Peygamberlerin Gönderiliş Sebebi:


Hidayete ışık tutacak, üstünlüğü haber verecek, insanlık

asında parıayan yıldızları ve alem için hay ir yollarını aydınlatacak kimseler olması için; İnsanları ebedi mutluluğa götürmedeki dosdoğru yolu gösterecek, İnsanları şirkin ve pu tculuğun pencerelerinden kurtarıp izzet ve kemal dereceler ine yükseltecek nebiler, resuller, müjdeciler ve uyarıcıları İnsani ara göndermesi Şanı Yüce Allah'ın kullarına olan nimetinden... kullarına olan lüttunün güzelliklerinden... ve kullarına olan ihsanmdandır...

Allah'ın yarattıkları hususundaki sünneti; bir toplul uğu hayra ve iyiliğe çağıracak, onları şer'den ve kötülükten nehyedecek bir Peygamber göndermeden önce o topluluğa azab etmeme şeklindedir.[65]

İşte Allah'ın sünnetinin bu şekilde olmasının sebebi; ins anoğlundan hiçbiri için bir mazeret kabul edilmemesi için "Biz, Peygamber göndermedikçe (hiçbir kavme) azab edici değiliz. (İsra: 17/15) ve kıyamet gününde de insanların "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi." (Maide: 5/19) dememeleri için veya insanların iman etmemelerinden ötürü, Allah'ın bu sününetini bir vesile edinmemeleri için yahut ta azabı hakketmedi klerini ileri sürerek yüce Allah'a bir delil getirmelerini engellemek[66] içindir. .

"Eğer Biz, daha önce (Kur'ânı Kerîm veya Resülullah 'dan önce) onları helak etseydik, muhakkak ki onlar; "Ya Rabbi! Bize bir bir Peygamber gönderseydin de, şu aşağılığa ve rüsvaylığa düşmeden önce ayetlerine uysaydıkl diyeceklerdi"[67]



Peygamberlerin İnsanoğluna Gönderiliş Nedeni?



Peygamberlerin (Allah'ın salât ve selâmının en üstünü o nlarm üzerine olsun) gönderilmesinden maksat; Yüce Allah'ın emirlerini ve yasaklarını insanlara tebliğ etmeleri ile yine insanları, Şanı Yüce Allah'ın istediği dosdoğru yola götürmeleri ve istemediği yola götürmeme konusu nda Yüce Allah ile onun kullan arasında Elçiler olmaları; gidişatlarında, ahlaklarında ve tasarruflarında insanlara örnek olmaları içindir...

Elçinin insanları ile bir araya gelmesi ve yine onların elç iden, Allah'ın emirlerini ve yasaklarını almasının mümkün olması gerekmektedir... İşte Şanı Yüce Allah'ın, kendisinin emirlerini ve nehiylerini tebliğ edecek ve i nsanlan, ahiret ile dünya mutluluğuna çağıracak Peygamberleri insanoğlundan göndermesinin işte sebebi budur.

Eğer Peygamberler meleklerden olsaydı, insanların onla rdan Allah'ın emirlerini ve nehiylerini almaları veya onlarla bir araya gelmeleri güçleşirdi. Onların, Peygamberlere tabi olmama konusu, insanlar için bir delil olurdu. Bu da, onların şöyle demelerine sebep olurdu: "Onlar; Allah'ın bize gönderdiği, kimselerdir ve biz onlara tabi olmakla emrolunduk. Fakat onlar, bizim cinsimizden değildirler." Üstelik bir insan bile değiller. Onlar ancak meleklerdir. Bizim yaratılışımız, onl annkinden farklıdır. Bundan dolayı iki cins arasında uyuşma sağlanması mümkün değildir. Buna göre onlar, ahlak bakımından bizden daha üstün, amel bakımından bizden daha temiz ve makam bakımından bizden daha değerlidirler..." Çünkü melekler, tertemiz varlıklardır. Nitekim Şanı Yüce Allah, onlardan şöyle bahsetmektedir:

"Allah 'in, kendilerine olan buyruğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır."[68]

Melekler, Allah'a ibadet etme konusunda devamlı olup hiçbir şekilde ibadet etmekten geri kalmazlar. Yüce Allah k onuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Melekler, bıkıp usanmaksızın gece gündüz (Allah'ı) teşbih ederler."[69]

Ayrıca melekler,insanların yediği gibi yemezler,[70] içtiği gibi içmezler ve onların içerisinde günah işlemeye istek ve a rzulan yoktur. Çünkü onlar, çok değerli varlıklardır. Eğer insanlara gönderilen Elçi, melek olsaydı, insanlar ondan Allah'ın emirlerini ve nehiylerini almada ve onunla bir araya gelmede zorluk çekerlerdi.

Çünkü Elçi, insanlara, bu durumda insan şeklinde d eğil de, bir melek şeklinde gelmiş olacaktır. Buna göre m eleğin asli şeklini gören insanlar, korkuya kapılacak, yıldırım çarpmışa dönecekler ve ondan korkmuş olarak arkalarına doğru g eri dönüp kaçacaklardı. Çünkü bu duruma düşen insanlar, meleğin bu asli şeklini daha önceden bilmiyorlardı. Üstelik bu yüce varlığın bir benzerini de daha önceden görmemişlerdi.

Rivayet edildiğine göre; Resulullah (s.a.v) bir gün (Hıra mağarasına doğnı) yürürken birdenbire gökyüzünden bir ses işitmiş, başını kaldırmış ki; Hıra mağarasında kendisine gelen meleği (Cebrail'i), asli şekliyle gökyüzü ile yeryüzünü do 1durmuş ve bir kürsü üzerinde oturur bir halde görmüş. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v) korkmuş ve titremeye başlamış, peşi sıra evine dönüp: 'Beni örtün, Beni örtün...' demiş."[71]

Başka bir rivayette ise; Resulullah (s.a.v) başka bir sefer, Hz. Cebrail (a.s) 'ı; iki kanadı, doğu ile batı arasına doğru y ayümış ve ufku kaplamış bir şekilde görmüştü.

Eğer melek, onlara, insan şeklinde gelse, onlar bu d efada meleğin bu durumu hususunda şüpheye düşecekler ve bu d urum ise, onları, içerisinden çıkamayacakları bir duruma getir ecek ve "Bize vahyi getiren o varlık, melek midir? Yoksa insan mıdır?" diye kuşkuya kapılacaklardır.

Müşrikler, gönderilen elçinin insandan değil de meleklerden olmasını istediklerinde, Kur'ânı Kerîm, onların bu isteklerini ret etme mahiyetinde (bu manayı destekleyici seki 1de) şöyle buyurmaktadır:

"Müşrikler, (Muhammed'e, bizimde görebileceğimiz) 'Bir melek gönderilmeliydi' dediler Eğer Biz, (onların istedikleri şekilde) bir melek gönderseydik, elbette (onların helak olma) işi bitirilmiş olur, sonra da (tevbe etmeleri için) kendilerine göz bile açtırılmazdı. Eğer Elçiyi bir melek kılsaydık herhalde onu bir insan suretinde gönderirdik ve onları yine düşmekte oldukları kuşkuya düşürürdük. (Bu sefer, 'Bu İnsan mı! Melek mi?' diye münakaşaya düşerlerdi)."[72]

Bu ayeti kerimenin anlamı şu şekildedir: Eğer Biz, Elçiyi, inkarcıların önerdikleri gibi, melek küsak[73] bile, onların bir araya gelebilmeleri ve ondan Allah'ın emirl erini ve nehiylerini alabilmelerini mümkün kılabilmek için Biz o meleği, insan oğlundan bir adam şeklinde kılardık. O zamanda bu iş yani meleğin bir adam şeklinde gelmesi durumu onları şüpheli bir duruma sokar. Bunun üzerine onlar, "O melek midir? Yoksa insan mıdır?'1 diye melek konusunda şüphe etmeye başlarlar ve Elçinin meleklerden olmasına dair istedikleri ilk andaki gid işatlarına ve görüşlerine dönerler.

AUame Kurtubî, "elCamiuIi Ahkami'lKur'an" adlı tefsirinde, Yüce Allah'ın "Eğer Biz, Elçiyi, bir melek takaydık, herhalde onu bir insan suretinde gönderirdik." (Enam: 6/9) ayetini açıklama mahiyetinde şöyle der:

"insanlar, meleği asli suretinde görmeye güç yetir emezler, ancak çeşitli şekillere büründükten sonra onu g örebilirler. Çünkü her cins, kendi cinsinden olan varlığı sever ve kendi emsinin dışındaki varlıktan nefret duyar. Buna göre eğer Yüce Allah, elçiyi, insanlara bir melek olarak gönderseydi, insanlar onunla karşılaşmaktan nefret duyarlar ve onunla birlikte o 1maktan kaçınırlar ve meleğin, kendilerine Allah'ın emir ve yasaklarına dair söylediği sözlerden dolayı korkuya kapılıp birbirlerine girerlerdi veya onun sözlerinden vazgeçip ondan sakınırlar ve ona soru sormaktan da kendilerini akkorlardı. Buna göre Yüce Allah'ın, Elçiyi, melek olarak göndermesi insanlara bir fayda ve menfaat sağlamayacaktı. Eğer Yüce A1lah, onlara gönderdiği meleği, melek suretinden siy irip çıkarıp onların suretine benzer bir suretle gö nderse, bu defada onlar, onunla arkadaşlık kurarlar ve onun haline alışıp: "Sen! Melek değilsin, sen ancak bir insansın. Bundan dolayı biz sana iman etmeyiz" derler ve Hz. Muhammed (s.a.v) 'e dair: "O, bir insandır. Onunla melekler arasında bir fark yoktur" dedikleri zaman ki hallerine ve görüşlerine dönerler. Buna göre onlar, bu fikirleriyle insanların kafasını karıştırırlar ve insanları şü pheye düşürürler. İşte Şanı Yüce Allah daha iyi bilir ya, eğer onlara insan şeklinde bir melek indirseydi (onların da y aptıklan gibi) yine de ondan şüphe etmeye dair bir yol bulurlardı."[74]

Şanı Yüce Allah ayeti kerimede, Elçinin, meleklerden d eğil de insanlardan olmasının başka bir hikmetini de a nlatmıştır ki, o da şudur: "Gönderilen Elçinin kendilerine gönderilenin cinsinden olması gereğidir. "Buna göre yeryüzünde ikamet etmekte olanlar (insanlar değil de) melekler olsaydı, Yüce A1lah, onlara, melek olan bir Elçiyi" gönderirdi. Nitekim Yüce Allah bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Zaten onlara (Allah 'tan bir) hidayet (elçi) geldiğinde, insanların çoğunu ona inanmaktan alıkoyan sadece: 'Allah, Elçi olarak bir insanı mı göndermiştir?' demeleri olmuştur. (Ey Muhammed! onlara) Eğer yeryüzünde yerleşip dolaşmakta olan melekler olsaydı, Bizde onlara elçi olarak gökten bir melek indirirdik de."[75]



Peygamberler Arasında Üstünlük Caiz Midir?




Birisi, Kur'ânı Kerîm'de; "O'nun Peygamberlerinden hiçbirini, diğerlerinden ayırmayız (hepsine inanırız). " (Bakara: 2/285) buyrulduğu halde, Nebiler ile Resuller arasında nasıl üstünlük olur?" diye soru sorabilir.

Buna şöyle cevap verilir: Ayeti kerimedeki Peygamberlerin arasını ayırmaktan kasıt; insanoğlunun, Peygamberlerden bir kısmına iman etmesi ve diğer kısmını da inkar etmesi demektir. Nitekim Yahudiler ve Hıristiyanlar, Peygamberlerden bir kısmının risâletine iman etmişler ve diğer kısmının risaletini ise inkar etmişlerdir. Buna göre onlar, Peygamberlerin arasını böylece ayırmış olmaktadırlar.[60]

Şam Yüce Allah, bu manayı, Kur'ânı Kerîm'deki birçok ayctleriyle desteklemiştir. Bunlardan birisi de şudur:

"Allah'ı ve Peygamberlerini inkar edenler ve 'Allah ile Peygamberlerinin arasını ayırmak isteyen, (Bunlardan) bir kısmına inanırız, diğer kısmını da inkar ederiz' diyen ve böylece (küfür ile iman) arasında bir yol tutmayı isteyen kimseler (yok mu?), işte onlar, gerçek kafirlerin ta kendileridir.Biz, o kafirlere, hor ve hakir edici bir azab hazırladık.[61]

Peygamberlerin arasını ayırmaktan (bir kısmını diğe rlerine üstün tutmaktan) kasıt; Yüce Allah'ın açık Kur'an nassıyla, Peygamberlerin bir kısmını diğer bir kısmına üstün tutmasıyla ilgili değildir. Çünkü Şanı Yüce Allah, bu konuda şöyîe b uyurmaktadır:

"Biz, bu Peygamberlerin bir kısmını, diğer bir kısmından üstün kıldık. Allah onlardan bir kısmıyla konuşmuş, bir kısmım da çok üstün derecelere yükseltmiştir. Meryem oğlu İsâ 'ya, apaçık deliller verdik ve Onu Ruhu'I Kudüs (Cebrail)'le destekledik..."[62]

Yine Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır;

"And olsun ki, Biz, Peygamberlerden bir kısmını diğer bir kısmına üstün kıldık. Davud'a da, Zebur'u verdik."[63]

Buna göre Peygamberlerin bir kısmım diğer bir ki smma üstün kılma, ayeti kerimeden anlaşılmak! adır...

Nitekim îmam Müslim'in, "Sahîh" adlı hadis kitabında geçtiği üzere bu ifadeyi, Resuîullah (s.a.v) 'in şu sözü de desteklemektedir:

"Muhammed'in nefsini elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, eğer bu ümmetten olan bir Yahudi veya Hıristiyan, beni işitirde sonra benimle gönderilen (Kur'an)'a iman etmeden Ölürse, mutlaka cehennemliklerden olur."[64]






[60] Yahudilerle Hıristiyanların batıl yollarından birincisi; Peygamberlerin bir kBmına İnanıp, bir kısmına inanmama lan dır. İşle bundan dolayı Cenabı Hak, "Allah'ı ve Peygamberlerini İnkar edenler." (Nisa: 4/150) buyurmuştur. Çünkü Yahudiler. Hz. Mûsâ ile Tevrat'a inanır. Hz.İsâ ile İncil'i inkar ederler. Hıristiyanlar ise, Hz.İsâ ve İncil'e inanır, Hz. Mubammed ile Kur'anı inkar ederler. Böylece onlar "Allah ile Peygamberlerinin arasını ayırmak isterler" (Nisa: 4/50).Görüldüğü üzere onlar, Allah'a iman ile Peygamberlerine imanı birbirinden ayırmak isterler ve böylece (küfür ile iman) arasında bir yol lutmayı isterler. O yolda Peygamberlerin bir kısmına iman edip,'bir kısmını inkar etmektir.

Yahudiler ile Hıristiyanlar iki sebeplen dolayı gerçekten kafirler idiler:

1. Bir insanın Peygamber olduğunu gösteren delil, ancak mucizedir. Peygamberlik hususlarında bir delil olduğu zaman o delil nerede varsa, orada peygamberliğinde olduğuna kesin inanmak gerekir. Eğer biz, bazı yerlerde bir Peygamberlik iddiasında doğruluk olmaksızın mucizenin bulunabileceğini söylersek, Mucize ile bir peygamberin doğruluğuna delil getirmek güçleşir ve o zaman bütün Peygamberleri ınicar etmek gerekir. Binaenaleyh Peygamberlerden birinin peygamberliğini kabul etmeyen kimsenin, hepsini inkar etmiş olacağı sabit olmaktadır...

2. Peygamberlerden birini kabul, eğer Allah'a itaat ve hükmüne boyuiı eğmek için bütün Peygamberleri kabulü gerektirir. Fakat bu, riyaset elde etmek arzusu ile olursa o taktirde bütün Peygamberleri İnkar manasına gelir. (Fahreddin erRâzî, Tefsiri Kebîr. 8/391392. Ank. 1988). (ç)

[61] Nisa: 4/150 151 (Bununla ilgili ayetler için bakınız: Bakara: 2/136, 251; Âli İmrân: 3/84; Nisa: 4/152).

[62] Bakara: 2/253.

[63] İsrâ: 17/55.

[64] Müslim. îman 70 (240).

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 3738.
[65] Bu, Kur'an tarafından zihinlere farklı şekillerde işlenen diğer bir ilkedir. Burada Dahi adaletin uygulanmasında Elçinin önemi vurgulanmaktadır. Çünkü ceza veya mükafat, Elçinin getirdiği mesaja göre belirlenmektedir. Bu mesaj, ilgili kişilerin lehinde veya aleyhinde bir delil olarak kullanılacaktır. Aksi taktirde insanların cezalandırılması adil olmaz. Çünkü bu durumda insanlar, doğru yola uymalarını gerektiren bilginin kendilerine ulaşmadığı, bu nedenle de cezalandırılmamaları gerektiği özrünü öne sürebilirler. Fakat Elçinin daveti belirli bir topluluğa ulaştıktan ve onlar bu daveti ret ettikten sonra onlar için hiçbir özür imkanı kalmayacaktır. Bazıları kendilerine sunulan daveti kabul etmek yerine, bu gibi ayetleri okuyarak sapıtırlar ve şöyle saçma sorular öne sürerler:

"Hiçbir peygamberin tebliğini duymamış olanlar ne yapacaklar?" Bu tür insanlara verilecek en akıllıca cevap. Kıyamet gününde kendilerinin ne halde olacağı sorusudur. Çünkü onlara Elçinin tebliği ulaşmıştır. Diğer insanlara gelince, kimin daveti duyduğunu ve belirli bir kişinin ona karşı ne zaman, nasıl, ne dereceye kadar hangi tutumu takındığını en iyi Allah bilir. Kısacası, bir kimsenin cezalandırılması için gerekli şartlan hazırlayacak şekilde bir tebliğden haberdar olup olmadığını ancak Allah bilebilir. (Mevdudi. Tefhiımf 1Kur' an: 3/89, İstanbul, 1986). (ç)

[66] Bu yalanlayıcı kafirleri, Allah'ın kendilerine şu şerefli Resulü göndermeden önce ve üzerlerine bu Yüce Kur'an'ı indirmeden önce helak etmiş olsaydı, yüce Allah'a karşı, kendilerine bir resul göndermedi diye delil getirmeye ve itiraz etmeye kalkışırlardı. İşte Resul onlara gönderilmiş bulunuyor ve işte ayetler onların üzerine indirilmiş durumdadır. Yine de İman etmiyorlar ve O'na tabi olmuyorlar. Dolayısıyla onlar, kendileriyle uyarıldıkları her cezayı hak ettiler. (Said Havva, elEsası fi'tTefsir: 9/121, İstanbul, 1991). (ç)

[67] Tahâ: 20/134.

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 3940.

[68] Tahrîm: 66/6.

[69] Enbiyâ: 21/20

[70] Hûd: 11/6970

[71] Buharı, Babu'l Vahy 3. Bu hadis talik olarak rivayet edilmiştir. Ayrıca İbn Hacer elAskalani, FethiTlBari, 1/21. Resulullah (s.a.v), Hz. Cebrail (a.s) 'ı bir de, miraç gecesinde asli şeklinde görmüştür. (Ç)

[72] En'âm: 6/89

[73] a. İnsanlara, Peygamber olarak melek göndermek, apaçık ve ezici bir mucizedir. Meleğin o kafirlere (Peygamber olarak) indirilmesi halinde, Cenabı Hak'ında: "Eğer hakikaten Biz, onlara, melekleri indirseydik, ölüler kendileriyle konuşsaydı, her şeyi de onlara karşı kefiller olmak

üzere bir araya getirip toplasaydık Onlar, Allah dilemedikçe yine iman edecek değillerdi... "(En'âm: 6/ 111) ayetinde de buyurduğu gibi. Onlar çoğu kez iman etmezler. Onlar iman etmeyince de, köklerinin

kazınması suretinde tecelli eden bir azab ile helak edilmeleri vaciptir . Çünkü Allah'ın kanunu; apaçık ve ezici bir mucize zuhur ettiğinde,

eğer onlar (buna rağmen) iman etmezlerse, onlara köklerinin kazınması şeklindeki azabın gelmesi cereyan eder. İşte onlar, o azaba müstahak olmasınlar diye Allah onlara melek olan bir Peygamber göndermemiştir . ..

b. Onlar meleği görüp müşahede ettiklerinde, gördükleri şeyin dehşetinden onların canları çıkar, helak olurlar... Bunu şu şekilde açabiliriz: İnsanoğlu meleği gördüğünde, onu ya asli suretinde veyahut ta insan suretinde görecektir...Eğer asli suretinde görürse, insanoğlu sağlam kalamaz. Resulullah {s.a.v), Hz.Cebrail (a.s) :i asli suretinde görünce, kendinden geçmiş ve baygınlık geçirmiştir. Eğer insan suretinde görürse, bu durumda görülen şey, insan suretinde bir şahıs olmuş olur. Bu ise, aslında o ister melek olsun ve isterse insan olsundurumu değiştirmez. Bütün Peygamberler, melekleri, mesela; Hz. İbrâhîm (a.s) 'm ve Hz. Lût (a.s) 'm misafirleriyle ve Hz.Dâvud (a.s) 'a duvardan mescide tırmanan melekler (Sad: 38/ 21) ve Hz.Meryem'e kusursuz bir insan şeklinde görünen Cebrail gibi, daima bir insan suretinde görmüşlerdir.. .

c. Peygamber olarak melek göndermek, inanmaya mecbur eden ve irade ve iradeyi ortadan kaldıran apaçık ve ezici bir mucizedir. Bu ise, teklifin sıhhatini zedeler.

d. Peygamber olarak melek göndermek, her ne kadar zikredilen şüpheyi ortadan kaldırsa bile, ancak ne var ki bir başka yönden de şüpheleri kuvvetlendirir. Bu böyledir, zira o meleğin elinde zuhur edecek olan her mucize hakkında onlar; "Bu, senin kendi isteğin ve gücünle) yaptığın bir iştir. Eğer, senin eîinde olan kudret, kuvvet ve İlim bizim elimizde olsaydı senin yaptığının aynısını bizde yapardık..." derlerdi. Böylece biz, Peygamber olarak melek göndermenin, her ne kadar daha Önce zikredilmiş gerekçeler bakımından şüpheleri giderici olsa bile, bunun bu bakımlardan da var oian şüpheleri güçlendirici olduğunu anlamış olduk. (Bazı değiştirmeler ve eklemelerie B.k.z: Fahreddîn erRâzî, Tefsiri Kebîr. 9/336, Ankara 1988). (ç)

[74] İmam Kurtubî, elCâmiu li Ahkâmi'İKur'ân, 2/394.

[75] İsrâ: 17/9495.

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 4145