_lema_
06.03.2009, 09:49
- Bir Nur talebesini Makam-ı sıddıkiyete götüren iki yol vardır: Sadakat ve İhlas.
- İhlas; kelimelerin ruh-u manevisidir. İhlas olmadığı zaman kelimeler, eğitim mermisi gibi, hedefi bulsada çok te’sir etmez. Onun için attığın fikir mermileri hedefi bulamıyor, te’sirsiz kalıyor.
- Risale-i Nur’un yolusırr-ı ihlastır, kulluktur. Bu hakikatları baştaiç dünyamızı ma’mur etmek için kullanacağız. İçimizdeki putları kırmak için kullanacağız.
- Bütün peygamberlerin, evliyaların ve kutupların yolu ihlas yoludur.
- İhlasa ma’ni olan önemli birşey yok! İhlasa ma’ni olan, önemsiz şeylerdir. Lüzumsuz, kederli, hodfüruşane, sakil, riyakarane bazı hissiyat-ı süfliyedir.
- Hizmette başarılı olmak için; Anlatılan hakikatın muhatabın kalbine yerleşmesinin iki sebebi var: Biri, sebeb-i zahiri; Digeri sebeb-i ma’nevi.
- Sebeb-i zahirinin bazı şartları şunlardır: Fiziki yapı endam ve sima güzelligi ve bakımı, Libas, giyiniş. Yaş. Şahsiyet.
- Lisan hakimiyeti, yani müdellel konuşması, terkib kabiliyeti, cümle kurması, mantıki konuşması, beliğ ve fasih konuşması için ilim şarttır.
- Sebeb-i ma’nevinin (hakiki sebeb) sebebleri şöyledir: İhlas: İ’vazsız sırf rıza-i İlahi için konuşmak. Fenâ hakikatta fâni olmak. Nefsini ıslâh edemeyen, başkasını ıslâh edemez. Önce nefsini tezkiye etki, tezkiyeye vesile olasın. Anlattın anlattın tesir etmedi, diyeceksinki ” İhlassız anlatmışım, manen kirliyim.” Salahat: Takva sahibi oldukça sözün müessiriyeti artar. Fakat takva azaldıkça lafızlar kalbden çıkmaz. Islatsa ıslatsa dili ıslatır, kalbden gelmez. Onun için ma’nevi hayatın temiz ve tâhir olması şarttır.
- Az olduğumuza üzülmeyecegiz! Çünkü keyfiyeten az degiliz. Kainat kuruldu kurulalı bu, böyledir. Cemadat fazla nebatat az. Nebadat fazla hayvanat az. Hayvanat fazla insanlar az; Kafirler fazla, müslümanlar az; Âmiler fazla, veliler az; Veliler fazla, asfiyalar az;asfiyalar fazla, enbiyalar az.
- Risale-i Nur’a makamsız hizmet eden, ma’nevi makamatın müntehası olan sıddıkiyete vasıl olur. Bu ise tam mahviyetle olur.
- Sıddıkiyet makamı, niyet ve takva ile olur.
- Mes’ele, yalnız Risale-i Nurdaki hakikatları ezberlemek, mâlumat sahibi olmak degil; mes’ele o hakikatları yaşaya bilmektir.
- Kardeşin seni tahkir ettiği halde sen ona muhabbet göstere biliyorsan, işte o zaman sırr-ı uhuvvet tezahür eder.
- Anlamak iki çeşittir: İbareyi anlamak, hakikatını anlamak. Uhuvvet risalesini okuduğu halde kardeşiyle dövüşen adam, ibâreyi anlamış, hakikatını anlamamıştır. Çünki, hakikatını anlayan insan, kardeşiyle dövüşmez.
- Bir Nur talebesinin ma’nevi dengesi, onun samimi ve hâli hizmetidir.Ne nisbette hizmet ederse, o nisbette dengede demektir.
- Risale-i Murda merhaleler vardır: 1- Şevk devresi, Ruhun hakikatleri kapmasıyla olur. 2- Muhabbet devresi; Risale-i Nur kalbte mekan tutar. Bu devrede tehlike yoktur. Evinde tavuk pişer, fakat o medresede çorbaya koşar. Evinde kuş tüyü yatak vardır, o dershananin kırpıntı yatağına gelir. 3- Sebat devresi; tehlikeli olan devredir. Ülfetle kırılarak zuhur eder. Enaniyet ve süfli arzular çok olur. bu devre sebat etmekle geçirilmelidir. Gaye en az zaiyatla bu dönemi azaltmaktır. :Çünkü irtibatı azalır, içtimai mes’eleler aklını kurcalar. sebat ancak günahlardan çekilmekle, ve Risale-i Nur’un kudsiyetine inançla, Nurlarla meşguliyetle ve derslere devamla olur. 4- sadakat devri; Arabistandan Kutb-u azamda dâvet etse, hürmet eder, fakat yine Risale-i Nur’a koşar.
- Bir âlimin sohbeti, yaralı kalbleri tedavi eder. Fakat bir ârifin sohbeti ölmüş kalbleri diriltir. Risale-i Nur sohbeti o sohbet-i ârifindir.
- Hastanın başında, yaygaracı kadınlar gibi ağlamak hüner degildir. Sessizce gidip doktor çağırmak hünerdir. İlaç yetiştirmek hünerdir. Muazzez üstadımız, cemiyetteki hastalıkların temelindeiman zaafiyeti olduğu teshişini koymuş. Biz de, Kur’an eczanesinden Risale-i Nur ilaçlarını muhtac gönüllere ve hasta insanlara taşıyoruz.
- Diş merhemi göze sürülmez. Bir söz dermandır, amma kimisine iyi gelir, kimisine kötü gelir. Hakikatları yerli yerinde kullanmalıyız. Bunun için faydalı olmalıyız, faydalı olamıyorsak zararlı olmamalıyız.
- Bizim meslegimizde ihtilafların çok önemli sebeblerinden birisi de denkliktir. Aynı seviyedeki kardeşler arasında ihtilaflar olabilir. Bu durumda ikisinden birisinin fedakarlık yapıp digerine inkıyad etmesi lazımdır. Böyle yapan bir nur talebesini melekler bile alkışlar.
- Her Nur talebesine ma’nevi müzahelet( Arkadan yardım etmek, korumak) vardır İlk intikal devresinde ma’nen hep müzaheret var. Tutuşma devresinden sonra şevk devresine giriyor. Otuz yaşına doğru o müzaheret kesiliyor. Artık kendi cehd-ü gayreti ile ilerliyor.Müzaheret devam ederken kendimizi iyi yetiştirmemiz elzemdir.
- İhlas; kelimelerin ruh-u manevisidir. İhlas olmadığı zaman kelimeler, eğitim mermisi gibi, hedefi bulsada çok te’sir etmez. Onun için attığın fikir mermileri hedefi bulamıyor, te’sirsiz kalıyor.
- Risale-i Nur’un yolusırr-ı ihlastır, kulluktur. Bu hakikatları baştaiç dünyamızı ma’mur etmek için kullanacağız. İçimizdeki putları kırmak için kullanacağız.
- Bütün peygamberlerin, evliyaların ve kutupların yolu ihlas yoludur.
- İhlasa ma’ni olan önemli birşey yok! İhlasa ma’ni olan, önemsiz şeylerdir. Lüzumsuz, kederli, hodfüruşane, sakil, riyakarane bazı hissiyat-ı süfliyedir.
- Hizmette başarılı olmak için; Anlatılan hakikatın muhatabın kalbine yerleşmesinin iki sebebi var: Biri, sebeb-i zahiri; Digeri sebeb-i ma’nevi.
- Sebeb-i zahirinin bazı şartları şunlardır: Fiziki yapı endam ve sima güzelligi ve bakımı, Libas, giyiniş. Yaş. Şahsiyet.
- Lisan hakimiyeti, yani müdellel konuşması, terkib kabiliyeti, cümle kurması, mantıki konuşması, beliğ ve fasih konuşması için ilim şarttır.
- Sebeb-i ma’nevinin (hakiki sebeb) sebebleri şöyledir: İhlas: İ’vazsız sırf rıza-i İlahi için konuşmak. Fenâ hakikatta fâni olmak. Nefsini ıslâh edemeyen, başkasını ıslâh edemez. Önce nefsini tezkiye etki, tezkiyeye vesile olasın. Anlattın anlattın tesir etmedi, diyeceksinki ” İhlassız anlatmışım, manen kirliyim.” Salahat: Takva sahibi oldukça sözün müessiriyeti artar. Fakat takva azaldıkça lafızlar kalbden çıkmaz. Islatsa ıslatsa dili ıslatır, kalbden gelmez. Onun için ma’nevi hayatın temiz ve tâhir olması şarttır.
- Az olduğumuza üzülmeyecegiz! Çünkü keyfiyeten az degiliz. Kainat kuruldu kurulalı bu, böyledir. Cemadat fazla nebatat az. Nebadat fazla hayvanat az. Hayvanat fazla insanlar az; Kafirler fazla, müslümanlar az; Âmiler fazla, veliler az; Veliler fazla, asfiyalar az;asfiyalar fazla, enbiyalar az.
- Risale-i Nur’a makamsız hizmet eden, ma’nevi makamatın müntehası olan sıddıkiyete vasıl olur. Bu ise tam mahviyetle olur.
- Sıddıkiyet makamı, niyet ve takva ile olur.
- Mes’ele, yalnız Risale-i Nurdaki hakikatları ezberlemek, mâlumat sahibi olmak degil; mes’ele o hakikatları yaşaya bilmektir.
- Kardeşin seni tahkir ettiği halde sen ona muhabbet göstere biliyorsan, işte o zaman sırr-ı uhuvvet tezahür eder.
- Anlamak iki çeşittir: İbareyi anlamak, hakikatını anlamak. Uhuvvet risalesini okuduğu halde kardeşiyle dövüşen adam, ibâreyi anlamış, hakikatını anlamamıştır. Çünki, hakikatını anlayan insan, kardeşiyle dövüşmez.
- Bir Nur talebesinin ma’nevi dengesi, onun samimi ve hâli hizmetidir.Ne nisbette hizmet ederse, o nisbette dengede demektir.
- Risale-i Murda merhaleler vardır: 1- Şevk devresi, Ruhun hakikatleri kapmasıyla olur. 2- Muhabbet devresi; Risale-i Nur kalbte mekan tutar. Bu devrede tehlike yoktur. Evinde tavuk pişer, fakat o medresede çorbaya koşar. Evinde kuş tüyü yatak vardır, o dershananin kırpıntı yatağına gelir. 3- Sebat devresi; tehlikeli olan devredir. Ülfetle kırılarak zuhur eder. Enaniyet ve süfli arzular çok olur. bu devre sebat etmekle geçirilmelidir. Gaye en az zaiyatla bu dönemi azaltmaktır. :Çünkü irtibatı azalır, içtimai mes’eleler aklını kurcalar. sebat ancak günahlardan çekilmekle, ve Risale-i Nur’un kudsiyetine inançla, Nurlarla meşguliyetle ve derslere devamla olur. 4- sadakat devri; Arabistandan Kutb-u azamda dâvet etse, hürmet eder, fakat yine Risale-i Nur’a koşar.
- Bir âlimin sohbeti, yaralı kalbleri tedavi eder. Fakat bir ârifin sohbeti ölmüş kalbleri diriltir. Risale-i Nur sohbeti o sohbet-i ârifindir.
- Hastanın başında, yaygaracı kadınlar gibi ağlamak hüner degildir. Sessizce gidip doktor çağırmak hünerdir. İlaç yetiştirmek hünerdir. Muazzez üstadımız, cemiyetteki hastalıkların temelindeiman zaafiyeti olduğu teshişini koymuş. Biz de, Kur’an eczanesinden Risale-i Nur ilaçlarını muhtac gönüllere ve hasta insanlara taşıyoruz.
- Diş merhemi göze sürülmez. Bir söz dermandır, amma kimisine iyi gelir, kimisine kötü gelir. Hakikatları yerli yerinde kullanmalıyız. Bunun için faydalı olmalıyız, faydalı olamıyorsak zararlı olmamalıyız.
- Bizim meslegimizde ihtilafların çok önemli sebeblerinden birisi de denkliktir. Aynı seviyedeki kardeşler arasında ihtilaflar olabilir. Bu durumda ikisinden birisinin fedakarlık yapıp digerine inkıyad etmesi lazımdır. Böyle yapan bir nur talebesini melekler bile alkışlar.
- Her Nur talebesine ma’nevi müzahelet( Arkadan yardım etmek, korumak) vardır İlk intikal devresinde ma’nen hep müzaheret var. Tutuşma devresinden sonra şevk devresine giriyor. Otuz yaşına doğru o müzaheret kesiliyor. Artık kendi cehd-ü gayreti ile ilerliyor.Müzaheret devam ederken kendimizi iyi yetiştirmemiz elzemdir.