M. ZÂHÝD KOTKU (RH.A)
HOCAMIZ’INHALLERÝ
Prof. Dr. M. Esad Coþan (Rh.A)
Elhamdü lillâhi rabbil-àlemîn... Ves-salâtü ves-selâmü alâ seyyidil-evvelîne vel-âhirîn, ve hàtemin-nebiyyîn... Tâci ruûsinâ ve tabîbi kulûbinâ ve kurreti uyûninâ muhammedinil-mustafâ... Ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmil-cezâ... Emmâ ba'd:
Çok aziz, çok muhterem, çok sevgili kardeþlerim! Allah'a sonsuz hamd ü senâlar olsun... Bizi sonsuz nimetlerine mazhar eyledi. Her þeyimiz onun lütfundandýr. Habîb-i Edîbi, Efendimiz serverimiz Peygamber SAS Hazretleri’ne sonsuz tahiyyat ve ihtiramlarýmýzý, salât ü selâmlarýmýzý arz ederiz.
Allah-u Teàlâ Hazretleri bizi rahmetine erdirdiði kullarýndan eylesin... Muhammed-i Mustafâsýnýn öðrettiði yoldan, onun mübarek cadde-i kübrâsýndan, sünnet-i seniyyesinden, bir göz yumup açýncaya kadar bizi ayrý düþürmesin... Yolunda dâim, zikrinde kàim eylesin... Ömrümüzü rýzasýna uygun geçirip, huzur-u izzetine sevdiði, razý olduðu kul olarak varmayý cümlemize nasîb ü müyesser eylesin...
a. Hocamýz’ý Anma Haftasý
Hocamýz cennet mekân, kutbü’l-àþýkîn ve gavsü’l-vâsýlîn, es-seyyid, eþ-þeyh, el-hàfýz Muhammed Zâhid ibn-i Ýbrâhim el-Burusevî Hazretleri, 14 yýl önce Kasým'ýn 13'üne rastlayan böyle bir perþembe günü dünyasýný deðiþtirmiþ, dâr-ý bakàya irtihal eylemiþti. Aradan geçen yýllarda aziz Hocamýz'ý, baþýmýzýn tâcý, gözümüzün nuru Þeyhimiz’i, her sene bazý merasimler yaparak, hatimler okuyarak, büyük ilmî toplantýlar yaparak; sempozyum dedikleri birçok alimin katýldýðý, konuþmalar yaptýðý toplantýlarla, çeþitli sevaplý faaliyetlerle, ruhu þad olsun diye anmaktaydýk.
Tabii ona olan baðlýlýðýmýzý, müridliðimizi, sevgimizi, saygýmýzý ne yapsak tam ifade edemeyiz. Onun için ne yapsak, bizim için kâfî olmaz, onun þânýna kâfî gelmez.
Bu sene de bir hafta, Anadolu’nun muhtelif büyük þehirlerinde Hocamýz için anma toplantýlarý tertipleyelim diye planladýk. Ýlân ettik sizlere...
Geçtiðimiz pazartesi günü Bursa’dan baþladýk. Çünkü Hocamýz cennetmekân Bursalý ve vazifesinin bir kýsmýný Bursa’da ifa etmiþ. Bu Ýstanbul’daki camilere naklen gelmesinden önce de en son, büyük mürþid Üftâde Muhyiddin Muhammed Burusevî Hazretleri’nin mübarek camisinde vazife görmüþ.
O Üftâde Hazretleri, zamanýnýn kutbu; nasýl Aziz Mahmud-u Hüdâî Hazretleri’ni, “Evlâdým, bundan sonra seni Ýstanbul’a vazifelendiriyorum, haydi bakalým oraya git! Ýnþaallah padiþahlar özengini tutar, bindiðin atýn yularýný çeker, önünde yaya yürür; böyle izzete mazhar olursun...” diyerek gönderdiði gibi, aradan asýrlar geçmiþ olmasýna raðmen, sanki yine Üftâde Hazretleri, bu sefer Muhammed Zâhid Hocamýz’ý öyle bir mânâda, öyle bir þekilde göndermiþ gibi, Hocamýz Bursa’dan, Üftâde Camii’nden gelmiþti.
Sanki Aziz Mahmud-u Hüdâî Hazretleri’nin padiþahlar gelip elini öptüðü, kendisine mürid olduðu gibi, atýnýn üzengisini tutup binmesine yardým ettiði gibi, önünde seyis gibi tevâzu ile yaya yürüyüp atýnýn yularýný çektiði gibi; Hocamýz cennet mekân da buraya geldikten sonra, devlet baþkanlarý onun müridi olmuþtur, baþbakan yardýmcýlarý müridi olmuþtur, bakanlar müridi olmuþtur. Parti baþkanlarýnýn hemen hepsi buraya gelmiþ, elini öpmüþ, duasýný taleb etmiþtir. Mühim meselelerde kendisine danýþmýþtýr. Mesele sorup, rýzasýný alýp öyle yapmaða gayret etmiþlerdir.
Öyle bir büyük makama nâil olan Hocamýz’ýn ilk vazifesi Bursa’da olduðu için, biz de ilk anma gününü Bursa’da tertiplemiþtik. El-hamdü lillâh Üftâde Camii’nde çok feyizli oldu. Üftâde Camii de her ne kadar böyle küçük bir cami ise de, çok feyizli, tatlý, zevkli, þevkli oldu.
Oradan Ýzmir þehrinde, Ýzmir’in en büyük camisi olan Hisar Camii’nde anma toplantýsý oldu. Cami doldu, hatýralar yad edildi. Oradan Konya’ya geçildi. Konya’da çok büyük bir salon, büyük bir izdihamla hýnca hýnç doldu. Orada yad edildi Hocamýz... Sonra Kayseri’de yad edildi.
Sonra Ankara’da, Kocatepe Camii’ndeydik cuma günü. Orada çok tatlý, feyizli, merasimler, konuþmalar oldu. Dün Eskiþehir’de, bugün de yine devam edecek iki günlük bir programýn bir bölümü olarak, biz de akþam Eskiþehir’in bir camiinde konuþmalar yaptýk.
Nihayet Hocamýz’ý anma haftamýzýn son günü olan, yâni merasimlerin son günü... Hatýrýmýzdan çýkmasý mümkün deðil de... Hani, “Hiç hatýrýmdan çýkmýyor ki!” dediði gibi. Çok sevilen þeyin hiç hatýrdan çýkmadýðý gibi. Hatýralarýnýn merasimle baþkalarýna da duyurulduðu haftanýn son günü ve 13 Kasým... Hocamýz’ýn vefatý zamanýna tesadüf eden bu günde, son vazife yeri olan bu camii þerifte böylece, çok kalabalýk bir muhib, mürid ve aþýk-ý sâdýk vefalý derviþler zümresi halinde toplanmýþ bulunuyorsunuz.
Biliyorum ki, dýþarýda trafik alt üst oldu, sokaklar týkandý. Çünkü bir araba ile gelirken, 20 dakika önce geldik karþý yakadan; bazý sokaklardan geçemedik, zar zor yetiþtik buraya... Þimdi daha da dolmuþtur, aradan geçen o onbeþ-yirmi dakika içinde... Ve bu cami, Hocamýz’ýn zamanýndan sekiz misli kadar büyütüldüðü halde, görüyorsunuz her taraf onu seven insanlarla dopdoludur ve oturulacak yer kalmamýþtýr.
Bu tabii, fâil-i mutlak, fâil-i hakîkî Allah-u Teàlâ Hazretleri’dir, þekkimiz, þüphemiz yok.
يفعل الله ما يشاء، ويحكم ما يريد.
(Yef’alu’llàhu mâ yeþâ’, ve yahkümü mâ yürîd) [Allah dilediðini yapar ve dilediði hükmü verir.]
لا فاعل إلا هو.
(Lâ fâile illâ hû) derviþlerin ilk dersidir. Her þeyin müsebbibü’l-esbâbý Allah-u Teàlâ Hazretleri’dir. Her þeyi olduran odur. Aradan 14 yýl geçtiði halde, bu teveccühü ihsan eden de odur. Hamd ü senâlar olsun...
Bu Hocamýz’ýn ulüvv-ü þânýna bir niþânedir. Hocamýz’ýn büyüklüðüne, makamýnýn, mertebesinin büyüklüðüne evliyâullah büyük zatlarýn þehadetleri vardýr, sahih rüyalarý vardýr. Zamanýnýn kutbu olduðuna dair, rüyalarda iþaretler vardýr. El-hamdü lillâh, o iþaretleri tabii görenler bilir de, dýþarýdan da, meseleyi dýþtan takib edenler de, böyle bir muazzam sevgi izdihamýný görünce, oradan da anlaþýlýyor.
Her gittiðimiz yerde, Hocamýz için okunmuþ olan hatm-i þeriflerin dualarýný yaptýk. Yetmiþbin kelime-i tevhid, bir tevhid hatmi olur. Binlerce Kur’an-ý Kerim hatmi, milyonlarca kelime-i tevhid, yüzbinlerce salevât-ý þerife, binlerce süver-i Kur’aniyye ile, her gittiðimiz yerde Hocamýz’ýn ruhuna gönderdi kardeþlerimiz bu hediyye-i Kur’âniyyelerini... Ve her gittiðimiz yerde de cami dolusu insanlar ders aldýlar, tekkemize intisab eylediler. Muazzam bir bereket ile, muhteþem bir þekilde el-hamdü lillâh devam ediyor. El-hamdü lillâh, el-hamdü lillâh, el-hamdü lillâh... Hamden kesîren tayyiben mübâreken fîh...
Muhterem kardeþlerim! Peygamber SAS Hazretleri buyurmuþ ki:
عند كل خــتمةٍ دعـوةٌ مـستجـابـةٌ (كر. عن انس)
RE. 320/6 (Ýnde külli hatmetin da’vetün müstecâbeh) “Allah’ýn kelâmý Kur’an-ý Kerim bir kere bir hatmedildi mi, o hatim edilip de sonuna gelindi mi, iþte o zaman dualar makbul olur.” Neden?.. Okunan Kur’an-ý Kerim olduðu için, Allah’ýn kelâmý olduðu için...
Onu okuyan kimseye Allah-u Teàlâ Hazretleri, o Kur’an-ý Kerim’i hatmetmesinin bereketi olarak, o anda yapacaðý dualarý müstecâb kýlacaðýný Peygamber Efendimiz bildiriyor. Yâni, hatimin sonunda yapýlan dualar müstecâb oluyor.
E þimdi kâðýtlarý sýraya diziyorum, bu binlerce hatimler, binlerce, yüzbinlerce, milyonlarca zikirler; yâni bir hatmin bile sonunda yapýlan dualar makbul iken, arkasýndan bu kadar hatimler okunup... Herkesin hayretini çekecek kadar.
Ankara’da Rýza Çöllü Hoca, kendisi Sami Efendi dergâhýna mensub bir muhterem hocaefendi, Hacý Bayram’da Hocamýz’ýn ruhuna okunan hatimlerin miktarýnýn büyüklüðünü görünce, hayretler içinde kalmýþtý vefatý senesinde... Yine ayný hayretlere sezâdýr durum, aynen devam etmektedir.
Bu Hocamýz’ýn bereketidir, Allah’ýn Hocamýz’a ikramýdýr. Kardeþlerimizin hediyesidir ama, Allah’ýn ikramýdýr. Çünkü onlara o sevgiyi veren de Allah’týr, bunu okutan da Allah-u Teàlâ Hazretleri’dir. Allah hepinizden razý olsun...
b. Allah Ýnsanýn Gönlüne Bakar
Þimdi caminin içi böyle arif insanlarla doluyken, bilene bildiði þeyi söylemeðe lüzum yok ama, konuþmalarýmýz banta da alýndýðý için, bir þeyi söylemek gerekiyor. Çünkü konuþma baþka yerlerde de dinlenecek, baþka insanlar da dinleyecekler.
Aziz ve muhterem kardeþlerim! Hocamýz cennet mekân, kaddesa’llàhu sýrrahu’l-azîz, kendisi þeyh olduðu halde, mürþid-i kâmil olduðu halde, buyurmuþ ki:
“—Þeyhlik de boþ, müridlik de boþ, zenginlik de boþ, mevkî makam da boþ... Ýþin aslý, asýl dikkat edilecek þey, Allah’ýn sevgili kulu olmaktýr. Mühim olan odur. Hayatta asýl gàye, Allah’ýn sevgili kulu olmaktýr.”
Eðer bir insan bir makama çýkmýþsa, bir makamýn, rütbenin iþaretini üstüne takýnmýþsa, üniformasýný giymiþse, giysin... Ama Allah’ýn sevgisini kazanamamýþsa, bu dýþýna üniforma giymenin faydasý yoktur; üniforma ister devlet baþkanlýðý üniformasý olsun, ister askerî mareþallik rütbesi olsun, ister tasavvufî bir rütbeyi gösteren cübbe, sarýk olsun...
Hocamýz’ýn sevdiði bir beyit vardý, tasavvufî beyit:
Derviþlik olaydý tac ile hýrka,
Alýrdýk biz dahi otuza, kýrka...
Çarþýdan pazardan alýnan bir þey deðil derviþlik... Ýstediðin kadar büyük bir sarýk temin edebilirsin çarþýdan. Parasýný verirsin, yakýþýklýsýný, güzelini, pahalýsýný alýrsýn, ihtiþamlý da olur, sadrazam kavuðu gibi olur. Padiþah kavuðu gibi de olabilir.
Çok güzel bir cübbe alabilirsin, üzerine sýrma bir þey takabilirsin... Gösteriþli olur, Arap diyarýndan gelen sýrmalý abâyeler filân gibi olabilir. Mühim olan post deðil, postun içi... Mühim olan, içindeki insanýn Allah’ýn sevdiði kul olmasý... Gerisi boþtur.
Yâni, isterse bir kimse çýksýn ortaya, þeyhim desin... Allah’ýn sevgili kulu olamamýþsý, kýymeti yok...
Onun için þu mihrabda, Hocamýz cennet mekânýn bir sözünü kulaklarýmla duydum, hatýrlýyorum. Diyor ki:
“—Þeyhlik yapmak mecnunluktur, deliliktir, divâneliktir; ancak vazifeli olmak müstesnâ... Vazifeli ise, salâhiyetli ise, hakîkî ise; tamam... Ama hakîkî deðilse, delilik, divâneliktir.”
Öyle þey olur mu?.. Dýþ þeklin kýymeti yok!
ان الله لاينظر الى صوركم واموالكم، ولكنانما ينظـر الى قـلوبكم واعمالكم (حم. م.ه. عن ابى هريرة)
RE. 92/3 (Ýnna’llàhe lâ yenzuru ilâ suveriküm ve emvâliküm, ve lâkin innemâ yenzuru ilâ kulûbiküm ve a’mâliküm.) “Allah-u Teàlâ Hazretleri insanlarýn sûretlerine bakmýyor, zâhirlerine bakmýyor, mallarýna, mevkilerine, makamlarýna bakmýyor. Ancak gönüllerine bakýyor ve yaptýklarý amellere bakýyor. Hangi niyetle ne amelleri yaptýðýna bakýyor.”
(Yenzuru ilâ kulûbiküm) Gönüllere bakýyor. Kalb gönül demek. Yâni, þu týk týk atan kalb herkeste var; kâfirde de var, münafýkta da var, cahilde de var, gàfilde de var... Ama mü’minin gönlü, imanla nurlanmýþ olan gönül kýymetli.
Hocamýz, Allah’ýn bize verdiði çeþitli nimetleri sayarken, en çok:
“—Allah sana gönül gibi bir nimet vermiþ, kardeþim! Sana bir gönül nimeti vermiþ Allah... Niye bu gönlü nurlandýrmýyorsun, çalýþtýrmýyorsun?.. Niye gönül gözünü açmýyorsun, niye kalbini sâfîleþtirmiyorsun, niye Allah’ýn sevgili kulu olmaða çalýþmýyorsun?.. Yâni, bu imkân sana verilmiþken, niye böyle olmaða çalýþmýyorsun?” diye söylerdi.
Aziz ve muhterem kardeþlerim! Biliyorsunuz ve görüyorsunuz, hayat kimseye kalmýyor. Ne padiþahlara kalýyor, ne reisicumhurlara kalýyor, ne evliyâullaha kalýyor, ne enbiyâullaha kalýyor... Her þey boþ! Hocamýz da böyle söylemiþ: Her þey boþtur. Bütün iþ, Allah’ýn sevgili kulu olmakta...
Ýnsan Allah’ýn sevgili kulu oldu mu, o zaman iþler deðiþiyor. Ýnsan Allah’ýn sevgili olunca, Allah hadis-i kudsîde:
لا يزال عبدي المؤمن يتقرب إلي من نوافل، حتى أكون سمعهالذي يسمع بـه، وبصره الذي يبصربـه، ويده الـتي يبطـش بها،ورجله التي يمشي بها (خ. عن أبي هريرة)
[Buhàrî, Sahîh, c.5, s.2384, Rikàk, 84/38, no:6137; Ýbn-i Hibbân, Sahîh, c.2, s.58, Birr ve Ýhsân, no:;347; Taberânî, Mu’cemü’l-Kebîr, c.8, s.206,no:7833; Ebû Ya’lâ, Müsned, c.12, s.520, no:7087; Beyhakî, Sünenü’l-Kübrâ, c.3, s.346, no:6188, Ebû Hüreyre RA’dan.]
(Lâ yezâlü abdiye’l-mü’minü yetekarrabü ileyye min nevâfil) “Benim mü’min kulum bana tatavvu ibadetleri, nafile ibadetleri, mecbûrî olmayan ama yaparsa sevap kazanacaðý güzel ibadetleri, aþk ile þevk ile, kat kat, fazla fazla yaparak bana yakýnlaþýr.” Yâni kurbiyyet peydâ eder, Allah’a yakýn kul olur, eren kul olur.
(Hattâ ekûne semeahü’llezî yesmeu bihî) “Nihâyet öyle bir hale gelir ki, ben onun gören gözü olurum, iþiten kulaðý olurum, idrak ettiði gönlü olurum, tuttuðu eli olurum, yürüyen ayaðý olurum.” Yâni, Allah’ýn lütfuna mazhar olan bir kimse, artýk insanlarýn yapamayacaðý iþleri yapacak hale gelir. Buna kerâmet diyoruz, evliyâullahýn kerameti diyoruz. O zaman, uzaktaki þeyi görür, duyulmayacak þeyi duyar, gidilmeyecek yere kýsa zamanda varýr, tayy-ý mekânla, tayy-ý zamanla... Karþýsýndakinin gönlünden geçeni, Allah’ýn bildirmesiyle bilir. Bunlar ayet-i kerimelerle sabit.
“Onun gören gözü olurum, iþiten kulaðý olurum, söyleyen dili olurum, tutan eli olurum, yürüyen ayaðý olurum... O kulum benimle görür, o kulum benimle iþitir, o kulum benimle söyler, o kulum benimle elini uzatýp iþini yapar... O kulum benimle varacaðý yere varýr.”
Tabii, bu hadis-i kudsî üzerinde insanlar ne kadar düþünse, yeridir. Allah’la gören bir kula gizli kalýr mý?.. Allah her þeyi bilmiyor mu?..
والله بما تعملون بصيرٌ (اۤل عمران:١٥٦)
(Va’llàhu bimâ ta’melûne basîr.) [Allah yaptýklarýnýzý hakkýyla görür.] (Âl-i Ýmran: 156) Allah her þeyi görmüyor mu, her yerde hàzýr ve nâzýr deðil mi, her þeyi bilmiyor mu?.. O zaman Allah’la gören kul, her þeyi bilir. Allah’ýn bildirmesiyle bilir. Hocamýz’da bunu görürdük. Misallerini anlatacaðým.
Allah’la duyan bir kul, baþka kullarýn duymadýðý þeyi duyar. Dilinde Allah’la konuþan, söyleyen kul, ârifâne söz söyler, insanlarýn gönüllerine hitab eder. Ýnsanlarýn gönüllerindeki sorularýna, sormadan cevap verir. Allah’la varacaðý yere varan kul için, mesafe bahis konusu olmaz. Tayy-i zaman olur, tayy-i mekân olur. Mekân ve zamanýn önemi kalmaz, bir yerden bir yere tarfetü’l-aynda gider. Yâni Allah’la olunca bir kul, çok muazzam ikramlara nâil olur, çok deðiþik hallere nâil olur.
Bu hadis-i kudsîdir, Peygamber SAS Efendimiz buyurmuþtur. Ve Hocamýz cennet mekânýn üzerinde bu hallerin, bu hadis-i þerifte bildirilen þeylerin hepsi zâhirdi.
c. Hocamýzýn Tasarrufu ve Kerametleri
Birkaç misal söyleyeyim. Ýhvânýmýzdan meþhur bir zat-ý muhterem Amerika’da uçaða binmiþ, uçak fýrtýnaya tutulmuþ havada, düþecek hale gelmiþ. Çok sarsýntý olmuþ. Öyle bir sarsýntý ki, uçak parçalanacak, daðýlacak, nerdeyse düþecek gibi olmuþ. Herkes ölüm telâþýna, ölüm korkusuna düþmüþler. Bizim bu kardeþimiz de —kendisi anlattý bana, baþkalarýna da anlattý sonra— Hocamýz’a rabýta yapmýþ. Yâni gözünü kapatmýþ, evliyâ diye, hocam diye Hocamýz’ý düþünmüþ. El-hamdü lillâh uçak sakinleþmiþ ve varacaklarý yere düþmeden varmýþlar.
Sonra buraya geldiði zaman, Hocamýz mütebessim, “Uçak seni bayaðý telaþlandýrdý, epeyce korkuttu deðil mi?” diye o söylemeden söylemiþ. Amerikadaki þeyi insan Ýstanbul’dan, normal olarak görür mü?.. Görmez. Amma, Allah gösterince görür. Ýþte o hadis-i kudsîde benimle görür dediði, böyle oluyor.
Sami Efendi’nin ihvânýndan bir zat kendisi anlattý. Fatih Camii’nde ikindi namazýný kýlmýþ. Cenaze de varmýþ, “Allahu ekber!” demiþ, cenaze namazýný da kýlmýþ ama, yanlýþlýk yapmýþ cenaze namazýnda... Ondan sonra, “Hadi ne yapayým pazar günü, Ýskenderpaþa’da hadis dersi var!” diye buraya gelmiþ.
Hocamýz’ýn hali öyleydi. Yâni baþka þeyhlere mensub insanlar da çok teveccüh eder, gelirlerdi. Evlerinde misafir ederlerdi, baþ tâcý ederlerdi. Hocamýz’ýn böyle, dikkatle takip edilecek bir hali vardý.
Buraya gelmiþ oturmuþ. Hocamýz þu karþýda, minderde dersi anlatýrdý. Dersten zevk almamýþ. Muhterem kardeþlerim! Feyiz olduðu zaman, insan her þeyin tadýný duyar. Hasta olduðu zaman, aðýz hiç bir güzel yemeðin tadýný almaz. Hastaya yemek yediremezsin, “Caným istemiyor!” der. Neden?.. Hasta... Ama sýhhatli olduðu zaman, tadýný duyar.
Þimdi bu hadis-i þeriflerin tadýna doyum olmaz. Neden?.. Rasûlüllah SAS Efendimiz’in kelâmýdýr. Hadis-i þeriflerin içinde kimisi namaza ait hadis gelir, kimisi taharete ait hadis gelir. Kimisi abdeste ait, kimisi gýybete ait, kimisi zekâta ait... Çeþitli hadis-i þerifler gelir. Hepsi böyle heyecanlý bir hikâye gibi olmaz ki... Hadis-i þeriftir bu, “Efendimiz böyle buyurmuþ.” diye dinimizi öðreneceðiz.
Diyor ki, “Hoþlanmadým dersten... Hadisler bana tatsýz geldi, Hocamýz’ýn anlatmasý tatsýz geldi.” diyor. Kendi anlatýyor bana, ismi yanýmda, bildiðim bir isim. Hocamýz dersi kesmiþ:
“—Allah Allah, bu zamâne insanlarý ne acaibdir! Cenaze namazýný doðru düzgün kýlmaz, hata eder. Burada kendisine vaaz beðendiremezsin!” demiþ.
Yâni, bir taraftan burada hadis dersi okuyor, bir taraftan da cemaatin gönlünden geçenlerle alâkasý var. Bu beþerî bir takatle yapýlmaz muhterem kardeþlerim, Allah yardým ederse, yapýlýr. Allah’ýn sevgili kullarýna has bir özelliktir bu.
Rüyalara Hocamýz’ýn muazzam bir tasarrufu vadý. Ne demek rüyalara tasarruf?.. Birisinin rüyasýný bilirdi, birisinin rüyasýna girerdi. Birisine istediði rüyayý gösterme kabiliyeti olduðu anlaþýlýyor olaylardan...
Misâl: Sâime Haným vardý. Allah rahmet eylesin, vefat etti. Öðretmen Sâime Haným derlerdi. Kendisi dul bir öðretmen haným olduðu için hacca gidememiþ. Aþýk da... Hocamýz’a demiþ ki:
“—Efendim, mahremsiz hacca gidilmiyor. Ben de hacca gidemedim, çok da caným istiyor, aþýkým, oralarý görmek istiyorum!” filân demiþ.
Hocamýz:
“—Ben seni götüreyim hacca...” demiþ.
Sâime Haným kendisi anlattý bana, rahmetli. “Ben de sandým ki; hac mevsimi gelecek, Hocamýz bana da bilet alacak, beraber uçaða bineceðiz, hacca beraber gideceðiz sandým.” diyor. Evi þuracýkta idi, ön sokakta. Eve gitmiþ. Hani gece erken kalkanlar, sabahla öðle arasýnda uyumak ihtiyacý duyar. Çünkü ötekiler gibi deðil ki, geceden uyanýk, zikretti, tesbih çekti, derviþlik yaptý. Öðleye doðru evinde uyumuþ.
Uyuduðu zaman rüyasýnda Hocamýz yanýna gelmiþ. Önüne düþerek Mekke-i Mükerreme’ye gitmiþler, Kâbe-i Müþerrefe’yi tavaf etmiþler. Safâ ile Merve arasýnda sa’y eylemiþler. Arafat’a çýkmýþlar. Cemreleri taþlamýþlar... Rüyada aynen böyle görmüþ. Ýki saat önce, “Ben sana haccettireyim!” dedi. Ýki saat sonra Sâime Haným’a böyle rüya göstertiyor.
Celâleddin Ökten Hocaefendi, kendisi büyük akàid alimi, ilm-i kelâm alimi... Yüksek Ýslâm Enstitüsü’nde, imam-hatip okulunda bu dersleri veren alim, fâzýl kimse... Þikâyet etmiþ Hocamýz’a, demiþ ki...
Hac yasak o zaman. Devlet pasaport vermiyor, hacca vize vermiyor ve pasaportlara damga vuruyor. “Bu pasaport dýþarýda her memlekette geçer ama, hac mevsiminde Suudi Arabistan için geçerli deðildir.” diye damga vuruyor pasaportlara. Kimseye de öyle pasaport vermiyor. Elli sene önce, kýrk sene önce, eski hadise...
Mürid, Hocamýz’dan yaþlý, Hocamýz’a intisab etmiþ. Büyük alim, yâni zâhir gözüyle bakýlsa, Hocamýz’dan daha yüksek tahsilli, daha büyük alim... Ama Hocamýz’a intisab etmiþ, aziz ve muhterem kardeþlerim! Neden?.. Ma’rifet ilmi ilimlerin en üstünüdür de ondan... Öteki ilimler, onlar kitaplarýn, satýrlarýn ilimleri; ma’rifetullah gönüllerin, sadýrlarýn ilmi olduðundan o en yüksek olduðundan, o Hocamýz’a intisab ediyor.
Gelmiþ:
“—Efendim, pasaport için müracaat ettim. Nüfuzlu talebelerim var, sevdiðim tanýdýklar var. Onlar da bana hürmet ederler. Yardýmcý olmaya söz verdiler ama, altý ay geçti, hâlâ pasaportum Ankara’dan gelmedi.” diye þikâyet etmiþ, durumu arzetmiþ Hocamýz’a...
Hocamýz da ön tarafta otururdu þurada:
“—Yakýnda alýrsýn inþaallah!..” demiþ.
Celâl Hoca orada Hocamýz’ýn önünde otururken, bir uyku bastýrmýþ kendisini, uyumuþ. Ýhtiyar zâten, böyle zor yürürdü. Bastonu vardý, adýmlarý dikkatli atardý. Yetmiþ küsür yaþýnda insandý.
Uyumuþ, rüyasýnda kendisini Ankara’da pasaport dairesinde görmüþ. Memur pasaportu çýkartmýþ:
“—Hocam, buyurun, pasaportunuz hazýr!” demiþ, vermiþ rüyada.
O pasaportu rüyada aldýktan sonra uyanmýþ, bir de utanmýþ: “Böyle bir mübarek zâtýn huzuru uyunacak yer mi? Þu ihtiyarlýðýn haline bak! Þimdi ben burada uyudum kaldým, ayýp oldu.” diye kýzarmýþ biraz, üzülmüþ, utanmýþ. Hocamýz’a böyle utanarak bakmýþ. Uyukladý ya Hocamýz’ýn önünde, ne kadar uyukladý?.. O rüyalarý filân gördüðüne göre beþ dakika mý uyukladý, horladý mý, ne oldu?.. Utanýyor yâni kendisi rüya gördüðüne...
Hocamýz mütebessim, yüzüne böyle bakarak:
“—Nasýl, pasaportu aldýn mý?” demiþ.
Hakîkaten de, birkaç gün sonra pasaport Ankara’dan gelmiþ.
Muhterem kardeþlerim! Þimdi sað olan, bu olayý bilen birkaç kiþi, Hocamýz’ý ziyarete gelmiþler. O sýrada Celâleddin Hoca oradaymýþ. Celâleddin Hoca’yý onlar arabalarýna alýp, evine götürdükleri zaman, bunlara demiþ ki:
“—Hocanýzýn kýymetini bilin! Hocanýz’ýn rüyalara bile tasarrufu var, hakimiyeti var. Hocanýz’ýn kadr ü kýymetini bilin! Ben bu Hocaefendi’ye yetiþmeseydim, tanýþmasaydým, intisab etmeseydim. Kendim saðlam bir iman ile göçeceðimden þüphe ederdim. Hocanýzýn kýymetini bilin, çok büyük zât...” demiþ, Celâleddin Hoca.
Postacý bir zarf getirmiþ, davetiye, Hocamýz’a vermiþ. O postacý da, dýþarýda demin boynuma sarýldý, “Ben o postacýyým, emekli oldum.” dedi. O mu getirdi, ondan önceki memur mu, bilmiyorum artýk, Allah selâmet versin... Onun da Hocamýz’ýn kerametleriyle ilgili hatýralarý var ya, neyse...
Postacý zarflarý vermiþ. Hocamýz bakmýþ, Yüksek Ýslâm Enstitüsü’nün Üsküdar Baðlarbaþý’nda temel atma töreni... Hocamýz’ý da çaðýrýyorlar. Ýstanbul’un din alimlerinden, büyüklerinden birisi olduðu için çaðýrmýþlar.
Hocamýz demiþ ki, önündeki þahsa:
“—Ben gidemem, al sen bu zarfý, sen git benim namýma vekâleten... Bir de orada bir konuþma yaparsýn!” demiþ.
“—Aman efendim, ben sizi nasýl temsil ederim? Hem de orada Ýstanbul’un müftüleri, diyanet iþleri baþkanlarý, yüksek rütbeli kimseler, herkes gelecek oraya... Ben onlarýn karþýsýnda nasýl konuþabilirim, ne söylerim?” deyince;
“—Hani Celâl Hoca hani, siz onu evine býraktýðýnýz zaman ne söylemiþti size, onu söylersin!” demiþ.
Halbuki kimseye söylenmiþ deðil, o Celâl Hoca’nýn sözü. Ýki kiþi biliyor. Bu þahýs hemen Hocamýz’ýn yanýndan çýkmýþ, öteki þahsýn yanýna gitmiþ. Demiþ ki:
“—Hani Celâl Hoca bir þey anlatmýþtý: ‘Bu Hocanýzýn kýymetini bilin, rüyalara dahi tasarrufu var. Mânevî makamý çok yüksek...’ demiþti. Bunu sen kimseye söyledin mi?..”
“—Hayýr, ben unuttum, kimseye söylemedim.” demiþ.
“—Ben de söylemedim, sen de söylemedin; Hocamýz nereden bildi, Celâl Hoca’nýn bize söylediði sözü?..”
Haa, Allah bildirirse bilir. Allah’ýn sevgili kulu olunca böyle olur iþler...
Aziz ve muhterem kardeþlerim, bunlar þahitli sözler. Biz de þüphe etmesini biliyoruz, biz de ilmî gerçekleri araþtýrmasýný biliyoruz. Bir insan bir söz söylediði zaman, yalancý mý, doðrucu mu diye, biz de teraziye koyup ölçüp biçiyoruz.
Bir adamýn birisi demiþ ki:
“—Bütün þeyhlere mevkii, makamý ben veriyorum!..”
Hadi oradan yalancý, sahtekâr!.. Hiç aslý esasý yok... Yalana yalan ama, bunlar þahitli isbatlý sözler.
Pekiyi, Hocamýz niye Yüksek Ýslâm Enstitüsü'nün temel atma töreninde o sözü söylemesini istedi o þahsýn?.. "Celâl Hoca'nýn sözünü söylersin!" diye niye dedi?.. Bir de o tarafý var iþin, onu düþünmek lâzým!
Hocamýz demek istiyor ki, aziz ve muhterem kardeþlerim:
"—Ýnsan kuru kuruya ilm-i zâhiri öðrenirse iþ tamam olmaz!" demek istiyor.
Ýlm-i zâhiri kuru kuruya öðrense, diplomalarý alsa, duvara assa, iþ bitmez. Mühim olan Allah'ýn sevgili kulu olmak, takvâ ehli kul olmak, Allah'ýn sevdiði kul haline gelmek... Onu anlatmak istiyor ve orada en çok söylenecek söz de o zaten...
Yüksek Ýslâm Enstitüsü'nü kuranlara ve orada okuyanlara ve oradan çýkanlara söylenecek en büyük nasihat ne?..
"—Ýlm-i zâhirle iþ bitmez, kalbini nurlandýrmaða bak, Allah'ýn sevgili kulu olmaða bak!" demekten baþka söz söylenir mi?.. “Sen biraz din ilimlerini öðrenecek, öðrenmiþ insansýn, gàfil olma da Allah'ýn sevgili kulu olmayý baþar!” demekten baþka nasihat mý olur?..


Alýntý ile Cevapla