+ Konuyu Cevapla
Toplam 3 sonuçtan 1 ile 3 arasýndakiler gösteriliyor.

Konu: M. Zâhid kotku (rh.a) hocamýz’ýn halleri

  1. #1
    Genel Yönetici ilahiaþk - ait Kullanýcý Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Bulunduðu Yer
    Ýstanbul
    Mesajlar
    13,234
    Blog Baþlýklarý
    27
    Teþekkür
    11,230
    Teþekkür almýþ: 11,205 / 5,774 Konu

    Standart M. Zâhid kotku (rh.a) hocamýz’ýn halleri

    M. ZÂHÝD KOTKU (RH.A)

    HOCAMIZ’INHALLERÝ


    Prof. Dr. M. Esad Coþan (Rh.A)

    Elhamdü lillâhi rabbil-àlemîn... Ves-salâtü ves-selâmü alâ seyyidil-evvelîne vel-âhirîn, ve hàtemin-nebiyyîn... Tâci ruûsinâ ve tabîbi kulûbinâ ve kurreti uyûninâ muhammedinil-mustafâ... Ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmil-cezâ... Emmâ ba'd:
    Çok aziz, çok muhterem, çok sevgili kardeþlerim! Allah'a sonsuz hamd ü senâlar olsun... Bizi sonsuz nimetlerine mazhar eyledi. Her þeyimiz onun lütfundandýr. Habîb-i Edîbi, Efendimiz serverimiz Peygamber SAS Hazretleri’ne sonsuz tahiyyat ve ihtiramlarýmýzý, salât ü selâmlarýmýzý arz ederiz.
    Allah-u Teàlâ Hazretleri bizi rahmetine erdirdiði kullarýndan eylesin... Muhammed-i Mustafâsýnýn öðrettiði yoldan, onun mübarek cadde-i kübrâsýndan, sünnet-i seniyyesinden, bir göz yumup açýncaya kadar bizi ayrý düþürmesin... Yolunda dâim, zikrinde kàim eylesin... Ömrümüzü rýzasýna uygun geçirip, huzur-u izzetine sevdiði, razý olduðu kul olarak varmayý cümlemize nasîb ü müyesser eylesin...

    a. Hocamýz’ý Anma Haftasý

    Hocamýz cennet mekân, kutbü’l-àþýkîn ve gavsü’l-vâsýlîn, es-seyyid, eþ-þeyh, el-hàfýz Muhammed Zâhid ibn-i Ýbrâhim el-Burusevî Hazretleri, 14 yýl önce Kasým'ýn 13'üne rastlayan böyle bir perþembe günü dünyasýný deðiþtirmiþ, dâr-ý bakàya irtihal eylemiþti. Aradan geçen yýllarda aziz Hocamýz'ý, baþýmýzýn tâcý, gözümüzün nuru Þeyhimiz’i, her sene bazý merasimler yaparak, hatimler okuyarak, büyük ilmî toplantýlar yaparak; sempozyum dedikleri birçok alimin katýldýðý, konuþmalar yaptýðý toplantýlarla, çeþitli sevaplý faaliyetlerle, ruhu þad olsun diye anmaktaydýk.
    Tabii ona olan baðlýlýðýmýzý, müridliðimizi, sevgimizi, saygýmýzý ne yapsak tam ifade edemeyiz. Onun için ne yapsak, bizim için kâfî olmaz, onun þânýna kâfî gelmez.
    Bu sene de bir hafta, Anadolu’nun muhtelif büyük þehirlerinde Hocamýz için anma toplantýlarý tertipleyelim diye planladýk. Ýlân ettik sizlere...

    Geçtiðimiz pazartesi günü Bursa’dan baþladýk. Çünkü Hocamýz cennetmekân Bursalý ve vazifesinin bir kýsmýný Bursa’da ifa etmiþ. Bu Ýstanbul’daki camilere naklen gelmesinden önce de en son, büyük mürþid Üftâde Muhyiddin Muhammed Burusevî Hazretleri’nin mübarek camisinde vazife görmüþ.
    O Üftâde Hazretleri, zamanýnýn kutbu; nasýl Aziz Mahmud-u Hüdâî Hazretleri’ni, “Evlâdým, bundan sonra seni Ýstanbul’a vazifelendiriyorum, haydi bakalým oraya git! Ýnþaallah padiþahlar özengini tutar, bindiðin atýn yularýný çeker, önünde yaya yürür; böyle izzete mazhar olursun...” diyerek gönderdiði gibi, aradan asýrlar geçmiþ olmasýna raðmen, sanki yine Üftâde Hazretleri, bu sefer Muhammed Zâhid Hocamýz’ý öyle bir mânâda, öyle bir þekilde göndermiþ gibi, Hocamýz Bursa’dan, Üftâde Camii’nden gelmiþti.
    Sanki Aziz Mahmud-u Hüdâî Hazretleri’nin padiþahlar gelip elini öptüðü, kendisine mürid olduðu gibi, atýnýn üzengisini tutup binmesine yardým ettiði gibi, önünde seyis gibi tevâzu ile yaya yürüyüp atýnýn yularýný çektiði gibi; Hocamýz cennet mekân da buraya geldikten sonra, devlet baþkanlarý onun müridi olmuþtur, baþbakan yardýmcýlarý müridi olmuþtur, bakanlar müridi olmuþtur. Parti baþkanlarýnýn hemen hepsi buraya gelmiþ, elini öpmüþ, duasýný taleb etmiþtir. Mühim meselelerde kendisine danýþmýþtýr. Mesele sorup, rýzasýný alýp öyle yapmaða gayret etmiþlerdir.

    Öyle bir büyük makama nâil olan Hocamýz’ýn ilk vazifesi Bursa’da olduðu için, biz de ilk anma gününü Bursa’da tertiplemiþtik. El-hamdü lillâh Üftâde Camii’nde çok feyizli oldu. Üftâde Camii de her ne kadar böyle küçük bir cami ise de, çok feyizli, tatlý, zevkli, þevkli oldu.
    Oradan Ýzmir þehrinde, Ýzmir’in en büyük camisi olan Hisar Camii’nde anma toplantýsý oldu. Cami doldu, hatýralar yad edildi. Oradan Konya’ya geçildi. Konya’da çok büyük bir salon, büyük bir izdihamla hýnca hýnç doldu. Orada yad edildi Hocamýz... Sonra Kayseri’de yad edildi.
    Sonra Ankara’da, Kocatepe Camii’ndeydik cuma günü. Orada çok tatlý, feyizli, merasimler, konuþmalar oldu. Dün Eskiþehir’de, bugün de yine devam edecek iki günlük bir programýn bir bölümü olarak, biz de akþam Eskiþehir’in bir camiinde konuþmalar yaptýk.

    Nihayet Hocamýz’ý anma haftamýzýn son günü olan, yâni merasimlerin son günü... Hatýrýmýzdan çýkmasý mümkün deðil de... Hani, “Hiç hatýrýmdan çýkmýyor ki!” dediði gibi. Çok sevilen þeyin hiç hatýrdan çýkmadýðý gibi. Hatýralarýnýn merasimle baþkalarýna da duyurulduðu haftanýn son günü ve 13 Kasým... Hocamýz’ýn vefatý zamanýna tesadüf eden bu günde, son vazife yeri olan bu camii þerifte böylece, çok kalabalýk bir muhib, mürid ve aþýk-ý sâdýk vefalý derviþler zümresi halinde toplanmýþ bulunuyorsunuz.
    Biliyorum ki, dýþarýda trafik alt üst oldu, sokaklar týkandý. Çünkü bir araba ile gelirken, 20 dakika önce geldik karþý yakadan; bazý sokaklardan geçemedik, zar zor yetiþtik buraya... Þimdi daha da dolmuþtur, aradan geçen o onbeþ-yirmi dakika içinde... Ve bu cami, Hocamýz’ýn zamanýndan sekiz misli kadar büyütüldüðü halde, görüyorsunuz her taraf onu seven insanlarla dopdoludur ve oturulacak yer kalmamýþtýr.
    Bu tabii, fâil-i mutlak, fâil-i hakîkî Allah-u Teàlâ Hazretleri’dir, þekkimiz, þüphemiz yok.

    يفعل الله ما يشاء، ويحكم ما يريد.

    (Yef’alu’llàhu mâ yeþâ’, ve yahkümü mâ yürîd) [Allah dilediðini yapar ve dilediði hükmü verir.]

    لا فاعل إلا هو.

    (Lâ fâile illâ hû) derviþlerin ilk dersidir. Her þeyin müsebbibü’l-esbâbý Allah-u Teàlâ Hazretleri’dir. Her þeyi olduran odur. Aradan 14 yýl geçtiði halde, bu teveccühü ihsan eden de odur. Hamd ü senâlar olsun...
    Bu Hocamýz’ýn ulüvv-ü þânýna bir niþânedir. Hocamýz’ýn büyüklüðüne, makamýnýn, mertebesinin büyüklüðüne evliyâullah büyük zatlarýn þehadetleri vardýr, sahih rüyalarý vardýr. Zamanýnýn kutbu olduðuna dair, rüyalarda iþaretler vardýr. El-hamdü lillâh, o iþaretleri tabii görenler bilir de, dýþarýdan da, meseleyi dýþtan takib edenler de, böyle bir muazzam sevgi izdihamýný görünce, oradan da anlaþýlýyor.

    Her gittiðimiz yerde, Hocamýz için okunmuþ olan hatm-i þeriflerin dualarýný yaptýk. Yetmiþbin kelime-i tevhid, bir tevhid hatmi olur. Binlerce Kur’an-ý Kerim hatmi, milyonlarca kelime-i tevhid, yüzbinlerce salevât-ý þerife, binlerce süver-i Kur’aniyye ile, her gittiðimiz yerde Hocamýz’ýn ruhuna gönderdi kardeþlerimiz bu hediyye-i Kur’âniyyelerini... Ve her gittiðimiz yerde de cami dolusu insanlar ders aldýlar, tekkemize intisab eylediler. Muazzam bir bereket ile, muhteþem bir þekilde el-hamdü lillâh devam ediyor. El-hamdü lillâh, el-hamdü lillâh, el-hamdü lillâh... Hamden kesîren tayyiben mübâreken fîh...

    Muhterem kardeþlerim! Peygamber SAS Hazretleri buyurmuþ ki:

    عند كل خــتمةٍ دعـوةٌ مـستجـابـةٌ (كر. عن انس)

    RE. 320/6
    (Ýnde külli hatmetin da’vetün müstecâbeh) “Allah’ýn kelâmý Kur’an-ý Kerim bir kere bir hatmedildi mi, o hatim edilip de sonuna gelindi mi, iþte o zaman dualar makbul olur.” Neden?.. Okunan Kur’an-ý Kerim olduðu için, Allah’ýn kelâmý olduðu için...
    Onu okuyan kimseye Allah-u Teàlâ Hazretleri, o Kur’an-ý Kerim’i hatmetmesinin bereketi olarak, o anda yapacaðý dualarý müstecâb kýlacaðýný Peygamber Efendimiz bildiriyor. Yâni, hatimin sonunda yapýlan dualar müstecâb oluyor.
    E þimdi kâðýtlarý sýraya diziyorum, bu binlerce hatimler, binlerce, yüzbinlerce, milyonlarca zikirler; yâni bir hatmin bile sonunda yapýlan dualar makbul iken, arkasýndan bu kadar hatimler okunup... Herkesin hayretini çekecek kadar.

    Ankara’da Rýza Çöllü Hoca, kendisi Sami Efendi dergâhýna mensub bir muhterem hocaefendi, Hacý Bayram’da Hocamýz’ýn ruhuna okunan hatimlerin miktarýnýn büyüklüðünü görünce, hayretler içinde kalmýþtý vefatý senesinde... Yine ayný hayretlere sezâdýr durum, aynen devam etmektedir.
    Bu Hocamýz’ýn bereketidir, Allah’ýn Hocamýz’a ikramýdýr. Kardeþlerimizin hediyesidir ama, Allah’ýn ikramýdýr. Çünkü onlara o sevgiyi veren de Allah’týr, bunu okutan da Allah-u Teàlâ Hazretleri’dir. Allah hepinizden razý olsun...

    b. Allah Ýnsanýn Gönlüne Bakar

    Þimdi caminin içi böyle arif insanlarla doluyken, bilene bildiði þeyi söylemeðe lüzum yok ama, konuþmalarýmýz banta da alýndýðý için, bir þeyi söylemek gerekiyor. Çünkü konuþma baþka yerlerde de dinlenecek, baþka insanlar da dinleyecekler.
    Aziz ve muhterem kardeþlerim! Hocamýz cennet mekân, kaddesa’llàhu sýrrahu’l-azîz, kendisi þeyh olduðu halde, mürþid-i kâmil olduðu halde, buyurmuþ ki:
    “—Þeyhlik de boþ, müridlik de boþ, zenginlik de boþ, mevkî makam da boþ... Ýþin aslý, asýl dikkat edilecek þey, Allah’ýn sevgili kulu olmaktýr. Mühim olan odur. Hayatta asýl gàye, Allah’ýn sevgili kulu olmaktýr.”
    Eðer bir insan bir makama çýkmýþsa, bir makamýn, rütbenin iþaretini üstüne takýnmýþsa, üniformasýný giymiþse, giysin... Ama Allah’ýn sevgisini kazanamamýþsa, bu dýþýna üniforma giymenin faydasý yoktur; üniforma ister devlet baþkanlýðý üniformasý olsun, ister askerî mareþallik rütbesi olsun, ister tasavvufî bir rütbeyi gösteren cübbe, sarýk olsun...

    Hocamýz’ýn sevdiði bir beyit vardý, tasavvufî beyit:

    Derviþlik olaydý tac ile hýrka,
    Alýrdýk biz dahi otuza, kýrka...


    Çarþýdan pazardan alýnan bir þey deðil derviþlik... Ýstediðin kadar büyük bir sarýk temin edebilirsin çarþýdan. Parasýný verirsin, yakýþýklýsýný, güzelini, pahalýsýný alýrsýn, ihtiþamlý da olur, sadrazam kavuðu gibi olur. Padiþah kavuðu gibi de olabilir.
    Çok güzel bir cübbe alabilirsin, üzerine sýrma bir þey takabilirsin... Gösteriþli olur, Arap diyarýndan gelen sýrmalý abâyeler filân gibi olabilir. Mühim olan post deðil, postun içi... Mühim olan, içindeki insanýn Allah’ýn sevdiði kul olmasý... Gerisi boþtur.
    Yâni, isterse bir kimse çýksýn ortaya, þeyhim desin... Allah’ýn sevgili kulu olamamýþsý, kýymeti yok...

    Onun için þu mihrabda, Hocamýz cennet mekânýn bir sözünü kulaklarýmla duydum, hatýrlýyorum. Diyor ki:
    “—Þeyhlik yapmak mecnunluktur, deliliktir, divâneliktir; ancak vazifeli olmak müstesnâ... Vazifeli ise, salâhiyetli ise, hakîkî ise; tamam... Ama hakîkî deðilse, delilik, divâneliktir.”
    Öyle þey olur mu?.. Dýþ þeklin kýymeti yok!

    ان الله لاينظر الى صوركم واموالكم، ولكن
    انما ينظـر الى قـلوبكم واعمالكم (حم. م.
    ه. عن ابى هريرة)

    RE. 92/3
    (Ýnna’llàhe lâ yenzuru ilâ suveriküm ve emvâliküm, ve lâkin innemâ yenzuru ilâ kulûbiküm ve a’mâliküm.) “Allah-u Teàlâ Hazretleri insanlarýn sûretlerine bakmýyor, zâhirlerine bakmýyor, mallarýna, mevkilerine, makamlarýna bakmýyor. Ancak gönüllerine bakýyor ve yaptýklarý amellere bakýyor. Hangi niyetle ne amelleri yaptýðýna bakýyor.”
    (Yenzuru ilâ kulûbiküm) Gönüllere bakýyor. Kalb gönül demek. Yâni, þu týk týk atan kalb herkeste var; kâfirde de var, münafýkta da var, cahilde de var, gàfilde de var... Ama mü’minin gönlü, imanla nurlanmýþ olan gönül kýymetli.
    Hocamýz, Allah’ýn bize verdiði çeþitli nimetleri sayarken, en çok:
    “—Allah sana gönül gibi bir nimet vermiþ, kardeþim! Sana bir gönül nimeti vermiþ Allah... Niye bu gönlü nurlandýrmýyorsun, çalýþtýrmýyorsun?.. Niye gönül gözünü açmýyorsun, niye kalbini sâfîleþtirmiyorsun, niye Allah’ýn sevgili kulu olmaða çalýþmýyorsun?.. Yâni, bu imkân sana verilmiþken, niye böyle olmaða çalýþmýyorsun?” diye söylerdi.

    Aziz ve muhterem kardeþlerim! Biliyorsunuz ve görüyorsunuz, hayat kimseye kalmýyor. Ne padiþahlara kalýyor, ne reisicumhurlara kalýyor, ne evliyâullaha kalýyor, ne enbiyâullaha kalýyor... Her þey boþ! Hocamýz da böyle söylemiþ: Her þey boþtur. Bütün iþ, Allah’ýn sevgili kulu olmakta...
    Ýnsan Allah’ýn sevgili kulu oldu mu, o zaman iþler deðiþiyor. Ýnsan Allah’ýn sevgili olunca, Allah hadis-i kudsîde:


    لا يزال عبدي المؤمن يتقرب إلي من نوافل، حتى أكون سمعه
    الذي يسمع بـه، وبصره الذي يبصربـه، ويده الـتي يبطـش بها،
    ورجله التي يمشي بها (خ. عن أبي هريرة)

    [Buhàrî, Sahîh, c.5, s.2384, Rikàk, 84/38, no:6137; Ýbn-i Hibbân, Sahîh, c.2, s.58, Birr ve Ýhsân, no:;347; Taberânî, Mu’cemü’l-Kebîr, c.8, s.206,no:7833; Ebû Ya’lâ, Müsned, c.12, s.520, no:7087; Beyhakî, Sünenü’l-Kübrâ, c.3, s.346, no:6188, Ebû Hüreyre RA’dan.]
    (Lâ yezâlü abdiye’l-mü’minü yetekarrabü ileyye min nevâfil) “Benim mü’min kulum bana tatavvu ibadetleri, nafile ibadetleri, mecbûrî olmayan ama yaparsa sevap kazanacaðý güzel ibadetleri, aþk ile þevk ile, kat kat, fazla fazla yaparak bana yakýnlaþýr.” Yâni kurbiyyet peydâ eder, Allah’a yakýn kul olur, eren kul olur.
    (Hattâ ekûne semeahü’llezî yesmeu bihî) “Nihâyet öyle bir hale gelir ki, ben onun gören gözü olurum, iþiten kulaðý olurum, idrak ettiði gönlü olurum, tuttuðu eli olurum, yürüyen ayaðý olurum.” Yâni, Allah’ýn lütfuna mazhar olan bir kimse, artýk insanlarýn yapamayacaðý iþleri yapacak hale gelir. Buna kerâmet diyoruz, evliyâullahýn kerameti diyoruz. O zaman, uzaktaki þeyi görür, duyulmayacak þeyi duyar, gidilmeyecek yere kýsa zamanda varýr, tayy-ý mekânla, tayy-ý zamanla... Karþýsýndakinin gönlünden geçeni, Allah’ýn bildirmesiyle bilir. Bunlar ayet-i kerimelerle sabit.

    “Onun gören gözü olurum, iþiten kulaðý olurum, söyleyen dili olurum, tutan eli olurum, yürüyen ayaðý olurum... O kulum benimle görür, o kulum benimle iþitir, o kulum benimle söyler, o kulum benimle elini uzatýp iþini yapar... O kulum benimle varacaðý yere varýr.”
    Tabii, bu hadis-i kudsî üzerinde insanlar ne kadar düþünse, yeridir. Allah’la gören bir kula gizli kalýr mý?.. Allah her þeyi bilmiyor mu?..

    والله بما تعملون بصيرٌ (اۤل عمران:١٥٦)

    (Va’llàhu bimâ ta’melûne basîr.) [Allah yaptýklarýnýzý hakkýyla görür.] (Âl-i Ýmran: 156) Allah her þeyi görmüyor mu, her yerde hàzýr ve nâzýr deðil mi, her þeyi bilmiyor mu?.. O zaman Allah’la gören kul, her þeyi bilir. Allah’ýn bildirmesiyle bilir. Hocamýz’da bunu görürdük. Misallerini anlatacaðým.
    Allah’la duyan bir kul, baþka kullarýn duymadýðý þeyi duyar. Dilinde Allah’la konuþan, söyleyen kul, ârifâne söz söyler, insanlarýn gönüllerine hitab eder. Ýnsanlarýn gönüllerindeki sorularýna, sormadan cevap verir. Allah’la varacaðý yere varan kul için, mesafe bahis konusu olmaz. Tayy-i zaman olur, tayy-i mekân olur. Mekân ve zamanýn önemi kalmaz, bir yerden bir yere tarfetü’l-aynda gider. Yâni Allah’la olunca bir kul, çok muazzam ikramlara nâil olur, çok deðiþik hallere nâil olur.
    Bu hadis-i kudsîdir, Peygamber SAS Efendimiz buyurmuþtur. Ve Hocamýz cennet mekânýn üzerinde bu hallerin, bu hadis-i þerifte bildirilen þeylerin hepsi zâhirdi.

    c. Hocamýzýn Tasarrufu ve Kerametleri

    Birkaç misal söyleyeyim. Ýhvânýmýzdan meþhur bir zat-ý muhterem Amerika’da uçaða binmiþ, uçak fýrtýnaya tutulmuþ havada, düþecek hale gelmiþ. Çok sarsýntý olmuþ. Öyle bir sarsýntý ki, uçak parçalanacak, daðýlacak, nerdeyse düþecek gibi olmuþ. Herkes ölüm telâþýna, ölüm korkusuna düþmüþler. Bizim bu kardeþimiz de —kendisi anlattý bana, baþkalarýna da anlattý sonra— Hocamýz’a rabýta yapmýþ. Yâni gözünü kapatmýþ, evliyâ diye, hocam diye Hocamýz’ý düþünmüþ. El-hamdü lillâh uçak sakinleþmiþ ve varacaklarý yere düþmeden varmýþlar.
    Sonra buraya geldiði zaman, Hocamýz mütebessim, “Uçak seni bayaðý telaþlandýrdý, epeyce korkuttu deðil mi?” diye o söylemeden söylemiþ. Amerikadaki þeyi insan Ýstanbul’dan, normal olarak görür mü?.. Görmez. Amma, Allah gösterince görür. Ýþte o hadis-i kudsîde benimle görür dediði, böyle oluyor.

    Sami Efendi’nin ihvânýndan bir zat kendisi anlattý. Fatih Camii’nde ikindi namazýný kýlmýþ. Cenaze de varmýþ, “Allahu ekber!” demiþ, cenaze namazýný da kýlmýþ ama, yanlýþlýk yapmýþ cenaze namazýnda... Ondan sonra, “Hadi ne yapayým pazar günü, Ýskenderpaþa’da hadis dersi var!” diye buraya gelmiþ.
    Hocamýz’ýn hali öyleydi. Yâni baþka þeyhlere mensub insanlar da çok teveccüh eder, gelirlerdi. Evlerinde misafir ederlerdi, baþ tâcý ederlerdi. Hocamýz’ýn böyle, dikkatle takip edilecek bir hali vardý.
    Buraya gelmiþ oturmuþ. Hocamýz þu karþýda, minderde dersi anlatýrdý. Dersten zevk almamýþ. Muhterem kardeþlerim! Feyiz olduðu zaman, insan her þeyin tadýný duyar. Hasta olduðu zaman, aðýz hiç bir güzel yemeðin tadýný almaz. Hastaya yemek yediremezsin, “Caným istemiyor!” der. Neden?.. Hasta... Ama sýhhatli olduðu zaman, tadýný duyar.
    Þimdi bu hadis-i þeriflerin tadýna doyum olmaz. Neden?.. Rasûlüllah SAS Efendimiz’in kelâmýdýr. Hadis-i þeriflerin içinde kimisi namaza ait hadis gelir, kimisi taharete ait hadis gelir. Kimisi abdeste ait, kimisi gýybete ait, kimisi zekâta ait... Çeþitli hadis-i þerifler gelir. Hepsi böyle heyecanlý bir hikâye gibi olmaz ki... Hadis-i þeriftir bu, “Efendimiz böyle buyurmuþ.” diye dinimizi öðreneceðiz.

    Diyor ki, “Hoþlanmadým dersten... Hadisler bana tatsýz geldi, Hocamýz’ýn anlatmasý tatsýz geldi.” diyor. Kendi anlatýyor bana, ismi yanýmda, bildiðim bir isim. Hocamýz dersi kesmiþ:
    “—Allah Allah, bu zamâne insanlarý ne acaibdir! Cenaze namazýný doðru düzgün kýlmaz, hata eder. Burada kendisine vaaz beðendiremezsin!” demiþ.
    Yâni, bir taraftan burada hadis dersi okuyor, bir taraftan da cemaatin gönlünden geçenlerle alâkasý var. Bu beþerî bir takatle yapýlmaz muhterem kardeþlerim, Allah yardým ederse, yapýlýr. Allah’ýn sevgili kullarýna has bir özelliktir bu.

    Rüyalara Hocamýz’ýn muazzam bir tasarrufu vadý. Ne demek rüyalara tasarruf?.. Birisinin rüyasýný bilirdi, birisinin rüyasýna girerdi. Birisine istediði rüyayý gösterme kabiliyeti olduðu anlaþýlýyor olaylardan...
    Misâl: Sâime Haným vardý. Allah rahmet eylesin, vefat etti. Öðretmen Sâime Haným derlerdi. Kendisi dul bir öðretmen haným olduðu için hacca gidememiþ. Aþýk da... Hocamýz’a demiþ ki:
    “—Efendim, mahremsiz hacca gidilmiyor. Ben de hacca gidemedim, çok da caným istiyor, aþýkým, oralarý görmek istiyorum!” filân demiþ.
    Hocamýz:
    “—Ben seni götüreyim hacca...” demiþ.
    Sâime Haným kendisi anlattý bana, rahmetli. “Ben de sandým ki; hac mevsimi gelecek, Hocamýz bana da bilet alacak, beraber uçaða bineceðiz, hacca beraber gideceðiz sandým.” diyor. Evi þuracýkta idi, ön sokakta. Eve gitmiþ. Hani gece erken kalkanlar, sabahla öðle arasýnda uyumak ihtiyacý duyar. Çünkü ötekiler gibi deðil ki, geceden uyanýk, zikretti, tesbih çekti, derviþlik yaptý. Öðleye doðru evinde uyumuþ.
    Uyuduðu zaman rüyasýnda Hocamýz yanýna gelmiþ. Önüne düþerek Mekke-i Mükerreme’ye gitmiþler, Kâbe-i Müþerrefe’yi tavaf etmiþler. Safâ ile Merve arasýnda sa’y eylemiþler. Arafat’a çýkmýþlar. Cemreleri taþlamýþlar... Rüyada aynen böyle görmüþ. Ýki saat önce, “Ben sana haccettireyim!” dedi. Ýki saat sonra Sâime Haným’a böyle rüya göstertiyor.

    Celâleddin Ökten Hocaefendi, kendisi büyük akàid alimi, ilm-i kelâm alimi... Yüksek Ýslâm Enstitüsü’nde, imam-hatip okulunda bu dersleri veren alim, fâzýl kimse... Þikâyet etmiþ Hocamýz’a, demiþ ki...
    Hac yasak o zaman. Devlet pasaport vermiyor, hacca vize vermiyor ve pasaportlara damga vuruyor. “Bu pasaport dýþarýda her memlekette geçer ama, hac mevsiminde Suudi Arabistan için geçerli deðildir.” diye damga vuruyor pasaportlara. Kimseye de öyle pasaport vermiyor. Elli sene önce, kýrk sene önce, eski hadise...
    Mürid, Hocamýz’dan yaþlý, Hocamýz’a intisab etmiþ. Büyük alim, yâni zâhir gözüyle bakýlsa, Hocamýz’dan daha yüksek tahsilli, daha büyük alim... Ama Hocamýz’a intisab etmiþ, aziz ve muhterem kardeþlerim! Neden?.. Ma’rifet ilmi ilimlerin en üstünüdür de ondan... Öteki ilimler, onlar kitaplarýn, satýrlarýn ilimleri; ma’rifetullah gönüllerin, sadýrlarýn ilmi olduðundan o en yüksek olduðundan, o Hocamýz’a intisab ediyor.

    Gelmiþ:
    “—Efendim, pasaport için müracaat ettim. Nüfuzlu talebelerim var, sevdiðim tanýdýklar var. Onlar da bana hürmet ederler. Yardýmcý olmaya söz verdiler ama, altý ay geçti, hâlâ pasaportum Ankara’dan gelmedi.” diye þikâyet etmiþ, durumu arzetmiþ Hocamýz’a...
    Hocamýz da ön tarafta otururdu þurada:
    “—Yakýnda alýrsýn inþaallah!..” demiþ.
    Celâl Hoca orada Hocamýz’ýn önünde otururken, bir uyku bastýrmýþ kendisini, uyumuþ. Ýhtiyar zâten, böyle zor yürürdü. Bastonu vardý, adýmlarý dikkatli atardý. Yetmiþ küsür yaþýnda insandý.
    Uyumuþ, rüyasýnda kendisini Ankara’da pasaport dairesinde görmüþ. Memur pasaportu çýkartmýþ:
    “—Hocam, buyurun, pasaportunuz hazýr!” demiþ, vermiþ rüyada.

    O pasaportu rüyada aldýktan sonra uyanmýþ, bir de utanmýþ: “Böyle bir mübarek zâtýn huzuru uyunacak yer mi? Þu ihtiyarlýðýn haline bak! Þimdi ben burada uyudum kaldým, ayýp oldu.” diye kýzarmýþ biraz, üzülmüþ, utanmýþ. Hocamýz’a böyle utanarak bakmýþ. Uyukladý ya Hocamýz’ýn önünde, ne kadar uyukladý?.. O rüyalarý filân gördüðüne göre beþ dakika mý uyukladý, horladý mý, ne oldu?.. Utanýyor yâni kendisi rüya gördüðüne...
    Hocamýz mütebessim, yüzüne böyle bakarak:
    “—Nasýl, pasaportu aldýn mý?” demiþ.
    Hakîkaten de, birkaç gün sonra pasaport Ankara’dan gelmiþ.

    Muhterem kardeþlerim! Þimdi sað olan, bu olayý bilen birkaç kiþi, Hocamýz’ý ziyarete gelmiþler. O sýrada Celâleddin Hoca oradaymýþ. Celâleddin Hoca’yý onlar arabalarýna alýp, evine götürdükleri zaman, bunlara demiþ ki:
    “—Hocanýzýn kýymetini bilin! Hocanýz’ýn rüyalara bile tasarrufu var, hakimiyeti var. Hocanýz’ýn kadr ü kýymetini bilin! Ben bu Hocaefendi’ye yetiþmeseydim, tanýþmasaydým, intisab etmeseydim. Kendim saðlam bir iman ile göçeceðimden þüphe ederdim. Hocanýzýn kýymetini bilin, çok büyük zât...” demiþ, Celâleddin Hoca.

    Postacý bir zarf getirmiþ, davetiye, Hocamýz’a vermiþ. O postacý da, dýþarýda demin boynuma sarýldý, “Ben o postacýyým, emekli oldum.” dedi. O mu getirdi, ondan önceki memur mu, bilmiyorum artýk, Allah selâmet versin... Onun da Hocamýz’ýn kerametleriyle ilgili hatýralarý var ya, neyse...
    Postacý zarflarý vermiþ. Hocamýz bakmýþ, Yüksek Ýslâm Enstitüsü’nün Üsküdar Baðlarbaþý’nda temel atma töreni... Hocamýz’ý da çaðýrýyorlar. Ýstanbul’un din alimlerinden, büyüklerinden birisi olduðu için çaðýrmýþlar.
    Hocamýz demiþ ki, önündeki þahsa:
    “—Ben gidemem, al sen bu zarfý, sen git benim namýma vekâleten... Bir de orada bir konuþma yaparsýn!” demiþ.
    “—Aman efendim, ben sizi nasýl temsil ederim? Hem de orada Ýstanbul’un müftüleri, diyanet iþleri baþkanlarý, yüksek rütbeli kimseler, herkes gelecek oraya... Ben onlarýn karþýsýnda nasýl konuþabilirim, ne söylerim?” deyince;
    “—Hani Celâl Hoca hani, siz onu evine býraktýðýnýz zaman ne söylemiþti size, onu söylersin!” demiþ.

    Halbuki kimseye söylenmiþ deðil, o Celâl Hoca’nýn sözü. Ýki kiþi biliyor. Bu þahýs hemen Hocamýz’ýn yanýndan çýkmýþ, öteki þahsýn yanýna gitmiþ. Demiþ ki:
    “—Hani Celâl Hoca bir þey anlatmýþtý: ‘Bu Hocanýzýn kýymetini bilin, rüyalara dahi tasarrufu var. Mânevî makamý çok yüksek...’ demiþti. Bunu sen kimseye söyledin mi?..”
    “—Hayýr, ben unuttum, kimseye söylemedim.” demiþ.
    “—Ben de söylemedim, sen de söylemedin; Hocamýz nereden bildi, Celâl Hoca’nýn bize söylediði sözü?..”
    Haa, Allah bildirirse bilir. Allah’ýn sevgili kulu olunca böyle olur iþler...

    Aziz ve muhterem kardeþlerim, bunlar þahitli sözler. Biz de þüphe etmesini biliyoruz, biz de ilmî gerçekleri araþtýrmasýný biliyoruz. Bir insan bir söz söylediði zaman, yalancý mý, doðrucu mu diye, biz de teraziye koyup ölçüp biçiyoruz.
    Bir adamýn birisi demiþ ki:

    “—Bütün þeyhlere mevkii, makamý ben veriyorum!..”
    Hadi oradan yalancý, sahtekâr!.. Hiç aslý esasý yok... Yalana yalan ama, bunlar þahitli isbatlý sözler.

    Pekiyi, Hocamýz niye Yüksek Ýslâm Enstitüsü'nün temel atma töreninde o sözü söylemesini istedi o þahsýn?.. "Celâl Hoca'nýn sözünü söylersin!" diye niye dedi?.. Bir de o tarafý var iþin, onu düþünmek lâzým!
    Hocamýz demek istiyor ki, aziz ve muhterem kardeþlerim:
    "—Ýnsan kuru kuruya ilm-i zâhiri öðrenirse iþ tamam olmaz!" demek istiyor.
    Ýlm-i zâhiri kuru kuruya öðrense, diplomalarý alsa, duvara assa, iþ bitmez. Mühim olan Allah'ýn sevgili kulu olmak, takvâ ehli kul olmak, Allah'ýn sevdiði kul haline gelmek... Onu anlatmak istiyor ve orada en çok söylenecek söz de o zaten...
    Yüksek Ýslâm Enstitüsü'nü kuranlara ve orada okuyanlara ve oradan çýkanlara söylenecek en büyük nasihat ne?..
    "—Ýlm-i zâhirle iþ bitmez, kalbini nurlandýrmaða bak, Allah'ýn sevgili kulu olmaða bak!" demekten baþka söz söylenir mi?.. “Sen biraz din ilimlerini öðrenecek, öðrenmiþ insansýn, gàfil olma da Allah'ýn sevgili kulu olmayý baþar!” demekten baþka nasihat mý olur?..



  2. #2
    Genel Yönetici ilahiaþk - ait Kullanýcý Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    03.09.2007
    Bulunduðu Yer
    Ýstanbul
    Mesajlar
    13,234
    Blog Baþlýklarý
    27
    Teþekkür
    11,230
    Teþekkür almýþ: 11,205 / 5,774 Konu

    Standart

    HOCAMIZIN HALLERÝ - Prof. Dr. M. Esad Coþan Rh.A Abdülhàlik-ý Gücdevânî Efendimiz ne buyuruyor?.. Kendisinden sonra makama geçecek olan Hàce Evliyâ-i Kelan Hazretleri’ne nasihatinde ne buyuruyor:
    “—Evlâdým ilim öðren ama, ilmin yanýnda takvâyý da öðren!”
    Ýlim yetmez. Ýlim müsteþrikte de var, Avrupalý alimde de var, mütekebbir alimde de var, imaný zayýf alimde de var, içki içen alimde de var... Ben Ankara Ýlâhiyat Fakültesi’nde hocalýk yaptým. Benim fakültemde, Ýlâhiyat Fakültesi’nde içki içen insanlar biliyorum ben... Metres tutan, metres hayatýný yaþayan, nikâhsýz, zinâ halinde yaþayan insanlar biliyorum.

    Ýlim ilim bilmektir,
    Ýlim kendin bilmektir;
    Sen kendini bilmezsen,
    Bu nice okumaktýr?..


    Yunus’un böyle sözü var, çok doðru... Ýlim öðrenecek, takvâyý öðrenecek, Allah’ýn sevgisini kazanacak, rýzasýný kazanacak. Kazanamadýysa, rütbelerin hepsi boþtur muhterem kardeþlerim!.. Doktorluklar, doçentlikler, profesörlükler, ordinaryüslükler... hepsi mezarýn kapýsýnda biter, hepsi orada kalýr. Ondan sonrasýnda insanýn kabrinde, ahirette, amel-i sàlihi yoldaþ olacak, takvâsý yâr ve yâver olacaktýr. Onu söylemek istiyor Hocamýz...

    Aziz ve muhterem kardeþlerim, misalleri çoðaltmak mümkün. Çoðaltmak, birkaç tane daha söylemek de istiyorum:
    Hocamýz fenne de âþinâ bir insandý. Saat tamir ederdi. Gittiði evde meselâ, bozuk bir saat varsa;
    “—Verin þunu ben tamir edeyim!” derdi.
    Baþkalarýnýn çalýþtýramadýðý saati alýrdý eve, sanki Hocamýz’ýn salonu saat hastanesi, kliniði gibiydi. Eski yazýlý, rakamlý, elli yýllýk, seksen yýllýk, yüz yýllýk, ikiyüz yýllýk saatler orada öyle duvarda... Hepsi çalýþýrdý, hepsine öyle bakardý. Bir merak tabii bu, kendisinin meraký.
    Bu ön taraftaki evde otururken düz ayaktý ev, bahçe ile hemzemindi salon ve camlarý çýplaktý, yâni demir filân yoktu. Biz de Ankara’daydýk tabii, her zaman her þeyin ne olduðunu bilmiyoruz ama, birisi gelmiþ demiþ ki:
    “—Hocam, burasý böyle cam, buraya demir yapalým!”
    Demir yapmýþlar, birer parmak kalýnlýðýnda kalýn demirleri koymuþlar, camlarý saðlamlaþtýrmýþlar. O gün hýrsýz girmiþ... O güne kadar hiç hýrsýz girmeyen salona, o gün hýrsýz girmiþ, saatleri toplamýþ... Saatlerin belki kimisi antikadýr, kýymetlidir. Saatleri toplamýþ, gitmiþ.

    Ama, kimin saatini alýyorsun sen yâhu?.. Sen kimin evinden kimin saatini alýyorsun?.. Hýrsýz Horhor yokuþundan aþaðý inerken, aþaðýdan yukarýya doðru da elinde cop bir polis memuru geliyormuþ. Eskiden lastik coplar vardý polislerin elinde...
    Polis þöyle aþaðýdan yukarýya gelirken, yukarýdan gelen adama bakmýþ; kravatlý, fötör þapkalý, ütülü, güzel giyimli bir insan... Bir dikkatli bakmýþ, kim bu diye; a, sabýkalý birisi, hýrsýz... Elindeki copu þöyle kafasýna, fötörüne bir tane patlatmýþ:
    “—Sen beyefendi mi oldun yâ?..” demiþ.
    Eski sabýkalý ya, “Sen beyefendi mi oldun?” diye fötöre bir tane patlatýnca, hýrsýz zor tutmuþ fötörü... Meðer bütün saatleri içine doldurmuþ, baþýna geçirmiþ. Yâni üstünü arasan bulamayacaksýn, saatler fötörün içindeymiþ. Tabii böyle tutunca;
    “—Gel bakalým, bunlarý nereden aldýn?” demiþ.
    Saatler tekrar Hocamýz’ýn evine geri gelmiþ.

    Çok misalleri var... Bu Vakkasoðlu kardeþimiz, çok enterasan bir tanesini anlattý, geçen seneki sene-i devriyede... Son devrin din alimleri hakkýnda bir kitap yazmaða karar vermiþ. Ýþte isimleri tesbit etmiþ, þu alimi yazacaðým, bu alimi yazacaðým diye... Mehmed Zâhid Kotku Hazretleri’ni de yazacak. O da artýk herkesin bildiði bir kimse diye, onu da yazmaða karar vermiþ.
    Bunun bu niyetini bir arkadaþý duyunca; Alemdað füze taburunda vazife gören bir assubay arkadaþý demiþ ki:
    “—Güzel bir þey, ben de sana yardýmcý olurum! Daireden izin alýrým, bu eserinin daktilo edilmesinde ben de sana yardýmcý olurum.” demiþ.
    Fakat, o gün gelmiþ, birlikte izinleri kaldýrmýþ komutan. Bu assubaya izin yok. Assubay gelmiþ, demiþ ki:
    “—Kusura bakma, ben sana söz vermiþtim, daktilo etkmene yardýmcý olacaktým ama, bizim füzelerde arýza oldu... Onun için, izinler kalktýðý için, ben de gelemiyorum. Senin daktilo etmene yardýmcý olamayacaðým.” demiþ.

    Bu rampalar atom baþlýklý füze atýyor, önemli cihazlar. Arýzayý giderememiþler. Teknisyen çaðýrmýþlar, giderememiþler; Amerikalýlarý çaðýrmýþlar, giderememiþler... O sýrada da teftiþ olacak. Komutan çok kýzmýþ ve çok üzülmüþ, telâþlanmýþ. Teftiþte arýzalý çýkacak tesis; tabii o komutan için, siciline kötü bir yazý yazýlacak. Ýzinleri ondan kaldýrmýþ meðerse...
    Bakýn, ne kadar enteresan bir hadise muhterem kardeþlerim, ne kadar ibretli bir hadise!.. Geceleyin rüyasýnda ak sakallý, pembe yanaklý nûrânî mübarek bir zat görmüþ assubay. O mübarek zât assubaya demiþ ki:
    “—Evlâdým, sizin füzenin bulunmayan arýzasý, teknisyenlerin bulamadýðý, Amerika’dan mütehassýs getirilmesine karar verilen esrârengiz arýza, büyük arýza füzenin þurasýndadýr!” diye rüyada söylemiþ.
    O da ertesi gün gitmiþ komutana:
    “—Komutaným, ben arýzayý bulursam, benim iznim vardý, verir misin?..”
    “—Sen arýzayý bul, ben sana iki misli izin veririm!” demiþ.
    Gitmiþ, rüyada tarif edilen yerde arýzayý aynen bulmuþ muhterem kardeþlerim! Füzenin rampasý, atma cihazý tamir olmuþ; komutan da buna iki misli izin vermiþ.

    Daha baþka kerametler var... Araba tutup daktilo yapacaðý yere gelecek, orada keramet var, baþka þeylerde keramet var... Onlarý da anlattý.
    Sonradan Hocamýz’ýn bir anýlma merasiminde, böyle bir güzel boy resmi vardýr Hocamýz’ýn, þurada incirin altýnda çekilmiþ güzel bir resim... Onu görünce, “Hah...” demiþ, “Rüyada bana füzenin arýzasýný söyleyen zât-ý muhterem buydu.” demiþ.
    Allàhu ekber!.. Gelin bakalým bunu izah edin, ilericiler!.. Gelin bakalým devrimbazlar, gelin bakalým fiikçiler, kimyacýlar; bu iþi izah edin!.. Bu iþi siz izah edemezsiniz. Bu iþin bir tek izahý var: Allah bir kulunu sevdi mi, füzenin arýzasýný bile buldurtacak kabiliyet veriyor, kavuklu hoca bile olsa...
    Allah’ýn sevgili kulu olmak lâzým muhterem kerdeþlerim!.. Baþka çare yok...

    Böyle bir kimseyi tanýmayan kimseler, tabii bilemiyorlar. Ben Hocamýz’ýn hayatý ile ilgili birkaç satýr yazdým, kitaplarýnýn evveline koydum. Bizim radikal arkadaþlarýmýz var radikal dinci, kökten dinci... Herkesi beðenmezler, herkesi küfürle itham ederler.
    “—Tasavvuf ayrý bir din, Ýslâm deðil...” diyor meselâ, iddiasý böyle... “Keramet yok!” diyor.
    “—A kardeþim, ben görmedim.” de, doðrusu o...
    Sen görmemiþ olabilirsin ama, biz bin tane keramet gördük. Bizim de aklýmýz senin aklýndan eksik deðil. Tahsilimiz de seni üçe beþe katlar. Bizim de bilgimiz var, senin bilginden fazle teknik bilgimiz var. Teknik Üniversite’de profesör olan kaç tane ihvanýmýz var...
    Ýþte bu öyle deðil. Bu iþ senin sandýðýn gibi deðil, bu iþ baþka türlü bir iþ...
    “—Efendim, rüyalara tasarruf olur muymuþ, bu þirkmiþ.”
    Niye þirk olsun, Allah sevdiði kula salâhiyet veriyor. Hadis-i þerifte yok mu?.. Sevdiði kula ikramda bulunuyor. Tabii iþin esrarýný söylemek de mümkün deðil de, tadan bilir. Kör renkleri bilemez; gören bilir. Sen bu iþi anlayamazsýn; tadan bilir.

    c. Maksad Allah’ýn Sevgili Kulu Olmak

    Aziz ve muhterem kardeþlerim! Tabii, olan oluyor, göçen göçüyor, ölen ölüyor. Hocamýz’ý sevmekten maksad nedir?.. Hocamýz’ý sevmekten maksad, nasihatlarýný tutmaktýr, onun büyük makamýndan istifade etmektir, kendimize çeki düzen vermektir. Bizim de, Allah’ýn sevgili kulu olmak için gayrete gelmemizdir.
    Büyüklerin hayatlarýný, Allah-u Teàlâ Hazretleri Kur’an-ý Kerim’de bildiriyor:

    واذكر فى الكتاب مريم (مريم:١٦)

    (Ve’zkür fi’l-kitâbi meryem) “Meryem’i kitapta yad et, an, zikret ey Rasûlüm!” (Meryem: 16)

    واذكر فى الكتاب اسمۤعيل مريم:٥٤)

    (Ve’zkür fi’l-kitâbi ismâîl) “Ýsmâil’i kitapta anlat ey Rasûlüm!” (Meryem: 54) diye büyük zâtlarýn, enbiyâullahýn, evliyâullahýn hallerini Kur’an-ý Kerim’de Allah bilidiriyor. Neden bildiriyor?.. Bizim büyüklerimiz kýsaca söylemiþler: Kýssadan hisse çýkarmasý lâzým insanýn...
    Hocamýz’ýn yine çok sevdiði bir söz var, o da kayda geçsin:

    Bir göz ki ânýn olmaya ibret nazarýnda,
    Ol sàhibinin düþmanýdýr baþ üzerinde...


    Sözün güzelliðine bak!.. Niyâzî-yi Mýsrî’nin bu söz ama, Hocamýz çok beðenirdi ve söylerdi bu sözü dâimâ... Bununla temessül ederdi, yâni misal olarak zikrederdi.
    “Bir göz ki ibretle etrafa bakmýyor, böyle bir alýþkanlýða sahip deðil; o göz sahibinin baþý üzerinde sahibinin düþmanýdýr.” Ýbretle bakmasýný bilmeyen günaha bakar. Ýbretleri görmeyen, hisse çýkartamayan, kendisini yola getiremez. Bu göz, ibret alsýn diye, etrafa baksýn, Allah’ýn kudretini görsün diye verilmiþ. Güzel yönde kullanýlmasý lâzým! Kötü yönde kullanýlmamasý lâzým! Yanlýþ yalan yolda kullanýlmamasý lâzým!..

    Tabii, Allah-u Teàlâ Hazretleri nasib edince, sevgili kullarý böyle oluyorlar; füzecinin bilemediði teknik arýzayý biliyorlar. Þu karþýda bazýlarý oturmuþlar da, “Hocamýz iyidir hoþtur, evliyâdýr ama...” Evliyâlýðýný da kabul etmiþler, çünkü halvetlere girdiler çýktýlar, kerametlerini her zaman görüyorlar. “Ýyidir, güzeldir de siyaseti anlamaz!” demiþler.
    Vay þaþkýn vay!.. Vay zavallý vay!.. Ýþin önünü, sonunu gören, Allah tarafýndan kendisine gösterilen insanýn, sen ayaðýnýn tozu olamazsýn!.. O on sene sonrasýný görür, yirmi sene sonrasýný görür... Ýleride evliyâ olacak çocuðu küçüklüðünden sezer. Ve bunlar isbat edilmiþ hadiselerdir.
    Bütün mesele Allah’ýn sevgili kulu olmaktýr; Kur’an-ý Kerim’e yapýþmaktýr, Peygamber SAS Efendimiz’in sünnet-i seniyyesine yapýþmaktýr, bid’atlardan uzak durmaktýr, güzel ahlâka sahip olmaktýr.

    d. Tasavvuf Nedir?

    Tasavvuf nedir muhterem kardeþlerim?..
    1. Nefsi terbiye etmek, kötü huylarý atmak, iyi huylarý almaktýr.
    2. Kalbi tasfiye etmek, gaflet perdelerini yýrtmak, gönül gözünü açmak, ma’rifetullaha ermektir.
    3. Allah-u Teàlâ Hazretleri’ne mutî bir kul olmaktýr. Emirlerini tutmak, yasaklarýndan kaçmaktýr. Allah’ýn sevdiðini sevmektir, sevmediðini sevmemektir.
    Onun için evliyâullah her zaman melek gibi deðildir. Hocamýz þu minbere çýktýðý zaman, minberde hutbe okurken, bir korkumuzdan yüzüne bakamazdýk... Öyle celâlli hutbe okurdu ki burada, baþýmýzý kaldýramazdýk...
    Neden?.. Kýzýlacak yerde kýzmak, kemâldir. Kýzýlacak yerde de yumuþaklýk, zaaftýr. Kýzýlacak yerde, kýzýlacak insana kýzmak lâzým; eðri insana eðriliðini zamanýnda söylemek lâzým! Doðru insaný da, çamurlarýn içinde bile olsa, elinden tutup kaldýrmak lâzým!.. Evliyâullahýn iþi budur. Allah’a itaat etmek, emirlerini tutmak, yasaklarýndan kaçmak; Allah için sevmek, Allah için kýzmaktýr.

    Biz Hocamýz’ýn bütün hallerini, þöyle hafýzamýzý yokluyoruz, sonra kitaplarý okuduðumuz zaman el-hamdü lillâh görüyoruz ki, Hocamýz cennet mekân tamâmen Peygamber SAS Efendimiz’in sünnet-i seniyyesi yolunda... Tamâmen.
    Peygamber SAS Efendimiz’in ahlâkýný sordular Hazret-i Aiþe-i Sýddîka Vâlidemiz’e:
    “—Nasýldý Rasûlüllah’ýn ahlâký ey mü’minlerin annesi, yâ Ümme’l-mü’minîn, yâ Aiþe-i Sýddîka?..
    E þimdi bir cümle ile cevap verilir mi böyle bir soruya?.. Ne cevap verdi Aiþe Vâlidemiz:
    “—Sen Kur’an-ý Kerim’i okumaz mýsýn?..

    كان خلقه القراۤن (حم. م. د. عن عائشة)

    RE. 543/6 (Kâne hulükuhül-kur’ân) Rasûlüllah’ýn ahlâký Kur’an-ý Kerim idi.” Allah neyi emretmiþse, o...
    Rasûlüllah SAS peygamberlerin serveri, kâinâtýn önderi, ekremü’l-halk, eþref-i mahlûkàt; insanlarýn, mahlûkatýn, cinlerin en þereflisi... Peygamber Efendimiz hem çok merhametli, hem de çok celâletli ve kahraman... Denge var, ikisi de var... Harbde en önde, en kahraman... Sulhta en merhametli, en cömert; fakirlere fukaraya iyilik yapan, elindekini sonuna kadar veren...
    Mesele, ahlâký her yönüyle almak... Bir tarafýný alýp, bir tarafýný býrakmak deðil. Bir tarafýný alýp bir tarafýný býrakýrsa, yarým ahlâk olur. Ýslâm ahlâký nasýldýr?.. Müsamahadýr, hoþgörü diyorlar þimdi; hoþgörü, hoþgörü, hoþgörü... Yunus Emre hoþgörülüymüþ, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hoþgörülüymüþ... Vallàhi de, billâhi de deðil!.. Ya bunlar Yunus Emre’yi okumuyorlar, Mevlânâ Celâleddîn’i tam okumuyorlar; ya da yalan söylüyorlar...
    Çünkü, Yunus Emre KS’in öyle celâlli þiirleri var ki... Öyle de olmasý lâzým! Celâl zamanýnda celâl, cemâl zamanýnda cemâl lâzým!..

    Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî müsamahalýymýþ; öyle þey olur mu?.. Öyle celâlli halleri var ki...
    Vezirin birisi gelmiþ, kelime konuþmamýþ, “Hoþ geldin!” dememiþ. Vezir, bakan yâni... Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî konuþmamýþ. Hani Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî müsamahalýydý, yalancýlar?.. Tanýmýyorsunuz, veya saklýyorsunuz.
    Durmuþ durmuþ; koca vezir, geldi bir hocanýn ayaðýna... Hoca iltifat etmiyor, kapýsýný açmýyor, buyur etmiyor, “Nasýlsýn?” demiyor. Ötekiler önünde dokuz takla atarken, eðilirken, bu kaþlarýný çatmýþ karþýsýnda duruyor. Mânevî heybeti var... Durmuþ durmuþ;
    “—Efendim, bana nasihat eylesene...” demiþ.
    Vezir Mevlânâ Hazretleri’nden nasihat istiyor. Þöyle dönmüþ:
    “—Ben sana ne diyeyim evlâdým?.. Seni Allah sultan yaptý, sen þeytana kulluk ediyorsun!.. Seni sultan yapan, vezir yapan Allah, þeytan deðil; sen Allah’a kulluk etmiyorsun, þeytana kulluk ediyorsun!.. Sana Allah kullara merhameti emretti; sen kullara zulmediyorsun!.. Ben sana ne diyeyim?..” demiþ.
    Adam baþlamýþ hüngür hüngür aðlamaða... Kazýk gibi, dosdoðru söz.

    Evliyâullahýn hali budur. Yâni, susulacak zamanda susar, konuþulacak zamanda konuþur. Bizim Ali Ya’kub Cenkçiler Hocaefendi’yi de çok severim, ona da Allah rahmet eylesin... Bir de bugün duydum, bizim Nureddin kardeþimizin babasý, eski Eyüb imamý vefat etmiþ dün; mekâný cennet olsun, Allah rahmet eylesin... Ýhvânýmýzdandý, mübarek insanlardý; Allah cümlesine rahmet eylesin...
    Bu Ali Ya’kub Hoca hastahanede... Zamanýnda çok yüksek mevkide olan, onun da amiri olan birisi gelmiþ, hastanede onu ziyaret etmiþ. Ali Ya’kub Hoca hoþuma gidiyor, mert insan çünkü...
    “—Sen çok akýllý bir insansýn. Bir de bu aklýný hayra kullansana!” demiþ.
    Bak nasýl söylüyor, “Þerre kullanýyorsun!” diye nasýl söylüyor, dobra dobra...
    Hocamýz da ameliyat olduðu zaman, yüksek mevki makam sahipleri kendisini ziyaret etmiþti. Onlara bir güzel nasihat etmiþti.

    Hocamýz cennet mekân, Peygamber SAS Efendimiz’i anlatýrken (Kâne hulükuhü’l-kur’ân) dediði gibi, Hazret-i Aiþe RA’nýn; Rasûlüllah’ýn hadis-i þeriflerini okuyorum da sevgili kardeþlerim, bakýyorum ki, “Aaa, Hocamýz da tam böyleydi...” diyorum. Hazmetmiþ, Rasûlüllah’ýn ahlâkýna benzetmiþ kendisini...
    Tasavvufta fenâ fi’r-rasûl ne demek muhterem kardeþlerim?.. Gideceksin, Rasûlüllah’ýn içinde fânî olacaksýn, bedavadan çýkacaksýn... Öyle þey olur mu?.. Rasûlüllah’a âsî olarak, Rasûlüllah’ýn sünnetini çiðneyerek, Rasûlüllah’ýn sünnetini tutmayarak fenâ fir-rasûl olur mu?.. Olmaz!..
    Bir insan Rasûlüllah’a uymuyorsa, o hiç bir þey olmaz!.. “Bid’at ehlinin, Allah namazýný, haccýný, orucunu, zekâtýný, farzýný, nafilesini kabul etmez.” diyor Peygamber Efendimiz. Sýmsýký sarýlacak sünnet-i seniyyeye...

    Hocamýz melek gibiydi, minbere çýktýðý zaman ödümüz patlardý konuþmasýndan... Okudum, iþte bu Râmuz kitabýnýn sonuna geldiðimiz zaman okuduk: Rasûlüllah Efendimiz de minberde iken celâlli imiþ. Aynen yolunda gidiyor Rasûlüllah Efendimiz’in...
    Peygamber SAS ev halkýna müþfik imiþ, biraz da þakacý imiþ ev halkýyla... Hocamýz da ev halkýyla þakacýydý. Aynen... Ne tahmin edersiniz Hocamýz’ý?.. Kaþlarý çatýk, içeri girecek; herkes elini öpüyor, eteðini öpüyor... Hayýr; latîfeciydi, þakacýydý, tatlýydý. Efendimiz SAS’in ahlâký çünkü...
    Allah-u Teàlâ Hazretleri bize, dinimizin hakîkatlerini görmeyi nasîb etsin... Hakîkatleri görmeyince, insanýn ünvaný, doktoralarý, ihtisaslarý para etmiyor. Hakîkatleri göstersin Allah-u Teàlâ Hazretleri... Yolunca yürütsün...
    Yolunca yürüyene de, makama çýktýðý zaman öðretiyor muhterem kardeþlerim!.. Onun için büyüklerden birisi buyurmuþ ki:

    ما اتخذ الله وليًّا جاهلاً، ولو اتخذه لعلَّمه

    (Me’ttehaza’llàhu veliyyen câhilâ) “Allah hiç câhil velî edinmemiþtir. Evliyâullah câhil deðildir. (Ve lev ittehazehû leallemehû) Eðer bir câhili velî etmiþse kendisine, sevmiþse; öðretir onu, cahillik kalmaz.” Allah’ýn sevgili kulu olduktan sonra cahillik kalmaz. Þeriata aykýrý iþ yapmaz. Fakihler soru sorarlar da, onlara öyle cevap verir ki, fakihler bile aðzý açýk kalýr. Neden?.. Okumadý ama, Allah öðretti. “Beni medresede hocam öðretti deðil, (eddebenî rabbî) Rabbim öðretti.”
    Allah öðrettiði zaman, her þeyi bilir. Gözünden perdeler kalkar, þu þöyledir, þu þöyledir diye sayar.

    Ulu Cami’nin açýlmasý zamanýnda Bursa’da:
    “—Þeyhü’l-islâm mý okusun hutbeyi, falanca mý okusun, filânca mý okusun, Emir Sultan mý okusun?..” demiþler.
    “—Hayýr, hayýr, hayýr...”
    “—Kim okusun?..”
    Demiþler:
    “—Burada Somuncu Baba diye bir zât var, o okusun!” demiþler.
    Israr etmiþler, rica etmiþler padiþahýn adamlarý. Somuncu Baba çýkmýþ, Ulu Cami’de hutbe okumuþ, Fatiha’yý yedi türlü tefsir etmiþ. Birisini ikisini bazýlarý anlamýþ, üçünü dördünü bazýlarý anlamýþ, beþini altýsýný bazýlarý anlamýþ... Bir tanesini kimbilir kaç kiþi anladý?.. Derece derece, derece derece yükselttin mi, anlayan anlar, anlamayan öyle bakar. Bir onun aðzýna bakar, bir öbürünün aðzýna bakar.
    Allah-u Teàlâ Hazretleri’nin sevgisini kazanmaða çalýþmak lâzým!..

    Süleymaniye kütüphanesi’nde çalýþýyordum. Çok güzel kitaplar var, ben de kitaplarý, yazma eserleri seviyorum. Güzel notlar aldým. Hoþuna gider diye de, geldiðim zaman bazen Hocamýz’a okuyorum.
    Defterimde var, Arapça birisi bir þiir yazmýþ:
    “—Yâ Rabbi, her ne kadar günahkâr bir kul isem de, gene günahý isteyerek yapmadým, sana imaným tamdýr.” filân diye, böyle bir þiir yazmýþ.
    Ben bunu okudum, Hocamýz hoþlanacak sandým. Kaþlarýný çattý:
    “—O teselli, öyle þey olmaz!” dedi.
    Yâni böyle sapasaðlam takvâsý vardý. Hiç o þiiri hoþ görmedi. “Yâ Rabbi, günah iþledim ama, gene sana inanarak iþledim, affedersin...” filân gibi bir þeye hiç müsamaha etmedi. “Öyle þey olmaz!” dedi.

    Büyükler diyorlar ki:
    “—Ýþlediðin günahýn küçük deme, kime karþý iþlediðini düþün!”
    “—Küçük bir günah iþledim, basit bir günah...” diyor.
    Meselâ, “Sigara içmek mekruh...” diyorsun, herkes müttefik. Haram diyenler var. En aþaðýsý mekruh diyor. Doktorlar yasak diyor, “Kendini zehirliyorsun!” diyor. Mükeyyefat, mekruh...
    “—Efendim, mühim deðil.” diyor, önemsemiyor, içiyor.
    Böyle evliyâlýk olur mu, böyle tasavvuf olur mu?..
    “—Efendim, haram deðil ki, mekruh...”
    Haa, günahý küçük görme; günahý kime karþý iþlediðini düþün, cürmünün büyüklüðünü oradan anla!.. Kime karþý iþliyorsun bu küçük günahý?.. Rabbine karþý, Allah-u Azîmü’þ-þân’a karþý iþliyorsun. Allah’a karþý iþlenen suçun küçüðü olur mu?.. O makama o saygýsýzlýk olur mu?.. Küçük de olsa, yapmayacak; çünkü makam büyük, makam yüce...

    Aziz ve muhterem kardeþlerim! Allah-u Teàlâ Hazretleri bizleri kusurlarýmýzdan kurtarsýn... Bizde sevmediði ne gibi hal ve huy ve sýfat varsa, bizi onlardan pâk eylesin... Bizi sevdiði sýfatlarla sýfatlandýrsýn... Sevdiði amellere muvaffak eylesin... Sevdiði ilimlerle gönlümüzü doldursun... Sevdiði yollarda yürütsün... Sevdiði kullarý ile dost eylesin...
    Ömrümüzü sevdiði bir þekilde geçirip, huzuruna sevdiði, razý olduðu bir kul olarak varmayý nasib eylesin...

    13. 11. 1994 - Ýskenderpaþa Camii



  3. Bu yararlý Mesaj için teþekkür eden kullanýcýlar:


  4. #3
    Yeni Üye Nurseher - ait Kullanýcý Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    11.01.2010
    Mesajlar
    13
    Teþekkür
    15
    Teþekkür almýþ: 8 / 4 Konu

    Standart

    Allah razý olsun..

  5. Bu yararlý Mesaj için teþekkür eden kullanýcýlar:


+ Konuyu Cevapla

Konu Bilgisi

Aktive Benutzer

Þu anda 1 üyemiz bu konuya göz atýyor. (0 kayýtlý üye ve 1 misafir.)

     

Benzer Konular

  1. M. Zahid KOTKU (Rh.A) : Sohbetleri
    Konuyu Açan: ilahiaþk, Forum: M. Zahid KOTKU (Rh.A).
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 06.02.2009, 00:50
  2. M. Zahid KOTKU (Rh.A) : Kitaplarý
    Konuyu Açan: ilahiaþk, Forum: M. Zahid KOTKU (Rh.A).
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 06.02.2009, 00:45
  3. M. Zahid KOTKU (Rh.A) : Fotoðraflarý
    Konuyu Açan: ilahiaþk, Forum: M. Zahid KOTKU (Rh.A).
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 06.02.2009, 00:44
  4. M. Zahid KOTKU (Rh.A) : Hayatý
    Konuyu Açan: ilahiaþk, Forum: M. Zahid KOTKU (Rh.A).
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 06.02.2009, 00:43
  5. M.zahid Kotku Ve Tasavvuf
    Konuyu Açan: ilahiaþk, Forum: E-Kitap.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 23.04.2008, 08:29

Yetkileriniz

  • Konu açma yetkiniz yok.
  • Cevap yazma yetkiniz yok.
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok.
  • Mesajýnýzý deðiþtirme yetkiniz yok.