilave edilerek karıştırılır. Kapağı kapalı olarak suyunu çekinceye kadar 15 dakika pişirilir. 100 gr. Tereyağı küçük parçalar halinde pilava ilave edilir. Tahta kaşıkla harmanlanıp kapağı kapalı olarak 5 dakika dinlendirilir. Ayva soyulup küp şeklinde doğranır. Bir toprak güveçte pilav, et ve ayva harmanlanır. Önceden ısıtılmış 180 derece ayarlı fırında 20 dakika pişirilir. Soğan soyulup, küp şeklinde doğranır. Kalan tereyağı küçük bir tavada kızdırılıp, soğan kavrulur. Salçayı ekleyip ezerek içine karıştırılır. Pilav servis tabaklarına paylaştırılarak üzerine bir iki kaşık salçalı sos eklenir. Sıcak olarak servis yapılır.

    20-NEZİK:
    Yapılışı : Hamur su yerine kaymakla yoğrulur. Lezizliğini de zaten burada kazanır. Biraz bekletilen hamur fazla büyük olmamak kaydıyla ve birazda kalınca yufka biçiminde açılır. Açılan yufkalar doğrudan ters çevrilmiş sacın üzerinde ters düz edilerek pişirilir.
    Bir kum tanesi olsam,

    Mîrâc’a çıkarken yapışsam mübârek ayaklarına…



    Hiç bırakmasam ve şâhid oluversem, kimsenin şâhid olamadığı sırlara…



    Ebûbekir olsam,

    “sadakte” diyebilsem, özümle, sözümle, yaşantımla…



    Bir bulut olsam, onunla hicret etsem; hüzün şehrinden nur diyarına…



    M.Bahar

  6. #6
    Özel Üye BİZİZ ABLA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    19.05.2008
    Bulunduğu Yer
    Dünya sürgününde
    Mesajlar
    6,336
    Blog Başlıkları
    17
    Teşekkür
    5,331
    Teşekkür almış: 6,664 / 3,217 Konu

    Standart

    Foklorik Değerler

    Kıyafet bölümünde sadece oyunlardaki kıyafet değil, tümü ile Kars kıyafetini incelemek gerekir. Çünkü folklorda ana kaynak halkın kendisidir. Bugün Kars’ın içinde veya bir çok köylerinde asıl kıyafeti görmek mümkün değildir. Bunun için eser karıştırmak ve karakteristik yerleri bizzat görmek icap eder.
    Kars’taki halk kıyafetleri birtakım değişik şekiller göstermektedir. Bu değişik görüntüyü üç ana grupta toplamak mümkündür.

    a) ERKEK KIYAFETLERİ :

    1- PAPAK (KALPAK) :
    Genellikle körpe (küçük) kuzu derisinden yapılmaktadır. Kuzu doğar doğmaz vücuduna bir kılıf geçirilir. Kuzu büyüdükçe ve yünü uzadıkça kıvırcık bir hal alır. Bu deri soyularak papak yapılır. Bunun dışında koyun ve keçi derisi de kullanılmaktadır. Güney Kafkasya’dan gelerek Kars’a yerleşmiş olan terekemeler keçi derisinden yapılma uzun tüylü ve iri papaklar kullandıklarından ve bu papaklar genellikle siyah renkli olduğundan bunlara karakalpak adı verilmiştir. Ayrıca gök mavisi olanı da vardır. Bunların Azerbaycan ve Dağıstan tipleri de vardır. Dağıstan tipleri biraz daha kıllıcadır.

    2- ÜST KÖYNEĞİ : Arkalık giyilmediği zaman gömleğin üzerinden veya gömleksiz giyilir. Bunlar ipek kumaştan veya kara lastikten yapılır. Dik yakalıdır. Önden karın hizasına kadar düğmelidir. Göğüste iki cep bulunur. Kollar bileğe kadar geniştir. Etek boyu uzundur. Arkalık giyilmediğinde “sallama kemer” bağlanır.

    3- İÇLİK (İÇ GÖMLEĞİ) : Genellikle ipek kumaştan yapılır. Üstlüğün veya arkalığın altından giyilir. Dik yakalı veya yakasızdır. Önden karın hizasına kadar düğmeli olup, cepli veya cepsiz olabilir. Kollar geniştir. Bilekte düğmelenir. Şalvarın içine sokulduğu gibi dışarıda da bırakılabilir.

    4- ARKALIK : Kalın kumaştan yapılır. Kara lastik, çuha ve benzeri malzeme kullanılır. Yakasızdır. “V” yaka önden düğmelidir. Göğüs hizasında “Veznelik” bulunur. Etek boyu dize kadar olur ve aşağıya doğru genişler. Kollar uzun ve kol uçları ele doğru genişler.

    5- PELERİN (BAŞLIK) : Soğuk havalarda boynu ve kulakları korumak üzere kullanılır. Koni şeklinde ve uçları uzundur. Sırta takılır.

    6- CİVEKİ : İnce ve yumuşak deriden yapılan bir nevi çizmedir.

    7- SALLAMA KEMER : Köselerden yapılma, genellikle ince ve yanlarından aynı deriden sallamaları bulunan kemerdir. Kemer uçları ve Sallama uçları gümüş ve başka madenlerle süslüdür.

    8- ŞALVAR (PANTOLON : Bu civekinin altında sokulur ve üzerine sallama kemer takılır.

    9- KURŞAK (KIRABULUZ ) Sigara, Kav,Tütün ve burunotu koymak için kullanılır.

    10- AYAKTA : Uzun ve renkli çorap, üstünde çizme veya yemeni bulunur .

    Yaşlıların kıyafetlerinde fazlaca bir değişiklik görülmez. Gençlerde nadiren görülen KÖSTEK boyundan geçirilir. Ekseriye gümüşten yapılmıştır. Üst gömleğin cebine konur. Kurşağa kadar sarkar. Yaşlılarda kurşak daha kaba yapılışlıdır. Üstünden arkalık (çuhaya benzer) giyilir.


    b) KADIN GİYSİLERİ :
    Bu grubu kız, gelin ve yaşlı diye üçe ayırmak gerekir.


    KIZLARDA :

    1- SAÇLAR : Saçlar, 1-2 veya 40 tane ayrı örük halinde toplanır.

    2- DİNGE : Bir çok kitapta bu giysiden söz edilmekte ise de, bu gün böyle bir giysiye rastlanılmamaktadır.

    3- DAYRA (DAİRE) : Entari (don) da denir. Ekseriyetle desen zengindir. Çeşitli kumaşlardan yapılır. Üç etek diye bir cinsi de vardır ki, bunların göğüs kısmı sedef düğmelerle süslenir. Omuzlarda poturlar vardır.

    4- KUNDURA : İlk zamanlarda çarık, bilahare galoş (renkli çoraplar) giyilir.

    GELİNLERDE :

    1- PUŞU : Başta uzun ve bele, hatta topuğa kadar inen puşu vardır. Bunun üstünde ekseriyetle sade bir şeyden çalma bağlanır. Çalma çoğu zaman kızla gelini birbirinden bir özelliktir. Çünkü kızlarda çalma bulunmaz.

    2- PEŞTAMAL : Bundan kızlarda pek az rastlanır. Gelin ve yaşlı kadınlarda vardır. Gelinlerdeki biraz desenlidir.

    3- ÜÇ ETEK : Kızlarınkinden farklıdır. Kollarına kolçak, göğüse öğlük veya döşlük denilen üstten kopçalı, alttan bağlı bir nevi kumaş göğüslük takarlar.

    4- KEMER : Kızlarda gümüş kemer bağlanır.


    YAŞLILARDA :

    1- KALAĞEY : Bir nevi baş örtüsüdür. Halk arasında en buteber olanı ki, şimdi antikadır. Buna gelinlerde de rastlanır. Yaşlılarda saça kına konur. Püşüler koyu renklidir. Başa birkaç kat sarılır.

    2- TEK ETEK : Üç etek veya entariler sade ve koyu renkli olup, 3-6-9 tahtada biçilmiş geniş kırmalıdır. Potur fazlaca bulunmaz.

    3- ÖNLÜK : Koyu renklidir. Bazen sadece belden aşağı bağlandığı gibi ve entari gibi olup, arkadan düğmeli iş giysileridir. Bu hem sıcak tutması, hem de abdest’de kolaylık içindir.

    4- KEMER : Arkalık üzerinden Gümüş Kemer bağlanır.

    5- AYAKKABILAR : Yumuşak deriden yapılma kunduralardır.

    2-FOLKLOR :
    Mahalli oyunlar sosyal yapıyı bütün ayrıntılarıyla ortaya koyabilen folklor unsurlarından biri veya birincisidir. Halk bilimcileri oyunların, insanların hareketleri ile yakın ilgili bulunduğuna dikkati çekerler. Gerçekten Karadenizli’nin hareketli oyunları, Ege ve İç Anadolu’nun ölçülü adımları bu bölgede yaşayanların en azından hareket ölçüleri olmaktadır. Bu özellik şüphesiz Kars oyunlarında da kendisini göstermektedir. Yalnız burada dikkat edilir ise;

    Kars; Erzurum,Ağır, Artvin gibi komşu illerden ayrı bir folklor çevresi olarak görülür. Kars’ta oyunların çoğu kızlı-erkekli beraber oynanır Örnek olarak Terekeme ,ceylan, askeran, nazlıbahar vb. gibi oyunlar burada anlaşıldığı gibi ayrıca barlar dahil erkek ve kızlar beraber oynadıkları oyunlardır.

    Sadece erkeklerin oynadıkları şekeroğlan, şeyh şamil, beşaçılan vb. gibi tek oyunlar vardır. Bunların yanı sıra kızlara ait oyunlar vardır ki, bunlardan nanayla oynananların ayak figürleri oldukça basittir.
    Kars’ın sosyal yapısıyla oyunların arasında büyük ilişki vardır. Düğünlerde kardeş, akraba, dost, yakın çevre kızları ve erkekleri el ele tutarak bar oyunu oynarlar. Ayrıca Kars’taki köy düğünlerinde de kadın ve erkeğin aynı düğün yerinde beraber oynadıkları yukarıdaki örneklerden anlaşıldığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Kars’ın oyunlarında diğer bir anlatım özelliği daha vardır ki bazı sosyal konular dramatize edilir. Dramatize gücünün tümü hakkında bilgi edinmek için birkaç örnek verilebilir.

    Bunlar; şeyh şamil, asker olup vatana hizmet eylerem men vb. gibi Kars oyunlarını dört kategoride toplayabiliriz. Bunlar;

    1- Aşk oyunları (Kızlar ve erkeklerin birlikte oynadıkları oyunlar.)
    2- Seremoni oyunları (Düğün törenleri)
    3- Tek oyunlar
    4- Süplek (İmece ve muharet oyunları.)
    Bir kum tanesi olsam,

    Mîrâc’a çıkarken yapışsam mübârek ayaklarına…



    Hiç bırakmasam ve şâhid oluversem, kimsenin şâhid olamadığı sırlara…



    Ebûbekir olsam,

    “sadakte” diyebilsem, özümle, sözümle, yaşantımla…



    Bir bulut olsam, onunla hicret etsem; hüzün şehrinden nur diyarına…



    M.Bahar

  7. #7
    Özel Üye BİZİZ ABLA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    19.05.2008
    Bulunduğu Yer
    Dünya sürgününde
    Mesajlar
    6,336
    Blog Başlıkları
    17
    Teşekkür
    5,331
    Teşekkür almış: 6,664 / 3,217 Konu

    Standart

    Halk Oyunları

    a) HOŞGELİŞLER OLA MUSTAFA KEMAL PAŞA :

    Oyunun kuruluş amacı Türk Ulusunun kurtarıcısı Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın serhat şehrimiz Kars’a gelişi sırasında ona layık bir şekilde karşılanmasını sağlamak ve Kars halkının saygı ve sevgisini belirten bir oyundur.

    Bunun öyküsü : Yıl 1924 Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Kars’a geleceği haber alınır. Bunun üzerine o dönemin mahalli müzisyenleri ve oyuncuları bir araya gelerek Ata’ya karşılama törenlerinde ona oynanmak üzere bir oyun hazırlanır. Bunun üzerine oyunun ezgi sözlerini gazeteci Mehmet TÜRKER yazar, mahalli müzisyen Tağı Bey’de bu sözleri şimdiki şekli ile besteler ve başta Tağı Bey olmak üzere o dönemin diğer folklorcuları 6 Ekim 1924 tarihinde Kars garındaki karşılama töreninde ilk olarak Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya oynanır. Paşa çok duygulanır. Oyun sözü, yazarı ve bestecisi ödüllendirilir.

    İlk dörtlükte şu cümleler yer almaktadır.
    Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa
    Askerin, Milletin, Bayrağınla çok yaşa,
    Arş, arş,arş ileri, marş ileri,
    Dönmez geri Türk’ün askeri.

    İkinci dörtlükte ise şu cümleler yer almıştır.
    Gazisi, dahisi, bilgisisin sen Kemal
    Tebrik eyleriz hoş gademlerle,
    Kars’a gelmeni, arş ileri, marş ileri
    Dönmez geri Türk’ün askeri.

    Bu dörtlüklerle başlayan bir oyun tarzıdır. Bu oyunda erkekler birkaç adım geride kalır, kızlar oyuna başlar. Erkekler de kızları takip eder. Bu oyun oynanırken güfte oyuncular tarafından söylenir. En sonunda da “Al da Bayrağı Düşman Üstüne” denildiği zaman Bayrak kız veya bir erkek oyuncu tarafından iki üç adım öne ilerledikten sonra çıkarılır ve oyun böylece bitmiş olur.

    b) ŞEYH ŞAMİL :

    Şeyh Şamil oyunu eşsiz kahraman Şeyh (imam) Şamil adına Üzeyir beyi ve kardeşi tarafından düzenlenmiş bir oyundur. Bir çok Kafkas ve Anadolu oyunlarının figürleri alınarak meydana getirilmiştir. (Esası teşkil eden kırk bayır oyunudur.) Bir rivayete göre Şamil ve arkadaşları Rus kuvvetlere tarafından yakalanmışlardır. Bir gemi ile götürülürken, askerler alkol tesiri eğlenmeye başlarlar. Şamil’in arkadaşları oynatıldıktan sonra sıra Şamil’e gelir. Oysa Şamil bıçaksız oyun oynamayacağını söyler. İsteği yerine getirilir. Şamil oyun sırasında bıçakları arkadaşlarına atar ve gemideki dövüşten sonra kurtulurlar. Bu da Türk Milletinin esir yaşamaktansa savaşarak ölmeği tercih ettiğini bir kez daha dünyaya ispat eder.
    Bu gün bu bıçak atma oyunu 30 yılı aşkın bir zamandır Kars folkloruna hizmet etmiş ve Kars’ımızın yetiştirmiş olduğu Şahvelet GENÇLER tarafından oynanmaktadır.
    Kars’ın en çok sevilen ve oynanan oyunlarından biri olan Şamil, bu oyunla anlatılır gibidir. Sapı ağır bıçaklarla oynanan ve bu sırada özel tahta üzerine bıçaklar saplanır. Böylece oyuncular teker teker hünerlerini ve gözde figürlerini ortaya koyarlar. Şamil hem gurup hem de ferdi olarak oynanır. Mehmet Sadık ARAN’ın şiiri namaz kısmında okunur.


    c) KAZAĞI (KAZAK ERKEK – SERT ERKEK) :

    Kars’taki mahalli oyunlar sosyal yapıyı bütün ayrıntılarıyla ortaya koyabilen folklor unsurlarından en başta gelenidir. Söz konusu kazağı oyunu Kazak ve sert erkek tapini canlandıran, düğünlerde gençler tarafından tek yada gruplar halinde oynanan bir oyundur. Kökeni çok eski yıllara dayanır. Oyunda amaç, genç erkeklerin karşı sertliklerini kur yaparak belli etmeleridir. Kızlarda erkeklere alkışla tempo tutarlar.


    d) ŞEKER OĞLAN :

    Bu bar sadece erkekler tarafından oynanan seri ve hızlı bardır. Bu oyunda dört dörtlük sayı ile oynanır. Eller belde tutulur, oyuncuların bir hizada nizamlı ve intizamlı oynamasına dikkat edilir.

    e) HAN KIZLARI :


    Kızlı erkekli ve bar şeklinde oynanır. Gençler, Bulak (Çeşme) başı sohbetlerini anlatır. Kızlar erkeklerin birkaç adım ilerisinde mendil bırakır, mendil alınır. Bu oyundan başka, bir kızla bir erkeğin yakınlığı, uzun dere’de bir suyun akışı ve Beşaçılan’da bir silahın, maharetleri anlatılır.

    e) ANI PAPPÜRÜSÜ :

    Bu oyun kızlı erkekli oynanır. Yarı ağır yarı seri bir tempo ile kız ve erkek el ele tutarak oynanır. Bu da iki dört dörtlük bir oyundur. O yörenin gençlerinin samimi ve birbirlerine yakınlık derecesini anlatır.

    f) KENTVARİ (BEŞAÇILAN)


    Bu oyun sade erkekler tarafından oynanır. Yarı grup yarı ferdi olup, gençler teker teker maharetlerini gösterir. Kalpak yere atılır, bu kalpak oyuncular tarafından sadece ağızla yerden alınır. Bu kalpağı alan oyuncu oynayanların en maharetlisi olduğunu ortaya koyar.
    Kars folkloru çok zengin ve çeşitli oyunlarla doludur. Bunlar :
    Yüzbağı, döne, çekirge, Kafkas, Ayşat, ceylan, temirağa gibi ayrı oyunları da vardır.
    Yukarıda saydığımız oyunların her biri o yörenin örf ve adetlerine uygun olarak oynanır.
    Bir kum tanesi olsam,

    Mîrâc’a çıkarken yapışsam mübârek ayaklarına…



    Hiç bırakmasam ve şâhid oluversem, kimsenin şâhid olamadığı sırlara…



    Ebûbekir olsam,

    “sadakte” diyebilsem, özümle, sözümle, yaşantımla…



    Bir bulut olsam, onunla hicret etsem; hüzün şehrinden nur diyarına…



    M.Bahar

  8. #8
    Özel Üye BİZİZ ABLA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    19.05.2008
    Bulunduğu Yer
    Dünya sürgününde
    Mesajlar
    6,336
    Blog Başlıkları
    17
    Teşekkür
    5,331
    Teşekkür almış: 6,664 / 3,217 Konu

    Standart

    Çalgılar

    Oyunların birçoklarında çalınan çalgılar akardion, klarnet ve caz davullarıdır. Bu çalgılar oyunların modernize edilmesine yol açmıştır. Asıl folklor çalgıları ise tar, kemençe, ney ve Azerbaycan def’ idir. Bu çalgıları çalan Kars’ta yok denecek kadar azdır. Asıl çalgıların özelliklerine uyarlanarak da bugün yukarıda sıralanan modern çalgıların toptan verdikleri ses ve ritim böylece sağlanır. Bir çok oyunlarda da Davul, Zurna, bazılarında da Tulum çalınmaktadır. Bazen hiç çalgı çalınmadan sadece Türkü okunarak da oyun oynanır. Türküler dörtlük manilerder. Bu nedenle köyler de oynanan bu göze çarpmaktadır. Bunlara Yallı,Nanay ve Sonah gibi adlar verilmektedir.

    NANAYLI YALLILAR
    Nanaylar çoğu zaman kızlarla erkeklerin beraber Yallı (Halay) tuttukları zaman söylenir ise de, Nanay denince akla ilk gelen kızlar ve gelinlerdir. Yallıya çıkıldığı zaman el ele tutulur. Bir Yallı’da 6’dan 20’ye kadar kız ve erkek bulunabilir. Hatta bazen o kadar olur ki erkek ve kızlar halkalar halinde iç içe girince ortada birkaç daire meydene gelir. Dizilişe göre şu gruplar meydana gelir.

    1. Sade Kızlardan ve genç gelinlerden,
    2. Sade Erkeklerden,
    3. Bir tarafta kızlar, bir tarafta, bir tarafta erkekler (Aynı yallıda fakat bir kümeleşme halinde, ya baş tarafta kızlar, ayak (aşağı) tarafta erkekler, yada bunun tersi olur.)
    4. Karışık tutulan yallılar, çoğu zaman akraba kız ve erkekler el ele tutarlar.
    Yallılar çoğu zaman basit figürlüdürler. Fakat bunun yanında karışık figürlü yallılara da rastlanmaktadır. Bunun için yallıları üç gruba ayırabiliriz.
    Bunlar

    1. Yelli (Hızlı), Yallılar,
    2. Geçişli Yallılar,
    3. Ağır Yallılar’dır.

    1. Yelli (Hızlı) Yallılar : Yelli (Hızlı) yallılarda nanay sözleri kesik ve nakaratlar kısadır. Tabii olarak hareketli bir müziği vardır. Bu cins yallılar ya sadece kızlar (Genç Kızlar) yada sadece erkekler tarafından oynanır. Bu yallılarda nefesin kesilmesini önlemek için, nanayla beraber çalgıda çalınır. Bir hane söylenip döndürüldükten (ikinci ve üçüncü guruplar tarafından tekrarlandıktan) sonra aynı müzik, çalgıda bir defa mani, türkü değerinde veya çalgı ara nakaratlarını çalar.
    2. Geçişli Yallılar : Önce ağır başlar. Birkaç tane söylendikten sonra müzik ve figürler hareketlenir. Bu sırada yıllıda biraz yaşlıca gelinler yallıyı bırakırlar.

    Gaya başında pat pat
    Kasıfsan öküzünü sat
    Öküzüne gıyamazsan
    Canın çıhsın yarsız yat

    Kız ve erkek çiftler bu cins dörtlüklerden münasiplerini bulur söylerler. Bu bazen uzun bir zaman söylenir. Başka başka nanaylarda aynı şekilde devam edip gider.
    Bir kum tanesi olsam,

    Mîrâc’a çıkarken yapışsam mübârek ayaklarına…



    Hiç bırakmasam ve şâhid oluversem, kimsenin şâhid olamadığı sırlara…



    Ebûbekir olsam,

    “sadakte” diyebilsem, özümle, sözümle, yaşantımla…



    Bir bulut olsam, onunla hicret etsem; hüzün şehrinden nur diyarına…



    M.Bahar

  9. #9
    Özel Üye BİZİZ ABLA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    19.05.2008
    Bulunduğu Yer
    Dünya sürgününde
    Mesajlar
    6,336
    Blog Başlıkları
    17
    Teşekkür
    5,331
    Teşekkür almış: 6,664 / 3,217 Konu

    Standart

    Töreler

    1- KOÇ KATIMI :
    Kars yöresinin en eski geleneklerinden biriside koç katımıdır. Koç katımı günü mahalli takvimde de önemli bir yer tutmuştur. Çobanlar yanaşmalar ona göre hesap yılını anlaşır ve konuşurlar. Kars ve Kağızman yörelerinde ekim ayının son haftası ile kasım ayının ilk haftası koç katımı günleri olarak bilinir. Daha yayla yerlerinde koyunculuk yapanlar koç erken katıp koyunun ilk baharda otluğa çıkmadan doğurmasını hesaba katarlar. Gün olarak Cuma ve Pazartesi günlerinin hayırlı olacağına inanmışlardır. Katım günü yaklaştıkça koç sahiplerinde de bazı hazırlıklar başlar. Koçları süslemek için
    Valalar koyunları süslemek içinde boyalar alınır. Evin kızı, gelini koç bezeği denilen renkli örgü ve süsleri hazırlamağa başlamış olurlar. Koçların boynuzlarına ve boyunlarına takılacak meyveleri iplere dizerler. Köylerde sürü sahipleri toplanıp koç katımını ve o yıl ki sürü idaresini konuşur, anlaşırlar. Köy genellikle bir mahallede koçu katmayı kararlaştırır. O gün koyun sahipleri pişirdikleri yemeklerle süsledikleri koçlarla sabahın erken saatlerinde katım yerine giderler. Koçlar götürülürken bazı inanışların da yerine getirilmesine son derece dikkat edilir. Koçlar evden çıkarılmadan önce koça erkek çocuk bindirilirse o yıl doğacak kuzular erkek, kız çocuğu bindirilirse dişi doğarlar. Koçlar katılıp yerine götürülürken aniden yol üzerine erkek veya kadın çıkarsa o yıl yola çıkanın cinsiyetine göre doğacağına inanılır. Sürüye ilk katılan koç siyah koyunla ilgilenirse o yıl kış hafif geçer. Yolda gebe kadına rastlanırsa o yıl koyunların ekseriyetle ikiz doğuracağına inanılır. Koç katım günü köyün neşeli günlerinden biridir. Katım için koçları götürürken silah atma, oyun oynama, tekbir getirme ve türkü söyleme gibi törenleri de yerine getirirler.
    Koyun sürüleriyle ilgili bazı törenlere de son derece dikkat edilir. Yürüyen koyun sürüsünü ikiye bölüp geçmenin sürü içerisinden boş kova ile geçmenin ve doğum (döl) günlerinde evden tuz, ateş gibi şeylerin dışarıya verilmesi günah sayılmaktadır. Bunlar herkes tarafından bilinen ve dikkat istenen şeylerdir.
    KARS’TA KOÇLA İLGİLİ ATASÖZLERİ :
    1- Allah kolik (boynuzsuz) koçun hakkını gelik (boynuzlu) koça bırakmaz.
    2- Koçluk kuzu kozda (koz kuzular için komda ayrılmış bir kesimdir. Bunun göz-bölüm karşılığı kullanıldığı bilinmektedir.) belli olur.
    3- İki koç başı bir kazanda kaynamaz.
    4- Koçu olan kurban keser.
    5- Koçun kuyruğu, koça yük değildir.

    2- KOYUNUN YÜNÜ :
    Oğuzların yurdu olan Kars yörelerinde bu Türk geleneklerinin daha rengi ve kokusu bozulmamıştır. Eski Türklerde attan sonra koyuna olan sevginin bugün de devam ettiğini görmekteyiz. Oğuz Kağan obasının iki tarafına dikmiş olduğu kırk kulaç uzunluğundaki direklerin başına altın ve gümüş kavuklar bağladığı zaman birinin ayağına akkoyun,diğerininkine de karakoyun bağlamıştır. Bugün de sürüde bir akkoyunla bir karakoyunun bulunması Devlet (zenginlik) olarak kabul edilir.
    Hunların asıl adının (KUN) olduğu, bunun da eski Türkçe de koyun, koç anlamına geldiği Çin kaynaklarından öğrenilmektedir. Ulu bir kavim adı olan (koyun,koç) Oğuz kiliselerinde kabulünden ve İslamiyet’in kabulünden sonra da cami ve mezar taşlarında yer almıştır. Iğdır’ da Karakoyun köyü mezarlığında, Çıldır’ da Gagaç ve Taşköprü köyündeki koyun ve koç heykelleri en canlı örnekleridir.
    Yine eski Türklerde olduğu gibi, yakınlarından biri ölen kimseye başsağlığı dilemeye gidenler ölü sahibine verilmek üzere beraberinde koç veya koyun götürürler. Koyunlar ayrıca halkın folklor kaynağı da olmuştur. Koyunla ilgili hikayeler çoban ve ağa üzerine koşmalar, orta oyunları oldukça zengindir. Bunlardan biride hemen her köyde rastlanabilen koyunun yüzüdür.
    Bugün herkes Ramazan günleri sayar ve bekler. Koyunun yüzü gününe kadar, kışın bütün sıkıntılı günleri gibi sayar; koyunun kısır ve gebe olanları belli olmaya başlamıştır. Koç katımından tam 100 gün geçmiştir. Bu gün bir bayram günüdür. Çobanların hepsi toplanarak bir program hazırlarlar. İki erkek arkadaşa kadın elbisesi giydirilir. Diğerleri de çeşitli kıyafetlerle dikkati çekmeğe hazırlanırlar. Köyde bulunan tulum, kaval gibi çalgılarla koyun sahiplerinin evlerini gezerek, türküler söyler ve oyunlar oynarlar; şöyle ki :

    Koyunun yüzü geldi
    Gün çaldı (güneş doğdu) kuzu geldi
    Çobana taze keçe
    Ayağa kuzu geldi

    Kara koyun kaç koyun
    Sürülerde baş koyun
    Koçlar seni bulanda
    Kara gider kış koyun

    Ak koyun alayınan
    Ot yığdın kalayınan
    Koçlar seni bulanda
    Kış gelir belayınan.

    Türküler söylenir, oyunlar oynanırken kadın elbiseleri giyinenler evin oğluna eş ve hanımına kuma geldiklerini söylerler. Evdekilerde sandıklarını açmak isterler. Bazen o evin erkeklerinin dizlerinde oturarak gizli iğneler batırırlar. Buna son vermek için evin erkeği para, sigara evin hanımıda yağ, bulgur, çorap gibi evde bulunanlardan verir ve ağırlamağa çalışırlar.
    Yüzüncü günden sonra koyun artık memededir. Buna “memelerin süte hazırlanması” denir. Doğum başlayıncaya kadar koyun sahiplerinin evinden geceleri ateş çıkması, kazan çıkması ve başkalarına tuz verilmesi iyi sayılmaz. Bu geleneğe uyulmazsa koyunların memeleri doğumdan sonra yara olur, inancı vardır. Doğum koç katımından yüz elli gün sonra başlar. İlk günü doğan kuzuya “dölbaşı” denir ve bunu eve getiren çobana da sahibi tarafından bahşiş verilir.

    3- DOĞUM GELENEKLERİ :
    Kars ilinin en köklü geleneklerinden birisi de doğumla ilgili geleneklerdir. Bu gelenekler , Kars yörelerinde eski oğuzlardan bu güne kadar aynı sıcaklığı aynı sıcaklığı ile gelmiştir. Türklerin bireye ne kadar değer verdiklerini herkes takdir etmektedir. Her nüfus artışı onlarca bir ümit ve bir kuvvet kaynağıdır. (Kız bereket, oğlan devlettir) diyen Türkler birçok töreleri de bizlere bırakmışlardır. Düşmana karşı ilkin durduğu ve bir daha güçlü silah kullandığı için erkek çocuğunun oluşu daha çok sevindirmiştir. Dünyaya gelen erkek çocuk anne ve babanın ilk çocuğu ise damın üzerine çıkılıp bacayı sökmek isteyen kimseye aile reisi tarafından bahşiş verilir. Buna baca sökme denilir. Kurban kesip komşulara dağıtmak, sadakalar vermek de en çok rastlanan davranışlardandır.
    Doğum haftası tamamlanınca kurban kesilerek, komşular çağrılır. Yemekten sonra duası yapılır ve adı konulur. Ad koymada ailede ölen ünlü kişilerin, peygamberlerin, Devlet büyüklerinin adlarından birisi tercih edilir. Çocukları yaşamayan aileler temenni olarak yaşar, Dursun, Durdağı, Baki gibi isimler koyarlar. Bu çocukların oluşlarında hemen kulaklarına küpe takılarak kıza benzetilir. Dünya’ya gelen her çocuğun kulağına ebeler, ezan okuduktan sonra, erkeklere “Allah senin kılıcını keskin, düşmanlarını kör etsin” diye duada bulunurlar. Çocuğun göbeğini kesen çakı yıkanmadan kapatılır. Hasta annesinin başının altına konur.
    Anneyi alkarası basmasın diye ilk lokmayı ebe alır ve üç defa anneye uzatıp geri aldıktan sonra kendisi yer. Bu lokma ile alkarası annenin içerisine giderse iç organlarını götürür ve ölümüne sebep olur. Kendi evinin yemeklerine alkarası girer diye komşular anneye yemek yapıp getirirler. Buna yoklama denir. Çocuk için korkulacak bir konuda kırkbasanı’dır.Doğum gününden itibaren kırk gün sürer. Bu süredeki anneye kırklı karı, çocuğa da kırklı çocuk denir. Bir kırklı anne, baba ve diğer bir çocuğun kırkı kız çocuğunu basar. Erkek çocuğun kırkı kız çocuğunu basar. Buna kırk baskını denir.
    Kırk baskınının çocuktaki belirtileri, devamlı ağlama, zayıflık, bacakları birbirine sarılır gibi takılmasıdır. Böyle bir çocuk tartılır. İslam mezarlığı olmayan mezarlıkta (gör hane) yıkanır. Götürüp kırkı basan çocuğun üzerine üç defa basıp kaldırılır veya anne babasının üzerinden diğer taraftan alınır. Bu anne babanın elbiselerinden biraz koparılıp kırk baskını çocuğun altında yakılırsa sıhatinin düzeleceğine inanılır.

    4- KOTANLAMALAR :
    Aileden başlayarak toplumları sevk ve idare eden örf, adetler sosyal ilişkilerin her sahasında farklı şekillerde kendini gösterir. Folklor, örf ve adet bakımından farklılıkların coğrafi ayrımlarda kendini daha çok ve daha farklı gösterdikleri zahiren ve ilmen bilinen bir husustur. Bölgelerin topluma, toplumun da örf ve adete tesirleri bu farklılıkların doğuşuna vesile olmaktadır.
    Kars bol ve değişik adetlerin, zengin folklorun çeşitli kaynaklarına sahiptir. Halk Edebiyatında mani olarak bilinen dörtlüklerin bir başka söylenişine halk arasında “kotanlama” denir. Kotanlama çift sürerken söylenen maniler olarak adlandırılabilir. Çiftçilerimiz büyük bir tarlanın sürülmesini 4-10 boyun (çift) öküzün koşulduğu sabanla yapmaktadırlar. Bu usul traktörü olmayan çiftçiler tarafından halen uygulanmaktadır. Sabanı idare edene Mazgal, her boyun (çift) öküzü idare edene Hodak ismi verilir. Hodaklar yaptıkları işi zevkle yapmak ve geceleri uyumamak için dörtlükler (kotanlama) okurlar. Bu okumalar karşılıklı ve irticalen olur. Her dörtlükten sonra hep bir ağızdan “hooo” diye bağırılır.
    Kotanlamalar daha ziyade çiftlik hayatına ait konuları ihtiva etmektedirler. Örneğin; sabah tarladaki taşı söküp atınca altından yılan çıkarsa:

    Şu ağ (ak) taşı kaldırsam
    İnce yılan öldürsem
    Yılan inceden öter
    İncil dağda gül biter
    Hooooo...

    Bu sırada tarlanın yanından geçen yolcuya:
    Buradan bir atlı geçti
    Nalı parlattı geçti
    Ellere selam verip
    Bize el attı geçti
    Hooooo... diye takılırlar.

    Zıplayarak meleyen koyun kuzuya aynı neşe içerisinde mani koşup:

    Ay çevirmeler çevirmeler,
    İçinde ak koyun meler,
    Mele koyunum mele,
    Belki sevdiğin gele.
    Hooooo...

    Bu arda kotanlamalar bazen tarla yakınından geçen güzellere laf atmada da gayet ustaca kullanılır.
    Buradan bir maya geçti
    Sallandı çaya geçti,
    Ben sevdim eller aldı
    Emeğim zaya geçti
    Hooooo...

    5- KİRVALIK :
    Bu adet Doğu Oğuzlardan gelen bir adettir. Müslüman oğuzların ad koyma, toy, av ve şölen düğünlerinin yanında bir de sünnet düğünü vardır.
    Kirva – kirve – kivra sünnet olan çocuğu, sünnet merasimi sırasında kucağında tutan kişiye denir. Birde delleyh vardır ki sünnet yapan, sünnetçi anlamındadır.
    Sünnet düğünü olacağı zaman, sünnet yaptıran aile ya çok yakın bir akrabasını ya da dost olmak istediği birisini kirve olarak tayin eder. Sünnet olacak her çocuk için bir kirve olacağı gibi birkaç kirvede olabilir. Bir aile ile diğer bir aile arasında kan davası varsa (veya başka bir husumet) birbirleriyle yeniden dost olmak istiyorlarsa kirve olurlar. Kirveler arasındaki dostluğa çok büyük bir önem verilmektedir. Şöyle ki; hiçbir zaman kirve kirvenin kızını alamaz.
    Sünnet düğünü için başka yerden gelen misafirleri ağırlamakta kirvede ev sahibi kadar mesuldür. (bazı yerlerde bu görev yalnız kirveye aittir.)

    6- NEVRUZ BAYRAMI :
    “Akşamlar aşk olsun bayram gecesi, bu ayın nurudur Sultan-ı Nevruz.”
    Nevruz (Noruz) yeni gün anlamındadır. Dört mevsimin birincisi olan ilkbaharın başlangıcı, doğanın uyandığı gündür. Her şey yeni doğar, her şey yeni başlar ve her şey taptazedir.
    Bu bayram bütün bayramların sultanı olarak kabul edilir. Kurban bayramından, şeker bayramından daha parlak olarak kutlanır. Bu bayramda Türk gençliğinin çok eski anıları yaşamaktadır. Bugün “Ergenekon günüdür” derler. Buna sebep şudur: Eski Türkler komşuları Çinlilerle geçinemezlerdi. Yapılan bütün savaşlarda üstündüler. Yüzyıllarca durum aynen devam etti. Yağının bütün hilelerinden, şerrinden uzak kaldılar. Fakat bu uzun sürmedi. Kendilerine dostluk teklif eden yağının bir gün hücumu karşısında kaldılar. Bütün Türkler Çinlilerle yaptıkları bu savaşta imha edildiler. Yalnız bir delikanlı ve bir kız kaldı etrafı aşılamaz dağlarla çevrili bir yaylaya sığındılar ve oraya da ERGENEKON dediler. Çocukları doğdu, torunları oldu. Soyları dört yüz yılda dörtyüzbine vardı. Bir gün dağın çatlaklarından yaylaya bir bozkurt girdi. Türkler kurdun gireceği yerden çıkacağını düşündüler. Bürütecen adındaki demirci odun ve kömür taşıyarak dağı eritti. Türkler Ergenekon denilen bu yayladan gece ile gündüzün eşit olduğu ve tam ilkbaharın başlangıcı sayılan Nevruz günü çıktılar. Eski ülkelerini aldılar. Çinlileri bir intikam hırsı ile yendiler ve sonra da bütün dünyaya yayıldılar. Nevruz için söylenenler sayısızdır. Kars’ta kış ayları çok uzun sürer. Halk kış süresini üç bölüme ayırır:

    a) Büyük Çile : Kış girdiği günden, 21 Aralık’ tan itibaren, 40 gündür.
    b) Küçük Çile : Kırkbirinci günden itibaren 20 gün sürer.
    c) Nevruz : Küçük çilenin son günü toprağa cemre düşer, yere nefes gelir derler. Cemreler havaya ve suya düşer. Toprak hava ve su ısınmaya başlar nihayet nevruz gelir. Nevruz anıları sözlü halk edebiyat ürünleri arasında kendisini çok sık gösterir. Ahır Çerşenbe, yeddi levin, baca baca gibi günlerin özellikleri ayrı ayrıdır. Bu ayda ateşli bir bayram hazırlığı yapılır. Şöyle ki :
    Herkes azizine (sevdiklerine) gidecek armağanları temin eder. Nişanlı kızlar bey çorabı dokur, mendil işler; genç gelinler baba veya kardeşlerini karşılayacak hediyeler alırlar. Evler silinir, süpürülür ve bütün ev temizlenir. Her şey baştan aşağıya kadar yıkanır. Tandır yanan damlara su serpmek suretiyle undan nakışlar at resimleri, insan resimleri, çiçek ve ağaç resimleri çizilir. Herkes bayram harçlığını ayırır ve bunu o gün harcar. En az yedi çeşit yemiş alınır ve bunlar birbirine karıştırılır. Babalar kızlarına, kardeşler bacılarına (kız kardeş) akrabalar istekli yakınlarına en değerli hediyeleri alır ve hazırlarlar.
    Bayram ayının son Çarşamba günü çerşenbedir. Bundan sonra Çarşamba yoktur. Bu gece gelmeden önce Salı (tek günü) kabir üstüne gidilir. ( Kabir üstü, ölüleri anma günüdür) Çeşitli yemişler, pilav, helva gibi yiyecekler hazırlanarak mezarlığa götürülür ve orada bulunanlara ölü hayrına (bilhassa fakirlere) dağıtılır. Ölülere kuran okunur. Ölülere mezar taşları dikilir. Bu adetler 15. Ve 16. Yüzyılda Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türk oymaklarında da süre gelen adetlerdir.
    Salıyı çarşambaya bağlayan gece (ahır çerşembe) tontar denilen ateşler yakılır. Ateşin üzerinden atlanır. Yağlı paçavralardan toplar yapılarak ateş verilir ve havaya atılarak oynanır. Avlu duvarlarına (dış kısımlar) sokulan ufak sopalara sarılan paçavralara ateş verilir. Avlu duvar diplerine hayvanlarını bağlamak anlamına gelen ufacık kazıklar çakılır.
    Bu gece aile reisi önceden almış olduğu yedi çeşit meyveyi ortaya döker. Evden olup da uzakta bulunanların hisseleri ayrıldıktan sonra, kalan kısım ise evdekiler tarafından eşit olarak bölünür. Bu gece kapıyı dinleyenler olacağından çok tatlı konuşmalar yapılır. Kapı dinlemeye gelenler niyet tutarlar ve dinledikleri yerden duyduklarına göre istikballeri hakkında yorumda bulunurlar. Bu yorumların gerçek olduğuna inanılır. Genç kız ve erkekler dileklerinin yerine gelmesi için soğuk suda yıkanırlar.
    Bu gecenin en güzel eğlencelerinden biriside şudur: kız ve gelinler çaya giderek su alırlar ve evde suya iğne, yüzük atarak eğlenirler. Su herkesin görebileceği bir yere boşaltılır. Elenecek çiftler iğne kabul edilerek delik kısmına pamuk tıkanır iki iğne leğenin iki ayrı ucundan bırakılır. İğneler suyun yüzünde kavuşurlarsa dilek sahibi gençlerde kavuşacaklar, aksi olursa kavuşamayacaklar demektir.
    İkinci oyun ise, suya yüzük atma oyunudur. Oyuna katılanlar suya yüzüklerini atarlar. Birisi mani söyler ve elini suya daldırarak bir yüzük çıkarır. Yüzük kimin ise belli olur ve yüzük üzerine söylenen mani yorumlanır. Her maninin kendine has bir anlamı vardır.

    MANİLERE ÖRNEKLER :
    Yüzük attım çayıra Azizim günde men
    Soyha düştü bayıra Kölgede sen günde men
    Yığılın gohum gardaş Elde gurban bir olar
    İşimiz döndü hayıra Sene gurban günde men

    Azizim daş başı O güneyler
    Çok çak vurar daş başı O kölge o güneyler
    Çirkinnem bal yeme Yar yarını görende
    Gözelinen daş daşı Bayramın o gün eyler

    Yediğin yemiş olsun
    Dediğin demiş olsun
    Dayandığın gapının
    Yanoyu gümüş olsun

    Ertesi gün kalın bir ağaca salıncak asılır ve sallanılır. Buna bilhassa genç kızlar, erkekler ve gelinler binerek birbirlerini sallarlar. Bunun da özel deyişleri vardır.
    Küf atan küflen atan
    O kimse kessey atan
    Kesseyi atmasınlar
    Maraza çatmasınlar

    Murazın beş kardeşi
    Başına yığar daşı
    Od getir ocak kala
    Süd getir dibini yala
    Korhuram anam gele
    Saçım, pirçeğim yola

    Nevruzdan bir gün önce baca baca’dır. 20 Mart’a rastlayan bu günden soğan kabuğu ile yumurta boyanır ve pişirilir. Gündüz her çocuk babasının yanında kapı kapı dolaşır ve kırmızı yumurta toplar. Akşam tekrar ateşler yakılır, bellere şal bağlanır.
    Kurban, Şeker bayramları hicri aylara göre olduğundan sürekli olarak yer değiştirirler. Nevruz Bayramı ise ilkbaharın başlangıcında olduğu için hep aynı günde kalır. Nevruz Miladı takvime göre 21 Mart sabahı kırmızı bir güneş doğar Her yer, herkes neşe içerisindedir. Çocukların ağzında şu mani dolaşır.

    Bu noruz gecesidir
    Dövletler bacasıdır,
    Verenin oğlu olsun
    Vermeyenin kızı.

    Nevruz sabahı evde yemekler hazırlanır. Bu yemeklerden en önemlisi ve bulunması gerekeni pilavdır. O gün misafirler, ne zaman gelirlerse gelsinler, önlerine mutlaka yemek konur. Nevruz günü herkes kış boyunca beslediği atlarını çıkararak yarış ettirirler. Bunun için şu mani buna uyarlanmıştır.

    Ramazanın aşından pilavından
    Kurban’ın etinden
    Nevruz’un atından
    Sakının

    Bandan başka; Manda, Horoz ve koç dövüşü da yapılır. Ayrıca gençler ve çocuklar boyalı yumurtaları dövüştürürler. Yumurtası kırılan diğerine verir. Bugün küsülü olanlar (Konuşmayanlar) barışır; nahoş hareketler yapılmaz, küçükler; sıhhatli olanlar hastaları ziyaret ederler akrabalar arasında hediyeler alınıp verilir. Nişanlılar görüşürler. Bu bayramın ziyareti üç ay sürer. Bunun içindir ki Nevruz “Dut yetişene değin sürer” derler. Nevruzun ertesi günü herkes hayvanını sabahın karanlığında suya götürür ve taze su içirir. Suyun başında herkes kendi el-yüzünü yıkar. Artık eskinin bedbinliği , kötülükleri tamamen silinmiş ve yeni yılın saadeti yerini almıştır. Artık yepyeni bir hayat başlamıştır ve her şey yepyenidir.
    7- GODUGODU (DODU) :

    Bahar mevsiminin kurak gittiği zamanlarda yağmur duasına çıkmadan başka birde godugodu da gezdirilir. Kuraklığın derecesine göre çocuklar veya büyüklerden bir takım süpürgenin başına leçek bağlayarak bebek yapar ve sopanın ortasına dik duracak bir şekilde bağlanır. Bebeğe benzeyen süpürgeye godugodu ve dodu denilmektedir. Dodunun sopaya bağlanışı gelinin ata binmesine benzediği için küçük çocuklar buna dudu, yani gelini götürürken zurnanın da du, du, du ... sesinden uydurulmuş bir ismi olsa kere kir derler. Halk ağzında da dudu olarak değişmiş olduğu kanısı vardır. Godugodu gezecek takım erkeklerden meydana gelir. Bebek yapılmış süpürgenin bağlı olduğu sopanın iki ucundan birer kişi tutar ve diğerleri arkadan yürüyerek köyün her evinin önüne gidilir ve hep bir ağızdan şunlar söylenir :
    Godugoduyu sorduzmu?
    Goduya selam verdizmi?
    Godu kapıdan geçende
    Bir sulu yağmur gördüzmü?

    Orada bulunanlarda gördük gördük diye seslenirler.
    Godu geldi doduya
    Selam verdi orduya
    Yağ veren hatun olsun
    Un veren gotur (uyuz) olsun, amin.

    Evin hanımları, topluluğun ellerindeki kaplara yağ, yumurta ve peynir gibi şeyler koyarken sopanın uçlarından tutanların ve dodunun başından su döker ve diğer gezenlere de serper. Gezeme tamamlandıktan sonra toplanan maddeleri aralarında paylaşarak yağmurun yağmasını beklerler. Dodu sözü benzetmelerde de yer almıştır. Gezegen, üstü başı kirli ve perişan kadınlar için; dodu gibi geziyor, dodu kılıklı, dodu gibi toplayana, ıslanmış olanlar içinde doduya dönmüş, sanki dodu gezmiş denilir ve ıslanmış olduğu belirtilir.
    Bir kum tanesi olsam,

    Mîrâc’a çıkarken yapışsam mübârek ayaklarına…



    Hiç bırakmasam ve şâhid oluversem, kimsenin şâhid olamadığı sırlara…



    Ebûbekir olsam,

    “sadakte” diyebilsem, özümle, sözümle, yaşantımla…



    Bir bulut olsam, onunla hicret etsem; hüzün şehrinden nur diyarına…



    M.Bahar

  10. #10
    Özel Üye BİZİZ ABLA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    19.05.2008
    Bulunduğu Yer
    Dünya sürgününde
    Mesajlar
    6,336
    Blog Başlıkları
    17
    Teşekkür
    5,331
    Teşekkür almış: 6,664 / 3,217 Konu

    Standart

    Halk şairleri

    a) ÇILDIRLI AŞIK ŞENLİK :
    Kars’ın en sıkıntılı dönemlerinde Milli duyguyu ayakta tutmuş ve bu yolda ölmez eserler vermiş bir halk şairimizdir. Kendisi Çıldır’ın o zamanki adıyla Suhara bugün adı Yakınsu köyünde doğmuş, bugün sınırlarımızın dışında kalan Akbaba’ nın hozu köyünde ölmüştür. Mezarı doğduğu köy olan Yakınsu’dadır. Üç tane önemli halk hikayesi vardır. Bunlar : Salman Bey, Latif Şah ve Sevdekar’dır. Aşık Şenliğin şiirlerinde özellikle yurt ve kahramanlık temaları ağır basar. Oldukça meşhur olan 93 koçaklaması ve Ermeni komutanına verilen cevabı yanında sayısı 200’e yaklaşan kahramanlık şiiri vardır. Dili ağdalıdır.


    93 KOÇAKLAMASI

    Ehli İslam olan işitsin, bilsin
    Can sağ iken yurt vermeniz düşmana,
    İsterse uruset ne ki var gelsin,
    Can sağ iken yurt vermeniz düşmana

    Kurşanın kılıncı, giyinin donu,
    Kavga bulutları sardı her yanı,
    Doğdu koç yiğidin şan almak günü
    Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.

    Asker olan bölük bölük bölünür
    Sandınızmı ki Kars kalası alınır
    Boz atlar üstünde kılıç çalınır
    Can sağ iken yurt vermeniz düşmana

    Kavga günü namert sapa yer arar
    Er olan göğsünü düşmana gerer
    Cemi Ervah bizlen meydana girer
    Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.

    Hele Al-Osman’ın görmemiş zorun
    Din gayreti olan tedarik görün
    At tepin, baş kesin, kazağın kırın
    Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.

    Ben-Esferdir bilin Urusun aslı
    Orman yabanisi, balıkçı nesli
    Hınzır sürüsüne dalıp kurt misali
    Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.

    ŞENLİK, ne durursunuz atları binin,
    Sıyra, kılıç düşman üstüne dönün,
    Artacaktır şanı bu Al-Osman’ın
    Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.


    b) KAĞIZMAN’LI HIFZI :

    Kağızman’da 1893 yılında doğmuş ve yine Kağızman’da 1918 yılında ölmüştür. İçli bir halk şairi olan Kağızmanlı Hıfzı’nın en yaygın şiiri SEFİL BAYKUŞ’ tur. Bunun dışında tabiatla söyleşileri oldukça önemlidir. Sade bir dille söylediği meşhur Çiçekler şiirini Turnalara yazdığı şu dörtlükler tamamlar gibidir.
    Doldu feleklere feryad’ü figan
    Ne zalim çağrışır gelen durnalar
    Adam mı dayanır, can mı dayanır
    Geldi daş demiri delen durnalar.

    Yaralı yorgunlar geldi yetişti
    Oldu katar katar çaldı çağrıştı
    Eyvah getti bulutlara karıştı
    Sesi kulağımda kalan durnalar.

    Sefil durnam bizim dilden kanamaz
    Ağırdır gövdesi dala konamaz
    Şahandan havfeder yere inemez
    Eyler dil şehrini talan durnalar.

    Gözler bu meraktan dolukur ağlar
    Gözümün yaşından yarılır dağlar
    Döğer sinesini göğerir bağlar
    O çalıp çağıran çalan durnalar

    Mevlam bene bir çift kanat vereydi
    Yorgun HIFZI durnalara ereydi
    Hasret gözler belki yarı göreydi
    Dost köyünden geçer iken durnalar...

    c) MURAT ÇOBANOĞLU :

    1940 YILINDA Kars istasyon mahallesinde doğmuştur. Küçük yaştan beridir aşıklıkla iç içe yaşadı. Babası da Kars’ın ünlü aşıklarından Gülistan ÇOBANOĞLU ve aynı zamanda Murat ÇOBANOĞLU’ nun ustasıdır.
    İlk olarak 1967 yılında Konya Aşıklar Bayramında genç yaşında birinci olunca, tüm Türkiye’de ad aldı. Bu arada çeşitli etkinliklere katıldı. Yurt içi ve yurt dışı turneleri oldu. Hepsinde birbirinden güzel başarılar kazandı ve namı iyice yayıldı.
    1990 yılında Kültür Bakanlığı’nda Devlet Sanatçısı unvanını alarak şu anda sanatı sürdürmektedir. Evli ve 4 çocuk babasıdır. Kars’ta ozanlar kahvesinin sahibidir. Halen en başarılı aşıklarımız arasındadır.
    Murat ÇOBANOĞLU’ nun ilk iki eseri (bestesi) aşağıya çıkarılmıştır.
    Bir fendile geldi geçti
    Kiziroğlu Mustafa Bey
    Hışmı dağı deldi geçti
    Kiziroğlu Mustafa Bey
    Bir beyin oğlu zor beyin oğlu.

    Vay ben ona eş olaydım
    Anadan onbeş olaydım
    Keşke ondan kardeş olaydım
    Kiziroğlu Mustafa bey
    Bir beyin oğlu zor beyin oğlu

    Bir atı var ala paça
    Mecel vermez kırat kaça
    Az kaldı ortamdan biçe
    Kiziroğlu Mustafa bey
    Bir beyin oğlu zor beyin oğlu

    Hay edende haya teper
    Huy edende huya teper
    Köroğlu’ nu Suya teper
    Kiziroğlu Mustafa bey
    Bir beyin oğlu zor beyin oğlu


    SEVDİĞİM YAR

    Sevdiğim yar bana göndermiş name
    Rüzgar dokunmamış dal ister benden
    Bir lezzet olması demiş dadında
    Hiç arı görmemiş bal ister benden
    Nerden alayım nerden bulayım

    Ne bir ağacım var nede bir bağım
    Ne bir yuvam vardır nede otağım
    Ne bir sedirim vardır nede konağım
    Al kumaş içinden şal ister benden
    Nerden alayım nerden bulayım

    Kaşları karadır kipriyi oktur
    Feleye karşılık oyunum yoktur
    Bir kuzu bulamam koyunum yoktur
    Yinede bir sürü mal ister benden
    Nerden alayım nerden bulayım


    ÇOBANOĞLU derki iz bula bilmem
    Kışın çok ararım yaz bula bilmem
    İnsanlarda doğru söz bula bilmem
    Yalan söylemeyen dil ister benden
    Nerden alayım nerden bulayım


    d) MURAT YILDIZ (KARAHANLI MURAT)

    Akyaka ilçesinin karahan köyünde doğdu. 1999 da Kars’ da öldü.

    Bugün varam yarın yokam
    Çok çalıştım zahmetime ay hayıf
    Gençliğimde yahşı yaman bilmedim
    Haram kattım zahmetime ay hayıf.


    e) İLGAR ÇİFTÇİOĞLU :

    1964 yılında Kars’ın Arpaçay İlçesi Taşdere köyünde doğdu. Halen yöresel olarak aşıklığını sürdürmektedir.

    Göçmeyeydim bu şehire
    Kars’ım sana hasret kaldım
    Göz yaşım döndü nehire
    Kars’ımsana hasret kaldım

    Bahçesini bağmanını
    Karadağ’ın dumanını
    Göresidim insanını
    Kars’ım sana hasret kaldım.

    Ayrıca Arif TELLİOĞLU, Orhan KARADAĞOĞLU, Maksut FERYADI, Emrah NAROĞLU, Ali Rıza EZGİ, Mürsel SİNAN, Önder ERDAĞI ve Günay YILDIZ ilimizin önemli aşıklarındandır.
    Bir kum tanesi olsam,

    Mîrâc’a çıkarken yapışsam mübârek ayaklarına…



    Hiç bırakmasam ve şâhid oluversem, kimsenin şâhid olamadığı sırlara…



    Ebûbekir olsam,

    “sadakte” diyebilsem, özümle, sözümle, yaşantımla…



    Bir bulut olsam, onunla hicret etsem; hüzün şehrinden nur diyarına…



    M.Bahar

+ Konuyu Cevapla

Konu Bilgisi

Aktive Benutzer

Şu anda 2 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 2 misafir.)

     

Benzer Konular

  1. Karabük Gelenek ve Görenekleri
    Konuyu Açan: BİZİZ ABLA, Forum: Coğrafya.
    Cevap: 14
    Son Mesaj : 13.05.2010, 22:45
  2. Edirne Gelenek ve Görenekleri
    Konuyu Açan: BİZİZ ABLA, Forum: Coğrafya.
    Cevap: 5
    Son Mesaj : 03.02.2010, 19:58
  3. Diyarbakır Gelenek ve Görenekleri
    Konuyu Açan: BİZİZ ABLA, Forum: Coğrafya.
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 30.01.2010, 16:23
  4. Çorum Gelenek ve Görenekleri
    Konuyu Açan: BİZİZ ABLA, Forum: Coğrafya.
    Cevap: 21
    Son Mesaj : 17.01.2010, 01:27
  5. Çankırı Gelenek ve Görenekleri
    Konuyu Açan: BİZİZ ABLA, Forum: Coğrafya.
    Cevap: 11
    Son Mesaj : 17.01.2010, 00:29

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.