+ Konuyu Cevapla
Toplam 11 sonuçtan 1 ile 11 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: 2--Kainat Kitabında Esma Hüsna Tecellileri Tefekkü

  1. #1
    Edip leyla_mecnun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    06.04.2008
    Bulunduğu Yer
    Yarabbim, senin katında değeri olmayanları kalbimde yüceltmeme fırsat verme
    Mesajlar
    21,568
    Blog Başlıkları
    182
    Teşekkür
    7,746
    Teşekkür almış: 9,166 / 5,435 Konu

    Standart 2--Kainat Kitabında Esma Hüsna Tecellileri Tefekkü

    2-Kainat Kitabında Esma Hüsna Tecellileri Tefekkür Ediyoruz..







    YA FETTAH C.C


    Her türlü müşkilleri açan ve kolaylaştıran... Fettâh kelimesi, feth'den gelmektedir. Feth ise, "kapalı olan şey'i açmak" mânasınadır. Kapalı bir şey'i açmak: a. Maddî olur; bir kapıyı, bir kilidi açmak gibi. b. Mânevî olur; kalbden tasaları, kederleri atıp gönlü açmak gibi. Bitkilerin çiçek açması, tohum ve çekirdeklerin sünbül vermesi, rızık ve rahmet kapılarının açılması hep Fettâh ism-i şerifinin tecellîsindendir.



    Fettâh‘açmak’ ise bu kapalı olan her şey için bir umuttur..

    görmeyen göze
    konuşamayan dile
    gülmeyen yüze
    öyleki; bazen senin kapattığını açmak içindir..
    bazen de karşındakinin senin kapattığını açması içindir..
    kapanan bir kapının ardında açılmasını bekleyen küçük bir nidadır‘Fettâh’
    umut üzere bir niyaz!..
    bittim diyen isen bir çağrıdır ‘Fettâh’
    sustum diyor isen dildedir ‘Fettâh’
    son ânını yaşayan yüreği dirilten en özel kelâmdır
    ki kelamdan öte varlığı kuşatan bir vârdır
    ..
    ‘Fettâh’ bittim diyen yüreğe umut ışığı..
    sessizliği sessizce yaran bir umut ışığı..

    -Şems Hazretleri -



    Birinci Hakikat: "Fettâhiyet" hakikatıdır.

    Yani Fettâh isminin tecellîsiyle, basit bir maddeden ayrı ayrı, çeşit çeşit, hadsiz muntazam suretlerin, beraber, her tarafta, bir anda, bir fiil ile açılmasıdır.

    Evet, nasıl ki umum kâinatın bağistanında ayrı ayrı hadsiz mevcudatı, çiçekler misilli, Fettâh ismiyle her birisine münasip bir tarz-ı muntazam ve bir şahsiyet-i mümtâze kudret-i fâtıra açmış, vermiş.
    Aynen öyle de, fakat daha mu'cizâtlı olarak, zemin bahçesinde dört yüz bin enva-ı zîhayata dahi, her birisine gayet san'atlı ve hikmetli bir suret-i mevzune ve müzeyyene ve mümtâze vermiş.

    1-,
    2-

    âyetlerin ifadesiyle, tevhidin en kuvvetli delili ve kudretin en hayretli mucizesi, suretleri açmasıdır.

    Bu hikmete binaen, feth-i suver hakikati tekrarla birkaç suretlerde Risaletü'n-Nur'da ve bilhassa bu risalenin İkinci Makamının Birinci Babında, Altıncı ve Yedinci Mertebelerinde ispat ve beyan edilmesinden, onlara havale edip, burada bu kadar deriz ki:


    Fenn-i nebatat ve fenn-i hayvanatın şehadetiyle ve tetkikat-ı amîkasıyla, bu feth-i suverde öyle bir ihata ve şümul ve san'at var ki, birtek Vâhid-i Ehadden ve herşeyde herşeyi görebilecek ve yapabilecek bir Kadîr-i Mutlaktan başka hiçbir şey bu cemiyetli ve ihatalı fiile sahip olamaz.

    Çünkü, bu feth-i suver fiili ise, her yerde ve her anda bulunan, nihayetsiz bir kudretin içinde nihayet derecede bir hikmet, bir dikkat, bir ihata ister.

    Ve böyle bir kudret ise, ancak bütün kâinatı idare eden birtek Zâtta bulunabilir.

    Evet, meselâ mezkûr âyetlerin ferman ettikleri gibi üç karanlık içinde bütün validelerin erhamında insanların suretlerini ayrı ayrı, mizanlı, imtiyazlı, ziynetli ve intizamlı olarak, hem şaşırmadan, yanlış etmeden, karıştırmadan, basit bir maddeden açmak ve yaratmak olan fettâhiyet; ve umum rû-yi zeminde aynı kudret, aynı hikmet, aynı san'atla umum insanları ve hayvanları ve nebatları ihata eden bu feth-i suver hakikatı, vahdâniyetin en kuvvetli bir bürhanıdır.

    1- Annelerinizin karnında sizi üç karanlık içinde, bir yaratılıştan diğerine çevirerek yaratıyor. İşte Rabbiniz olan Allah Odur; bütün mülk Ona âittir. Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O halde yüzünüz nasıl haktan çevrilir?
    2- Ne yerde ve ne de gökte hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz. Annelerinizin rahimlerinde size dilediği gibi bir suret veren Odur. Ondan başka ilâh yoktur. Onun kudreti herşeye galiptir ve hikmeti herşeyi kuşatır." (Al-i İmrân Sûresi: 3:5,6.)




    Şefkat yüklü bir dokunuştu ruhumu uyandıran. ” İKRA ” dedi, ” ELİF ” dedim.

  2. #2
    Edip leyla_mecnun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    06.04.2008
    Bulunduğu Yer
    Yarabbim, senin katında değeri olmayanları kalbimde yüceltmeme fırsat verme
    Mesajlar
    21,568
    Blog Başlıkları
    182
    Teşekkür
    7,746
    Teşekkür almış: 9,166 / 5,435 Konu

    Standart

    Yâ Fettâh



    Allah’ın ismi şeriflerinden birisi de ‘El-Fettâh’ olup, anlamı; kapalı olan her şeyi inayetiyle açan, her zorluğu hidayetiyle gideren İlâhi Zât demektir.

    Zamanların Fâtihisin
    Lutfile nusret edensin
    Mü’mini cihanda muhsin
    Seçen sensin “Yâ Fettâh”
    (Musa Tektaş)

    Yâ Fettâh,
    Ey büyük Allah’ım,
    Sabahın ılık rüzgarı, hanemize koşarken, uzaklara hicret eden ak mintanlı gün, tepelerin üzerinden aşarken, vadilerin üzerinden devrile devrile akan berrak sular ırmağından taşarken ben ellerimi açtım, sana geldim. Kapına geldim. Üzerime kapanmış sandığım ihsan kapına geldim. Hüznün sarkacında asılı duran kederli yüreğimi sana getirdim. Yüreğim senin inayetinle durulmak ister. Sen merhametinin sığınağına geldim, uyumaya, durulmaya ve yeniden doğrulmaya... Ağır ağır yükleri taşıtmayan, belalı sulara girdiğimde boğulmama geçit vermeyen sensin. Kalbimi onaran sen.Tüm hüzünlerimi bıraktım zehrin avuçlarına, geldim. Kalbim, anahtarı sen de olan huzur kapısından içeri girmek diler. Bütün pişmanlığım, bütün kederim ve sana olan aşkımla geldiğim kapını, engin lütfunla aç Rabbim. Aç ki senin ikliminin sırrına ereyim, senin ateşinle yanayım.
    Şükürler sana Rabbim, şükürler olsun...
    Nurunla, rahmetinle muhabbetler saçansın...
    Kilitli kapıları ihsanınla açansın.


    Bize bütün kapıları
    Açan sensin “Yâ Fettâh”
    Zaferlerin ayetlerde
    Geçen sensin “Yâ Fettâh”

    Ey sevgililer sevgilisi,
    Ey gönüller Fatihi,
    Yâ Fettâh,
    Beni mahzun koyan, beni kesretin zincirlerine vuran, beni zehriyle uyutan kıskanç zamanın ellerinden düşüp sana iltica etmişim... Mülteciyim kapında Ey Sevgili... Dilenciyim, gönül gözü topal. Aşkına dilenciyim, mahzun koyma Yâ Fettâh... Beni kapıların arkasında bırakma. Hayırlı kapıların açılsın yüzüme, taze günlerin avucunda bir sarmaşık olayım her dem sana açılan, her dem seni zikreden. Bir kapıyı kapatıp bin kapıyı açan Allah’ım. Bir şerri, musibeti, bin hayra bağlayan, ummadıklarımı, düşünemediklerimi, bilemediklerimi esrarınla kalbime düşüren Rabbim. Mültecinim kapında, uzak seferlerden gelmişim, kabul buyur, aç nurlu ikliminin kapılarını sonuna kadar. Aç ki bir gül gibi katmerleşip açayım her seherde Hu Hu, diyerek.
    Şükürler sana Rabbim, şükürler olsun.
    Nurunla, rahmetinle muhabbetler saçansın...
    Kilitli kapıları ihsanınla açansın.


    Sultanım,
    En sevgili,
    Ey Sevgili,
    Şimdi vakitlerden tan vaktidir. Camilerde sabah ezan-ı şerif okunuyor. Ezanın kutlu sesi açıyor yüreğimin perdesini. Esrarlı bir saba açıyor gönlümün kapısını, sızıyor ta derinlere. Ürperiyor ve sana uyanıyorum. Bir el dokunmuş yüreğime saba tadında. Gözlerim buğulanıp yağıyor nisan’a inat. Hiçliklere inat. Menekşeler, ıtırlar boy veriyor yüreğimin bahari toprağında. Kimselerin ayak basmadığı gönlümün sessiz kırlarında, bin kır çiçeği açıyor her dem seni anan... Kokular getiriyor, saba rüzgarı çok uzaklardan el değmemiş... Kelebek kanatlı bir düş görüyorum ve düşüyorum peşine. Beni sana getiriyor. Düşlerimi hayra yor Rabbim. Asrın cehenneminden iltica ediyorum rahmetinin saadet kapısına. Çalıyorum, çalıyorum, bir daha çalıyorum... Mültecinim diyorum kapınızda ey Sevgili... Ve bana açılıyor ümidimin kapıları... Giriyorum ardıma hiç bakmadan.
    Şükürler sana Rabbim, şükürler olsun...
    Nurunla, rahmetinle muhabbetler saçansın...
    Kilitli kapıları ihsanınla açansın.

    Tutunduk Hakk dallarına
    Düştük cihad yollarına
    Nimetini kullarına
    Saçan sensin “Yâ Fettâh”

    Ey Ulu Allah’ım,
    Sultanım,
    Yâ Fettâh,
    Yâ Rezzak,
    Nurun, şefkatin ve merhametinle içi kararmış, ruhu daralmış müminin kalbini aç. Yeniden fethet... Yeniden fethet insanlığı Rabbim. Unutulmuş ve unuttuğumuz ne varsa, hepsini yeni baştan düşür yüreğimize. Cihat aşkı, taşısın bizi asrı saadet ülkesine. Dilde, elde, fikirde, zikirde bir fetih süruru yakalasın bizi. Zamanın kifayetsizliği yetmezmiş gibi, çağa yenik düşmüş kalplere, cihetsiz kalmış aşklara, şehnaz faslına dönüşmüş hayatlara ummanından bir katre düşür. Vaktin elinde umarsız, aşksız, imarsız kalmış gönüllere, hislere inşirah ver. Mevsimlerin üzerine düşmüş hastalıklı güz şarkılarını yarıda kes Allahım. Baharlar gelsin, yeşilden bir zümrüt insin dallarımıza. Kara kışın karsız geçen kasvetinde kaçırdık ruhlarımızın gül mevsimini. Açsın gönlümüzde yine peygamber kokuşlu İstanbul gülleri. Şirazesi kaçmış gül mevsimlerine, kara gözlü menekşelere, yasemin kokulu günlere inşirah ver Allahım...
    Şükürler sana Rabbim, şükürler olsun...
    Nurunla, rahmetinle muhabbetler saçansın...
    Kilitli kapıları ihsanınla açansın.

    Fethi mübin inancıyla
    Coşturup iman gücüyle
    Küfrü fethin kılıcıyla
    Biçen sensin “Yâ Fettâh”

    Yâ Fettâh,
    Yâ Rezzak,
    Ey Hünkâr-ı ezel,
    Feth-i Mübin duygusunu kattığın yürek şehirleri şimdi zulmün elinde biçâre. Hicret ve niyetimiz senin için, senin ikliminin ellerine varmak için. Dünya ki bir zindan-ı bela, çah-ı gam u mihnettir. Bizi geçir bu dünya dehlizlerinden Rabbim. Bize, hayırlı kapılar aç, girelim asr-ı saadet bahçesine. Bir ashap şenliği başlasın gönlümüzde. Bize hayırlı günler nasip et Rabbim, erelim nice haftalara, aylara, senelere. Bize hayırlı rızklar bahşet yüce ihsanınla, derelim başakları rahmet dolu tarlalarımızı. İhsanını bizden esirgeme Allahım. Senin İhsan denizinde bir mâhi gibiyiz. Bize varlığımızı hatırlat Rabbim. Bizi bize unutturma. Aklımızı, ruhumuzu, fikrimizi aç Allahım.
    Şükürler sana rabbim, şükürler olsun...
    Nurunla, rahmetinle muhabbetler saçansın...
    Kilitli kapıları ihsanınla açansın





    Şefkat yüklü bir dokunuştu ruhumu uyandıran. ” İKRA ” dedi, ” ELİF ” dedim.

  3. #3
    Edip leyla_mecnun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    06.04.2008
    Bulunduğu Yer
    Yarabbim, senin katında değeri olmayanları kalbimde yüceltmeme fırsat verme
    Mesajlar
    21,568
    Blog Başlıkları
    182
    Teşekkür
    7,746
    Teşekkür almış: 9,166 / 5,435 Konu

    Standart



    Kur’ân-ı Kerîm’de daha çok manevî anlamdaki açmak anlamı öncelikli olarak kullanılmıştır
    1–Fakirlik ve sıkıntıyı gidermek anlamında :
    “O ülkelerin halkı inanıp korunsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bolluklar açardık (le-fetehnâ), fakat yalanladırlar, biz de onları kazandıklarıyla yakaladık.” (A’raf 7/96)
    “Kendilerine yapılan uyarıları unutunca üzerlerine her şeyin kapılarını açıverdik (fetehnâ), kendilerine verilenle sevince daldıkları sırada da ansızın onları yakaladık birdenbire bütün umutlarını yitirdiler.” (En’** 6/44)
    2–Normalde bilinmeyen bir şeyi özel surette bildirmek :
    “İnananlara rastladıklarında inandık derler, birbirleriyle yalnız kaldıkları zaman Allah’ın (c.c) size açtığını (feteha) onlara söylüyorsunuz ki onu Rabbınız katında sizin aleyhinize delil olarak mı kullansınlar? Aklınızı kullanmıyor musunuz? derler.” Bakara 2/76
    3–Zafer vermek :
    “Biz sana apaçık bir fetih verdik.” (Fetih 48/1)
    4–İhtilaflı bir konuda kesin ve âdil bir hüküm vermek :
    “De ki Rabbımız hepimizi bir araya toplayacak sonra aramızda hak ile hükmedecektir (yeftehu) en âdil hüküm veren O’dur.” (Sebe 34/26)
    “Şüphesiz Rabbın kıyamet günü ayrılığa düştükleri konularda onların aralarında hükmedecektir.” (Secde 32/25)
    “Doğru iseniz bu fetih ne zaman? diyorlar” (Secde 32/28)
    “Benimle onların arasını aç (aramızda hükmet) (fefteh), beni ve benimle beraber bulunan müminleri kurtar.” (Şuarâ 26/118)


    “Rahmet ve rızık kapılarını açan.”
    “Zorlukları kolaylaştıran.”

    “Hidayetiyle kalplere iman ve marifet kapılarını açan.”

    “Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, biz de onları kazandıkları nedeniyle yakalayıverdik.”( A’râf Sûresi, 7/96)


    Bir milyondan fazla hayvan türü ve ondan daha fazla bitki türü olduğunu biliyoruz. Bu türlere giren fertlerin sayısını bilmek ise ancak Allah’a mahsus.

    Sonsuz denecek kadar çok olan bu fertlerin bütün planları, nutfelerde, yumurtalarda yahut çekirdeklerde ilâhî ilim ve hikmetle yazılmış.

    İşte bu noktaların kitap haline gelmesi, bu planlardan yapılar kurulması Fettâh isminin tecellisiyle başlar.

    Canlılar âlemine bu nazarla bakabilsek ve onları, dünkü planların canlanmış ve büyümüş halleri olarak değerlendirebilsek, Fettâh isminin sonsuz tecellilerini bir derece görür ve hayran oluruz.


    Fettâh isminin bir başka sahası da manevîdir.

    Kalplerden gaflet perdesinin kaldırılması ve o kalplerin iman ve hidayete açılması Fettâh isminin en muhteşem, en bereketli ve en kıymetli tecellisidir.

    Gözü açılan bir insanın bir anda semalara çıkması, dağlarda dolaşması, denizleri kucaklaması gibi, kalbinden gaflet perdesi kalkan bir insan da ilâhî isimlere ve bu isimlerin kaynağı olan ilâhî sıfatlara muhatap olur.

    İmam Gazâlî Hazretleri de fethin hem maddî hem de manevî yönü bulunduğuna işaret ederek, maddî fetih için, “Biz, (Hudeybiye anlaşmasıyla) sana gerçekten bir fetih (yolunu) açtık.” (Fetih Sûresi, 48/1) âyet-i kerîmesini; manevî fetih için ise, “Allah’ın insanlara açacağı rahmeti durduracak yoktur.” (Fâtır Sûresi, 35/2) âyet-i kerîmesini misal gösterir.

    Manevî fethin çok önemli bir yönü de Nur Külliyatında şöyle nazara verilir:

    “Kâinatın miftahı, anahtarı insanın elindedir. Âlemin kapıları açık ise de manen kapalıdır.

    Cenâb-ı Hak bütün o kapıları ve kenz-i mahfîyi açan ‘ene’ namında bir miftahı insanın eline vermiştir.” (Mesnevî-i Nuriye)

    Buna göre, insan ruhu Fettâh isminin en büyük tecellisine mazhardır.
    O ruha konulan ene, yani benlik, bir anahtar vazifesi görüyor.
    Allah, bu anahtarı kullanmasını bilen kullarına nice fennî keşiflerin yolunu açtığı gibi, esmâ-i ilâhiyenin hazinelerini de açıyor. (‘Kenz-i mahfi’nin çoğulu ‘künuz-u mahfiyye’dir ve ‘esmâ-i ilâhiye’ mânâsında kullanılır.)

    İnsan kendi ruhuna takılan ilim, irade, kudret gibi sıfatların her birini bir anahtar yaparak, kıyas yoluyla, ilâhî isimlere ve sıfatlara ulaşır
    . Nur Külliyatı'ndan ‘Otuzuncu Söz’de tafsilatıyla işlenen bu konudan, sadece bir bölüm nakledeceğim:

    “Daire-i mülkünde mevhum rububiyetiyle, daire-i mümkinatta Hâlıkının rububiyetini anlar ve zahir mâlikiyetiyle, Hâlıkının hakikî mâlikiyetini fehmeder ve “Bu haneye mâlik olduğum gibi, Hâlık da şu kâinatın mâlikidir.” der ve cüz’î ilmiyle O’nun ilmini fehmeder ve kesbî sanatçığıyla o Sâni’-i Zülcelâl’in ibda-i sanatını anlar. Meselâ: ‘Ben şu evi nasıl yaptım ve tanzim ettim. Öyle de şu dünya hanesini birisi yapmış ve tanzim etmiş’ der.” (Sözler)


    Alaaddin Başar (Prof.Dr.)




    Şefkat yüklü bir dokunuştu ruhumu uyandıran. ” İKRA ” dedi, ” ELİF ” dedim.

  4. #4
    Edip leyla_mecnun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    06.04.2008
    Bulunduğu Yer
    Yarabbim, senin katında değeri olmayanları kalbimde yüceltmeme fırsat verme
    Mesajlar
    21,568
    Blog Başlıkları
    182
    Teşekkür
    7,746
    Teşekkür almış: 9,166 / 5,435 Konu

    Standart



    Ünlü İslâm âlimi İmâm-ı Gazâlî’nin irfanî yorumundan da anlaşıldığı gibi Allah’ın en güzel isimlerinden olan el-Fettâh ism-i şerîfi madde ve mana ile kuşatılmış varlık alanında tecelli ederek nice kilitli kapıların açılmasına yardımcı olur.

    Burada önemli olan insanın bu fethe mazhar olabilmesi adına Allah’a giden yolda sabır¸ sebat¸ tevekkül¸ ödevleri yerine getirmede süreklilik göstermesidir.

    “Keşfû-Kulûb”lar¸
    “Mefâtîhu’l-Gayb”lar¸
    “Fütühât-ı Mekkiyye’ler”¸
    “Fevâtihu’l-Cemâl”ler¸
    “Futûhu’l-Gayb”lar¸
    “el-Fütûhâtü’r-Râbbâni”ler
    “Fethu’l-Bab”lar¸
    “Fethu’l-Bâri”ler¸
    “el-Fethu’l-İlâhi”ler
    gibi eserler yazan irfan dünyamızın yıldızları¸ hep Allah’ın el-Fettâh isminin gönül¸ kelam ve kalemlerinde tecelli etmesi sayesinde muhteşem ürünlerini vermiştir.

    Gönüller fatihi olmadan beldeler fatihi olmak güçtür.

    Bunun yolu¸ satırlardan sadırlara yönelen seyr-i illallah’tan geçmektedir.

    Bu bağlamda meseleye baktığımız zaman varlık düzeninde yaratıkların en şereflisi olan insanın hayatında “fetih” olgusu değişik şekillerde kendisini gösterebilir.

    Mesel⸠hissî olanı açmak bir fetihtir.

    Bu fetih gözle görülüp¸ elle tutulacak¸ hatta kendisine dokunulacak düzeyde madde planında kendisini açığa vurur.

    Yüce Allah¸ kullarının ummadıkları yerden ilâhî lütfuyla hayır kapılarını açar.

    Nitekim şu âyetlerde ‘fetih’ hissî olanı açmak anlamında kullanılmıştır:

    “Yüklerini açınca (fetehû) karşılık olarak götürdükleri mallarının kendilerine iade edilmiş olduğunu gördüler..”Yusuf 12/65.


    “Onlara gökten bir kapı açsak da (fetehnâ) oradan çıkmağa koyulsalar..”el-Hıcr 15/14.

    Bu ayetlerde de temas edildiği gibi insan hayatında maddî planda arzu edilen hedeflere ulaşmak da bir fetihtir.

    İnsan bu fethe¸ ulaşacağı hedeflerin öncüllerini gerçekleştirmesi sayesinde varabilir.

    tarihe baktığımız Ya Fettah c.c hayatına gecirenler.
    Allah’ın el-Fettâh ismi sadece dillerde¸ gönüllerde kalmamalı¸ davranış tarzı olarak hayata da yansıtılmalıdır.





    İşte bu bağlamda tarihe baktığımız zaman Kudüs Fatih’i Salahaddîn Eyyûbî¸ İstanbul Fatihi Sultan Mehmet Han gibi komutanlar bu ismi sadece dilleriyle telaffuz etmekle kalmamışlar¸ bizzat Allah’ın el-Fettâh ismini hayatlarında tecelli ettirmek suretiyle madde ve mana planında “Fatih”lik düzeyine çıkmışlardır.


    Nasıl ki peygamberler¸ insanların hayatında “üsve-i hasene/güzel model” olarak takdim edilmişse¸ aynı şekilde “fethi” gerçekleştirmek suretiyle “fatih”liğin nasıllığını ortaya koymada da model oluşturmuşlardır.

    Bundan dolayı bazen ülkeleri düşmanlarının ellerinden çıkarıp peygamberlerine açan ve

    “Biz sana apaçık zafer/fetih verdik”el-Fetih 48/1.

    buyuran;
    bazen görüldükleri zaman Allah akla gelen sâlih kullarının kalbinden perdeyi kaldırıp göklerin esrarına ve kibriyasının cemâline giden kapılar açıp:

    “Allah’ın insanlara açacağı rahmeti durduracak yoktur; O’nun durdurduğunu da ardından salıverecek yoktur”Fâtır 35/2.

    diye ferman buyuran¸ ayrıca duyu ötesi âlemin ve rızk kapılarının anahtarını elinde bulunduran Yüce Allah¸ elbette el-Fettâh olmaya daha layıktır.
    O halde insan¸ bütün müşkülleri çözme konusunda gayret göstermeli ve Allah’ın el-Fettâh isminden kendi hissesine düşeni alma yolunda manevî fetihlere hazır olmalıdır.
    Ebû Mansûr Muhammed el Gazâlî¸ Kitâbu’l-Esn⸠Mısır¸ ts.¸ s. 58.





    Şefkat yüklü bir dokunuştu ruhumu uyandıran. ” İKRA ” dedi, ” ELİF ” dedim.

  5. #5
    Edip leyla_mecnun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    06.04.2008
    Bulunduğu Yer
    Yarabbim, senin katında değeri olmayanları kalbimde yüceltmeme fırsat verme
    Mesajlar
    21,568
    Blog Başlıkları
    182
    Teşekkür
    7,746
    Teşekkür almış: 9,166 / 5,435 Konu

    Standart

    MİMAR SİNAN ve SÜLEYMANİYE CAMİİ









    Büyük eserleri büyük devletler vücuda getirebilirler ve büyük sanatçıları da ancak büyük milletler ortaya çıkarırlar.

    Mimar Sinan,
    Osmanlı İmparatorluğu'nun şanına uygun olarak eserler veren dünya çapında büyük bir sanatçıdır.

    Avrupalılar tarafından "Muhteşem Süleyman" adıyla anılan Kanuni Sultan Süleyman İstanbul'a şanına uygun bir cami yaptırmak istedi ve
    bunun için Mimar Sinan'ı görevlendirdi.

    Binlerce işçi seferber oldu.

    Cami inşaatında kullanılan dört büyük sütundan biri Bizanslılardan kalmadır.

    İkincisi Mısır'daki İskenderiye'den,
    üçüncüsü Baalbek'ten getirilirken dördüncüsü de Topkapı Sarayı'ndan söküldü. Ak mermerler Marmara Adası'ndan, yeşil mermerler Arabistan'dan,
    somaki mermerler de başka diyarlardan getirildi.

    Yapılıp ortaya konacak olan eser çok büyüktü ve büyüklüğüne uygun hummalı bir çalışmayı gerektiriyordu.
    Mimar Sinan'ın organizesiyle bu çalışma en iyi şekliyle yapılıyor, inşaat ilerliyordu.


    Ancak ne var ki, iş yapanı kıskanma ve yoluna taş koyma huyu o zamanlarda da vardır. Zaman geçip iş uzadıkça çeşitli söylentiler ortaya atıldı ve
    Mimar Sinan Padişah'a şikayet edildi. Bir gün Padişah çıkageldi ve Mimar Sinan'la aralarında şöyle bir konuşma geçti:

    "- Mimarbaşı, Mimarbaşı! Duydum ki, camiimle ilgilenmeyip başka işlerle vakit geçirirmişsin. Şimdi bana söyle bakalım, bu bina ne zaman tamam olur?"

    "- Saadetlü padişahım, inşaallah iki ayda tamam olur!"

    Mimar Sinan'ın bu sözü Padişah'la birlikte yanındakileri de hayrete düşürdü.

    Çünkü yapılacak iş çoktu ve belki yıllar alacaktı. Onun için, Mimarbaşı'nın
    cinnet getirdiğini sandılar.

    O'nu saraya davet edip tekrar sordular ama aldıkları cevap aynıydı.


    Mimar Sinan, verdiği sözün altında kalmamak için şehirde ne kadar işe yarar sanatkâr varsa topladı ve gece-gündüz demeden çalıştı.


    İki aylık süre tamamlandığında o muhteşem eser ortaya çıkmıştı.

    Cihan Padişahı Kanuni Sultan Süleyman öteki devlet erkanı ve davetlilerle birlikte
    açılış için gelince, Mimar Sinan anahtarları O'na teslim etti.

    Padişah, yanında bulunanlardan birine sordu:

    "- Camiin kapısını açmaya en lâyık olan kimdir?"

    "- Padişahım, camiyi açmağa, Mimar Ağa kulunuz herkesten daha lâyıktır!"

    Muhteşem Süleyman tebessüm ederek başını salladı ve Mimar Sinan'a şöyle seslendi:

    "- Yaptığın bu Allah evini yürek temizliği ve dualarla yine senin açman evlâdır!"

    Padişah anahtarları Mimar Sinan'a uzattı ve O,

    "Ya Fettah"

    diyerek, dualarla camiin kapısını açtı.

    İşte, Türk-İslam mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan bu ulu mâbed böylece yapıldı ve hizmete girdi.







    Şefkat yüklü bir dokunuştu ruhumu uyandıran. ” İKRA ” dedi, ” ELİF ” dedim.

  6. #6
    Edip leyla_mecnun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    06.04.2008
    Bulunduğu Yer
    Yarabbim, senin katında değeri olmayanları kalbimde yüceltmeme fırsat verme
    Mesajlar
    21,568
    Blog Başlıkları
    182
    Teşekkür
    7,746
    Teşekkür almış: 9,166 / 5,435 Konu

    Standart

    fETTAH C.C VE FETİH,İSTİDRAC,İLİM,LUTUF


    hicretin maddî boyutları varsa¸ manevî boyutları da vardır. İşte bunun gibi¸ insanın hayatında özlenen hatta bir çeşit maddî fetihlerin mukaddimeliğini de yapan asıl fetih¸ gönül dünyalarında gerçekleşen manevî fütuhatlar yolunda dereceler kaydetmektir. İşte bu bağlamda fetih sözcüğünün bir diğer anlamı da manevî alanda gönül gözünün açılması demektir. Bu da yine insanın bu yolda atılması gereken adımları atma eyleminden sonra Allah tarafından gönüllere atılacak olan ilâhî ışıkla gerçekleşecek olan fetihtir. Bu fethin bir başka anlamı basiret ve feraset dediğimiz gönül gözünün açılması ya da bilinç sıçramasıdır. Böyle bir mertebeye ulaşan kimse için bir başkasının iç dünyasında meydana gelen hüzün ve kederleri algılayabilme melekesi daha çok kolaylaşır. Bunun en açık kanıtı¸ Hz. Peygamber’in: “Mü’minin ferasetinden sakınınız. Çünkü o¸ Allah’ın nuruyla bakar”11 diye ifade ettiği haldir. İleri kavrayış sıçramasını gerçekleştiren; olgun ve insanlık âleminde Müslümanlığı bizzat temsil liyâkatine ulaşan Allah dostları için belâ ve musibetler gökten kar gibi yağsa¸ onların nezdinde bunun adı aşktır. Bu ilahi aşkı yaşayan ve manevî fethi gerçekleştiren insanların¸ bir başkasının gönlünü fethetmesi oldukça kolaylaşır. Eğer bir kimsenin gönlünü fethederseniz¸ her şeyini fethetmiş olursunuz. 1071 Malazgirt savaşından önce Anadolu’nun İslâmlaşmasında katalizatör Türk dervişlerinin yaptığı fetih buna en güzel örnektir.

    İnsan hayatında manevî fetih yerine göre kendisini dünyevî işlerde hayattan fakirliği ve yoksulluğu gidermek şeklinde tezâhür edebilir. Bu durum yerine göre bazen kendisini ‘istidrâc’ şeklinde de gösterir. Bilindiği gibi istidrâc; küfrü ve fıskı açık olan bazı şahıslar elinde arzularına uygun olarak meydana gelen olağanüstü olaylardır. Bütün zamanlar için Allah’ın herhangi bir kulunun istek ve arzularını yerine getirmesi¸ onun Allah katında iyi bir kimse olduğu anlamına gelmez. Dolayısıyla Allah’ın yolundan çıkmış bazı kimselere maddiyat kapılarının açılması ve işlerinin rahat bir şekilde yürümesine bakıp da hayıflanmamak gerekir. İşte bu tür muamele istidraç olabilir. Kur’an’da; “Onları derece derece aşağı indiriyoruz¸ helake sürüklüyoruz; ama on lar bunu bilmiyorlar”12 buyrulması buna bir işarettir. Toplumsal hayatta bazı kimselere birbiri ardınca nimetler gelir¸ onlar bunu bir lütuf sanırlar da şımarırlar. İşte o zaman üzerlerine Allah’ın azabı hak olur. Bunun anlamı¸ onlar her günah işledikçe biz de nimetimizi yenileriz¸ demektir. Nitekim tarihte İran kisrasının hazineleri Medîne’ye ganîmet olarak getirilince Hz. Ömer Allah’a şöyle dua etmiştir: “Allah’ım! Bu hazinelerin istidrac olmasından sana sığınırım.” Bu durum şu âyette de şöyle geçer: “Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında¸ onlara her şeyin kapısını açtık (fetehnâ); kendilerine verilene sevinince ansızın onları yakaladık da umutsuz kalıverdiler.”13

    Bir başka açıdan bu fetih¸ istidracın tam aksi¸ kendisini ‘meûnet’ şeklinde gösterebilir. Meûnet¸ haram ve helâller karşısında aşırı duyarlılık gösteren kimselere ilâhi bir lütuf olarak yardım edilme biçimidir. Bu husus Kur’an’da şöyle belirtilir: “Eğer kasabaların halkı inanmış ve Biz’e karşı gelmekten sakınmış olsalardı¸ onlara göğün ve yerin bolluklarını açardık. (fetehnâ).14 Âyetin bize anlattığı hakikat¸ her şeyde bereketin hâsıl olmasının temel şartının iman ve amel ikilisine bağlı olmasıdır. Bundan dolayı Yüce Allah¸ iman-amel bütünlüğüne sahip ve O’na karşı sorumluluk bilinci taşıyan kullarını ummadıkları yerden rızıklandıracağını bildirmiştir.15

    Manevî fetih¸ sadece maddî planda değil¸ ilmî hayatta da ortaya çıkan ve kendisini izahı güç olan problemlerin çözümlenmesinde de gösterebilir. Nitekim gerek halk ve gerekse seçkinler arasında ancak bu ilmî meseleyi filan kimse çözebilir¸ şeklinde ifade edilir. Kur’an’da geçen şu âyet de bu manaya delildir: “Ey Muhammed! Doğrusu Biz sana apaçık bir zafer (feth) sağlamışızdır.”16 Mekke’nin fethiyle alakalı olan bu âyette geçen ‘feth-i mübîn’den maksat¸ manevî fetihtir. Bilindiği gibi Mekke’nin fethi¸ savaşarak ve kan dökerek değil¸ Hudeybiye barış anlaşmasının neticeleriyle gerçekleşmiştir. İşte bütün bu fetih çeşitlerinde olduğu gibi her şeyin bir başlangıcı olan Fatihası/açıcısı vardır. Bundan sonra gelenler onunla açılır. Bundan dolayı Kur’an’da bulunan Fâtiha Sûresi’ne “Fâtihatü’l-Kitâb/kitabı açan” denmiştir.17

    Özetle söylemek gerekirse; açan anlamına gelen el-Fettâh¸ varlık ve insan hayatında değişik şekillerde kendisini gösterir. İşte insanoğlu Allah’ın el-Fettâh olduğuna gönülden bağlanırsa¸ hemcinslerine ve tüm canlı varlıklara rıfkla muamele etmek¸ âdil yargıdan ve hukukun üstünlüğünden yana olmak¸ fakir-fukaranın ihtiyaçlarını gidermek¸ gönlünü Allah’ı anmaktan alıkoyacak manevî kirlerinden arındırmak suretiyle Allah’ın hoşnutluğunu ve yardımını kazanabilir. Böyle bir kimsenin yaptığı eylemin adı fetih¸ bu eylemi kendisine hayat biçimi edinen kimsenin yeni sıfatı da fatihtir.




    Şefkat yüklü bir dokunuştu ruhumu uyandıran. ” İKRA ” dedi, ” ELİF ” dedim.

  7. #7
    Edip leyla_mecnun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    06.04.2008
    Bulunduğu Yer
    Yarabbim, senin katında değeri olmayanları kalbimde yüceltmeme fırsat verme
    Mesajlar
    21,568
    Blog Başlıkları
    182
    Teşekkür
    7,746
    Teşekkür almış: 9,166 / 5,435 Konu

    Standart


    Ya Fettah!!Aç bize tüm kapıları


    Ey açılmaz kapıları açan Rabbimiz!
    Şimdiye kadar lûtfedip açtığın binlerce kapı gibi, gonullerimizin kapisini ac...(amin)


    SEN ÇÖZERSİN BAĞLI DİLLERİ
    SEN AÇARSIN KAPALI GÖNÜLLERİ
    SEN ARALARSIN PERDELERİ
    SEN KALDIRIRSIN KALBİN MÜHÜRLERİNİ
    SEN AÇARSIN DÜRÜLÜ TOMURCUKLARI
    SEN AÇARSIN TOHUMCUKLARIN KALBİNİ
    SEN AÇARSIN GERÇEĞE GÖNÜLLERİ

    SEN Kİ BENİ ANNEMİN KARNINDA,ÜÇ KARANLIK İÇİNDE HALDEN HALE YUVARLAYIP DİLEDİĞİN SURETTE YARATTIN.

    DAMLA KADAR DA OLSA SEVABIM,
    LÜTFEYLEDE CENNETİNİ AÇ BANA.

    SEN Kİ BİÇİMSİZ TOHUMLARDAN VE ŞEKİLSİZ TOMURCUKLARDAN BİR BAHAR DOLUSU ÇİÇEK AÇTIRDIN.

    ZERRE KADAR DA OLSA İMANIM,YARDIM EYLE DE PERDELERİ AÇ BANA.

    SEN Kİ EŞYAYI KARASIZLIKTAN VE TEREDDÜTLÜ YOLLARDAN ÇEKİP EN GÜZEL HALDE TASVİR EDERSİN.

    ŞAŞKIN DA OLSA AKLIM,KEREM EYLE DE SANA GELEN YOLLARI AÇ BANA.

    SEN Kİ İÇİNE KAPANMIŞ TOMURCUKLARA,RAHİMLERDE GİZLİ NUTFELERE GÜL YAPRAKLARI GİBİ SURETLER GİYDİRİRSİN.

    MÜHÜRLENMİŞ DE OLSA KALBİM,MERHAMET EYLE DE PENCERELER AÇ BANA.
    GÖNÜLLER SANA MEFTUN


    “En güzel isimler (Esmâül Hüsna) Allah'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin.” Araf 180


    Ey Güzel Allah’ım, Sen bir kapıyı kapatırsan yerine yüzlercesini, binlercesini açarsın.

    GÖNÜLLER SANA MEFTUN

    El-Fettâh
    “Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran, darlıktan kurtaran.”


    Ey Fettah olan Allah’ım,
    Ey kullarına sürekli ve sayısız güzel kapılar açan Güzel Allah’ım. Sen sınırsız manevî ve maddî kapılarını bizim için aç. Habibine açıldığı gibi bütün kapılar Habibinin ümmetine de açılsın. Gönüllerimize taht kur. Seni, Habibini ve bütün yarattıklarını sevelim.

    “Biz, (Hudeybiye anlaşmasıyla) sana gerçekten bir fetih (yolunu) açtık” (Fetih Suresi, 1)

    Ey Güzel Allah’ım, Senden diliyor ve dileniyoruz. “Bismillah” diyerek, Senin adınla çaldığımız bütün kapılar açılsın bize. Açılsın lütuf kapıların, açılsın gönül kapıları. Lütuflarına mazhar olalım, gönüllere taht kuralım. Tahtı Süleyman'dan ziyada tahtımız olsun. Çünkü bizler Senin Habibinin ümmetiyiz.

    Ey bütün kapıları açan Allah’ım. Ne olur bizim için göklerin ve yerlerin kapıları açılsın. Seni çok ama çok sevelim. Seni sevdikçe sevelim. Sevginde, aşkında derinleşelim. Sana âşık, vurgun, tutkun bir hayat yaşayalım. Ümmeti Habibullah olan her birimiz “Hıbbullah” (Zeydin oğlu Üsame için kullanılan ünvan-Allahın Sevgiliciği anlamına gelir) derecesine erelim.

    Ey Güzel Allah’ım, Sen bir kapıyı kapatırsan yerine yüzlercesini, binlercesini açarsın. Ruhanilere sayısız kapılar açtın. Büyük patlamayla uzayın kapılarını açtın, bebekliğimizde, çocukluğumuzda ve sonraki yıllarımızda bizlere sayamayacağımız kadar çok kapılar açtın.

    Ne olur Habibin aşkına bizlere bütün hayır kapılarını aç. Ya Erhamerrahimin ve Ya Zel Celali Vel İkram, ne olur Cennet’in bütün kapılarını bizim için aç. Cennet’te
    Cemalinle, Habibinle ve En Sevdiklerinle bizleri şereflendir. Ey Güzel Allah’ım 99 Güzel İsmin ve Cevşen’de geçen 1001 güzel isimlerini en güzel bir şekilde öğrenmeyi bizlere nasip eyle.

    Aç Allah’ım, ilim kapılarını, aç Allah’ım fehim ve hikmet kapılarını bizim için. Ümmeti Muhammed’e, bize ve kıyamete kadar gelecek nesillerimize.

    Güzel Allah’ım, güzel isimlerini bol bol anmayı bizlere nasip eyle. Güzel İsimlerini anınca, bütün kapılar açılsın bizim için.

    Bizlere Fetih Suresi’ni ve Nasr Suresi’ni bol bol okumayı nasip eyle. Nasr Suresi’nde belirttiğin gibi inşallah en kısa zamanda "Fevc fevc” insanlar Senin dinine girsinler. Dünyanın dört bir bucağında gönüller Sana meftun olsun. Bizlere, insanların Seni bilmesi ve sevmesi için güzel hayırlı işler yapmayı lütfeyle. (Âmin)

    ÇEKMEK İSTİYENLERE
    EBCED HESABI 489







    Şefkat yüklü bir dokunuştu ruhumu uyandıran. ” İKRA ” dedi, ” ELİF ” dedim.

  8. #8
    Edip leyla_mecnun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    06.04.2008
    Bulunduğu Yer
    Yarabbim, senin katında değeri olmayanları kalbimde yüceltmeme fırsat verme
    Mesajlar
    21,568
    Blog Başlıkları
    182
    Teşekkür
    7,746
    Teşekkür almış: 9,166 / 5,435 Konu

    Standart

    el-Fettâh’ın varlık alanında tecellisi;

    Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah’ın zatının fiziki anlamda ‘tasvir’i değil¸ niteliklerinin manevî anlamda ‘tavsif’i yapılmıştır.


    Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah’ın zatının fiziki anlamda ‘tasvir’i değil¸ niteliklerinin manevî anlamda ‘tavsif’i yapılmıştır.

    Varlık alanında bize her şey O’nu anlatır¸ O’nu hatırlatır.

    O’nu tanımanın yollarından birisi de sıfat ve isimlerini bilmekten geçer.

    İsmin çoğulu¸ esmâdır. Esmâ-i hüsnâ en güzel isimler demektir. Bu bağlamda İslâm bilginleri gerek Kur’an’da ve gerekse hadislerde Allah’a nispet edilen yüzlerce isim tespit etmişlerdir.

    Kur’an-ı Kerim’de: “En güzel isimler (el-esmâü’l-hüsnâ) Allah’ındır.

    O’na o isimlerle duâ edin.

    O’nun isimleri konusunda eğriliğe sapanları(ilhâd) bırakın.

    Onlar yaptıklarının cezasını göreceklerdir”
    el-A’râf 7/180.

    buyrulurken¸ Peygamber Efendimizden rivâyet edilen bir hadis’te de;
    “Allah’ın doksan dokuz ismi vardır.
    Bunları sayan cennete girecektir”
    şeklinde isimler üzerinde durulur.
    Bu rivâyette geçen ‘saymak’ diye tercüme edilen ‘ihsâ’ hem Allah’ın en güzel isimlerini ezberlemek ve hem de bu isimlerle amel etmek anlamına gelir.

    Böylece insan ilâhi ahlâkla ahlaklanmış ve olgun insan mertebesine yükselmiş olur.

    Allah’ın en güzel isimlerinden birisi de ‘el-Fettâh’ olup¸ anlamı;

    kapalı olan her şey inayetiyle açılan¸ her zorluk hidayetiyle giderilen İlâhi Zât demektir.

    el-Fettâh’ın varlık alanında tecellisi;

    kapalı ve güç olan şeylerin açılması ve çözüme kavuşturulması anlamında el-Fetih’tir.

    Kur’an-ı Kerim’de el-Fettâh¸ “Fettâhu’l-Alîm”4 terkibinde geçer. Bu âyette el-Fettâh ism-i şerîfi¸ adâletle hükmeden hâkim anlamına olup¸ âlim/bilen vasfı ile desteklenmiştir.

    Zira âdil vasfı ile hüküm veren hâkim birçok durumda çözüme kavuşturduğu davaların içyüzünü bütün incelikleriyle bilemediği için içtihadında hata edebilir.

    Ama Allah öyle değildir. O hem fettâh ve hem de âlim vasfıyla hareket ettiği için¸ kulları hakkında verdiği hükümde asla haksızlık ve zulüm düşünülemez. Yine O¸ hükmedenlerin en hayırlısı anlamında ‘hayru’l-fâtihîn’dir.el-A’râf 7/89.

    Her hayırlı işin anahtarı; el-Fettâh’tır.


    Müslümanlar bir işe başlayacakları zaman:

    “Ey kapıları açan Allah’ım! Bize de hayırlı kapıları aç!” şeklinde duâ ederler.

    Çünkü varlık alanında her şey¸ el-Fettâh ism-i şerîfinin tecellisiyle ortaya çıkar.

    Savaşta bu ismin tecellisi fetih;

    barışta gönülleri kazanma ve iş hayatında bereketlere ulaşma şeklinde gerçekleşir.

    Toprağa atılan bir tohum¸

    yumurtadan çıkan bir civciv¸

    tomurcukları açan bir gül¸ kanatlarını çırpmaya başlayan bir kuş yavrusu hep Allah’ın el-Fettâh ism-i şerîfinin tecellisiyle varlık alanına gelir.

    Gönüllere rahmet¸ rızklara bereket¸

    zorluklara kolaylık

    ¸ başarı kapılarının ardına kadar açılması hep bu ismin hayatta görülen tecellileridir.

    Çünkü insanın eline verilmiştir¸

    kâinatın anahtarı.

    İlim¸ irfan¸ akıl¸ irade¸ kudret hep bunun için verilmiştir insana.

    Eğer ‘niçin’ sorusunun muhatabı olan insan¸ kendisine verilen ilim¸ akıl¸ irade ve kudret gibi anahtarları yerli yerince kullanırsa¸ kenz-i mahfiyi/gizli hazineleri açabilir.






    Şefkat yüklü bir dokunuştu ruhumu uyandıran. ” İKRA ” dedi, ” ELİF ” dedim.

  9. #9
    Edip leyla_mecnun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    06.04.2008
    Bulunduğu Yer
    Yarabbim, senin katında değeri olmayanları kalbimde yüceltmeme fırsat verme
    Mesajlar
    21,568
    Blog Başlıkları
    182
    Teşekkür
    7,746
    Teşekkür almış: 9,166 / 5,435 Konu

    Standart

    Biz her şeye baktığımızda Cenab-ı Hakkın değişik esmasının tecellilerini hatırlarız. Mesela aynı bahçede, aynı topraktan gıda alan, aynı suyla sulanan, aynı güneşle ısınan ama tadları ayrı olan meyveler gösteriyor ki, bunlar kendi kendilerine olmuyor. Aynı topraktan ayrı ayrı şeylerin vücuda gelmesi bir harika kudretin ve bir rahmet-i ilahiyenin, bir hikmet-i Rabbaniyenin ihsanıdır, ikramıdır, icadıdır.

    Risale-i Nur, eserdeki tecellileri nazara verir. Tecelli ne demektir? Oradaki sanatın, işin görüntüsü. Nezafet nedir? Kuddüs isminin görüntüsü. Ölçülü olma nedir? Adl isminin görüntüsü. Şekil nedir? Musavvir isminin görüntüsü. Eğer bir açılış varsa; yaprağın, gülün, çekirdeğin açılışı gibi, Fettah isminin görüntüsü. Bir rızk varsa Rezzak isminin görüntüsü. Bir ilaç varsa, Şâfi isminin görüntüsü. Tecelli bu demektir.

    Fettaniyet hakikatı:
    Fettah isminin tecellisiyle
    basit bir maddeden ayrı ayrı, çeşit çeşit, hadsiz muntazam suretlerin,
    beraber, her tarafta bir anda, bir fiil ile açılmasıdır.

    Evet nasılki umum kâinatın bağistanında ayrı ayrı hadsiz mevcudatı;
    çiçekler misillü, Fettah ismiyle
    her birisine münasib bir tarz-ı muntazam ve bir şahsiyet-i mümtaze kudret-i fâtıra açmış, vermiş.

    Aynen öyle de, fakat daha mu'cizatlı olarak;
    zemin bahçesinde dörtyüz bin enva'-ı zîhayata dahi,
    her birisine gayet san'atlı ve hikmetli bir suret-i mevzune ve müzeyyene ve mümtaze vermiş.

    Fettah;Arapça gramer olarak,Mübalağalı ismi faildir.
    Çok çok,çok-ca açan,fetheden anlamınadır.Açılımları gerçekleştiren.Her şey açan,maddi manevi fetheden…

    Fettahiyyet diğer isimlerin de tecellisiyle beraber tezahür eder.Yani her şeye layık bir suret açar.

    Arslana verdiği kafa ve pençe ile, kediye verdiği kafa ve el bir birine mütenasib bir açılım gösterirler..
    Kabağın yapraklarının açılımı ile,gülün yapraklarının açılımı farklı farklıdır.
    Allah bilerek açar ve bildiği gibi açar.

    Bu açılımlarda mükemmellik vardır.Eksiklik ve kusur söz konusu değildir.Her şey mükemmel olarak açar ve açılır.

    Besmelenin tüm açılımların ve başlangıçların başı ve ilki olmasındaki sır;Allah adı ve müsaadesiyle olan açılımların mükemmel olmasındandır.O’nun irade ve takdiri ile olan açılım,memnun olunacak bir açılımdır.

    Önce insanın ve onun duygularının fethinden başlayalım.
    İnsan yani ilk tohum,yumurta ve çekirdek durumunda olan –ki tüm varlıklar için bu geçerlidir- ilk atamız ve babamız Hz.Ademin toprak unuyla hayat suyunun karıştırılmasından,varlık ateşlinde pişerek kendisine hava üflenmesiyle belli bir hava kıvamı verilmiş oldu.
    O insanlığın ilk açılmamış tohumu idi.
    Allah fettah ismiyle Ademi açtı ve Hz.Havva, ondan da insanlık çıktı.Ve bu açılım hala sürmekte ve öyleki dünyanın sınırsız bir ömrü olsa bu açılım sonsuza dek fettah ismiyle açıla açıla sürecektir.
    Bütün varlıklar için de durum aynıdır.
    Bu açılımlar kendi içinde kopyalama suretinde bir açılım olmayıp,tamamen kendi çapında ve kendi içinde de bir çok açılımları oluşturacak bir açılmadır.
    Hz.Adem kendi şahsiyeti içerisinde bir açılım gerçekleştirirken,başka şahsiyetlerinde açılımında rol oynamaktadır.
    Bunu bir insanın münferid olarak açılımı şeklinde ele alalım;

    *Ana rahmine bir damla su ölerek düşen insan;Fettah ismiyle hem zahiri hem de batini duyguları beraber ve birbiriyle münasebettar olarak gelişime göstermektedir.
    Bu açılım süreklilik gösterirken,belli bir noktaya gelerek sıkışıp kalmamaktadır.
    Fettahiyyet ismi gibi,onun tezahürü de sınırsız olarak açılımı devam etmektedir.
    Ana rahminde suyun açılı ile belli bir noktaya gelen insanın duyguları görevini yapmadığından bu açılım tam gerçekleşmemektedir.
    Zira o duyu ve duyguların büyük bir kısmı başka aleme bakıp,orada açılımı gerekmekte ve gerçekleşmektedir.
    Su açıldı göz oldu ancak o göz kendi içerisinde bir çok açılımlara muhtaçtır.
    Dünyaya gelerek etrafı gören göz aynen soğanın katmanları gibi sürekli açılım göstermektedir.
    Önce gülün zahirini görür,zamanla kokusunu,rengini ve araştırma sonucunu marifet ile gülün oluşumundan içerisinde onunda açılımları hakkındaki bilgisinde açılımlar olur.Göz bundan ibret ve dersler çıkarır.
    Zamanla bu madde alemini de aşan göz maneviyat alemlerinin pencere ve perdesini de aralar.Şöyleki;

    Talebeleriyle bir mezardan geçen Bediüzzaman hazretleri talebelerine ayrılmalarını söyler.Sadece kendisinden iki yaş büyük olan Molla Resul adındaki talebesi nazdarlığından ayrılmaz.Bir müddet sonra mezara bakan Bediüzzaman tebessüm eder.Molla resul ısrarla sebebini sorunca cevaben;
    Bu yeni gömülmüş bir kadın mezarı idi.Kadın ölmeden önce elinde ipe boncuk saplamakta idi.Ve şu anda mezarda da ipe boncuk saplamakla meşgul.Öyle ki kıyamet kopunca kadın diyecek ki;Ya Rabbi,kıyamet ne de çabuk koptu,daha ipe boncuklarımı bile saplamadım.

    Bu Fettah isminin gözdeki açılımı olup,onu müşahede etmekte,kulağıyla söylediğini ve söyleyeceğini duymaktadır.

    Bediüzzamanın o tebessümü,yüzün fettah ismiyle ayrı bir açılımıdır.

    O göz peygamber gözü olduğunda cennet ve cehennemi görür,Allah’ı müşahede eder.Tüm perdeler fettah isminin şiddetli tezahürüyle ve parlamasıyla parlaklığı nisbetinde önünü açar,görür ve gösterir.
    Fettah ismiyle o peygamber zamanın açılmasıyla kıyamete kadar olacak işlerin kendisine fettah simiyle bildirilmesi ve gösterilmesiyle görür ve haber verir.
    Fettah ismiyle Kur’an-ın açılımı onun içerisindeki tüm sırların zahir olmasıdır.

    Ve hakeza,göz fettah isminin insanlarda farklı tezahürleri sonucu farklı görmeler ve görüşler meydana getirir,isme mazhariyet ve ismin o insandaki inkişafı nisbetinde,eşyada da açılımlar olur.

    *Anne karnında kulak açılımı ile başlayan fettah hakikatı sadece annenin kalb sesini işitmekle sınırlıdır.
    Dünyaya gelen o çocuk önce yakındakilerinin,daha sonra tanıdıklarının ve zaman içerisindeki açılımın artmasıyla sesler dünyasını keşfeder.
    20 desibelin altındaki ve üstündekileri duymayıp yine sınırlı sesleri duyan o insan;hayvanların seslerini,bitkilerin,rüzgarın,başlı başına bir alem olan sesler dünyası fettah isminin kulaktaki inkişafı ve mazhariyeti nisbetinde açılımları gerçekleştirir.
    İlim ile,teknoloji ile bu sefer düşük sesleri de cihazlarla keşfetmeye,sesleri ayrıştırmaya ve kaydetmeye başlar.Sesler dünyasına hükmederek,kontrol etmeye başlar
    Bütün alemlerden alınan çekirdeklerle bir bütün olan insan,fettahiyyet hakikatının inkişafıyla bütün duyguları alındığı alemin büyüklüğü nisbetinde açılmaya başlar.Böylece o alemin bütün özellikleri o insanda görünür ve o alemin özelliklerine ve zenginliklerine o insan sahib olmuş olur.

    Fettah ismiyle burun kokular dünyasını,dil tatlar dünyasını,vücut hisler dünyasını,akıl kayıtlar alemini açar ve o ismin onda inkişafı ve mazhariyeti nisbetinde kendisine keşfolunmuş ve görünmüş olur.
    Tüm dışımızda sahib olduğumuz duygularımız gibi,içimizde olan ruh,vicdan,kalb ve sırlar alemi de o nisbette inkişafa başlar.
    Duygular inkişaf ettikçe,alemler de inkişaf eder.Birbiriyle orantılı olarak açılımlar gerçekleşir.

    *Yarı ölüm olan uyku ile kapanan duygulara karşı bu sefer başka alemin yani misal aleminin kapıları açılır.Suretleri görür,hafızasında depolananların kaydıyla uğraşır.

    Her bir alemin kapanışı,yeni alemlerin açılışına kapı açar.

    Ölüm ile zahiren kapanan duyguların yerine başka alemlerin perdeleri ve kapıları aralanırken,o alemin şartları ve yaşantısına bir geçiş olmuş olur.Tıpkı ölümle biraz daha hür olan vücut kabir aleminde müsaadesi nisbetinde daha geniş alemlere bir açılış ve açılımı gerçekleştirmiş olur.

    Allah zatı itibarıyla ezeli ve ebedi olduğu gibi,sıfatları itibarıyla da ezeli ve ebedidir.
    Fettahiyyet hakikatının açılımının da sınırı yoktur.Bu açılım insan kabiliyetinin açılımıyla orantılıdır.

    *”Meselâ: -1- âyet-i kerimesi, beşerin birinci tabakasına şu mânâyı ifham ve ifade ediyor:

    Semâvat, ayaz, bulutsuz, yağmuru yağdıracak bir kabiliyette olmadığı gibi, arz da kup kuru, nebatatı yetiştirecek bir şekilde değildir. Sonra ikisinin de yapışıklıklarını izâle ve fetk ettik. Birisinden sular inmeye, ötekisinden nebatat çıkmaya başladı. Mezkûr âyetin ifade ettiği şu mânâya delâlet eden -2- âyet-i kerimesidir. Çünkü, hayvanî ve nebatî olan hayatları koruyan gıdalar ancak arz ve semânın izdivacından tevellüd edebilir.
    Mezkûr âyetin tabaka-i avâma ait safhasının arkasında şöyle bir safha da vardır ki, nur-u Muhammediyeden (a.s.m.) yaratılan madde-i acîniyeden, seyyarat ile şemsin o nurun mâcun ve hamurundan infisal ettirilmesine işarettir. Bu safhayı delâletiyle teyid eden -3- olan hadis-i şerifidir. “4

    Kâinatta başlangıçta bir acin yani hamur halinde idi.Allah o kâinat hamurunu fettah ismiyle açtı,içine tüm varlık tohumlarını ekti.

    "Göğe gelince, onu biz ellerimizle kurduk. Hiç kuşkusuz, biz, genişleticileriz"5


    Fettah ismiyle bu açılım hala sürmekte..hamur genişlemektedir.
    İşte Efendimizi farklı kılan en önemli nokta burada devreye girmektedir;

    Efendimizde tüm varlıkların hamurunu,çekirdeğini,tohumunu oluşturmakta,Allah Fettah isminin gereği olarak onun açılımından kâinatı meydana getirmektedir.
    Nasıl ki Hz.Âdem insanlığın ilk hamurunu oluşturup,o hamurun açılımıyla insanlık oluşmuşsa,o hamurun da hamuru olan Efendimizin fettah isminin açılmasıyla da Allah kâinatı oluşturmuştur.
    Efendimiz;”Âdem su ile toprak arasında yani daha balçık halinde iken Allah benim ruhumu yaratmıştı.”buyurarak kendisinin kâinatın ruhu mesabesinde olduğunu ifade etmektedir.

    Kur’an-ı fettah isminin tezahürü olan Fatiha ile açan Allah,Kâinat kitabının Fatihası olan Efendimiz ile de varlıklar alemini açmıştır.
    Kur’an için Fatiha ne ise,kâinat için Efendimiz de odur…

    Kâinatta bütün isimlerin belirtilerini görebiliriz.Ancak kâinat ve tüm alemler fettah isminin bir tezahürüdür desek,mübalağa etmiş olmayız.

    Fettah hakikatını her şey de görebiliriz.Hiç bir şey yoktur ki fettah isminin haricinde kalsın,açılımı söz konusu olmasın!

    *”Nasıl toprak suya, havaya, ziyâya nisbeten kesâfetli, karanlıklıdır;

    fakat, masnuât-ı İlâhiyenin bütün envaına menşe' ve medâr olduğundan bütün anâsır-ı sâirenin mânen fevkıne çıktığı gibi; hem, kesâfetli olan nefs-i insaniye, sırr-ı câmiiyet itibâriyle, tezekkî etmek şartıyla bütün letâif-i insaniyenin fevkıne çıktığı gibi; öyle de, cismâniyet, en câmi', en muhît, en zengin bir âyine-i tecelliyât-ı esmâ-i İlâhiyedir. Bütün hazâin-i rahmetin müddeharâtını tartacak ve mîzana çekecek âletler, cismâniyettedir. Meselâ, dildeki kuvve-i zâikâ, rızık zevkinde enva-ı mat'umât adedince mîzanlara menşe' olmasaydı, herbirini ayrı ayrı hissedip tanımazdı, tadıp tartamazdı.”6
    Allah her şeye fettahiyyet hakikatının açılımını yerleştirmiştir.sadece onu tetikleyecek diğer bir hakikata muhtaçtır.

    Birinci Hakikat: "Fettâhiyet" hakikatıdır.
    Yani Fettâh isminin tecellîsiyle, basit bir maddeden ayrı ayrı, çeşit çeşit, hadsiz muntazam suretlerin, beraber, her tarafta, bir anda, bir fiil ile açılmasıdır.
    Evet, nasıl ki umum kâinatın bağistanında ayrı ayrı hadsiz mevcudatı, çiçekler misilli, Fettâh ismiyle her birisine münasip bir tarz-ı muntazam ve bir şahsiyet-i mümtâze kudret-i fâtıra açmış, vermiş. Aynen öyle de, fakat daha mu'cizâtlı olarak, zemin bahçesinde dört yüz bin enva-ı zîhayata dahi, her birisine gayet san'atlı ve hikmetli bir suret-i mevzune ve müzeyyene ve mümtâze vermiş.

    Burada bu kadar deriz ki:

    Fenn-i nebatat ve fenn-i hayvanatın şehadetiyle ve tetkikat-ı amîkasıyla, bu feth-i suverde öyle bir ihata ve şümul ve san'at var ki, birtek Vâhid-i Ehadden ve herşeyde herşeyi görebilecek ve yapabilecek bir Kadîr-i Mutlaktan başka hiçbir şey bu cemiyetli ve ihatalı fiile sahip olamaz. Çünkü, bu feth-i suver fiili ise, her yerde ve her anda bulunan, nihayetsiz bir kudretin içinde nihayet derecede bir hikmet, bir dikkat, bir ihata ister. Ve böyle bir kudret ise, ancak bütün kâinatı idare eden birtek Zâtta bulunabilir.
    Evet, meselâ mezkûr âyetlerin ferman ettikleri gibi üç karanlık içinde bütün validelerin erhamında insanların suretlerini ayrı ayrı, mizanlı, imtiyazlı, ziynetli ve intizamlı olarak, hem şaşırmadan, yanlış etmeden, karıştırmadan, basit bir maddeden açmak ve yaratmak olan fettâhiyet; ve umum rû-yi zeminde aynı kudret, aynı hikmet, aynı san'atla umum insanları ve hayvanları ve nebatları ihata eden bu feth-i suver hakikatı, vahdâniyetin en kuvvetli bir bürhanıdır.
    Çünkü, ihata etmek bir vahdettir; şirke yer bırakmaz. Ve Birinci Babda vücub-u vücuda şehadet eden on dokuz hakikat, nasıl ki vücutlarıyla Hâlıkın vücuduna delâlet ederler; öyle de ihatalarıyla da vahdete şehadet ederler.”9
    “ihatalı olan fettâhiyet hakikatiyle bütün mevcudatın muntazam suretlerini basit maddeden yapmak ve açmak, vahdeti bedahetle ispat eder.”10

    “Ya Müfettihal ebvab!İftah kulûbena ya hayrel bâb.”

    “Ey kapıları açan Müfettih!Kalblerimizi ve kalblerimize hayırlı kapıları aç.Kalblerimiz sonsuz açılımlara mazhar olsun.Önünde kapalı bir şey olmasın,önü kapalı olmasın.”

    Ey kapıları açan Allahım!Bizimde tüm duygularımızın kapılarını fettah ismin hürmetine aç.

    Ey her şeye layık kapıları açan Allahım!Bize layık ve layık gördüğün kapıları da aç.




    sustum diyor isen dildedir ‘fettâh’

    fettâh ‘açmak’ ise bu kapalı olan her şey için bir umuttur..
    görmeyen göze
    konuşamayan dile
    gülmeyen yüze
    öyleki; bazen senin kapattığını açmak içindir..
    bazen de karşındakinin senin kapattığını açması içindir..
    kapanan bir kapının ardında açılmasını bekleyen küçük bir nidadır ‘fettâh’
    umut üzere bir niyaz!..
    bittim diyen isen bir çağrıdır ‘fettâh’
    sustum diyor isen dildedir ‘fettâh’
    son ânını yaşayan yüreği dirilten en özel kelâmdır
    ki kelamdan öte varlığı kuşatan bir vârdır
    ..
    ‘fettâh’ bittim diyen yüreğe umut ışığı..
    sessizliği sessizce yaran bir umut ışığı..
    Şems







    Şefkat yüklü bir dokunuştu ruhumu uyandıran. ” İKRA ” dedi, ” ELİF ” dedim.

  10. #10
    Edip leyla_mecnun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    06.04.2008
    Bulunduğu Yer
    Yarabbim, senin katında değeri olmayanları kalbimde yüceltmeme fırsat verme
    Mesajlar
    21,568
    Blog Başlıkları
    182
    Teşekkür
    7,746
    Teşekkür almış: 9,166 / 5,435 Konu

    Standart

    EL-FETTÂH


    İnsanların hayatlarında tecellisini bir yönüyle, belki de sıkça müşahede ettiklerine kani olduğum ve düşündükçe rahmetin üstümüze nasıl yağdığını farkettiğimiz bu ismi şerif Rahmet ve rızık kapılarını açan; zorlukları kolaylaştıran hidayetiyle kalplere iman ve marifet kapılarını açan(1) gibi anlamlara geliyor.

    Feth, kapalı olan şeyi açmak manasınadır(2) Açmak ise sadece maddi planda olmak zorunda değildir. Manevi planda da ALLAHın (cc) açması sayesinde çeşitli açılımlar vuku bulur.

    Bir civciv yumurta kabuğunu onca aczine rağmen kırıp, dünyaya kapıları açmakla bize Fettah” isminin tecellisi hususunda hal diliyle bir fikir beyan edebilir.

    Basit ve zahirde tek olan bir maddeyi açarak onca değişik suret ve şekilde, tam bir intizamda insanlar halk etmek, aynı şekilde bitkileri, hayvanları varlık alemine çıkarmak şüphesiz ki sonsuz kudret sahibi bir Sanatkarın eseridir.

    Canlılar alemine bu nazarla bakabilsek ve onları, dünkü planların canlanmış ve büyümüş halleri olarak değerlendirebilirsek, Fettah isminin sonsuz tecellilerini bir derece görür ve hayran oluruz”

    (3) Toprak da rahmet(yağmur) vasıtasıyla ile zemin hazinesini biz insanlara açar.(4)

    İşte canlılar bu haliyle kendi varlıklarındaki mahzenleri, hazineleri ve depoları bir hikmet eliyle vaktinde açarlar.

    Ve bütün bunlar yerli yerinde -insanlardan belki de daha bilinçlice- teşekkül ederken bir yerlerde de Fettah ismi başka şekliyle tecelli eder; mesela rızık kapıları açılır. Bunlar Fettah isminin tecelli ettiği maddi sahadan birkaç numunedir.

    Manevi sahaya ise Bir üzüntünün giderilmesi, zor ve kapalı ilimlerin çözülmesi,bir şeyin başlatılması, birine bir şeyin kolaylaştırılması, bir meselenin izahı ve çözüme bağlanması, fetih nusret, zafer ve hüküm örnek verilebilir.

    Bunlara da birçok kez hem dahili hem harici sahamızda şahit olmuşuzdur.

    ALLAHü Teala(cc,) bir bakarız çözülmez gibi gözüken bir problem, altından kalkamayacağımız bir iş, kafamızı devamlı meşgul eden bir olumsuzluk (zahirde) hususunda gönüllerimizi ferahlandırır, ferahlandırır da şaşırıp kalırız.

    Fakat burda önemli bir nokta var, Fettah isminin tecellisine mazhar olmayı oturduğumuz yerden istemek belki de asırlarca içine cup diye yuvarlandığımız bir hataydı.

    Unutulan şey ise,İslamda sebeplere tevessül ve fiili duanın da bu mazhariyetin yaşanması hususunda büyük rol sahibi olduklarıdır. Üstad Hazretleri Kainatın miftahı, anahtarı insanın elindedir.

    Alemin kapıları açık ise de manen kapalıdır. Cenab-ı Hak bütün o kapıları ve kenzi mahfiyi açan ene namında bir miftahı insanın eline vermiştir (Mesnevii Nuriye) buyuruyor.

    Ene (benlik), kapasite farkında olan ve kullanmasını bilen için nice yeniliklere, güzelliklere, Esma-i İlahiye’ye doğru açılım için harika bir köprü vazifesi görür.

    İnsan akıl, ilim, irade, kudret, akıl gibi cihazlarla mücehheztir.

    Hayru’-Fatihin (*) olan ALLAHü Teala (cc) bütün bunların kullanma kılavuzu olan Kuranı Kerimi (İslamiyet’i) de göndererek Fettah isminin tecellisine mazhar olmamız için ne gerekiyorsa vermiştir.

    Bunları yerli yerinde kullandıktan sonra sırada tevekkül vardır

    . Yani elimizden geleni en güzel şekilde yapıp gerisini ALLAHü Teala’ya (cc) bırakmak ve O’nun(cc) gerçek Fettah olduğunun şuurunda kalmak.

    Fetih harekatına önce kendi nefsinde başlayan ve sonra da İstanbul’u fetheden Fatih böyle yapmıştı, yapmıştı ve Fettah isminin tecellisine mazhar oldu; ama tabii bununla yetinmedi.

    Yürek fethi de şüphesiz en çok arzulardıklarından biriydi ve bunu da hayatı boyunca ihmal etmedi. İşte maddi fetihler için, manevi fetihler için, yürekler fethetmek için

    bize lazım olan şey hem fiili hem sözlü duadır.

    Böylece Fettah ismi hem maddi hem de manevi sahada, çoğu kez de birbiriyle içiçe geçmiş halde tecelli eder. İçiçe geçmiş halde nasıl tecelli eder? Bir fakir maddi olarak feraha kavuşur da manevi olarak da rahatlar... İşte bu da Fettah isminin insanlık alemini nasıl her yönüyle çepeçevre kuşattığına bir misaldi
    r.
    Evet, fetih ruhani ve cismani olabilir.İmam Gazali Hazretleri de fethin hem maddi hem manevi yönü bulunduğuna işaret ederek, maddi fetih için, Biz, (Hudeybiye Anlaşmasıyla) sana gerçekten bir fetih yolunu açtık.’[Fetih Suresi, 1] ayet-i kerimesini; manevi fetih için ise, ALLAH’ın insanlara açacağı rahmeti durduracak yoktur.’ [Fatır Suresi, 2] ayet-i kerimesini misal gösterir. (5)



    İnsan, Fettah ismini anlamaya çalıştıkça ALLAHıın(cc) rahmetinin nasıl geniş olduğunu bir kere daha düşünmek fırsatını elde ediyor ve İlahi ahlaka uzanan yolda ne yapması gerektiği konusunda bir anahtar elde etmiş oluyor.

    Şüphesiz kendimizden zayıf olanlara merhamet etmemiz, fakirlere yardım etmeye çalışmamız, adaletin ve gerçek hürriyetin kapısını başkalarına açmaya çalışmamız, kardeşlerimizin kederleriyle kederlenip acaba nasıl yardım ederim? diye düşünmemiz,diğer insanların da yüreklerini feth ,hidayetlerine vesile olma uğraşı ve nihayetinde bütün bu güzelliklerin, yardımların kaynaklarının Allamulguyub (dış duyular yoluyla bilinemeyenleri en iyi bilen. [6])

    olan ALLAH(cc) olduğunu bilmek Fettah ismine ayna olmak için vasıtalardır. Ya Rab, sen bizi Fettah ismi şerifini en doğru şekliyle idrak edenlerden eyle! Amin.

    Hayrul-Fatihin vasfı ise, müfessirler tarafından genellikle hükmedenlerin en hayırlısı olarak açıklanmaktadır. Lugat yönünden yukarıdaki manalarla da yorumlanabilir. Bu İlahi vasıf Kuranı Kerimde sadece bir ayette geçer.(Araf Suresi: 89)” (7) Ayet şöyledir:

    Doğrusu ALLAH bizi ondan kurtardıktan sonra tekrar sizin dininize dönersek Allaha karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz ALLAH dilemiş başka, yoksa ona geri dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz sadece Allaha dayanırız. Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet! Sen hükmedenlerin en hayırlısısın (8)

    cevablar.org




    Şefkat yüklü bir dokunuştu ruhumu uyandıran. ” İKRA ” dedi, ” ELİF ” dedim.

  11. #11
    Edip leyla_mecnun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    06.04.2008
    Bulunduğu Yer
    Yarabbim, senin katında değeri olmayanları kalbimde yüceltmeme fırsat verme
    Mesajlar
    21,568
    Blog Başlıkları
    182
    Teşekkür
    7,746
    Teşekkür almış: 9,166 / 5,435 Konu

    Standart

    Kur’an-ı Kerim’de:FETTAH (el- Fettâh)


    FETTAH (el- Fettâh)


    İyilik kapılarını açan, anlaşmazlıkları mutlak adaleti ile gerçekleştiren


    Kur’an-ı Kerim’de: “Feth” kökü fiil veya isim kalıblarıyla 38 yerde geçer.


    1)“ Fetih” şeklinde Allah’a izafe edilerek: Nisâ 141/ Mâide 52/Feth 1/Sâf 13 /Nasr 1


    2) “Mefâtihu’l-gayb” yani gaybın anahtarları olarak: En’âm 59


    3) “Hayrü’l-fatihin” yani hükmedenlerin en hayırlısı olarak: A’râf 89


    Allah inâyetiyle, kapalı olan bütün kapıların açıldığı ve hidâyetiyle bütün müşküllerin hallolduğu ,yani fethin ancak O’nunla mümkün olduğudur.


    “Biz sana gerçekten bir fetih açtık.” Fetih 1.Âyet
    Burada Hudeybiye sulh antlaşması ile fetih yolunun açıldığını anlıyoruz. Burada Peygamberimiz (s.a.v.)’ e bildirme vardır. Fetih ile müjdelenen kişiye Fettah denir.


    Bir kişide rızıklanan kalp, rızıkları dağıtmaya vesile olduğunda, fetih açılır.
    Gayret, Fettah ismi ile isimleninceye kadar vardır.
    Fetih açılmış olanda gayret kalmaz. Dili ile İlâhi müşküller çözülür.
    İlim ve marifeti ile halkın hem dünyevi, hem uhrevi meseleleri cevap bulur.


    Mü’minlerin önemli bir kısmında bu isim yansımaz.
    Bu isim özel vazifeli kişiler için tecelliye açıktır.




    Şefkat yüklü bir dokunuştu ruhumu uyandıran. ” İKRA ” dedi, ” ELİF ” dedim.

+ Konuyu Cevapla

Konu Bilgisi

Aktive Benutzer

Şu anda 1 üyemiz bu konuya göz atıyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir.)

     

Benzer Konular

  1. 1-Kainat Kitabında Esma Hüsna Tecellileri Tefekkür
    Konuyu Açan: leyla_mecnun, Forum: Allah (C.C).
    Cevap: 14
    Son Mesaj : 05.04.2010, 13:29
  2. 3-Kainat Kitabında Esma Hüsna Tecellileri Tefekkür
    Konuyu Açan: guller, Forum: Allah (C.C).
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 28.03.2010, 17:02
  3. Esma-ül Hüsna (Tablo)
    Konuyu Açan: nur*seda, Forum: Allah (C.C).
    Cevap: 12
    Son Mesaj : 29.09.2008, 02:57
  4. Esma-i Hüsna
    Konuyu Açan: Tur@b, Forum: Semerkand Dergisi.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 06.08.2008, 01:34
  5. Esma-ül Hüsna (şiir)
    Konuyu Açan: ahiretyolcusu, Forum: Şairlerden Şiirler.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 21.01.2008, 19:09

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajınızı değiştirme yetkiniz yok.